ERKEKLER KADINLARA BOYUN EĞDİKLERİ ZAMAN HELAK OLURLAR MI?

Uydurma hadisler.

PEYGAMBERİMİZE İSNAD EDİLEN VE KADINLARI KÖTÜLEYEN HADİSLER

Erkekler kadınlara boyun eğdikleri zaman helak olurlar hadis rivayeti Peygamberimizin sözü değildir. Bu hadis rivayetinin kesinlikle Peygamberimizle ilişkisi yoktur. Hadisler toplanırken her rivayet kayda alınmıştır ve sonrasında da hadisler muhaddisler tarafından analize tabi tutulmuşlardır fakat hadis analizinin tamamını sonuçlandıramadan muhaddisler vefat etmişlerdir. Vefatlarından önce sahte rivayetlerin bir kısmını hadis kitaplarından çıkartmışlardır fakat tamamını analiz etmeye ömürleri yetmediği için bir kısmı analiz edilmek üzere arkadan gelen fakihlere kalmıştır.

ERKEKLER KADINLARA BOYUN EĞDİKLERİ ZAMAN HELAK OLURLAR MI? yazısının devamı

ZIHAR VE ÎLÂ NE DEMEK?

NİKAH ÜZERİNE YAPILAN YEMİNLERİN KEFARETİ VAR MI?

Yeminle dini nikah düşer mi?

Sözlükte yemin etmek anlamına gelen îlâ kelimesi kocanın yeminini bir şarta bağlayarak karısını mahkeme olmaksızın boşaması anlamında kullanılan bir fıkıh terimini ifade eder.  Zıhar evlilik akdini sona erdiren bir yemin olarak kabul edilmiştir. Bu yeminle boşamanın çirkin boşamaya (bain talaka) girdiği söylenir. İslam’da güzel boşama çirkin boşanma diye iki tür boşama varmış gibi algılanmıştır. Felsefe yapılarak madem ki “güzel boşama” emredilmiştir. Güzel boşamanın karşıtı, çirkin boşamadır. Öyleyse İslam’da iki çeşit boşama vardır: Mahkeme ile boşama güzel boşamadır. Mahkeme dışında boşama çirkin boşamadır, fetvası verilmiştir. 

Çirkin boşamaya şu örnekler verilmiştir: Üç defa arka arkaya: “Boş ol!” demek, “Üçten dokuza şart olsun seni boşadım.” diye yemin etmek, “Sen gözüme annem gibi görünüyorsun! Yemin olsun sana el sürmeyeceğim.” diye Zıhar yemini etmek vs.

Bu fetvalara göre erkek eşini çirkin boşama ile boşarsa kadın kanuni haklarını kaybeder. Erkeğin zıhar yemini ettiği veya boş ol dediği andan itibaren eşler birbirlerine haram olurlar ve artık aynı evde kalamazlar. Kadın iddet süresini kocasının yanında geçiremez. Kadın hamile de olsa hemen kapı dışarı edilir. Bu boşama sünnete aykırıdır ama geçerli bir boşamadır. Bu fetvaların Kur’an’ı Kerim’de yeri var mıdır, sorusu bu makalenin konusu olarak ele alınmıştır.

ZIHAR VE ÎLÂ NE DEMEK? yazısının devamı

TALAK

TALAKI SELASE NEDİR?

Talak Arapça bir kelimedir ve anlamı boşamak, demektir. Üç talak ise bir erkeğin eşini boşama hakkını aynı anda kullanması demektir. Bu uygulamayı sürdürenler şunları savunmaktadır: İslam’a göre evli çiftler arasında üç nikah bağı vardır. Bu bağlar erkeğe verilmiştir. Bu görüş ashaba ve tabiine dayanır. Ashap ve tabiinin çoğunluğu, dört mezhep imamı ve bu mezheplerin alimleri aynı görüştedir.

İslam’da Talak-ı selase’ye denen erkeğe verilmiş üç talak hakkı mevcuttur. Erkek eşini dilediği zaman, dilediği yerde boşayabilir. Erkek dilerse bu üç hakkın üçünü birden kullanarak karısını boşayabilir.

TALAK yazısının devamı

ÜÇ TALAK HAKKI NEDİR VE NE DEĞİLDİR? KUR’AN NE DİYOR?

ÜÇ TALAK HAKKI

Erkeğin üç talaka sahip olduğu yani üç boşama hakkına sahip olduğu isterse eşini arka arkaya üç defa boş ol diyerek bir kerede boşayabileceği kıyas ve icma yolu ile ortaya atılmış bir uygulamadır.

(İcma: Bir hadisenin dini hükmünü ortaya koymak konusunda fakihlerin görüşlerinin bir noktada birleşmesidir. Kıyas: Bir hadisenin dini hükmünü ortaya koymak konusunda bir fakihin şahsî görüşüdür.)

ÜÇ TALAK HAKKI NEDİR VE NE DEĞİLDİR? KUR’AN NE DİYOR? yazısının devamı

KALU BELA NE DEMEK? ADEMOĞULLARININ BELLERİNDEN ZÜRRİYETLERİ ÇIKARILIP: “RABBİNİZ KİM?” DİYE SORULDU MU?

Araf Suresi 172. ayet bize ne anlatıyor?

Hz. Âdem’in sırtından veya Âdem oğullarının sırtlarından zürriyetlerinin nasıl dışarı çıkarılıp soruya muhatap edildiği konusunda Araf Suresi 172. ayet mealleri ve tefsirlerde farklı farklı yorumlar vardır. Tefsirlerin bazılarında ruhların bedenlerden önce yaratılıp kalu belada Âdem oğullarının sırtlarından zürriyetlerinin çıkarılıp: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusunun sorulduğu sonra bu ruhların insan bedeniyle birleştiği şeklinde yorumlanmıştır.

Diğer bazı yorumlarda ise bu ayetin mecazi anlamda olduğu ileri sürülmüştür: “Bu ayet, insanoğlunun rahimlerdeki oluşma aşamasında Allah’ın varlığını anlayacak bir akıl ile donatılmış olduğunu kasteder.” denmiştir.

Bu ayet mealleri ile ilgili bazı sorular mevcuttur: İnsanların bellerinden zürriyetleri alınıp soru sorulup geri konulmuşsa bu nasıl ve ne zaman olmuştur? Allah Ademin beline zürriyetlerini koymadan niye sormadı da sonradan çıkarıp sordu? Allah insanları Kalu Belada ruh olarak mı yoksa ruh ve beden birlikte mi huzuruna aldı da bu soruyu sordu? İnsan ruhu ne zaman yaratılmıştır ne zaman yaratıldığı ile ilgili bir bilgi Kur’an’ı Kerim’de var mıdır?

KALU BELA NE DEMEK? ADEMOĞULLARININ BELLERİNDEN ZÜRRİYETLERİ ÇIKARILIP: “RABBİNİZ KİM?” DİYE SORULDU MU? yazısının devamı

DİLLER NASIL OLUŞTU? İNSAN OKUMAYI VE YAZMAYI NE ZAMAN ÖĞRENDİ? KUR’AN NE DİYOR?

İnsan konuşmaya ne zaman başladı?

Tarih boyunca insanlar; ilk konuşmanın nasıl başladığını, dillerin nasıl oluştuğunu, yazının hangi tarihte kullanılmaya başladığını hep merak etmişlerdir çünkü iletişim bütün canlılar için gereklidir.

DİLLER NASIL OLUŞTU? İNSAN OKUMAYI VE YAZMAYI NE ZAMAN ÖĞRENDİ? KUR’AN NE DİYOR? yazısının devamı

HÜKÜM NE DEMEK? İSLAM’DA HÜKÜM KOYMA YETKİSİ KİME AİTTİR?

PEYGAMBERLER HÜKÜM KOYABİLİR Mİ?

Hüküm; egemen olma, buyruğunu yürütme, yargılama ve karar verme anlamlarında kullanılır: “Mahkemenin hükmü budur.”, “Burada hüküm sahibi sensin.” “Dinde hüküm sahibi Allah’tır.”

Allah Peygamberleri vasıtasıyla Kitaplar indirmiştir. Kitapların içeriğinde öğütler, emirler ve yasaklar bulunur. Bunlara Allah’ın indirdiği hükümler, denir. Kur’an’ın Kerim’de bu terim çok sık zikredilir.

Dünya ve ahirette insanların mutlu olmalarını sağlamak için İslam’ın getirdiği kurallar bütününe şer’i hükümler (ahkam-ı şer’iyye) denir. Hükümler yapılış maksatlarına göre ikiye ayrılmıştır: Dünyevi hükümler, uhrevi hükümler. Fıkıhta hüküm; mükelleflerin fiilleriyle ilgili ilahi hitaplara denir. Kelam ilminde hüküm; İslam dininin iman, ibadet, muamelat ve ahlaka dair genel ilkelerini kapsar.

HÜKÜM NE DEMEK? İSLAM’DA HÜKÜM KOYMA YETKİSİ KİME AİTTİR? yazısının devamı

HADİSLER OLMADAN KUR’AN’I ANLAYABİLİR MİYİZ?

KU’RAN VE HADİSLER

Tevrat’a sonradan varis olan kötü niyetli kimseler Talmud diye bir hadis kitabını toparlayıp yazmışlar ve onu Yahudi halkına din olarak kabul ettirmişlerdir. Tevrat mühürlü bir kutu misali bir köşeye bırakılmıştır. Allah’ın indirdiği güzel öğütlerin sonraki nesillere aktarılmasına izin vermemişlerdir. Yahudiler bu yaptıklarından dolayı Allah’ın gazabına uğramışlardır. Allah onları lanetlemiş parça parça edip yer yüzüne dağıtmıştır.

HADİSLER OLMADAN KUR’AN’I ANLAYABİLİR MİYİZ? yazısının devamı

KİTAP EHLİ NE DEMEK?

KUR’AN’DA EHLİ KİTAP İFADESİ HANGİ ANLAMDA VE KİMLER İÇİN KULLANILMAKTADIR?

/

MÜMİN, MÜŞRİK, KAFİR, HANİF, MÜSLÜMAN NE DEMEK?

Birçoğumuz Ehli Kitap sözcüklerini işitmiş ve ne anlama geldiğini merak etmişizdir. Birçok makalede bu terimlerin dört kutsal Kitap’a iman edenler için kullanıldığı açıklanmıştır. Bazı makalelerde ise Muhammed ümmetinin ehli kitaba dahil olmadığı, diğer üç din için bu terimlerin kullanıldığı ileri sürülmüştür. Acaba bu açıklamalar doğru mudur? Kur’an ne diyor? Ehli Kitap kime denir? Müslümanlar Ehli Kitap sayılır mı?

KİTAP EHLİ NE DEMEK? yazısının devamı

YENİDEN YARATILIŞ NASIL OLACAK? İNSAN KUYRUK KEMİĞİNDEN Mİ YARATILACAK?

Tarih boyunca insanlar, tarafından ölüm ve sonrası hep merak edilmiştir. Kimileri yeniden yaratılışın mutlaka gerçekleşeceğine inanmış, kimileri ise yeniden yaratılışı tamamen inkâr etmiştir. İnsanın öldükten sonra çürümeyen bir kemiğinin olduğu doğru mu? Kur’an’ı Kerim’de bir bilgi var mı? Bu yazı bu konuyla ilgili hazırlanmıştır.

YENİDEN YARATILIŞ NASIL OLACAK? İNSAN KUYRUK KEMİĞİNDEN Mİ YARATILACAK? yazısının devamı

MÜMİN ERKEKLER VE MÜMİN KADINLAR BİRBİRLERİNİN DOSTUDUR

TÖVBE SURESİ / 71. AYET


İnsanlar haksızlıklar ve hukuksuzluklar altında kıvır kıvır kıvranıyor. Zulüm din diye yutturulmaya çalışılıyor. Dinle uzaktan yakından alakası olmayan şeyler Allah’ın emriymiş gibi gösteriliyor. Allah ve Resulü çoktan unutulmuş. Ne yaptığımızın farkında bile değiliz. Helak edilmiş geçmiş kavimlerin sünnetlerini yerine getiriyoruz da haberimiz yok. Yaptıklarımızın karşılığında da Allah’ın bizi mükafatlandıracağını umuyoruz.

Yaşantımızı ne zaman sorgulamaya başlayacağız? Neden insanlar dinden, imandan uzaklaşıyor? Neden çocuklarımıza sahip çıkamıyoruz? Neden çocuklarımız doğru cevaplara ulaşamıyor? Neden haramları helal bilir olduk?

MÜMİN ERKEKLER VE MÜMİN KADINLAR BİRBİRLERİNİN DOSTUDUR yazısının devamı

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜN DÜNÜ BUGÜNÜ

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!

Dünya Kadınlar Günü süslü tebriklerin paylaşıldığı mesajlarda kalmamalıydı. Dünya Kadınlar Günü 8 Mart’a hapsedilmemeliydi. Dünya Kadınlar Gününde sadece anneler, kız kardeşler, sevgililer ve arkadaşlar hatırlanmamalıydı.

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜN DÜNÜ BUGÜNÜ yazısının devamı

DOMUZ ETİ VE DOMUZ ÜRÜNLERİNİ YEMEKTEN KAÇINABİLMENİN TEK YOLU VAR

DOMUZDAN ELDE EDİLEN ÜRÜNLER BİRÇOK GIDADA KULLANILIYOR?

Dinimizde domuz etini yemek haramdır. Domuzdan elde edilen diğer ürünleri de kullanmak haramdır. Türk Gıda Kodeksi Avrupa Birliği mevzuatına uygun hale getirildi. Domuz, yaban domuzu ve at eti 2006 yılında kasaplık kırmızı et kapsamına alındı. Türkiye’de domuz yetiştirmek, domuz eti satmak serbest oldu. Dolayısıyla domuzdan elde edilen katkı maddelerinin ticari olarak kullanımına herhangi bir sınırlama getirilmedi.

DOMUZ ETİ VE DOMUZ ÜRÜNLERİNİ YEMEKTEN KAÇINABİLMENİN TEK YOLU VAR yazısının devamı

SAVAŞTA ORANTISIZ GÜÇ KULLANMAK GÜNAH MIDIR?

Saldıran siz olmayın. Savunmada orantılı güç kullanın. Allah zalimleri sevmez.

İyi komşuluk ilişkileri karşılıklı eşit caydırıcı askeri güce sahip olunarak sağlanabilir. Eğer taraflardan birinin savunma gücü yoksa diğer taraf emperyalist bir tavır sergiler.

SAVAŞTA ORANTISIZ GÜÇ KULLANMAK GÜNAH MIDIR? yazısının devamı

KURBAN KISSASI VE HZ. İBRAHİM’İN OĞLUNU KURBAN ETME OLAYI

Allah, Hz. ibrahim’i büyük bir kurban indirerek ödüllendirdi.

Müşrikler erkek çocuklara değer verir, kız çocukları hor görürlerdi. Putlara taparlar ve kız çocuklarını da gözlerini kırpmadan putlara kurban ederlerdi. Erkek çocukları ise kendilerine ayırırlardı.

Hz. İbrahim’in bulunduğu toplumda da erkek çocuklar çok kıymetliydi. Bundan dolayı Hz. İbrahim’in sadakatini Allah oğluyla ölçtü. Allah kalplerdekini bilir ve onun imanını da elbette biliyordu. Bilmediği için değil, İbrahim as.mın Allah’a olan sadakati konusunda, kendinden başka şahitler de oluşsun istediği için böyle yaptı ve cinlerden, meleklerden ve insandan şahit oluşturdu.

KURBAN KISSASI VE HZ. İBRAHİM’İN OĞLUNU KURBAN ETME OLAYI yazısının devamı

ZİNADAN DOĞAN ÇOCUĞA MİRAS DÜŞER Mİ?

Evlilik dışı doğan çocukların mirasta hakkı var mı?

Dinimizde zinadan doğan çocuğun miras hakkı evlilik içi doğan çocuklarla eşittir fakat uygulamalarda haksızlık vardır. Dini otoriteler zinadan doğan çocuğun miras hakkını gasp etmişlerdir ve bunun toplumun yararına olduğunu ileri sürmüşlerdir. Aslında bu uygulamalarla hem toplumu günaha sokmuşlar hem de günahsız bir çocuğun haklarını zayi etmişlerdir. Uygulamalar Kur’an Kerim kaynaklı değildir.

ZİNADAN DOĞAN ÇOCUĞA MİRAS DÜŞER Mİ? yazısının devamı

İNSAN NEREDE YARATILDI?

İnsanların ataları olan Hz. Adem ve Hz. Havva nerede yaratıldı?

İlk insanın yeryüzünde yaratıldığı ve sonra gökyüzünde bulunan cennete yerleştirildiği görüşüne karşılık ikinci bir görüş daha ileri sürülmektedir. İkinci görüşe göre gökyüzündeki cennet henüz yaratılmamıştır daha sonra yaratılacaktır. Cennet bahçe demektir. Hz. Adem ile eşi yeryüzündeki çok verimli bir bahçede yaratılmışlar ve burada yaşamışlardır. Günah işleyince buradan çıkartılmışlardır. Ayetler eşliğinde bu iki görüşü analiz edelim.

Hz. Âdem’in nerede yaratıldığına dair net ve açık bir bilgiyi Kur’an’ı Kerim’de bulabilir miyiz? Cennet daha sonra mı yaratılacak? İnsanın canlı canlı yeryüzünden alınıp da gökyüzündeki bir cennete yerleştirilmesi mümkün mü?

İNSAN NEREDE YARATILDI? yazısının devamı

PEKTİN NEDİR? PEKTİN HELAL MİDİR?

Pektin içeren besinleri yemek caizdir.

Türkiye’de ve diğer ülkelerde farklı farklı gıda katkı maddeleri kullanılmaktadır. Bu maddeler kod numarası verilerek belirlenmiştir. Besmelesiz kesilen etlerden ya da domuz etlerinden elde edilen katkı maddeleri Müslümanlar için dini açıdan sıkıntılar oluşturmaktadır. Katkı maddeleri sadece hayvanlardan elde edilmiyor. Hayvanlar hariç bitkilerden ve meyvelerden elde edilen katkı maddeleri de bulunmaktadır. Meyvelerden ve bitkilerden elde edilen katkı maddelerini tüketmek helaldir.

PEKTİN NEDİR? PEKTİN HELAL MİDİR? yazısının devamı

YECÜC VE MECÜC NEDİR? YECÜC VE MECÜC KUR’AN’I KERİM’DE GEÇİYOR MU?

Yecüc Mecüc hangi kavimdir? Yecüc Mecüc neden hapsedildi?

Kur’an’ı Kerim’de Zülkarneyn kıssasında geçen, Zülkarneyn tarafından Allah’ın yardımıyla dağlık bir bölgeye hapsedilen ve kıyamet öncesinde kıyamet alameti olarak hapsedildiği dağlık, tek geçitli bu bölgeden tekrar ortaya çıkacak olduğu belirtilen, saldırgan, savaşçı bir kavime verilen isimdir. Yecüc ve Mecüc kavmi, yerleşik düzeni benimsemeyen, geçimini savaş ganimetinden ve hayvancılıktan sağlayan göçebe bir kavimdir. Araplar, dini yanlış yorumlamaya başladıklarında Arapları emri altına alacağı bir hadisle bildirilmiştir.

Yecüc ve Mecüc hapsedilmiş olduğu bölgeden dışarı çıktı mı? Yecüc ve Mecüc hangi kavim olabilir?

YECÜC VE MECÜC NEDİR? YECÜC VE MECÜC KUR’AN’I KERİM’DE GEÇİYOR MU? yazısının devamı

YAHUDİ DİN ADAMLARI ALLAH’A İFTİRA ATTILAR VE BAZI ŞEYLERİ HARAM KILDILAR.

Yahudi din adamları uydurdukları şeylerden dolayı mükafat mı bekliyorlar?

Yahudi din adamları, Allah’ın haram kıldığı şeyler dışındaki bazı şeyleri Yahudi halkına haram kılmışlardır. Allah Kur’an’ı Kerim’de onların bu yaptıklarını eleştirmiştir. Bu yaptıklarından dolayı sorgulanacaklarını bildirmiştir çünkü yaptıklarını Allah’ın emri gibi göstermişlerdir. Yalanlar söyleyerek Allah’a iftiralarda bulunmuşlardır.

Yahudiler tavşan, deve; kabuklu deniz ürünlerinden pulsuz ve yüzgeçleri bulunmayan balıkların yenmesini kendilerine haram kılmışlardır. Et ile sütü beraber pişirip yemezler. Sütlü yemek yemişlerse en az bir saat geçtikten sonra etli yemek yerler. Etli yemek yemişlerse sütlü yemek için en az altı saat beklerler. Hayvanların bazı bölgelerindeki yağları da kendilerine haram kılmışlardır.

YAHUDİ DİN ADAMLARI ALLAH’A İFTİRA ATTILAR VE BAZI ŞEYLERİ HARAM KILDILAR. yazısının devamı

ALLAH’IN İSTEMESİ İLE KULUN İSTEMESİ AYNI MIDIR?

Allah’ın istemesi bir ihtiyaçtan mı doğmaktadır?

Allah’ın istemesinin ihtiyaçtan doğduğunu ileri süren bir görüş var. Bunlar, bu ileri sürdükleri sav ile Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmadığının doğru olmadığını ispatlamaya çalışıyorlar.

Allah’ın istemesi ile kulunun istemesi aynı şey midir? Allah’ın isteği olmalı mıdır? Allah’ın isteği olması, onun Allah olmasına engel olur mu? Allah istemeden mi yaratmalı? Allah istemeden yaratırsa ne olur?

ALLAH’IN İSTEMESİ İLE KULUN İSTEMESİ AYNI MIDIR? yazısının devamı

CİNLER İNSANLARIN İÇİNE GİRER Mİ? İSLAM’DA CİN ÇIKARMA DİYE BİR OLAY VAR MI?

Cinler insanları akıl hastası eder mi?

Allah’ın varlığına inansın inanmasın geçmiş zamanlardaki insanlarda da zamanımızda ki insanlarda da bir cin korkusu görürüz. Çoğu insan cinler musallat olur diye evde yalnız kalamaz. İnsanlardan kimileri bu canlıları bir mit olarak görür ve varlığına inanmazlarken kimileri cinlerin varlığını kabul eder ve onlardan gelecek zararlardan ciddi bir şekilde korkar. Bu korkular en ufak olaylarda cincilere koşulmasına sebep olur. Ortalık şifa dağıttığını iddia eden ve cin çıkarma seanslarıyla insanlardan yüksek ücretler talep eden uyanıklarla doludur.

Aklımıza bazı sorular takılıyor olabilir. Örneğin, cin diye akıllı bir varlığın yaşadığı ve insanı etkileyebildiği doğru mudur? Dinin cin anlatısı nasıldır? Cin çıkartma seanslarının dinde yeri var mıdır. Cinlerin şerrinden korunmak için ne yapmalı?

CİNLER İNSANLARIN İÇİNE GİRER Mİ? İSLAM’DA CİN ÇIKARMA DİYE BİR OLAY VAR MI? yazısının devamı

“DR. ÖLÜM” LAKABI TAKILAN DOKTOR KİMDİR?

Ömrü boyunca yüzden fazla insana ötanazi uyguladı.

Jack Kevorkian, 1952 yılında Michigan Üniversitesinden Tıp Fakültesinden mezun oldu. Mesleki eğitiminin başlarında tıbbi ana akımdan uzaklaştı. Ölüm hücresindeki mahkumlar üzerinde tıbbi deneyler yürüttü daha sonra öldürücü enjeksiyon yaparak onları öldürdü. Kendisine Dr. Ölüm lakabı takıldı. Bundan sonra intihar klinikleri kurulmasını savundu.

“DR. ÖLÜM” LAKABI TAKILAN DOKTOR KİMDİR? yazısının devamı

KÖPEK NECİS MİDİR? KÖPEK NEDEN NECİS KABUL EDİLİYOR?

Evin içinde köpek beslemek caiz midir? Neden caiz değildir?

Köpekler insana en yakın hayvanlardan birisidir hatta bir numaradır. Bir lokma ekmek versen unutmaz, seni yıllarca korur. Nankörlük nedir bilmezler. İnsanın evladı bile mezarına uğramazken köpekler sahiplerinin mezarlarını sık sık ziyaret ederler. Güneydoğuda köpeklerin belediyeler tarafından ortadan kaldırıldığını okudum. Köpekler niçin öldürülür. Köpek pis hayvan mıdır? Kur’an bu konuda ne diyor?

KÖPEK NECİS MİDİR? KÖPEK NEDEN NECİS KABUL EDİLİYOR? yazısının devamı

KAFİR KİME DENİR?

Kafirler Allah’ın varlığının doğadaki delillerini dikkate almazlar.

Allah’ın varlığına işaret eden delilleri dikkate almayan ve Allah’ın varlığını, meleklerini, peygamberlerini ve kitaplarını inkâr eden kimselere kafir veya müşrik denir. İnsanın doğasında tapınma ihtiyacı vardır. Her insan mutlaka bir şeylere tapar. Kafirler nelere taparlar?

KAFİR KİME DENİR? yazısının devamı

ÖTANAZİ NEDİR? ÖTANAZİ YAPTIRMAK GÜNAH MIDIR?

Ötanazi yapan doktorlar katil olur mu?

Ötanazi, bir canlının ölmesine yardım ederek, insan müdahalesiyle hayatını sonlandırmak demektir. Ötanazi bir insan hakkı mıdır? Ötanazi niçin yapılır? Ötanaziyi kimler yapar? Ötanazi kaç çeşittir? Ötanazi kimlere yapılır? Ötanazi intihar sayılır mı? Ötanazi günah mıdır?

ÖTANAZİ NEDİR? ÖTANAZİ YAPTIRMAK GÜNAH MIDIR? yazısının devamı

ÇOCUKLARI DA ETKİLEMEYE BAŞLAYAN COVİD-19 VAKASI KÜRESEL ÇAPTA REKOR KIRIYOR.

Covid-19 yeni varyant Omicron sınır tanımıyor.

Omicron varyantı bütün köşeleri tutmuş durumda. Sağlık personeli elinden geleni yapıyor ama halk hiç bir şey yokmuş gibi davranıyor, yeterince korunmaya özen göstermiyor. Sağlık hizmetlerindeki aşırı yoğunluk sağlık emekçilerini artık bunaltıyor. Personel yetersizliği kurumları ve piyasayı vuruyor. Ekonomiler bu yükü kaldırabilecekler mi? Çocuklarımız yakın bir zamanda aşıya kavuşabilecek mi?

ÇOCUKLARI DA ETKİLEMEYE BAŞLAYAN COVİD-19 VAKASI KÜRESEL ÇAPTA REKOR KIRIYOR. yazısının devamı

İDDET NE DEMEKTİR? DİNİMİZDE KADININ İDDET SÜRESİ NEDİR?

Kur’an’da kadının iddet süresi

Sözlükte saymak, miktar, adet anlamına gelen iddet kelimesi dinimizde bir fıkıh terimi olarak kullanılır. Evliliğin her hangi bir sebeple sonlandırılması durumunda kadının ikinci bir evlilik yapabilmesi için beklemesi gereken süreye iddet müddeti denir. İddet müddeti tüm hukuk sistemlerinde mevcuttur. Kur’an, iddet bekleme süresini daha kısa tutmuştur. Kur’an’da iddet müddeti kaç gündür? Kur’an niçin iddet müddetini daha kısa tutmuştur? Bu yazıda bunları bulabilirsiniz.

İDDET NE DEMEKTİR? DİNİMİZDE KADININ İDDET SÜRESİ NEDİR? yazısının devamı

YILBAŞI KUTLAMAK GÜNAH MI? GREGORYEN TAKVİMİNİN HZ. İSA’NIN DOĞUM TARİHİ İLE NE GİBİ BİR İLİŞKİSİ VARDIR?

Hz. İsa’nın gerçek doğum tarihi nedir? Yılbaşı kutlamalarının kökü nereye dayanır.

Yılbaşı festivalleri gün geçtikçe yaygın hale gelmeye başlamıştır. Ülkemizde de kutlamalar yapılmaktadır. Halk tarafından 1 Ocağın Hz. İsa’nın doğum günü olduğu ve bundan dolayı kutlandığı zannedilir. Halbuki Hz. İsa’nın doğum gününe “Noel” denir. Genellikle 25 Aralıkta kutlanır.

Yılbaşı festivalinin tarihçesi nedir. Yıl başının Hz. İsa’nın doğumu ile ne gibi bir ilişkisi var? İlk yılbaşı ne zaman ve nerede kutlandı? Yılbaşı kutlamak İslam’a uygun mu?

YILBAŞI KUTLAMAK GÜNAH MI? GREGORYEN TAKVİMİNİN HZ. İSA’NIN DOĞUM TARİHİ İLE NE GİBİ BİR İLİŞKİSİ VARDIR? yazısının devamı

ALLAH ERKEKLERİN DÖRT EVLENMESİNE İZİN VERDİ VE ARALARINDA SEVGİDE ADALETİ SAĞLAMAKLA ONLARI YÜKÜMLÜ TUTMADI YORUMU DOĞRU MUDUR?

Çok evlenmek Kur’an’da var mıdır?

Allah erkeklerin dört evlenmesine izin verdi mi?

Kadınlar dini konularda cahil bırakılıyor. Böyle olunca aleyhlerine olan şeyleri Allah’ın emri zannediyor ve kabulleniyorlar.

ALLAH ERKEKLERİN DÖRT EVLENMESİNE İZİN VERDİ VE ARALARINDA SEVGİDE ADALETİ SAĞLAMAKLA ONLARI YÜKÜMLÜ TUTMADI YORUMU DOĞRU MUDUR? yazısının devamı

İNŞALLAH NE DEMEKTİR? İNŞALLAH DEMEYİ UNUTURSAK NE DEMELİYİZ?

İnşallah diyerek Allah’ı tazim etmiş ve eksikliklerden tenzih etmiş oluruz.

İnşallah ne demek: İnşallah sözü Arapça’dır. Allah dilerse, Allah isterse anlamındadır. Hepimiz çoğu zaman inşallah deriz, çoğu zaman da demeyi unuturuz. İnşallah demenin bir önemi var mı? Neden inşallah denir? Ya inşallah demeyi unutursak?..

İNŞALLAH NE DEMEKTİR? İNŞALLAH DEMEYİ UNUTURSAK NE DEMELİYİZ? yazısının devamı

HZ. AİŞE KAÇ YAŞINDA EVLENDİ?


Peygamberimizin evlilikleriyle ilgili konulara ilgi duyan birçok Müslüman ve gayri müslim bulunmaktadır. Üstünde en çok durulan konulardan biri de Hz. Aişe’nin dokuz yaşında evlendiği iddiasıdır.

İnsanların aklına bazı sorular takılmaktadır: Dinimiz çocuk yaştaki kızlarla evlenmeye izin veriyor mu? Hz. Aişe dokuz yaşında evlendi hadis rivayeti doğru olabilir mi? Peygamberimiz gerçekten dokuz yaşında bir çocukla evlendi mi? Bu yazıda bunlara yanıt arayacağız.

HZ. AİŞE KAÇ YAŞINDA EVLENDİ? yazısının devamı

YENİ ÇALIŞMALAR TÜM AHTAPOTLARIN ZEHİRLİ OLDUĞUNU ORTAYA KOYDU

Tüm ahtapotların zehirli olduğu anlaşıldı.

Eskiden zehirli olduğu bilinen ahtapot türü sadece mavi halkalı ahtapottu. Melbourne Üniversitesinden ve Victoria Müzesinden bazı bilim adamlarının çalışmaları Journal of Molecular Evolution’da 2009 yılında yayınlandı.

Melbourne Üniversitesi Bio21 Enstitüsü Biyokimya bölümünden Dr Bryan Fry bir açıklama yaptı. Mavi halkalı ahtapot türlerinin insanlar için tehlikeli ve öldürücü tek grup olmaya devam ettiğini söyledi. Diğer türlerin de zehirli olduğunu söyledi. Bu zehirler, sinir sistemini felç etmek gibi özel işlevlere sahip toksik proteinlerdir, dedi.

Dr Fry araştırmalarını yaparken Hong Kong, Mercan Denizi, Büyük set Resifi, ve Antarktika’daki kafadan bacaklılardan doku örnekleri aldı. Ekip bu farklı türlerin genlerini analiz etti. Hepsinin zehirli bir atadan geldiğini zamanla bu kimyasal cephaneliğe ek proteinler eklendiğini keşfetti.

“Araştırmalar sadece bu hayvanların cephaneliklerini nasıl bir araya getirdiklerini anlamamıza yardımcı olmayacak aynı zamanda zehirlerden yeni ilaçlar da geliştirilmesine yardımcı olacak. Aynı protein türlerinden bazılarının hayvanlar aleminde toksin olarak kullanılmak üzere toplanmış olması tesadüf gibi görünmüyor.” dedi.

Ahtapotlar, mürekkep balığı ve karamarlar henüz kullanılmamış bir kaynak olarak görülüyor ve bu zehir proteinlerinin yapısı ve etki biçiminin anlaşılması; ağrı yönetimi, kanser ve alerji gibi bir dizi koşul için ilaç tasarımında faydalı olacağı umuluyor. Benzer zehir proteinlerin bugün deneylerde kullanıldığını biliyoruz.

Kaynak: Melbourne Üniversitesi (Haber: Web)

PEYGAMBER EFENDİMİZİN EVLİLİKLERİNİN SEBEP VE HİKMETLERİ NELERDİR?

Peygamber Efendimizin evlilikleriyle ilgili hükümler müminlerinkinden neden farklıdır?

Peygamberimiz elli üç yaşından sonra arka arkaya evlilikler yapmıştır. İnanmayanlar onu şehvetine düşkünlükle suçlamışlar inananlar da maalesef bu evlilikleri yanlış yorumlamışlar ve Peygamberimizin cariyeleri falan da bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN EVLİLİKLERİNİN SEBEP VE HİKMETLERİ NELERDİR? yazısının devamı

MÜNAFIK NE DEMEK?

Münafıklar kesinlikle cehenneme gideceklerdir.

Rabbimiz güzel ahlaklı olmayı ve adaletli olmayı emrediyor fakat tarih boyunca Allah’ın bu emrini delmeye, insanları tekrar cahiliye devrine götürmeye yeltenen kimseler olmuştur. Allah bu kimseleri münafık olarak nitelendirmiştir.

MÜNAFIK NE DEMEK? yazısının devamı

ALIN YAZISI NE DEMEK, ALIN YAZISINA İNANMAK DOĞRU MU?

Alın yazısının varlığına inanmak doğru mudur?

İnsanlar başlarına gelen her olaya alın yazısı veya kader derler. Hayatımız boyunca yaşadıklarımızın önceden alnımıza yazıldığını ve onu yaşamak mecburiyetinde olduğumuza inanırlar. Hayatımız boyunca yaşayacaklarımızın bizim alnımıza önceden yazıldığı doğru mudur? İnsanın iyi ve kötüyü yolu seçme şansı yok mu? Bu söylenenlerin doğru olup olmadığını nasıl anlayacağız. Kur’an’ı Kerim’de bu konuyla ilgili ayetler var mı? Bu ayetler bu söylenenleri doğruluyor mu?

ALIN YAZISI NE DEMEK, ALIN YAZISINA İNANMAK DOĞRU MU? yazısının devamı

İSLAM’DA ÇOK EŞLİLİK VAR MI?

Dört evlenmek bir zaruretten midir?

Bugün dört evlenmekle ilgili yazılara şöyle bir göz atmak istedim. Dört evlenmek Allah’ın emri veya tavsiyesi gibi sunuluyordu. Bu tavsiye bazı mecburiyetlerden kaynaklanıyor, deniliyordu. Aklıma birçok soru takıldı. Okuduklarıma maalesef katılamadım. Neden katılamadığıma dair iki satır bir şeyler yazayım, istedim.

İSLAM’DA ÇOK EŞLİLİK VAR MI? yazısının devamı

ERKEK, RABBİNE SORDU VE RABBİ ONA DEDİ Kİ

Allah kadına da erkeğede eşit yakınlıktadır. Allah mümin kullarının dostu ve yardımcısıdır.

Erkek, Rabbine sordu: “Rabbim, ben niçin evin masraflarını üstleniyorum, niçin evleneceğim kadına mehir veriyorum?”

ERKEK, RABBİNE SORDU VE RABBİ ONA DEDİ Kİ yazısının devamı

LEDÜN-İLMİ NEDİR?

Şeytan cahili sever, Allah ise alimi çünkü manevi kurtuluş ancak ilim ve imanla olur.

Ledün-ilmi: Gayb-i bilgi ve sırlara sahip olmak anlamında kullanılır. Ledün ilmi, Kur’an’ı Kerim’de Hz. Musa kıssasında geçer ve bu ismi de kıssada geçmesinden dolayı almıştır.

LEDÜN-İLMİ NEDİR? yazısının devamı

SECCADE NEDİR? SECCADE KULLANMAK SÜNNET MİDİR?

Tek kişilik bir seccade.

Seccade, namaz kılmak için yere yayılarak kullanılan, bir kişilik sergilere verilen addır. Namaz kılınan her evde mutlaka seccade bulunur. Temiz olmak şartıyla kumaş, halı, hasır, hayvan postu gibi malzemeler seccade yapımında kullanılabilir.

SECCADE NEDİR? SECCADE KULLANMAK SÜNNET MİDİR? yazısının devamı

MERHAMET EDENE MERHAMET EDİLİR

İMANIN BULUNMADIĞI BİR KALPDE VİCDAN VE MERHAMET BULUNMAZ.

Binlerce aile geçim sıkıntısı içinde kıvranırken lüks içinde yaşamak onların sıkıntılarını paylaşmaya yanaşmamak vicdani ve insani değildir.

MERHAMET EDENE MERHAMET EDİLİR yazısının devamı

KADER DEĞİŞİR Mİ? İNSAN, KADERİ DEĞİŞTİREBİLİR Mİ?

Kaderimizi kim belirler?

Bazı insanlar, insanın kaderini değiştirilebileceğini iddia eder. Peki, insan kaderini değiştirebilir mi, insan iradesi ile kaderin arasında ne gibi bir ilişki vardır? İnsan neyi değiştirebilir, neyi değiştiremez?

KADER DEĞİŞİR Mİ? İNSAN, KADERİ DEĞİŞTİREBİLİR Mİ? yazısının devamı

RECMEDİLMEK KUR’AN’I KERİM’DE GEÇİYOR MU?

Öldürülmesi haram kılınan kimseyi öldürmek bir cinayettir.

Dini konularda en çok eleştiri alan konulardan biri zina suçlarına verilen taşlama cezalarıdır. Bu ceza gündemdeki yerini muhafaza etmeye devam etmektedir çünkü bu ceza Müslüman ülkelerin birçoğunda hala uygulanmaktadır.

RECMEDİLMEK KUR’AN’I KERİM’DE GEÇİYOR MU? yazısının devamı

CİNSİYET DEĞİŞTİRMEK MÜMKÜN MÜ?

BİYOLOJİK KİMLİĞİMİZİ AMELIYATLARLA YOK EDEMEYİZ.

CİNSİYET NASIL OLUŞUR?

Erkeklerin bütün hücrelerinde XY cinsel kromozomu, kadınların bütün hücrelerinde XX kromozomu bulunmaktadır. Bir bebeğin cinsiyetini belirleyen, bebeğin babasıdır.

CİNSİYET DEĞİŞTİRMEK MÜMKÜN MÜ? yazısının devamı

EŞCİNSELLİK BİR HASTALIK MIDIR?

Eşcinsellik bir tercih midir?

Eşcinsellik seküler kesimle dindar kesimler arasında bir sürtüşme konusu olmuştur. Seküler kesim, eşcinselleri üçüncü bir cins olarak kabul etmektedir. Tercih ettikleri hayat tarzlarından aldıkları zevklere hak ve özgürlük açısından bakılması gerektiğini savunmaktadır.

EŞCİNSELLİK BİR HASTALIK MIDIR? yazısının devamı

DÜŞÜNDÜKLERİMİZDEN DOLAYI HESABA ÇEKİLECEK MİYİZ?

İNSAN DÜŞÜNEN BİR VARLIKTIR.

İnsanlar hep merak etmiştir: Aklımızdan geçen kötü bir düşünce amel defterimize günah olarak yazılır mı ya da aklımızda geçirdiğimiz iyi bir şey sevap olarak yazılır mı?

DÜŞÜNDÜKLERİMİZDEN DOLAYI HESABA ÇEKİLECEK MİYİZ? yazısının devamı

KUR’AN’I KERİM NE ZAMAN KİTAP HALİNE GELDİ VE NE ZAMAN ÇOĞALTILDI

Kur’an’ı Kerim hangi malzeme üzerine yazıldı ve onu kim muhafaza etti?

Peygamberimize Hz. Cebrail vasıtasıyla indirilmiş olan yüce Kitap’ımız Kur’an’ı Kerim 23 senede tamamlanmıştır. Kur’an’ı Kerim taşa, ağaca mı yazıldı yoksa deri üzerine mi? Rastgele malzemelere yazılan ayetlerden bazıları kayıp mı oldu? Peygamberimizin sağlığında Kitap halinde miydi yoksa vefatından sonra mı Kitap haline getirildi?

KUR’AN’I KERİM NE ZAMAN KİTAP HALİNE GELDİ VE NE ZAMAN ÇOĞALTILDI yazısının devamı

ŞİDDET KULLANARAK AİLEDE BARIŞ VE HUZUR SAĞLANABİLİR Mİ?

Şiddet hakka üstün olursa sevginin yerini nefret alır.

Türk toplumunda kadına şiddet uygulayarak kadını korkutmanın gerekli olduğuna inanılır. Maalesef kadına değer veren her adımda kadını korumaya çalışan Allah’ın indirdiği hikmetli emirler bu inanca alet edilmekte ve ayetler kadınlar aleyhine yorumlanmaktadır.

ŞİDDET KULLANARAK AİLEDE BARIŞ VE HUZUR SAĞLANABİLİR Mİ? yazısının devamı

İNSAN ÇAMURDAN MI YARATILDI?

İNSANIN HAM MADDESİ

HER CANLI BİR GÜN TOPRAK OLACAKTIR.

Kur’an’ı Kerim’de sıkça tekrarlanan ayetler görürüz. Bu ayetler arasında: “Allah alimdir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.” ayetlerine sıkça rastlarız. Alim kelimesinin Türkçe karşılığı bilgin kelimesidir.

İNSAN ÇAMURDAN MI YARATILDI? yazısının devamı

VAROLUŞTA TESADÜFLERE YER VAR MI?

Varoluşta tesadüflere yer yoktur. Her şey bilime ve bilgin bir yaratıcıya dayanır.

Allah, hesapsız, kitapsız hiçbir şeyi yaratmamıştır. Allah güçlü ve âlimdir. Âlim, Arapça bir sıfattır. Türkçe karşılığı: Bilgin sıfatıdır. Bu yazımda kaderin ne anlama geldiğini kısaca anlatmaya ve kader ile gerçekleşenlerden örnekler vermeye çalışacağım.

VAROLUŞTA TESADÜFLERE YER VAR MI? yazısının devamı

EVLİLİKLERDE AİLE MÜDAHALESİNE DİKKAT

Çocuklarımızın sevgi ve saygısını kazanabiliriz.

Evliliklerin dağılmasında başı çeken içki, kumar, dayak, aldatma gibi birçok sorun vardır. Dindar insanların evliliklerinde bu sorunlar olmamasına rağmen maalesef cehalet nedeniyle boşanmalar vuku bulmaktadır.

EVLİLİKLERDE AİLE MÜDAHALESİNE DİKKAT yazısının devamı

ALLAH EVLENİRKEN SÖZLEŞME YAPILMASINI EMREDİYOR.

Rabbimiz sözleşme yapılmasının evliliğin sıhhati açısından hayırlı olacağını bildirmektedir.

Dinimizdeki evlilik sözleşmesinin amacı, evliliği güvence altına almak ve ortaya çıkabilecek olumsuzluklara mâni olmaktır.

Kadınlar tarih boyunca kötü muameleye maruz kalmışlardır. Acı ve çaresizlik içinde kıvranmaktadır. Bu acılara çare bulunmadığı için gün geçtikçe acılar ve çaresizlikler daha da artmaktadır. Kadınların büyük bir bölümü madden ve manen yoksulluk içerisindedir. İnsanlık adına bu konunun bir an önce ele alınması gerekiyor. Allah evlenirken eşler arasında sözleşme yapılmasını emrediyor.

ALLAH EVLENİRKEN SÖZLEŞME YAPILMASINI EMREDİYOR. yazısının devamı

CENNET YERYÜZÜNDE Mİ?

Hz. Adem ve Hz. Havva’nın kaldığı cennet nerededir?

Cennetin yeryüzünde mi yoksa gökyüzünde mi olduğu tartışma konusu olmuştur. Cennetin yeryüzünde olduğunu, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın yeryüzündeki bu cennette yaşadığını ileri süren bir görüş vardır. Acaba bu görüş doğru mudur? Cennetin nerede olduğu Kur’an’ı Kerim’de bildiriliyor mu? Bu soruların cevabını delilleriyle birlikte burada bulacaksınız.

CENNET YERYÜZÜNDE Mİ? yazısının devamı

AİLE İÇİNDEKİ KAVGALARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ NELERDİR?

Çocuklarımız geleceğimizdir. Onları heder etmeyelim.

Aile içi geçimsizlikler çocuklara büyük zararlar veriyor, tamiri mümkün olmayan psikolojik, sosyolojik hasarlara yol açıyor.

AİLE İÇİNDEKİ KAVGALARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ NELERDİR? yazısının devamı

BUDİZM VE BUDİSTLİK

Budizm’de Allah ve ahiret inancı var mıdır? Budist’ler neye tapar?

Dünya üzerinde binlerce din ve inanç vardır. Fırsat buldukça bunları tanımaya çalışacağız. Bu yazımda Budizm’i ele alacağız. Budizm nedir, Budist neye tapar, Türkiye’de Budist var mıdır gibi sorulara cevap bulacağız.

BUDİZM VE BUDİSTLİK yazısının devamı

UYUŞTURUCU MADDE KULLANMAK VE SATMAK GÜNAH MI?

Uyuşturucudan kazanılan para haram paradır. Müslüman olsun olmasın insanlara zarar verebilecek maddeleri üretip satmak büyük günahtır. Madde bağımlılığı insan ölümlerine neden olabilmektedir. Bu maddeleri üretip satmak, insanları kötü yola sevk etmektir. Bir Müslümanın görevi ise insanlara güzel örnek olmak ve onları hidayete teşvik etmektir. Uyuşturucu sattığınız insan bir gün belki sizden daha takvalı bir insan olacaktı ama siz ona uyuşturucu satarak hem aklını hem sıhhatini hem de hidayete ulaşmasını engellemiş olacaksınız. Allah her ne yaptığımıza şahittir.

UYUŞTURUCU MADDE KULLANMAK VE SATMAK GÜNAH MI? yazısının devamı

ALLAH’TAN BAŞKASI GAYBI BİLEBİLİR Mİ?

Allah dilerse gaybı insana bildirir ama o zaman gayp, gayp olmaktan çıkmış olur.

Gayb, Arapça kökenli bir kelimedir. İnsanın ve diğer canlıların bilemediği, bilgisine ulaşamadığı şeylere gayp, denir. Geçmişte oluşurken şahit olmadığı olayların bilgisi insan için gaybi bilgilerdendir. Bugün ve gelecekte olacak olan olayların bilgisi de insan için gaybi bilgilerdendir. Gaybi bilgiler sadece Allah tarafından bilinen bilgilerdir. Gaybı Allah bilmez, demek abesle iştigal olur.

ALLAH’TAN BAŞKASI GAYBI BİLEBİLİR Mİ? yazısının devamı

KADER, ALIN YAZISI, YAZGI NE DEMEK?

Kader insanın alnına yazılmış yaşanması zorunlu bir senaryo değildir.

Allah; irade sahibi, ilim sahibi, güç sahibi, yaratan ve yönetendir. Kader, Allah’ın takdir etmesi, planlaması, hesaplaması ve zamanı gelince yaratması demektir. Kader Arapça bir isimdir. Kaderin varlığı inkâr edilemez. Kaderin varlığını inkâr etmek yaratılışı tesadüflere bağlamak olur. Allah varsa tesadüf yoktur.

KADER, ALIN YAZISI, YAZGI NE DEMEK? yazısının devamı

YAKIN AKRABA EVLİLİĞİNİN DİNEN SAKINCASI VAR MI?

Kuzenlerin evliliği ve torunların evliliği

Yahudiler özellikle yakın akraba evlilikleri yaparlar ve yakın akraba evliliklerinden doğan çocukların çok daha zeki olduğuna inanırlar. Akraba evliliği ile maddi manevi aile bağlarının daha kuvvetlendiğine, kültürel değerlerin sonraki kuşaklara daha kolay taşındığına inanılır. Atalarında genetik bir hastalık olmayanlar için yakın akraba evliliği bir avantaj sayılır.

YAKIN AKRABA EVLİLİĞİNİN DİNEN SAKINCASI VAR MI? yazısının devamı

KİMLERİN RÜYASI DOĞRU ÇIKAR?

Rüyalar yorumlanmaya ihtiyaç duyan sembollerden oluşur

Tarih boyunca rüyalar insanların dikkatini çekmiş, bu gizemli olayı anlamaya ve rüyaları yorumlamaya çalışmışlardır. Hangi insanların rüyaları doğru çıkıyor sorularına cevap aramışlardır.

KİMLERİN RÜYASI DOĞRU ÇIKAR? yazısının devamı

DİNİMİZDE AKRABALIK HUKUKU

DİNİMİZDEKİ AKRABALIK BAĞLARI HANGİ KRİTERLERE GÖRE OLUŞMUŞTUR?

Kur’an’ın ayetleri arasında bir çelişki var mı, yok mu? Kur’an’da akrabalık bağlarıyla ilgili bir tutarsızlık olup olmadığını birlikte inceleyelim. Kur’an’ı Kerim’de iki türlü akrabalık bağı vardır. Birincisi kan bağıyla oluşan akrabalıklarımızdır. İkincisi kan bağı olmadan oluşan akrabalıklarımızdır. Kan bağı ile oluşmayan akrabalık bağları belirli kriterler göz önünde bulundurularak oluşturulmuştur. Çelişkili olduğu zannedilen ayetlerde olağan üstü tutarlılıklar vardır. İki akrabalık arasında sadece miras alma hakkı konusunda fark vardır. Kan bağı olanlar miras alır, diğer akrabalar miras almaz.

33: AHZAB / 6. Peygamberin eşleri müminlerin anneleridir ve Peygamber de müminlere kendi nefislerinden önce gelir. Müminlerden ve muhacirlerden dostlarınıza bir iyilik yapmanız hariç Allah’ın Kitap’ında “rahim akrabalığı bağı” diğer bazı akrabalıkların önüne geçer. Bunlar Kitapta yazılıdır.

DİNİMİZDE AKRABALIK HUKUKU yazısının devamı

MUTLULUK NEDİR?

MUTLU OLMAK VE MUTSUZ OLMAK

Mutluluk bir kararla oluşur fakat mutsuzluk bir kararla oluşmaz. Ben mutlu olmak istemiyorum, diyen bir insan gördünüz mü? Ben görmedim. Hiç kimse mutlu olmamak için bir karar almaz. İnsanların mutluluk kaynakları farklı farklıdır ama herkes mutlu olmak üzere yola çıkar. İnsan doğası gereği hep nasıl mutlu olabileceğini keşfetmeye çalışır. Bütün gayretlerine rağmen hedefine ulaşamamak kişiyi mutsuz eder. Bazen ulaşamayacağına dair ümitsizliğe düşebilir. “Acaba nerede hata yapıyorum?” diyerek öz eleştiride bulunabilir. Bu durumun uzun sürmesi kişide endişe yaratabilir.

MUTLULUK NEDİR? yazısının devamı

GÜZEL GİYİNMEK GÜNAH MI?

Rabbimiz diyor ki: “Mescide giderken güzel giyininiz. Allah’ın kulları için çıkardığı ziynetleri ve tertemiz rızıkları haram kılan kim? Bunlar, bu dünya hayatında inananlar içindir. Kıyamet gününde de onlara mahsus olacaktır.” Buradan da anlaşılabileceği gibi günah olan güzel giyinmek değildir. Kalbinde hastalık taşıyanların hastalığını harekete geçirecek şekilde giyinmek günahtır. Hırsızları tahrik edecek şekilde takıp takıştırarak sokağa çıkmak günahtır. Kapalı da olsa rüküş giyinmek günahtır. Usturuplu ve israftan uzak giyinmek helaldir.

GÜZEL GİYİNMEK GÜNAH MI? yazısının devamı

AİLE İÇİ KAVGALAR NASIL ÖNLENİR?

Aile içi kavgalar bazen boşanmaya kadar uzanmaktadır. Bütün gelin arabalarının arkasında: “Mutluyuz!” diye yazar. İçimden: “Allah mutlu etsin!” diye dua ederken şeytan vesvese vermek için harekete geçer ve der ki: “O, yarın belli olur!” İşte o zaman içimi bir hüzün kaplar. Çevremdeki mutsuz olan aileler tek tek gözümün önünden geçmeye başlar. Hemen Şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım ve yeni evlilerin arkasından mutlu olmaları için dua ederim. İnsanlar mutlu olmak için evlenirler ama hayat onları mutsuz edebilecek, onlara pusu kurabilecek birçok cehalet ürünüyle doludur.

AİLE İÇİ KAVGALAR NASIL ÖNLENİR? yazısının devamı

REENKARNASYON NEDİR?

REENKARNASYON İNANCI HANGİ DİNLERDE VAR?

Reenkarnasyon inancı Hintlilerin geleneksel dini olan Budizm ve Hinduizm, Maniheizim, Taozim, Caynizm, Jainizm gibi dinlerde mevcut olan bir inançtır. Sihler’de ve Konfüçyanizm gibi dinlerde de bu inanca rastlanmaktadır. Ölen bir canlının ruhunun başka bir canlıya geçerek yaşamaya devam etmesine Reenkarnasyon denir. Felsefede buna ruh göçü veya ruh sıçraması, denilmektedir. Bu inanca göre ruh sürekli olarak tekrar tekrar bedenlenir. Eski Türkçede biz buna “tenasüh İnancı” diyoruz. Yeni Türkçede “ruh göçü veya reenkarnasyon” demekteyiz.

REENKARNASYON NEDİR? yazısının devamı

CEHALET KADINLARI GÜNAH KEÇİSİ YAPIYOR

Akıllı bir kadın kuma olmak istemez.

Çeşitli nedenlerden dolayı bazı aileler evlat sahibi olamazlar. Bu tür olaylarda direk kadınlar suçlanır. Kocası ve kocasının ailesi tarafından kadın aşağılanır. Üstüne kuma getirilmesine karar verilir. Sorunun erkekten kaynaklanmış olabileceği hiçbir zaman göz önünde bulundurulmaz. Tarih boyunca bu hep böyle olmuş, kadınlar günah keçisi seçilmiştir. Bunun kaynağı cehalettir.

CEHALET KADINLARI GÜNAH KEÇİSİ YAPIYOR yazısının devamı

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İnsanın düşündüğünü ifade etmesi engellenebilir fakat düşünmesi engellenemez çünkü insan düşünen bir varlıktır.

Photo by Free Creative Stuff on

İfade özgürlüğüne ihtiyaç var mıdır?

Hür kelimesinin eş anlamlısı özgür kelimesidir. Özgür kelimesi dilimize sonradan katılmıştır. Kişisel özgürlükler ve toplumsal özgürlükler olmak üzere özgürlükleri iki bölümde ifade edebiliriz. Bu iki özgürlük kendi içinde tekrar gruplandırılabilir. Biz burada bunların hepsine değinmeyeceğiz.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ yazısının devamı

ALLAH’I GÖREN PEYGAMBER VAR MI?

Allah’ın bir insanla vahiyden başka bir yolla konuşması oldu mu?

Peygamberimiz İsra olayında Allah’ı mı gördü yoksa Allah’ın en büyük delillerinden biri olan Cebrail Aleyhisselâmı mı gördü? Kimi ulemaya göre Cebrail Aleyhisselâmı görmüştür, kimi ulemaya göre Allah’ı görmüştür.

ALLAH’I GÖREN PEYGAMBER VAR MI? yazısının devamı

İSLAM’DA ZİNADAN DOĞMUŞ OLAN ÇOCUKLARIN DURUMU NEDİR?

Evlilik dışı ilişkilerden

dünyaya gelmek

Allah adalet ister.

İnsanlar gelenek görenek kaynaklı adaletsizliklere göz yummaktadır ve gelenek göreneklerimiz adaletin önüne geçmektedir. Dolayısıyla evlilik dışı doğan çocuklar toplum dışına itilmektedir. Hiçbir günahı olmayan bu masum çocuklara bir günahkarmış gibi davranılmaktadır. Her insan kendi günahından sorumludur. Bir çocuk anne ve babasının günahından dolayı suçlanıp cezaya maruz bırakılamaz. Bu davranış Allah’ın adaletine aykırıdır. Kanunlar gelenek göreneklere göre değil hak ve adalete göre düzenlenmelidir. Toplumun değer yargıları adalete göre şekillendirilmelidir. Bu görev din adamlarına düşmektedir. Her kul kendi günahını kendi çeker. Allah’ın yasasında bu vardır.

İSLAM’DA ZİNADAN DOĞMUŞ OLAN ÇOCUKLARIN DURUMU NEDİR? yazısının devamı

NAMAZ TÜRKÇE KILINABİLİR Mİ?

TÜRKÇE NAMAZ

Kuranı Kerim düz bir Metin değildir. Kulağa hoş gelen bestelenmiş gibi okunan bir metindir. Yabancı bir dilden bestelenmiş bir güfteyi Türkçeye çevirirseniz aynı ahengi bulamazsınız. Aslını dinlemeyi tercih edersiniz bu kaçınılmaz bir gerçektir. Peki, Türkçe mealle namaz kılmamızın bir sakıncası var mı?

NAMAZ TÜRKÇE KILINABİLİR Mİ? yazısının devamı

ALLAH’A İMANI ARTIRAN VEYA EKSİLTEN ŞEYLER

Allah dostumuzdur. O, her şeyi bizim için yarattı.

İmanımızı olgunlaştırmak için ne yapmalıyız?

İnsan düşünen, iyiyle kötüyü kıyaslayıp ayırt edebilen bir varlık olarak yaratılmıştır. İnsanın Allah’a ibadet etmesi ve takva sahibi olması için öncelikle Allah’ın varlığından emin olması gerekir. Kitap’ın Allah tarafından indirildiğinden emin olması gerekir. Bunlardan emin olursa imanı olgunlaşır. İmanı olgunlaşırsa ibadetini huşu içinde, isteyerek yapar.

ALLAH’A İMANI ARTIRAN VEYA EKSİLTEN ŞEYLER yazısının devamı

ALLAH’IN İLK EMRİ OKU OLMUŞTUR.

Allah’ın adıyla oku!

ALLAH'IN ADIYLA OKU

Okumak her müminin üzerine farz kılınmıştır. Okuma, yazması olmayan Zikri anlayamaz. Zikri anlayamayanın dini eksik kalır. Okuma, yazması olan kötü niyetli insanlar okuma, yazma bilmeyen saf insanları gütmeye kalkarlar. Allah’a karşı yalanlar isnat ederek iftiralar atarlar. Allah’ın tavsiye ve emirlerine uymazlar ve Allah böyle emrediyor, diyerek insanları aldatırlar. Zikri gizleme yoluna giderler. Allah’a şirk koşulmasına öncülük ederler. İnsanları insanlara taptırırlar.

ALLAH’IN İLK EMRİ OKU OLMUŞTUR. yazısının devamı

HZ. MERYEM NASIL HAMİLE KALDI?

Kur’an bunu nasıl açıklıyor?

Kur’an’ı Kerim’de övülen iki kadından biri Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem diğeri Firavunun eşi Hz. Asiye’dir.

Hz. Meryem İsa Peygamberin annesidir. Hz. İsa’nın babası yoktu. Hz. Meryem nasıl hamile kaldı? Kur’an dışı bazı batıl iddialar var. Bu iddiaların ilmi bir dayanağı var mı, şimdi sizinle kısa bir biyoloji turu atalım ve hakikati görelim.

HZ. MERYEM NASIL HAMİLE KALDI? yazısının devamı

FALCIYA İNANMAK İNSANI KÜFRE GÖTÜRÜR MÜ?

Falcıların geleceği bildiği ne kadar doğrudur?

İnsanlar geleceklerini merak ederler. Örneğin, kiminle evleneceklerini, mutlu olup olmayacaklarını, sınav sonuçlarının ne olacağını, girecekleri işte başarılı olup olmayacaklarını ve diğer bazı şeyleri çok merak ederler.

FALCIYA İNANMAK İNSANI KÜFRE GÖTÜRÜR MÜ? yazısının devamı

KUR’AN’DA NAMAZ VE KUR’AN’DA DUA

Kur’an’da namaz sözcüğü neden geçmez?

Kur’an’da namaz var mı yok mu, insanlar yıllardır bunu tartışmaktadır. Ancak bunu Kur’an’ı Kerim’e baş vurarak anlayabiliriz. Duayı ele alarak işe başlayalım: Kur’an’a göre dua inanan insanın her zaman baş vurabileceği, Allah’ın kendine yardım edeceğini umduğu bir yoldur. İnsan hayır yani iyilik dilemek için dua eder. Her zaman dua edip Allah’tan iyilik dilemek gerekirken insanların büyük bir bölümü, sadece başı dara gelince dua eder. Dua etmek için abdest almak gerekmez. Allah, dua ederken abdest almamızı şart koşmamıştır. Zaten başımıza bir şey geldiği an abdestli olmamız da mümkün değildir. Başımıza bir musibet gelince hemen dua etmeye, başımızdaki musibeti kaldırsın diye Allah’a yalvarmaya başlarız. O zaman dua ile namazın aynı şey olduğunu iddia etmek abesle iştigal olur.

Türkçedeki namaz sözcüğünün Arapçadaki karşılığı: salat ve ibadettir. Tercüme ederken mecburen Türkçe bir kelime olan namaz sözcüğünü kullanırız. Kur’an’da namaz kelimesi yok demek Arapça yazılmış bir Kitapta Türkçe bir kelime aramak demektir. Öyleyse bu, art niyettir ya da cehalettir. Namazın bazı şartları vardır. Namaz ile duanın farkını aşağıdaki ayeti kerimeyi okuduğumuz zaman daha net bir şekilde anlayabiliriz.

KUR’AN’DA NAMAZ VE KUR’AN’DA DUA yazısının devamı

TAHRİM SURESİ NEYİ ANLATIYOR?

Tahrim suresi neden indi?

Bize nakil yoluyla gelen bilgileri göz önünde bulundurduğumuz zaman Peygamberimizin evlilikleriyle ilgili aşağıdaki bilgilere ulaşıyoruz: Peygamberimiz, ilk eşi Hz. Hatice validemizle yirmi beş yıl evli kaldı. Onun vefatından iki yıl sonra dul bir kadın olan Hz. Sevde bint Zem’a annemizle ikinci evliliğini yaptı. Sevde validemiz 55-56 yaşlarındaydı. Peygamberimiz diğer evliliklerini hicretten sonra gerçekleştirdi.

TAHRİM SURESİ NEYİ ANLATIYOR? yazısının devamı

MEKKELİ MÜŞRİKLER KIZ ÇOCUKLARINI DİRİ DİRİ TOPRAĞA GÖMÜYORLARDI

Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiği zaman öfkelenir ve kapkara kesilirlerdi.

Mekkeli müşriklerde Allah’ı inkâr etmiyorlardı ama Menat, Lat ve Uzza gibi putları kutsallaştırmışlardı. Bu putların kendileri için şefaatçi olacağına inanıyorlardı. Meleklere Allah’ın kızları diyorlardı ve kız isimleri takıyorlardı. Menat, Lat ve Uzza Mekkelilerin taptıkları putların ismiydi. Onlara kız isimleri takmışlardı çünkü onların birer melek olup uçacağını, Allah’a ulaşacağını ve kendilerine şefaat edeceğini umuyorlardı. İlgili ayetlerden bir kısmını aşağıda görmektesiniz.

MEKKELİ MÜŞRİKLER KIZ ÇOCUKLARINI DİRİ DİRİ TOPRAĞA GÖMÜYORLARDI yazısının devamı

LAT, MENAT, UZZA VE GARÂNÎK OLAYI NEDİR?

Şeytan ayetleri safsatası

Bu olayı nakleden birçok farklı kaynak vardır. Garânîk hadisesine ayrıntılı olarak yer veren ilk kaynaklar üçüncü yüzyılla dokuzuncu yüzyıllar arasında yazılmıştır. Birbirleriyle çelişki içerisinde olan bu kaynaklardaki rivayetler; Taberi, İbni İshak, İbni Sad, Ebu Cafer Tabari’nin eserlerinde yer almıştır. Daha sonraları Muhammed İbni Kab bu rivayetleri tek bir çatı altında toplamış ve bir gerçek gibi okuyucularına sunmuştur. Bir olayın birçok kaynak tarafından rivayet edilmiş olması o olayın doğru olduğunu kanıtlamaz.

LAT, MENAT, UZZA VE GARÂNÎK OLAYI NEDİR? yazısının devamı

VAHİY TAMAMLANIRKEN PEYGAMBERİMİZ VE HANIMLARINA ÖZEL OLARAK İNDİRİLMİŞ AYETLER HANGİLERİDİR?

Allah’tan korkun ve ayetlerin anlamlarını çarpıtmayın. Allah adalet ister, unutmayın!

Vahyin ortalarında Peygamberimiz çok evlenmeye teşvik edildiği halde vahyin tamamlanmasına yakın Peygamberimizin evlilikleri ile ilgili bazı ayetler indirilmiş ve Peygamberimizden daha farklı uygulamalar istenmiştir. Bu değişikliklerin nedenlerini bu yazımda bulabilirsiniz.

VAHİY TAMAMLANIRKEN PEYGAMBERİMİZ VE HANIMLARINA ÖZEL OLARAK İNDİRİLMİŞ AYETLER HANGİLERİDİR? yazısının devamı

KUR’AN’DA EŞİNİ DÖVMEK VAR MI?

EVLİLİKLERDEKİ AŞIRI GEÇİMSİZLİĞİ KUR’AN NASIL ÇÖZÜYOR?

Darabe: “Dövmek, vurmak, misal vermek, gezmek, salmak, bırakmak” anlamlarında kullanılmaktadır.  Kur’an’ı Kerim’de dövmek anlamında 13 yerde diğer anlamlarda 44 yerde kullanılmıştır.  Kadınları dövün ya da biraz dövün gibi meallere tanık olmaktayız. Nisa Suresi 34. ayettegeçen “darabe” sözcüğü, dayak konusunda bir malzeme olarak görülüp kullanılmaktadır fakat daha sonra gelmiş olduğu düşünülen Nur Suresi 31. ayette geçen “darabe” sözcüğü başörtüleri yakaların üzerine “bırakma” anlamında kullanılmıştır. Zuhruf Suresi 5. ayette geçen darabe sözcüğü de “bırakmak” anlamında kullanılmıştır. Demek ki bu kelime cümlenin gelişine ve yerine göre farklı anlamlara gelebiliyor. Öyleyse sormak hakkı doğar: Bırakmak anlamına da gelebilen darabe sözcüğüne niçin dövmek anlamı veriliyor da bırakmak anlamı verilmiyor?..

KUR’AN’DA EŞİNİ DÖVMEK VAR MI? yazısının devamı

İSLAMİ MAL REJİMİNİN KADINLAR VE ERKEKLER ARASINDA UYGULANIŞI

Allah’in adaleti, insanların adaletinden farklı işler. Kadın = Erkek

Kadına şiddet doruk noktaya ulaşmıştır. Hatta o kadar ileri gitmiştir ki kadınların yaşam hakları bile ellerinden alınır duruma gelmiştir. Peki, İslam bunu nasıl çözmüştür? İslam’a göre evlilik bir tür ortaklıktır. Sözleşme yapılır. Sözleşme yapılırken erkek eşine anlaşmış oldukları mehir miktarını peşin olarak öder ve bu, resmi kayıtlara geçer. Veresiye mehir kabul edilmez. Mehir sadece kadının kendine verilir. Kadının ailesi mehir üzerinde hak iddia edemez.

Allah’ın adaleti insanların adaletinden farklı işlemektedir.

Zayıflıklarından dolayı kadınlar “erken koruma” altına alınmıştır. Bunun anlamı: Erkekler evin her türlü masrafını yüklenmiştir: Çocuklarının, evinin ve eşinin her türlü ihtiyacını gidermek evin erkeği üzerine kesin görev olarak yasalaşmıştır. Ayrıca bir erkeğin, evlenirken eşine evlilik sigortası (MEHİR) yapma mecburiyeti de vardır. Mehir vermek farzdır, mehirsiz evlilik haram, yani geçersiz sayılır. Geçersiz sayıldığından dolayı da mehirsiz evlilik zina sayılır. Zina, cezası yüz değnek olan çok büyük bir suçtur.

Erkekler fiziki özellikler açısından kadınlardan daha güçlüdür. Allah, erkeklere daha fazla fiziki güç verdiği için onları “geç koruma” altına almıştır. Bu nimetin (fiziki gücün) bedeli olarak erkekler, bir ömür boyu ailesinin her türlü giderlerini karşılamakla mükellef tutulmuştur. Kadınlar gelirlerini aile giderlerine harcamak zorunda değillerdir ve ayrıca da evlenirken mehir almaktadırlar çünkü kadınların “erken korunmaya” ihtiyaçları vardır.

İSLAMİ MAL REJİMİNİN KADINLAR VE ERKEKLER ARASINDA UYGULANIŞI yazısının devamı

KADINLARIN ÇALIŞMASI GÜNAH MIDIR?

Kadının çalışmasına dinen bir engel var mı? Varsa bu engeli kimler koydu?

Kadının çalışması günah diyorlar ve dolayısıyla dindar bir kadının dışarıda çalışıp maddi imkanlara sahip olmasına izin vermiyorlar. Farz olduğu halde evlenirken kadınlara mehir de verilmiyor. Din adamı geçinenlerden bazıları sahte hadislerle her işi kitabına uyduruyor. Akılları sıra, Allah’ı ve kadınları aldatıyorlar.

Zina iyice yaygınlaştı. Zina etmiş birisiyle evlenmeyi veya evliliği sürdürmeyi Allah haram kılmıştır. Müslüman bir kadın zina eden kocasından boşanamıyor çünkü maddi imkanı yok. Dini bilgiden yoksun aileler de kızlarının boşanmasına izin vermiyor ve boşanırsa sahip çıkmıyor çünkü onu bir yük olarak görüyor. Din adına konuşanlar kadınların çalışmasının günah olduğunu ileri sürerken ömür boyu karı kocanın zina durumunda yaşamasını görmezden geliyorlar.

KADINLARIN ÇALIŞMASI GÜNAH MIDIR? yazısının devamı

İSLAM’DA EVLİLİK SİGORTASI MEHİR

Evlilik sigortası yapılmalıdır, Allah, kadınların pozitif ayrımcılığa tabi tutulmasını istemektedir.

Mehir vermek farzdır. Mehir verilmeyen nikah geçersizdir, zina hükmündedir. Mehir kadınları “erken koruma” altına alan bir sigorta sistemidir. Kadınların pozitif ayrımcılığa ihtiyaçları vardır. Fiziki zayıflıkları ve annelik durumları bunu gerektirmektedir. Mehir maddi bir değerdir. Kuvvetli bir teminattır ve nikah anında peşin olarak kadına ödenir. Sigorta tutarı evlenecek çiftler arasında değişiklik gösterir. Bir kadın, evliliğini sağlama alabilmek için koca adayı zenginse yüklü bir mehir talep edebilir. Mehir, nikah kıyılmadan önce eşlerin karşılıklı konuşup anlaşmalarıyla belirlenir. Nikah kıyılırken peşin olarak ödenir ve ne kadar ödeme yapıldığı da resmi işlemlere tabi tutulur.

İSLAM’DA EVLİLİK SİGORTASI MEHİR yazısının devamı

ZİNA EDEN ERKEK VE ZİNA EDEN KADINLARLA EVLİLİK

Zina eden biriyle evlenmek helal olur mu?

Zina etmiş kadınlarla ve erkeklerle evlenmek temiz, takva sahibi Müslümanlara haram kılınmıştır. Zina etmiş biri ancak kendisi gibi zina etmiş biriyle evlenebilir. Zina eden kişiler madden ve manen kirlenmiş olurlar. Cinsel hastalıklar taşıyor olma ihtimalleri vardır. Cinsel hastalık taşıyor olmasalar bile manen kirlenmişlerdir. Gerçek bir tövbe edecek olurlarsa Allah günahlarını affeder fakat bu sadece öbür dünya için geçerli bir bağışlanma olmaktadır.

Zina etmiş birisi, tövbe etmiş bile olsa namuslu biriyle evlenme yasağı devam eder. Kendisi gibi zina etmiş ve tövbe etmiş biriyle evlenmek zorundadır. İnsan daha önce zina etmiş ve tövbe etmiş bir insanın tövbesindeki samimiyeti ölçemez. Kalplerdekini ancak ve ancak Allah bilmektedir. Zina edenle zina edenin evlenmesi, toplumun sıhhati açısından zorunlu bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Kirlenmiş bir insanın temiz bir insanla evlenmesi doğru bir yaklaşım olmadığı için müminlere bu tip evlilikler haram kılınmıştır. Allah’ın hükümlerini göz önünde bulundurarak evlilik yapmak her inananın dünya ve ahirette lehine olacaktır.

ZİNA EDEN ERKEK VE ZİNA EDEN KADINLARLA EVLİLİK yazısının devamı

BİR MÜŞRİKLE BİR MÜMİN EVLENEBİLİR Mİ

Müminler ile müşriklerin dine bakışları çok farklıdır.

Müşrik kimseler Allah’ı inkâr etmektedir. Bundan dolayı Allah müşriklerle evlenmeyi haram kılmıştır. Müminlerle müşriklerin ahlak anlayışları farklıdır. Zina etmek ve zina edenle evli kalmak dinen haramdır. Müminler zina etmeyi haram görürken müşrikler zina etmeyi normal görürler.

BİR MÜŞRİKLE BİR MÜMİN EVLENEBİLİR Mİ yazısının devamı

CARİYEYE NİKAH ŞART MI?

Cariyelerle nikahsız birlikte olmak zina sayılır mı?

Cariyelik sistemi

Cariye ne demek?

Cariye, savaşta esir düşmüş veya kaçırılarak satılmış özgürlüğü elinden alınmış, sahibinin her türlü istek ve arzusuna boyun eğmek mecburiyetinde bırakılmış kadına cariye (köle) denir. Cariyeler alınır satılır. Kur’an cariyelik sistemini kaldırdı mı kaldırmadı mı? Araştıralarımın sonucunu sizlerle paylaşacağım ve bu konuyu farklı bir bakış açısıyla işleyeceğim.

CARİYEYE NİKAH ŞART MI? yazısının devamı

İLTİCA ETMİŞ OLAN KADINLARIN DURUMU NEDİR?

İltica eden kadınlar cariye statüsünde midir?

Eğer müşrik bir kavimden evli bir kadın, Müslüman olursa ve Müslüman bir kavme iltica edecek olursa, onu müşrik olan kavmine geri göndermek haram olur. Bu kadının müşrik kocasıyla olan nikah bağı, tek taraflı olarak sona erer. Müşrik kocası onu boşamamış olsa da bu nikah geçersiz sayılır ve dikkate alınmaz. İltica etmiş kadın evlilik yapmak isterse kanunen üç ay bekler şayet hamile değilse evlilik yapabilir. Hamileyse bebek doğuncaya kadar evlenemez. Doğumdan sonra evlenebilir.

İLTİCA ETMİŞ OLAN KADINLARIN DURUMU NEDİR? yazısının devamı

İSLAM MİLLİYETÇİLİĞİ YASAKLIYOR MU?

İslami açıdan milliyetçiliğin tanımı:

Ayeti kerimede müminler kardeştir diyor. Evet, müminler kardeştir. Şöyle bir temsil verecek olursak: Bu kardeşler büyümüşlerdir, evlenmişlerdir. Her birinin bir yuvası olmuştur. Her biri yuvasını korumak ve savunmak zorundadır. Her birinin, giderlerini karşılamak için ayrı bir bütçesi vardır. Yuvaları ayrıdır ama kardeşler kardeş olduklarını asla unutmazlar.

Her mümin kavmin bir ülkesi vardır, sınırları vardır. Ülkelerini korumak, gerektiğinde savunmak zorundadırlar. Her ülkenin ayrı yöneticileri ve ayrı bütçeleri vardır ama birbirlerini severler, düşmanca davranmazlar. Birbirlerine karşı haksızlık etmezler. Gerektiğinde yardımlaşırlar.

İSLAM MİLLİYETÇİLİĞİ YASAKLIYOR MU? yazısının devamı

İSLAM NEDİR KUR’AN’İ TANIMI

Ehli kitapın müminleri ve kafirleri

İslam nedir? İslam, ilahi dinleri tevhid çatısı altında birleştiren ilahi bir terbiyenin adıdır. Bir kardeşliğin ve dayanışmanın sembolüdür. Allah’a şirk koşmayan, Allah’ın varlığına, birliğine, meleklerine, indirmiş olduğu kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanan ve peygamberler arasında ayrım gözetmeyen kimseler Ehli Kitap’ın müminleridir. Peygamberleri farklı, şeriatları farklı olmasına rağmen bunların hepsi İslam inanç esasları üzerinedir, kafir sınıfına girmez. Bundan dolayı bu kişilerin kestikleri ve yedikleri yenir. Bunların kadınları ve erkekleri birbirleriyle evlenebilir. Allah, Müslüman kadın ve erkeği sadece müşriklerle ve zina yapmış olanlarla evlenmekten men etmiştir.

İSLAM NEDİR KUR’AN’İ TANIMI yazısının devamı

PEYGAMBERİMİZİN ZEYNEP ANNEMİZLE EVLİLİĞİ

Peygamberimizin Zeynep annemizle evlenmesini Allah mı emretti?

Gerçek ailelerinin kimliği, evlatlık çocuklardan saklanıyordu. Bu durum evlatlık kimselerin bilmeyerek yakın akrabaları ile ensest evlilikler yapmalarına sebeb olabiliyordu. Ayrıca ailelerini bilmekte evlatlık çocukların en doğal hakkıydı. İleride gerçekleri öğrenince ruhsal çöküntüye uğruyorlar, kendilerini değersiz ve kimsesiz hissediyorlardı. Buna bir son verilmeliydi. Bu çok zor bir işti.

PEYGAMBERİMİZİN ZEYNEP ANNEMİZLE EVLİLİĞİ yazısının devamı

İSLAM’DA KADININ ŞAHİTLİĞİ VE DİNİ YORUMLARDAKİ BARİZ ÇELİŞKİLER

Zina suçlarında kadınlar şahitlik yapamaz yorumlarına Kur’an Kerim’in cevabı

Kadınların şahitliği konusunda Kur’an dışı yorumlar bulunmaktadır.

İSLAM’DA KADININ ŞAHİTLİĞİ VE DİNİ YORUMLARDAKİ BARİZ ÇELİŞKİLER yazısının devamı

DİN KİŞİ İLE RABBİ ARASINDA KALAN BİR OLGU MUDUR?

Din kişi ile Rabbi arasında mı kalmalıdır? Dinlerin kapsam alanına neler girer? Dinlerin kapsam alanına girmeyen hiçbir şey yoktur. Dinlerin kapsam alanı o kadar geniştir ki din, yaşamımızın her adımına yön verir. Dinler sadece bir inançlar kümesinden ibaret olan ve kapalı bir kutu içerisinde muhafaza etmemizi gerektiren bir şey değildir. Din canlı tutulması gereken inançlar bütünüdür. Dinler, insanın çözemediği her probleme bir çözüm yolu gösterir. Dünyadaki acıları sona erdirmek, insanları mutlu etmek, insanlar arası adaletsizliğe son vermek, ister.

DİN KİŞİ İLE RABBİ ARASINDA KALAN BİR OLGU MUDUR? yazısının devamı

İSLAM’DAN ÖNCE ARAPLARDA ÇOK EVLİLİK VAR MIYDI?

ALLAH DÖRT EVLENMEYE İZİN VERİYOR MU?

İslam’dan önce Arap toplumlarında yirmi, otuz kadınla evliliğin yaygın olduğu ve İslamiyet’in bunu dörde kadar indirdiği ileri sürülür. Her Müslüman kadının aklının köşesinden şu soru geçer: “İslam’da çok evlilik var mı? Allah, gerçekten dört evlenmeyi tavsiye etti mi veya emretti mi?” Ben de bir Müslüman kadın olarak bunu merak ediyordum. Hep bu konuyu araştırmak istedim fakat daha önce nasip olmadı. Sonunda Rabbimiz bana araştırma fırsatı verdi. Ben de araştırmam sonucunda ulaştığım bilgileri sizlerle paylaşmak istedim. Şimdi sizinle bir yolculuğa çıkacağız. Bu yolculukta Allah’ın ayetleri ve aklımız hepimize yoldaş olsun, dileğiyle.

İSLAM’DAN ÖNCE ARAPLARDA ÇOK EVLİLİK VAR MIYDI? yazısının devamı

İKİ DENİZ BİRBİRİNE KARIŞMIYOR MEALLERİ DOĞRU MU? TATLI SULARDAN İNCİ VE MERCAN ÇIKARILIR MI?

MERCAN SADECE TUZLU SULARDA BULUNUR.

Kur’an’ı Kerim akla hitap eder: “Onlar akıllarını da kullanmıyorlar.” cümlesine yabancı değilsiniz. Kur’an’ı Kerim’de bu cümlenin sık sık geçtiğine hepimiz şahidiz.

İKİ DENİZ BİRBİRİNE KARIŞMIYOR MEALLERİ DOĞRU MU? TATLI SULARDAN İNCİ VE MERCAN ÇIKARILIR MI? yazısının devamı

PEYGAMBERİMİZ MÜŞRİKLERDEN DEĞİLDİ.

Peygamberimiz bir tabuyu yerle bir etmiş, kendinden yaşça on beş yaş büyük ve dul bir kadınla evlenmiştir. Peygamberimiz mutlu bir evlilik yapmış, gençliğinin yirmi beş yılını Hz. Hatice validemizle geçirmiştir. Onu kaybettiğinde elli yaşındadır. İbrahim hariç bütün çocukları Hz. Hatice validemizden olmuştur. 

PEYGAMBERİMİZ MÜŞRİKLERDEN DEĞİLDİ. yazısının devamı

İMAM NİKAHINI GİZLİ KIYMAK CAİZ Mİ?

Gizli evlilikler dinen geçerli midir? Dinen geçerli bir nikah nasıl kıyılmalıdır?

Gizli kıyılan, mehir verilmeyen ve sözleşme yapılmayan nikah geçersizdir.

Gizli evlenmek dinimizde de diğer ilahi dinlerde de geçerli değildir, haram kılınmıştır çünkü mahsurları vardır. Allah, ayetlerinde açıkça bize: “Zina etmeyin ve gizli evlenmeyin.” demektedir.

İMAM NİKAHINI GİZLİ KIYMAK CAİZ Mİ? yazısının devamı

KUTUPLARDA VEYA UZAYDA NAMAZ NASIL KILINIR, ORUÇ NASIL TUTULUR?

Altı ay gece, altı ay gündüz olan yerlerde namaz nasıl kılınır?

Kutuplarda namaz vakitleri nasıl hesaplanır?

Namaz vakitleri Kur’an’ı Kerim’de bildirilmiştir. Namaz; sabahın başlangıcında, akşamın başlangıcında, gündüzün içinde (öğle, ikindi) ve gece olmak üzere beş vakittir. Namazın şartlarından birisi fiziki şartların oluşarak vaktin girmesidir. 

KUTUPLARDA VEYA UZAYDA NAMAZ NASIL KILINIR, ORUÇ NASIL TUTULUR? yazısının devamı

DİNİMİZDE EVLATLIK ALMANIN HÜKMÜ NEDİR?

Evlatlıklara yalan söylemek günahtır.

Dinimizde evlatlık almak bazı şartlara bağlandı. Bu şartları şöyle özetleyebiliriz: Evlatlık aldığınız çocuğa yalan söylemeyeceksiniz ve çocuğu öz babasının soy adıyla çağıracaksınız. Babalarını bilmiyorsanız onlar sizin çocuklarınız değil, din kardeşlerinizdir. 
Ailesi olan çocukları ailesinden ayırmayın. Onlara maddi ve manevi yardımda bulunarak kendi ailesinin kanatları altında büyümesini sağlayın. Bu onlar için daha hayırlıdır. Allah, kullarının üzülmesinden asla hoşlanmaz fakat insanların çoğu bunun farkında değillerdir.

DİNİMİZDE EVLATLIK ALMANIN HÜKMÜ NEDİR? yazısının devamı

HZ. MUSA KISSASI VE DUA

Allah, dua edenin duasına nasıl karşılık verir? Bir insan, yeryüzünde insanlardan ve şeytanlardan olmak üzere birçok şer gruplarıyla yaşamaktadır. Bu şer gruplarının ne zaman, nerede, nasıl yoluna çıkacağını bilemez. Kendini bunlardan kendi imkanlarıyla koruyamaz. Gizlenenleri de açıklananları da en iyi bilen Rabbimiz, dua ederek kendisine sığınan kulunu herhangi bir şekilde korur. İnsan; Allah’ın kendisini ne şekilde, nasıl, nerede, ne zaman koruduğunu fark edemez. Başına gelen olaya üzülür. Şeytan vesvese verir ve dualarının kabul olmadığı endişesine kapılabilir. Aradan zaman geçince başına gelen ufak bir üzücü olay sayesinde büyük bir felaketten kurtulduğunun, Rabbinin kendisini unutmadığının, kendisinin dualarına cevap verdiğinin farkına varır. Allah’a teşekkür eder. Rabbi de ona olan nimetini artırır. Allah, iyi insanların dualarına mutlaka cevap verir çünkü onları dost edinir. 

Hakikaten insan, Allah’a inanıyor ve dua edip kendisini korumasını diliyorsa Allah onu korur. Onun yaşantısında kötü gidecek olan şeylere müdahale eder. Bu müdahale, ilk bakışta kişinin aleyhine gibi gözükebilir. Kişiyi bu müdahale üzmüş olabilir fakat sonuç itibariyle kişinin lehinedir. İnsan biraz acelecidir. Duasının anında kabul olmasını bekler. Muhakkak ki Rabbinin bir hesabı vardır.

Allah, dua edenin duasına nasıl karşılık verdiğini bize, Hz. Musa’nın kıssası ile izah etmiştir. Hz. Musa, Allah’tan bir istekte bulunur. Rabbim, beni ileri derecede ilim vermiş olduğun bir zatla tanıştır, diye dua eder. Allah, Hz. Musa’nın bu duasını kabul eder. Hz. Musa, o zatla buluşmak için adamını da yanına alıp yola koyulur.

Hz. Musa’nın ettiği dua kabul oldu ve alim kişiyle buluştu mu?

18: KEFH / 60, 61, 62. (Ey Muhammed!) Bir vakit Musa, genç adamına demişti ki: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim yahut daha uzun süre gideceğim.” Bunun üzerine ikisi de iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde bir yol tutup kaybolmuştu. İki denizin birleştiği yeri geçtikleri zaman Musa genç arkadaşına: “Yemeğimizi getir, biz bu yolculuğumuzda gerçekten çok yorulduk.” dedi.

18: KEFH / 63, 64., 65. Adam: “İşin doğrusu, kayaya sığındığımız vakit ben balığı unutmuştum. O, denizde acayip bir yol tutup gitmişti. Onu sana söylemeyi şeytan bana unutturdu.” dedi. Musa da demişti ki: “İşte aradığımız bu idi.” Bunun üzerine gerisin geri gittiler. Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. 

18: KEFH / 66. Musa ona: “Allah’ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” dedi.

18: KEFH / 67, 68. O dedi ki: “Doğrusu sen benim yapacaklarıma asla sabredemezsin. İçyüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredeceksin ki?”

18: KEFH / 69. Musa: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve ben senin yaptığın hiçbir işe karşı çıkmayacağım.” dedi.

18: KEFH / 70. O dedi ki: “Tamam, o halde bana tabi olacaksın. Ben sana sırrını anlatmadıkça hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.”

Hz. Musa, aralarındaki anlaşmaya uydu ve sabır gösterebildi mi?

18: KEFH / 71 Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman kulumuz gemiyi deldi. Musa ona şöyle dedi: “Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın.”

18: KEFH / 72. O: “Sen benim yaptıklarıma asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.

18: KEFH / 73. Musa dedi ki: “Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bundan dolayı bana güçlük çıkarma.”

18: KEFH / 74, 75, 76. Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında kulumuz hemen onu öldürdü. Musa: “Bir can karşılığı olmadan suçsuz bir canı katlettin. Doğrusu çok çirkin bir iş yaptın.” dedi. Kulumuz dedi ki: “Sen benim yapacaklarıma asla sabredemezsin demiştim ben sana?” Musa dedi ki: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaş olma! Bundan sonra tarafımdan ileri sürülebilecek bir mazeret kalmayacak.”

18: KEFH / 77, 78. Bunun üzerine yine yürüdüler nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler fakat köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken… Orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Kulumuz hemen onu onardı. Musa: “İsteseydin karşılığında bir ücret alabilirdin.” dedi. Kulumuz dedi ki: “İşte, bu yaptığın şey beraberliğimizi sona erdirmiştir. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.”

Dua sonucunda gerçekleşen olayların içyüzü neydi?

18: KEFH / 79. “Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedik çünkü onların yollarının üstünde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.”

18: KEFH / 80, 81. “Oğlana gelince onun ana, babası mümin kimselerdi. Bu çocuğun, onlara kötülük yapmasından ve onları inkâra zorlamasından korktuk. İstedik ki Rableri onlara onun yerine ondan daha hayırlı daha temiz daha merhametli bir evlat versin.”

18: KEFH / 82. “Duvar ise o şehirde yaşayan iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rablerinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” (Dedi.)

Dua neden önemli, kıssadan çıkarılacak hisse nedir? 

Yukarıda gördüğümüz kıssada gemi sahibi yoksullar, yetim çocukların ailesi ve öldürülen çocuğun ailesi mümin kimselerdi. Allah’a inanır, güvenir ve daima dua ederlerdi. Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesmezlerdi. Onların duaları onları koruyan birer kalkan oluşturuyordu. Allah, onları dost edinmiş ve onları her türlü şerden korumaktaydı. Hz. Musa, Allah’ın tarafından kendisine bir ilim verilmiş olan bu kulla yaptığı yolculuktan sonra duaların karşılıksız kalmadığını öğrendi. 

Gemideki hasar tamir edilecek cinstendi. Gemi sahipleri, gemileri delinince üzüldüler fakat yollarının üzerindeki tehlikeyi gemideki delik sayesinde atlatınca büyük bir sevinç yaşadılar: “İyi ki gemimiz delinmiş.” dediler. Allah’ın kendilerini koruması sayesinde rızıklarını kazanmaya devam ettiler. 

Allah iyi insanları dost edinir. Kıssada öldürülen çocuğun ailesi Allah’ın mümin kullarındandı. Allah’tan hayırlı bir nesil istiyorlar, nesillerinin cehennem ateşinden korunmasını diliyorlardı: “Rabbim bizi ve neslimizi cehennem ateşinden koru.” diye dua ediyorlardı. Allah, bu mümin aileyi işitiyor ve dualarına iştirak ediyordu. Allah, onların dualarını kabul etti ve neslini cehennem ateşinden korudu. Nasıl mı?.. 

Allah, çocuğun cennete gitmesi ve cennette ailesiyle birlikte olması için ileride zalim biri olacak olan bu çocuğu henüz günahsızken öldürdü. Eğer çocuk yaşasaydı zalim birisi olacaktı. Hem anne babasına hem de diğer insanlara zulmedecekti. İnsanları ve ailesini küfre zorlayacaktı. Günahlarından dolayı da cehenneme gidecek, ebedi cehennemde kalacaktı. 

Aile, çocukları ölünce üzüldü ama Allah’a isyan etmedi: “Allah dosttur, mutlaka Allah’ın bizim bilmediğimiz bir hikmeti vardır.” dediler ve sabrettiler. Allah da onları hayırlı bir evlat ile ödüllendirdi. Duaları sayesinde hem hayırlı bir evlat sahibi oldular hem de günahsızken ölen çocukları, cennette onlarla birlikte olacakdı.

Üçüncü aile de mümin bir aileydi. Allah’a itaatte kusur etmemeye çalışırlardı. Yetimlere yardım eder, insanlar içerisinde merhamet duygusunun yayılmasına gayret gösterirlerdi. Kötü merhametsiz insanların oturduğu bir kasabada oturuyorlardı. Ölünce arkalarına iki yetim çocuk bıraktılar. Bu çocuklar Allah’a emanetti. Allah’tan daha güzel bir vekil olabilir miydi? Allah, o iki yetim çocuğun duvarın altında bulunan mirasını elbette koruyacaktı ve korudu. Duvarı çocuklar yetişinceye kadar yıkılmayacak bir şekilde kuluna tamir ettirdi. (Eskiden insanlar tasarruflarını ya yastık altında muhafaza eder ya da gömerlerdi.)

Her olayda Allah’ın bir hikmeti vardır. İnanmayan bir insan, Allah’ın Kitaplarını okusa da hikmetini anlayamaz çünkü ön yargıyla yaklaşır. Böyle kişiler Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinirler. Şeytanları da sürekli onlara vesvese verir. Örneğin: Şeytan, dostlarına der ki: “Allah, henüz günah işlememiş bir çocuğu öldürdü.” Aklını kullanmayan kişi, şeytanı haklı bulur. İşlerin bir arka planı olduğunu kesinlikle düşünmez. 

Güvenen Allah’a güvensin!

DİNDE AKLI KULLANMANIN ÖNEMİ VE YERİ NEDİR?

Dinimiz aleyhindeki kara propagandalar neslimizi esir almaktadır. Biz bu tür kara propagandaları ancak aklımızı kullanarak dizginleyebiliriz. Aklımızı kiraya verirsek şikayet etmeye hakkımız olmaz çünkü kiracı dilediği gibi kullanacaktır. Kimse bizim yerimize düşünüvermemeli. Allah herkese bir akıl bahşetmiştir. Beyin bir et parçasından ibaret değildir. Din akıl sahiplerine hitap eder. 

Allah, Kur’an’ı Kerim’i ağır ağır okumamızı ve hikmetini düşünüp anlamaya çalışmamızı emretmiştir. Bizim yerimize başkalarının düşünüvermesi doğru değildir. Önce Allah’a inanıp güvenmemiz gerekiyor. Allah’a inanıp güvenirsek her şey hallolacaktır. Eğer O’na inanır güvenirsek “Kur’an’ı Kerim’deki hikmetleri görmemize yardım edeceğine dair söz vermiştir.” Eğer Kur’an Kerim hakkında bir bilgimiz yoksa her söylenene inanırız. Eğer şartlar el veriyorsa her insan iyi bir Arapça öğrenmeye çalışmalıdır. Kur’an’ı Kerim’de oldukça basit cümleler kullanılmış ve bol tekrarlar yapılmıştır. İnsanların kolay anlayabilmesine odaklanmış; nurlu ve mükemmel bir kitaptır. İçerisinde kesinlikle adaletsizlik yoktur. Adaletsiz gösterilmeye çalışılmıştır. Allah, insanı ne kadar mükemmel yaratmışsa insana yol gösterici olarak indirdiği Kitaplar da o kadar mükemmeldir. Tarih boyunca siyasete kurban edilmeye çalışılmıştır fakat Ana Kitaplar Allah tarafından korunmaya devam etmektedir.

Bir kara propagandayı, karşı fikir üreterek dizginleyebilme şansımız vardır.  Fikre ancak fikirle cevap verilebilir. En medeni yol da fikre fikirle cevap vermektir. İçinde bulunduğumuz şartlar, bizim elimizi kolumuzu bağlıyorsa fikir üretsek de etkilenen kesime fikrimizi ulaştıramaz, mağlup duruma düşeriz. Şartlar ne olursa olsun, yaşam tarzımızla insanlara güzel örnek olmamız gerekir. İnsanlar üzerinde etkili olabilecek yollardan biri de budur çünkü gördükleri güzel davranışlar insan hafızasında daha kolay yer bulur.

Ürettiğimiz fikrin içeriği çok önemlidir. Yalanlarla desteklenen kara propagandalar, insanların aklını karıştırabilir. Yalanı ortaya çıkaracak dökümanları toplar ve ona göre karşı fikirler geliştirebilirsek, akıl karışıklığına mâni olabiliriz.. 

Dini yorumlarda yapılan Kur’an dışı yorumlar çelişki ve adaletsizliklerle doludur. Halbuki Allah, emirlerinde çelişki ve adaletsizlik olmadığını söylemektedir. Öyleyse Allah’ı yalancı çıkarmaya odaklanmış akımları destekleyerek gerçek Müslümanlar olamayız. Haksızlık karşısında susmak da bu akımları desteklemekle eşdeğerdir.

Bugün gençlerimiz İslam’dan uzaklaşmıştır. Bunun nedeni sorguluyor olmalarıdır. Sorgulayıp mantıksız buldukları konuların hangileri olduğunu  belirlemek ve Kur’an’a aykırı düşmeyen çözümler bulmak yerine onların sekülerleşmesine göz yummak Allah’ın emirlerine hizmet etmez. Atalarımızın hatalarına sıkı sıkıya sarılmak bize evlatlarımızı kaybettirmemelidir. Bu sorunu çözmek zorundayız. 

Slogan paylaşmakla İslam’a hizmet edemeyiz. İslami gerçekleri öne çıkarmamız gerekir. Sorun Kur’an’da değil onu yorumlayan insanlardadır. Allah’ın Kitaplarında hiçbir adaletsizliğe rastlanmaz. Bunu bize Rabbimiz söylemektedir. Dini uygulamalarda bir tutarsızlık ve bir adaletsizlik varsa mutlaka insan aklının ürünüdür. Mutlaka şeytanların vesveselerinden etkilenerek şekil almıştır. Bir Müslüman olarak bütün bunları dikkate almamız, doğruyu arayıp bulmamız, imanını kurtarmamıza yardımcı olacaktır. Bizim doğruyu yakalayıp çocuklarımıza iyi örnekler olmamız çocuklarımızı da doğru yola yöneltecektir. Aşağıdaki ayet meallerini okuyup dikkate almak sağlıklı düşünmemize yön verebilir.

4: NİSA / 82.  Hâlâ onlar, Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlıklar bulurlardı.

6: ENAM / 115. Rabbinin sözü (Kuran’ı Kerim), doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek (O’ndan daha adil, O’ndan daha doğru bir söz söyleyecek) kimse yoktur. O işitendir, bilendir.

Bu ayetlere muhalif olursak Kur’an’dan uzaklaşmış ve iman çerçevesinin dışına çıkmış oluruz. Rabbim bizleri koru. Şeytanları bizlerden uzak tut. O şeytanların hem cinlerden hem insanlardan olduğunu bize Sen söyledin ve biz de Sana sığınmaya karar verdik. Sen sana sığınanı yalnız bırakmazsın, yegane dostumuz , İlahımız ve yardımcımız sensin.

Keyifli okumalar. Allah’a emanet olun. Selam ve sevgiyle kalın.

SOSYAL ADALET VE MEDENİYET İLİŞKİSİ

Biz insanlar, Rabbimizin tavsiyelerine ve emirlerine uymuyoruz. Gelenek görenek dindarlarıyız. Kendi kendimizi överek iyi bir sonuç elde edemeyeceğimiz aşikardır. Bunun yerine bir öz eleştiri yapsak hatalarımızı görürüz ve hatalarımızı düzelterek daha iyi sonuçlar elde edebiliriz.

Allah’ın emir ve tavsiyelerini anlamak ve yaşamak hayatımızı değiştirecek, bizi bilimde ve sosyal adalette zirveye ulaştıracaktır. Kimseyi taklit etmek zorunda değiliz. Dünyada taklit edebileceğimiz, insan haklarını sağlama konusunda başarılı, sosyal adaletin gerçekten hakim olduğu bir ülke göremiyoruz. İnsanlar acılar ve çaresizlikler içinde kıvranmaktadır. 

İnsanlar kanaat önderlerini değerlendirirken bile o kişinin sakalına, sarığına, cübbesine bakarak değerlendiriyorlar. Bu kişilerin ağızlarından çıkan ve insanlara yön veren sözler ne kadar insan haklarına ne kadar Allah’ın emirlerine uygundur diye düşünebilecek kapasiteyi yakalamış insanlar,  maalesef mevcut değildir.

İnsanlarda bir övünme, bir kibirdir almış başını gidiyor. Benim atam, senin atanı döver… İnsanlar atalarını adeta ilahlaştırıyor. Atalarının yaşantıları hakkında gerçek bir öz eleştiride bulunmadıkları için onların yapmış oldukları hataları göremiyorlar. Onların hatalarını göremedikleri için de ne medeniyet konusunda ne de din konusunda bir adım ileriye gidemiyorlar. İşte böylece tarih tekerrürden ibaret oluyor.

Bir toplum, güzel ahlakı hakim kılamıyorsa orada kan vardır, zulüm vardır, rüşvet vardır, cana can karşılığı olmaksızın insanları öldürme vardır. Sosyal haklar hasır altı edilmiştir. Para ekonomiyi harekete geçirmekten uzaklaşmış, zenginlerin küplerini dolduran, övünme aracı bir meta haline gelmiştir. 

Yeni bir buluş, yeni ve iyi bir çalışmanın eseridir yani tecrübe üstüne yeni tecrübeler edinmenin sonucunda gerçekleştirilir. Bilimde ilerlemek medeniyet göstergesi olarak lanse edilmemelidir çünkü her yeni buluştan menfaatlenecek bir gurup varsa o da muhakkak ki yine zenginlerdir. Fakir insanlar için refah bir hayal olmaktan öteye gidemez. Ne zaman ki bilimin getirdiği refahtan fakirlerin hissesine de bir şeyler düştü işte o zaman o toplum medeniyete kucak açmış, mutlu yaşamayı haketmiş olacaktır. 

Medeniyet göstergesi ancak ve ancak paylaşılabilen güzelliklerdir. Bulunduğu toplumdaki insanların ayrımcılığa uğramadan yaşamasını amaçlayan ve bunu gerçekleştirebilen rejimler, medeniyete örnek gösterilmeye layıktır. 

Yanlışı fark ettiğimizde doğruyu bulmaya çalışmalıyız. Şikayet ederek doğruya ulaşamayız. İnsanların fikirlerini ifade edebileceği bir ortam medeniyetin göstergesidir. Bir atasözü vardır: “Kabaklar çarpışınca çekirdekler ortaya çıkar, fikirler çarpışınca gerçekler ortaya çıkar.”  Ne pahasına  olursa olsun doğru ve adil olana ulaşmaya gayret göstermeliyiz.  Gayret bizden, yardım Allah’tandır.

Keyifli okumalar. Selam ve sevgiyle kalın. 

DOĞAL AFETLER ALIN YAZISI MIDIR?

Allah, Kitaplarında insanların dostu olduğunu, insanlara zulmetmediğini fakat insanların kendi kendilerine zulmettiklerini söylüyor ve bize diyor ki: “İnsanların doğru yoldan çıkmasını ve kaoslar yaşamasını isteyenler şeytanlardır, huzur içinde yaşamalarını isteyen ise sizin Rabbinizdir çünkü O, sizin dostunuzdur. O’nun tavsiyelerine uyarak şeytanın düşmanlıklarından korunabilirsiniz. Yeryüzünde mutlu bir ömür sürebilir ebedi yaşamınızda da ebediyen mutlu olabilirsiniz.”

DOĞAL AFETLER ALIN YAZISI MIDIR? yazısının devamı

MELEKLERİN GÖREVLERİ

Melekler Allah’ı zikrederler ve Allah’ın her emrine itaat ederler. Melekler Allah’ın kullarıdır ve çeşitli görevleri yerine getirmekte olan memurlarıdır. Melekler, iyi insanları dost edinirler, onların gıyabında onların affedilmesi için dua ederler. Semada görevli, uzayımızda görevli, yeryüzünde görevli, insanın üzerinde görevli, cennette ve cehennemde görevli melekler bulunmaktadır. 

Bütün canlılarda olduğu gibi meleklerde de hiyerarşik bir sınıflama mevcuttur. Mikail’e bağlı melekler vardır. Cebrail’e bağlı melekler vardır. Ölüm meleğine (Azrail’e) bağlı melekler vardır. Azrail’in ismi Kur’an’ı Kerim’de ölüm meleği olarak geçer.  Daha başka melekler de vardır. İsrafil ismi ve bir boynuzla sura üfüreceği gibi bir ayet Kur’an’ı Kerim’de geçmez. Meleklerle ilgili meallerden birkaçı aşağıdadır. 

33: AHZAP / 43. Sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren O’dur. O, müminlere karşı çok merhametlidir.

86: TÂRIK / 1, 2, 3, 4. Yemin olsun semaya ve Târik’a! Târik nedir biliyor musun? O, karanlıkları delen bir yıldızdır. Her nefis üzerinde bir koruyucu vardır.

16: NAHL / 32. Takva sahipleri o kimselerdir ki melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar: “Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennete!” derler.

8: ENFAL / 50. Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve “Tadın bakalım cehennem azabını!” diye diye canlarını alırken onların hallerini bir görmeliydin…

66: TAHRİM / 6. Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun çünkü onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Onun başında şiddet açısından gayet katı ve Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen, emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.

Melekler insan suretinde gözükebilirler. Hz. İbrahim ve Hz. Lut Peygambere gelen melekleri hatırlayalım. Çok yakışıklı iki erkek suretinde gözükmüşlerdi de o kavmin eşcinsel erkekleri, onlardan yararlanmaya kalkmışlardı. Hz. Meryem’e Hz. İsa hakkında vahiyde bulunan melek insan suretinde gözükmüştü.

Hz. Muhammed, müşriklerle yaptığı savaşlarda yeterli insan gücüne sahip değildi. Allah, ona ve ordusuna yardım için üç bin melek gönderdi. Bu melekler müşriklere insan suretinde gözüküyor, gözlerini korkutuyor ve müminlere yardım ediyorlardı. Ayrıca atılan okların hedefini bulmasını sağlıyorlardı. Bunları ve ne yaptıklarını müminler görmüyorlardı fakat hissediyorlardı. Savaş sırasında, meleklerin peygamberimize nasıl yardım ettikleri aşağıdaki ayet meallerinde görmekteyiz.

3: ALİ-İMRAN / 121. Hani sen, sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın… Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.

3: ALİ-İMRAN / 122. O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah, onların yardımcısı idi. Müminler, yalnız Allah’a dayanıp güvensinler!

3: ALİ-İMRAN / 123. Ant olsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir’de de size yardım etti. O halde, Allah’ın yasakladıklarını yapmaktan sakının ki O’na teşekkür etmiş olasınız.

3: ALİ-İMRAN / 124, 125, 126.  O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: “İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?” Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder. Allah bunu, sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.

Melekler müminlerin dostudur. Müminleri Allah bağışlasın diye dua ederler. Müminler için nasıl dua ettiklerini aşağıdaki ayet meallerinde görmekteyiz.

23: MÜMİN / 7,8,9. Arş’ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O’na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! Rabbimiz! Onları da onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi olanları da kendilerine vaat ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz azîz ve hakîm olan sensin! Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen, kimi kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur.”

Melekler dünyada ve dünyadan çok farklı ortamlarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bizlere, meleklerin neden yaratıldığına dair herhangi bir ilahi bilgi verilmemiştir. Sadece şeytanın ateşten, insanın su ve topraktan yaratıldığına dair bilgi verilmiştir.

15: HİCR / 26, 27. Ant olsun biz insanı, sulu topraktan yarattık. Cinleri de daha önce ateşten yaratmıştık.

Melekler yaratılış açısından, toprak ve sudan yaratılan canlılara benzemez. Onlar, havaya ve suya ihtiyaç duymayan “farklı farklı yaratılmış” canlılardır. Peygamberimize Cebrail As. gerçek suretiyle iki kez gözükmüştür. Bu ayetlerde bildirilmektedir. Melekler insan ya da hayvan gibi farklı görüntülerle de insanlara görünebilirler. Örneğin: Kabil, kardeşini öldürmüş, ne yapacağını bilemez halde şaşkın şaşkın ortalıkta dolaşırken, karga suretinde bir melek, toprağı deşeleyerek ona yol göstermiştir. O da kardeşini gömmüştür. İnsan eğitilmeye ihtiyaç duyan bir varlıktır. 

35: FATIR / 1. Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a hamdolsun. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.

22: HAC / 75. Allah meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.

17: İSRA / 95. Şöyle de: “Eğer yeryüzünde huzur içinde yürüyüp duran melekler olsaydı, elbette onlara gökten peygamber olarak bir melek indirirdik.”

Rabbimiz yarattığı kullarından elçiler seçerek kullarını bilgilendirir ve sonra onları imtihan eder. Allah, kullarını imtihan etmeden cezalandırmaz ve mükafatlandırmaz. Allah, yarattıklarının yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Kalplerinde taşıdıkları hasletleri bilir. Şeytan konusunda kullarını uyarmak için elçiler gönderir. Günahta ısrar eden kötü kullarının, kötülüğünü belgelemeden ve şahitler oluşturmadan onları cezalandırmaz. Allah adaleti sever. Kullarına yardım etmek, yol göstermek onun şefkat ve merhametindendir çünkü yarattıklarına iyiyi, kötüyü ayırt edebilecek akıl nimeti vermiştir. Akıllarını kullanmalarını ve iyi insanlar olmalarını istemektedir. Allah, insanın yaratıcısı ve dostudur. Allah, iyi insanlardan dost edinir. Dostlarını cennetlerde misafir edeceğini ısrarla bildirir. 

Güvenen Rabbine güvensin.
Allah’a emanet olun.




MELEKLER, ŞEYTAN VE İNSAN

Şeytan bir melek miydi?

Halef, birinden sonra gelen ve onun yerini alan kimse, demektir. İnsanlar, insanın kime halef yaratıldığını hep merak etmişlerdir. Bazı kimseler, Adem’den önce yeryüzünde başka Ademler bulunduğunu ve Adem’in onlara halef olarak yaratıldığını ileri sürmüşlerdir. Melek, şeytan ve insan arasında ne gibi bir ilişki var? Kur’an’a Kerim’e göre Hz. Adem kime halef yaratıldı? Melek ne demek? Melekler de imtihan oldu mu? Şeytan bir melek miydi? Şeytan insana neden dolayı düşman oldu? Bu yazıda bunları bulacaksınız.

MELEKLER, ŞEYTAN VE İNSAN yazısının devamı

KUR’AN’DAKİ AYETLER IŞIĞINDA EVREN VE EVRENİN OLUŞUMU

İlah: Tek olan, diri olan, öncesi ve sonrası olmayan, daima var olandır. İlah, doğmaz ve doğurmaz. Her şey ona muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç değildir. Hiçbir şey O’nun dengi, benzeri ve ortağı olamaz. Her şeyi emrine boyun eğmiş olarak yaratan odur. Yaratmakta, emretmekte O’na mahsustur. Yaratıcı yarattıklarıyla iletişim kurar onları sevk ve idare eder. Yaratan da dini belirleyen de O’dur. O alimdir. Akıl, mantık, ilim ve süreyi kullanarak sistematik bir olgu ile daha önce benzeri bulunmayan, mükemmel tasarlanmış, kusursuz yapılar ortaya koyabilen ve yarattıklarını sevk ve idare edebilendir. Evren onun eseridir. Onun gücü her şeye yeter.

16: NAHL / 40. Şayet biz bir şey dilediğimiz zaman ona “Ol!” deriz, olur.

Allah’ın iradesinin üzerinde bir irade daha olması mümkün değildir. Herhangi bir şey ancak Allah, dileyip de “Ol!” derse olur. Onun sözünün üzerine söz koyacak, hayır olmaz diyebilecek bir irade sahibi daha yoktur. İnsan, isyan etse neye yarar? Mülk Allah’ındır. Yaratan ve yöneten O’dur.

20: TAHA / 98. Sizin ilâhınız, kendisinden başka ilâh olmayan Allah’tır. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.

50: KAF / 6, 7, 8. Onlar, üstlerindeki göğe hiç bakmadılar mı ki onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz hem de onun hiçbir kusuru yoktur. Yere hiç bakmadılar mı ki onu nasıl yaydık: Oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada her cins bitkiden bitirdik. Bütün bunlar Rabbine yönelen her insanın basiretini açmak ve ona ibret vermek içindir.

21: ENBİYA / 30. Şüphe yok ki gökler ve yer bitişikti de biz ikisini ayırdık. İnkâr edenler görmüyorlar mı ki canlı her bir şeyi sudan yarattık. Hala inanmayacaklar mı?

11: HUD / 7. “Hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, arşı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Yemin ederim ki “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” desen, inanmayanlar derhal: “Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir” derler.

14: İBRAHİM / 33. Düzenli seyreden eden ay ve güneşi; geceyi ve gündüzü sizin hizmetinize sundu.

21: ENBİYA / 33. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzüyor.

21: ENBİYA / 32. Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar, bu delilleri görmezden geliyor.

41: FUSSİLET / 9. Siz, iki günde yer yüzünü yaratanı inkâr ediyor ve O’na eşler mi koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.

41: FUSSİLET / 10. O, içindekileri üstlerinden sabitledi. Dünyada yaşayacak olanların ihtiyaç duyacakları şeyleri ve onların gıdalarını hesaplayıp dört gün içinde yarattı ve bereketli (sürekli artan) kıldı.

67: MÜLK / 1. Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O’nun her şeye gücü yeter.

41: FUSSİLET / 11, 12. Sonra Allah, semayı yaratmaya yöneldi. O duman halindeydi. Göklere ve yere: “İsteseniz de istemeseniz de buyruğuma girin!” dedi. Onlar, isteyerek girdiklerini söylediler. Allah, onları yedi gök olmak üzere iki gün içinde düzenledi. Her bir semaya vahye uymasını emretti. Dünya semasını aydınlatıcılarla süsledik ve koruduk. İşte bunlar, güçlü ve bilgili olan Allah’ın takdiridir.

Allah’ın ilmi, gökleri ve yeri kapsar. Allah, gökleri ve yeri yaratırken yaratmaya yeryüzünden başladı. İlk iki günde yeri ve güneş sistemimizi yarattı. Yeryüzünü Güneş’in uydularından biri yaptı. Güneş’in uydularından her birine bir yörünge tayin etti.

Gezegenler birbirlerine Dünya’ya ve Güneş’e olması gereken en mükemmel uzaklıklardadır. Allah, her bir gezegeni farklı bir yer çekimine sahip yaptı. Güneş ve gezegenler arasında ki farklı yer çekimi kuvvetleri sistemde ki gezegenleri bir arada tutup onların uzay boşluğuna fırlayıp gitmesini engellemektedir. Ayrıca bu gezegenlerden bazılarının kendi uyduları da vardır. Bu uydular gezegenleri olumlu yönde etkilemektedir. Örneğin: Dünya’mızın uydusu Ay’dır. Ay’ın yer çekimi sayesinde gel-git olayları gerçekleşir. Okyanuslar kara parçalarını basmaz. Dünyadaki suların durgunlaşması engellenir.  Güneş sistemimizdeki gezegen ve uydular arasında oluşabilecek herhangi bir çekim değişikliği nedeniyle gerçekleşen çarpışma bütün sistemin çökmesine, gezegenlerin ve yıldızların parçalanıp dağılmasına neden olacaktır. Allah, yarattıklarını ilmi ve gücüyle korumaktadır. İnsan ve cinlerin imtihanı sona erdiği zaman kıyamet kopacak, her şey tekrar toz duman haline dönecektir. Aynı gün içerisinde yeni bir yaratılış süreci başlayacaktır. Dünya başka bir dünyaya gökler de başka göklere çevrilecektir. Bu çöküş ve dönüşüm için Allah, bir vakit tayin etmiş ve bu vaktin çok yaklaştığını, kıyamet alametlerinin geldiğini elçisi Hz. Muhammed ile kullarına bildirip onları uyarmıştır. İnsanlara kıyametin ne zaman kopacağı hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir.

Allah’ın verdiği nimetler saymakla bitmez: Magma tabakası, dünyayı sallayıp depremlere neden olmasın diye Allah, dünyanın merkezine kadar inen sabit dağlar yerleştirdi.  İnsanlar gidebilsinler diye açıklıklar yaptı. Yönlerini tayin edebilsinler diye yıldızları yarattı. Zamanın tayini için ise, insanlar ay ve güneşin hareketlerinden yararlanmaktadırlar.

21: ENBİYA / 31. Yeryüzü onları çalkalamasın diye baskılar oturttuk. Rahatça gezinebilsinler diye bol bol açıklıklar yaptık.

6: ENAM / 97. Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulabilesiniz diye yıldızları sizin için yaratan O’dur. Şüphesiz biz, bilecek bir toplum için “delilleri” geniş bir şekilde açıkladık.

14: İBRAHİM / 32. Allah, öyle bir Allah’tır ki gökleri ve yeri yarattı. Gökten su indirdi. Onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı. Irmakları hizmetinize verdi. Gemileri yüzdürmeniz için denizleri de hizmetinize verdi. 

“Arşı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.”  Gökler ve yer bitişikti. Allah, onları ayırıp duman haline getirdi. İlk dört gün içinde güneş sistemimizi ve yeri yaratıp işlevsel hale getirdi. Sonra sırayla en yakın gökten başlayarak üst üste yedi kat gök inşa etti. Gökleri ve yeri toplam altı günde yarattı.” Allah’ın bahsettiği bir gün çok büyük bir zaman dilimine tekabül eder. Bizim kullandığımız zaman ölçüsü sadece bizim güneş sistemimiz içinde geçerlidir.

Rabbimiz atmosferi yarattı. Dünya, atmosfer sayesinde uzaydan gelen gök taşları ve zararlı UV ışınlardan korunabilmektedir. Atmosferimizdeki hava sayesinde bütün canlılar yaşamlarını sürdürebilmektedir. Yine hava sayesinde konuşulanları işitebilmekteyiz. Allah, atmosferi yaratıp tamamladıktan sonra yani üçüncü ve dördüncü gün yararlı bakterileri, yer yüzündeki bitkileri ve arkasından hayvanları yarattı. Denizlerdeki tuzlu sular buharlaşarak tatlı sulara dönüşüyor. Bulutlar oluşuyor. Bulutları farklı farklı bölgelere taşıyan rüzgarlar sayesinde farklı bölgelere yağmurlar yağıyor. Sular yer yüzünde devir daim ediyor ve türlü türlü sebze ve meyveler yetişebiliyor. Bu sayede canlıların her tür besin gereksinimleri karşılanmış oluyor. Allah’ın bizim için yarattıklarını saymakla bitiremeyiz. O’na ne kadar teşekkür etsek azdır.

Rabbimiz bize üstümüze inşa edilmiş semaların dışında insanoğlunun hayal bile edemeyeceği nimetler ve güzellikler olduğunu bildiriyor. Birinci kat gökte, dünyamızdan başka, yaşayabileceğimiz niteliklere sahip olan, ikinci bir gezegen daha olmadığını bildiriyor. Yaratılış sürecine bakacak olursak insanın anlayamayacağı bir şey söz konusu değildir. Rabbi insana her bir süreci izah etmiştir fakat insan duyma, görme ve düşünme kabiliyetinden yoksun olmayı tercih etmiştir.

55: RAHMAN / 5. Güneş de ay da bir hesap ile yaratıldı.

13: RAD / 2. Görüyorsunuz ki gökleri bir direk olmadan yükselten sonra Arş’a istiva eden O’dur. Güneşi ve ayı koyduğu (İlahi) kurallara tabi tuttu. Her biri belirlenmiş bir süre için akıp gider. İşi, O düzenleyip yönetiyor. Kesin olarak Rabbinizle karşılaşacağınızı bilesiniz ve inanasınız diye sizin için delilleri açıklayan da O’dur.

10: YUNUS / 5. O Allah’tır ki, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye güneşi bir ışık kaynağı, ayı da bir nur yaptı. Aya menziller tayin etti. Allah, her birini kusursuz yarattı. O, bilecek olan bir kavim için delillerini ayrıntılı olarak açıklar.

79: NAZİAT / 26. Kuşkusuz bunlarda, Allah’a saygı duyacaklar için bir ibret vardır.

79: NAZİAT / 28. Yeryüzünün tavanını yükseltti ve düzene koydu.

79: NAZİAT / 29. Gecesini kararttı ve gündüzünü aydınlattı.

79: NAZİAT / 30. Bundan sonra da onu döşedi.

79: NAZİAT / 31. Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.

79: NAZİAT / 32. Dağlara bitkileri yerleştirdi.

79: NAZİAT / 33. Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.

88: GAŞİYE / 17. Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış?

88: GAŞİYE / 18. Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş?

88: GAŞİYE / 19. Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmiş?

88: GAŞİYE / 20. Yere bakmıyorlar mı, nasıl döşenmiş?

88: GAŞİYE / 21. Haydi şimdi öğüt ver, sen sırf bir öğütçüsün.

88: GAŞİYE / 22. Onların üzerinde bir zorba değilsin.

15: HİCR / 14, 15. İnkâr edenlere gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar yine de inanmazlar: “Gözlerimiz boyandı, bize büyü yapıldı.” derler.

67: MÜLK / 3, 4. Yedi göğü üst üste yaratan O’dur. Rahman’ın yarattıkları içinde bir uyumsuzluk göremezsin. İstersen bir göz gezdir. Bir düzensizlik görebiliyor musun? Sonra tekrar tekrar bak! O göz, bitkin düşmüş ve umudunu kesmiş olarak sana geri döner.

79: NAZİAT / 27. Yaratılış olarak siz mi daha çetinsiniz, yoksa gökyüzü mü?.. Onu Allah bina etti.

67: MÜLK / 2. O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür ve bağışlayıcıdır.

Selam ve sevgiyle kalın.

YARINLAR…

Hep hayaller kurar hesaplar yaparız, yarınlar için. Bizim için belki yarın hiç olmayacak. Her şeyin önünde tutarız kendi menfaatimizi. Garibin, yetimin, fakirin, hastanın, yaşlının yerine koymayız hiç kendimizi. Namazlarımızı geçiririz. Ahiretimizi dünyamıza kurban ederiz. Peşin olanı severiz, sürekli olan hiç gelmeyecekmişçesine. Ölüm hep ensemizdedir, sessizcesine. Ölümü getirmeyiz hiç bir gün aklımıza. O gün ayak ayağa dolaşır… Sevenlerimiz başucumuzda ağlaşır. O gün hesap defterimiz kapanır, hesap günü açılmak üzere. Rabbimiz, dinimizi öğrenmeyi ve yaşamayı nasip et bizlere. Rabbimiz, şeytanları bizlerden uzak tut, bizleri kolay hesap verecek, kullarından eyle. Amin!

İNSANLAR FARKLI FARKLI DİLLERİ, OKUMAYI VE YAZMAYI NASIL ÖĞRENDİ?

96: ALAK / 3. 4. Oku! Kalemle yazmayı öğreten senin ikram sahibi Rabbindir.

Canlıların ataları ilk yaratılışta erkek ayrı ve dişi ayrı olarak yaratılmıştır fakat Allah, ilk yaratılış sonrası canlıların neslinin oluşmasını ve genetik çeşitlilik sağlanmasını dişi ve erkek atalar arasında paylaştırmıştır. Her canlı gibi Hz. Âdem ve Hz. Havva da ayrı ayrı annesiz ve babasız olarak ayrı ayrı yaratılmıştır. İnsanların soyu Hz. Âdem ve Hz. Havva’dan gelmiştir. Allah, o ikisine birçok oğul vermiştir. Kız çocukları olmamıştır. Oğulları için eşler yaratıp akrabalık bağları kurdurmuştur. Bu kadınların yaratılışı da tıpkı Hz. Havva ve Hz. Âdem’in topraktan ve topraktaki yaratılışı gibi olmuştur.

Hatırlarsak Allah, Hz. Adem’i topraktan ve toprakta yarattıktan sonra Allah onu eğitmiş, ona her şeyin ismini öğretmişti. Yani ona bir lisan öğretmişti. Benzer bir şekilde topraktan çıkan kadınlara da Allah, farklı farklı dilleri, okumayı ve kalem kullanmayı öğretmiştir çünkü insan öğrenebilen akıl sahibi bir varlık olarak yaratılmıştır.

İNSANLAR FARKLI FARKLI DİLLERİ, OKUMAYI VE YAZMAYI NASIL ÖĞRENDİ? yazısının devamı

DİNDE REFORM HAREKETİ

Dini bir uygulamadan, insanların bir kısmı zarar görüyorsa o uygulama Kur’an dışıdır. Hadislere de dayansa o uygulama kendini temize çıkaramaz. Allah adildir, kullarının da adil olmasını ister. Merhametlidir, kullarının da merhametli olmasını ister. Allah, insanı mükemmel yaratmıştır. Şu organı olmasaydı insan daha mükemmel daha sağlıklı daha mutlu olurdu iddiasında bulunabilen birileri varsa çıksın ortaya. Bunu savunabilecek hiç kimse yoktur. Bu, Allah’ın alim olduğunu kabul ediyorsunuz demektir. Allah’ın alim olduğunu kabul ediyorsak Allah’ın insanı mükemmel yarattığı gibi insanlar arası adaleti sağlayacak yasaları da mükemmel yaratmış olması gerekir derim… Allah’ın indirdiği yasalarda zulüm ve adaletsizlik olmamalı derim…
Fıkıh kitaplarını şöyle bir karıştırıp baksak… Sonra sorsak birbirimize neden bu kadar çarpıklık ve haksızlık var bu uygulamalarda desek… İçimizden biri çıkıp da bize bunun kaynağı Kur’an’dır diyebilir mi? Tabi ki diyemez. Bunları savunmak için bunun kaynağı olarak bize hadisleri gösterecektir. Bunun adı konmasa da bu, dinde yapılmış bir reform hareketidir ve asırlarca önce yapılmıştır. Kur’an’a dönmek zor değildir ama engelleri aşmak zordur. Tabuları yıkmak imkansızdır.

İLAHİ KİTAPLARDAN BAHSEDİYORSAK KİTAP KELİMESİ NASIL YAZILMALI?

Kur’an’nı Kerim’den ve Kutsal Kitaplardan bahsederken kitap kelimesinin baş harfini büyük harfle yazmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Böyle olunca bu kelimeye gelen çekim ekini de ayırmamız gerekiyor ama nasıl? Kitap’ın yazarsak dile uyumsuz ve kulağa hoş değilmiş gibi geliyor. Kitab’ın yazarsak sanki daha uyumlu gelecek gibi geliyor bana fakat bunun yazılışını TDK Kitap’ın olarak belirlemiş. Yine de bir uzmana danışayım, dedim. Türkçe öğretmeni bir tanıdığımı aradım. O da bu kelimenin yazılışına takılıp daha önce araştırmışmış, tekrar bir bakarım, dedi. Sonra bana mesaj atmış. Gördüğü dini yazılarda Kur’an’nı Kerim’den bahsederken kelimenin baş   harfinin büyük yazıldığını diğer İlahi Kitaplardan bahsederken küçük yazıldığını görmüş ve çekim eki alınca Kitap’ın olarak yazıldığı bilgisine ulaşmış. Bana mesajında: “Kur’an’nı Kerim’den bahsederken kelimenin baş harfini büyük yazın diğer Kitaplardan bahsederken küçük yazarsınız.” demiş. Çok şaşırdım: “Diğer Kitaplar Allah’ın Kitap’ı değil mi, niçin küçük yazmalıymışım?” diye mesaj attım. Cevap şöyleydi: “Diğer kitaplar dejenere olduğu için küçük yazılmalı deniyor.” Doğrusu çok yadırgadım. Arkadaşım da bana katıldığını söyledi çünkü diğer kitaplar dedikleri insanların tercüme ettikleri, içine kendi yorumlarını kattıkları kitaplarsa bunu anlayabilirim zaten bunlar İlahi Kitapların aslı değildir. Allah’ın indirdiği Kitaplardan bahsedecek olursak büyük harfle başlamalı çünkü Allah indirdiği bütün Kitaplarda, indirdiği Kitapları koruyacağına dair, bir garanti vermiştir. Bozulan Ana Kitaplar değil, saptırılmış mealler, yorumlar ve siyer vari kitaplardır. Bu saptırmayı bütün dinlerde de görmekteyiz. Ayrıca bu Kitapların Allah’ın aslı, Levh-i Mahfuz’da da bulunmaktadır. En azından buna saygı duyulmalı ve İlahi Kitapların ilk kelimeleri büyük harfle başlamalı diye düşünüyorum. İlahi Kitaplardan bahsederken baş harflerinin büyük yazılmasını çok önemsiyorum. Sevgiyle, selamette kalın.

ALLAH, NEDEN BİZİ İMTİHAN EDİYOR?

Dünyaya neden geldik? Neden imtihan ediliyoruz?

Allah’ın insanı imtihan etmesine ne gerek vardı diye düşünenler olabilir: Allah, kullarından dost edinmek ve onlara lütufta bulunmak ister. Her varlık gibi insanlar da Allah’a muhtaçtır. Allah insanlara muhtaç değildir ama onların kibar ve teşekkür etmesini bilen kullar olmasından hoşlanır çünkü onlardan dostlar edinecektir.

ALLAH, NEDEN BİZİ İMTİHAN EDİYOR? yazısının devamı

EZAN VE DİĞER ÇAĞRILAR

EZAN VE DİĞER ÇAĞRILAR NASIL YAPILIYOR?

BU GÜNE KADAR CAMİYE, KİLİSEYE VE HAVRAYA YAPILAN ÇAĞRILAR, PEYGAMBERLERİN İLK OKUTTUĞU ŞEKLİYLE OKUNA GELMİŞTİR:

ALLAH’ın indirdiği bütün dinlerde müminler, belli vakitlerde toplu ibadet etmek için ibadethanelere davet edilmişlerdir. Müslümanlar ezan ile davet edilmiş, Hristiyanlar çanla davet edilmiştir. Yahudilerin de kendilerine has bir ezanı vardır.

EZAN VE DİĞER ÇAĞRILAR yazısının devamı

İLK İNSANDAN BU YANA İNSAN GENOTİPİNDE BİR DEĞİŞİKLİK OLDU MU?

Sağlıklı insanların kromozom sayısı Hz. Havva ile Hz. Âdem’den bu yana hiç değişmedi. Bazıları bu konuda büyük bir yanılgı içindeler çünkü insanın kromozom sayısındaki sayısal hatalar ve yapısal hatalar onu hasta bir birey yapar. Kromozom sayısındaki artış ve azalışlar ciddi bir önem taşır. Bölünme sırasında kromozomlarda bazı hatalar oluşabilir. Kromozomlar 46 yerine 47 ya da 45 olabilir. Bunlar sayısal hatalardır. Bir de yapısal hatalar vardır: Yapısal hatalar bölünme sırasında gerçekleşen hatalardır. Kopyalanırken kromozomun bir parçası kopabilir, ters yönde olabilir, başka bir kromozoma yapışabilir, bir parçası fazla olabilir. Bu hataların hamileliğin ilk günlerinde olması, çok ciddi problemler yaratır çünkü ilk hücre hatalıysa hatalı bölünmeler gerçekleşecektir. Öyleyse yaratılış inkâr edilemez bir gerçektir. İnsanın döllenmiş ilk hücresi mükemmeldi ve mükemmel kopyalar oluşturmaya devam etti. 

Hücrelerde arada sırada bazı sayısal ve yapısal hatalar oluştu. Bunun nedenini şöyle açıklayabiliriz: Rabbimiz bu hataların oluşmasına izin verdi ve böylece hücrelerdeki ufak tefek hataların bile neye mal olabileceğini bize gösterdi. Alim bir yaratıcı olmadan, sağlıklı bir hücrenin yaratılamayacağını anlamamızı sağladı. Rabbimize sonsuz teşekkürler… Sorun kendi kendinize, hatalı bir kromozomdan sağlıklı nesiller ortaya çıkabilir mi? Bu olasılık yüzde kaçtır?

Bu tip hatalar meydana geldiği andan itibaren hatalı bölünmeler başlayacaktır. Bölünen hücrelerin hepsi hatalı kromozomlar taşıyacaktır. Bugün tedavisi mümkün olmayan üç hastalığı Down sendromu, Edwards sendromu ve Patau sendromunu buna örnek verebiliriz. 

Bu veriler bize şunu göstermektedir: Hücre kompleks bir yapıdır. Kompleks bir yapı bozulduğu zaman tamiri imkânsız gözükmektedir ve bu durum aynen gelecek nesillere taşınmaktadır. Kanser hücreleri tamir edilemediği için onları öldürerek yok etme metodu uygulanmaktadır. Öyleyse ilk insanı meydana getiren o ilk hücre çok mükemmeldi. Mükemmel kopyalar oluşturdu ve canlılar bu günlere kadar sağlıklı olarak gelebildiler. Her canlı tek bir hücre ile yaşama adım atmaktadır. Bir hücrenin kendi kendine bu mükemmelliği yakalaması imkansızdır. Mükemmel bir hücre yaratacak mükemmel bir yaratıcıya ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.

Genotip üzerinde yapılan araştırmalar tamamen çözüme kavuşmuş değildir. Bilim adamları yakın zamana kadar, henüz mevcut araştırmalarıyla çözemedikleri bazı genleri işlevsiz buluyorlar ve onlara çöp muamelesi yapıyorlardı. Halbuki Allah, hiçbir şeyi boş yere yaratmadığını söylemektedir. Doğruların eninde sonunda ortaya çıkma gibi bir huyu vardır çünkü batıl iddialarla gerçekler yok edilemez.

Genotipi insana en yakın olan yaratıklar bile insani özellikleri taşıyamamaktadırlar. Maymunlar ve domuzlar buna örnek olarak gösterilebilir. Dikkat edilirse bu hayvanların genotiplerinin fenotipleri üzerindeki etkileri de insanların genotiplerinin fenotipleri üzerindeki etkilerinden çok farklıdır. Bu hayvanların dış görüntüleri insanlara benzemez. O zaman ilkel bir yapıdan kompleks bir yapıya geçiş söz konusu olamaz. İnsan hem fenotip olarak hem akıl yönünden diğer canlılardan daha mükemmel yaratılmış ve kendisine sorumluluk yüklenmiştir.

Evrimi savunanlar, ilkel ve cansız bir yapıdan kompleks bir yapıya geçişi savunurlar. İlahi dinler, kompleks yapılardan daha ilkel yapılara geçiş olduğunu örneklendirirken maymun ve domuzu örnek verirler. İlk canlıların ilk hücrelerinin mükemmel olduğunu ve mükemmel kopyalar oluşturduğunu savunurlar.

Örneğin: Kur’an’ı Kerim‘de Yahudilerle ilgili bir kıssa anlatılır. Yahudilerin ileri gelenlerinden bir kısım insan, fakirlere, yetimlere, kadınlara, esirlere ve diğer canlılara zulmediyorlardı. İnsanları hayır yapmaktan men ediyorlardı. Kendilerine sizi kim yarattı diye sorsan Allah diyorlardı ama Allah’ın emir ve tavsiyelerine muhalif hareket ediyorlardı. İnançlarında samimi değillerdi. Allah’ın emir ve tavsiyelerine uygun hareket etmek isteyen kimselere zulmediyorlardı. Sözlü vahiy diye uydurdukları hadislerle insanları aldatıyorlardı ve bu yaptıkları şeyleri de Allah’ın emriymiş gibi empoze ediyorlar insanları aldatıyorlardı. 

Cumartesi günü Yahudilerin ibadet günüydü. Allah böyle iki yüzlü insanların ibadetini istemedi. Onların menfaatlerine ne kadar düşkün olduklarını gerçekten inanan insanlar olmadıklarını su yüzüne çıkarmak istedi. İmtihan için onların üzerine gökten bir musibet indirdi. Bu musibet balıkları etkileyen bir musibetti. Arkasından cumartesi günleri balık avlamayı, haram kıldı. Cumartesi günler zalimlerin helâk olmasına neden olacak balıklar akın akın gelmeye başladı. Diğer günler bu kadar çok balık gelmiyordu. Allah uyarmadığı kimseye zulmederek onu cezalandırmaz. Allah, onları uyardı ve cumartesi gün balık yemeyin tavsiyesinde bulundu. İnanan bir insan, Allah’ı dost görür ve onun tavsiyelerinde kendi lehine bir şeyler olduğuna inanır ve bu sebepten Allah’ın tavsiyelerini uygulamaya çalışır. Bundan dolayı inanan Yahudiler, cumartesi gün akın akın gelen balıklara el sürmediler: “Rabbimizin bizi uyarması kesinkes bizim lehimizedir, Rabbimiz bizim dostumuzdur.” dediler. Balıkları yememeleri için kendilerini uyaran Rablerine teşekkür etmek için cumartesi günlerini ibadetle geçirdiler.

İnancında samimi olmayan kimseler Allah’ın emirlerine muhalefet eder ve daima tam tersini yaparlar. Yahudilerin zalimleri ve zorbaları da kendilerine yakışanı yaptı. Allah’ın nasihatine kulak vermediler. Cumartesi akın akın gelen balıkları avlayıp yediler. Bu balıkların etleri, insan genotipini olumsuz yönde etkiledi ve bir müddet sonra balıkları yiyenler maymunlara dönüştüler. 

Bu kıssa insanlara boşu boşuna anlatılmamıştır. Allah dostumuz olduğu için bizleri uyarır ve bu kıssada da Allah balıklar yememeleri için dostlarını uyarmıştır. Yediğimiz şeylerin insanların genotipi üzerindeki yıkıcı etkileri, ciddiyetle araştırılması gereken önemli bir konudur. İnsanların maymunlardan oluşmuş olması bilime aykırıdır ve mantığa uygun değildir. Maymunların bir kısmının, insan genetiğinde hafif bir hasarın meydana gelmesiyle oluşmuş olması mantığa daha uygundur. Allah, bilimle açıklanabilecek olan bu durumlar hakkında insana şöyle hitap etmektedir: “İleride bileceksiniz. Sonra ileride bileceksiniz!”

Bugün domuzların kalp kapakçıkları tıp alanında kullanılmaktadır. Kalp kapakçığı işlevini yitirmiş olan yaşlı hastalara domuzlardan alınan kapakçıklar takılmaktadır. Yaşlı hastalar için en iyi çözüm domuzlardan alınan kalp kapakçıkları gözükmektedir. Maalesef mekanik (metal) kalp kapakları bunun yerini tutamamaktadır. Mekanik kapak takılan hastalar düzenli kan tahlili yaptırmak ve düzenli kan sulandırıcı kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu durum küçük morluklara, mide kanamasına ya da ciddi kanamalara neden olabilir. Domuzların diğer organlarını da hastalara transfer etme çalışmaları henüz araştırma aşamasındadır.

Kur’an’ı Kerim‘de daha önceki yaşamış kavimlerde de benzer örnekler olup, insanlardan hayvanlara dönüşenler olduğu bildirilir. Büyük bir olasılıkla domuz etinin yasaklanması bu sebepten kaynaklanmış olabilir. İnsanlardan ilahi dinlere mensup olmayanların da domuz eti yemediği görülmektedir. Bu insanların ataları, domuza ve maymuna dönüşen insanları görüp de nesillerine bu hikâyeleri aktarmış olabilirler. Domuz etinden iğrenmelerine ve bu eti yememelerine bu durum sebep olmuş olabilir ya da bütün kavimlere uyarıcılar gönderen Allah, bunu yasaklamıştır ve böylece dejenere olan dinlerinden geriye kalmış bir alışkanlık olarak domuz eti yemiyor olabilirler.

Besinlerin, insan genotipi ve fenotipi üzerindeki etkilerine başka bir delil olarak da Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennette yemiş oldukları yasak ağacın meyvelerinin etkileri gösterilebilir. Bu meyveleri yedikten sonra avret mahalleri kendilerine gözükmüş ve cinsel arzulara sahip olmuşlardı. 

İlgili ayet meallerinden bazı örnekler aşağıdadır.

76: İNSAN / 28. Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

7: ARAF / 164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. Onlar da dediler ki: “Rabbimize biz üzerimize düşen görevi yaptık diyelim ve bir de belki günahlardan sakınırlar ümidiyle.”

7: ARAF / 165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık. Zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.

7: ARAF / 166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.

7: ARAF / 168. Onları (Yahudileri) grup grup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler de vardır, aşağılık olanlar da vardır. Belki doğru yola gelirler diye iyiliklerle ve kötülüklerle kendilerini denedik.

38: SAD / 87. Bu Kur’an ancak âlemler için bir öğüttür.

İNSANLAR NASIL YARATILDI VE NASIL ÇOĞALDI?

Dünyada tek bir aile var. Peki, tek bir aileden insanlar nasıl çoğaldı? Bu sorunun cevabı bugüne kadar mantıklı bir yanıt bulamamıştır. Bu konu, bütün dinlerde din adamlarının kâbusu olmuş ve akla mantığa uygun bir açıklama getirememişlerdir. Yahudilerin hadis kitabı olan Talmud’dan yararlanarak bir şeyler toparlayıp yazmışlardır: Adem ve Havva’nın çocuklarının hep ikiz olduğunu ve ikizlerin biri kız biri erkek doğduğunu, bunların çaprazlama evlendiğini, daha sonra şeriatın değiştiğini, kardeş evliliğin yasaklandığını ileri sürmüşlerdir. Bu bir varsayımdır. Allah’ın kitaplarında böyle bir açıklama yoktur. Kardeşin kardeşle evlenmesi helal olmaz. Bunu akla getirmek ve dine mal etmek hoş olmamıştır. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. Allah’ın kitaplarında farklı bir anlatımın söz konusu olduğunu gördüm. Kardeş evliliğinin kesinlikle olmadığı sonucuna ulaştım. Allah, Kur’an’ı Kerim’de bunları bize açıklamış. Ben de bu konuyu, ayetlerle delillendirerek sizlerle paylaşıyorum. Allah’ın dinlerini anlamak ve yaşamak zor değildir. Allah’ın indirdiklerinin üzerinde etraflıca düşünmek lazım. Allah’ın dinleri bir kandil misalidir. Kandil yakılırsa çevresini aydınlatır. Allah’ın dinleri hakiki anlamda yaşanırsa insanlar huzur bulur. Allah’ın indirdiklerinde tutarsızlık, adaletsizlik ve zorbalık yoktur

İlk yaratılan Hz. Âdem’di. Hz. Âdem, kadın ve erkek cinsel (XY) kromozomlarını hücrelerinde taşıyordu yani insanoğlunun tohumu oydu. Her tohum için bir tarla gerekir. İnsanoğlunun çoğalabilmesi için de bir tarla gerekiyordu. Allah, Hz. Âdem’in kendi cinsinden bir eş yarattı yani Hz. Âdem ve Hz. Havva aynı cinsten, iki ayrı döllenmiş kabuklu yumurtadan, birbirlerine eş olarak yaratıldı. Allah, yumurtaları inşa ederken zigotun her türlü ihtiyacını göz önünde bulundurdu: Yumurtayı yaratırken zigotun hava almasına, beslenmesine, beslenme artıklarının dışarı atılmasına, dış etkenlerden korunmasına uygun bir şekilde yarattı. Rabbimiz daha sonra insanları, döllenmiş yumurtalarla rahimlerde yaratmaya devam etti.

İlgili ayet meali Aşağıdadır.

39. ZÜMER / 6. Allah, canlı bir hücreden sizi yarattı. Sonrasında ondan çiftleri yaptı. Sizin için hayvanlardan sekiz çift indirdi. Annelerinizin karnında üç karanlık içindeki yaratmadan sonra bir yaratılışla sizi yaratıyor. İşte, Rabbiniz olan Allah budur, mülk O’nundur, O’ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen batıldan etkileniyorsunuz?

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ ۚ يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ۚ ذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَأَنَّىٰ تُصْرَفُونَ 

مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ : (Canlı tek hücreden.)

Arapçada müennes ve müzekker kelimeler vardır yani kelimeler erkek ve dişi olmak üzere gruplanmıştır. Bugüne kadar bu cümle: “Ondan onu yarattı.” diye meallendirilmiştir yani Âdem’den Havva’yı yarattı anlamında meallendirilmiştir. Bu mealler Allah, kadını Âdem’in kaburgasından yarattı ya da kuyruk kemiğinden yarattı gibi yorumlara sebep olmuştur. Halbuki (مِنْهَا زَوْجَهَا ) her iki kelimede de müennes zamir kullanılmış. Bundan dolayı “Ondan onu yarattı.” ya da “Adem’den Havva’yı yarattı.” diye tercüme edilemez. Burada مِنْهَا kelimesi dişiyi temsil ediyor. Sonunda dişi zamiri olan هَا zamiri var. Âdem’i temsil ediyor olamaz ancak cümlede geçen (müennes) dişi bir kelime olan نَفْس kelimesini temsil edebilir ama bu ayrıntı hep gözden kaçırılmıştır.

نَفْس kelimesi müennes (dişi) bir kelimedir. Bundan dolayı مِنْهَا ve زَوْجَهَا derken هَا zamiri kullanılmıştır. Burada ki bu zamir dişi veya erkek bir insanı temsil etmiyor. Kelimenin cinsi gereği bu zamir kullanılmıştır çünkü kelime müennes bir kelimedir. O zaman bu kelimeye karşılık gelen kelime “zigot” sözcüğüdür. Yıllar önce ilim yeterli değilken yani henüz ayetin tevili gelmemişken böyle anlaşılmıştır. Bugün bunun hücre kelimesini temsil ettiğini anlayabiliyoruz ve tevili ortaya çıkmış olan bir gerçek olduğunu kabullenebiliyoruz

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَمِنْهَا زَوْجَهَا

 Allah, canlı bir hücreden sizi yarattı. Sonrasında ondan çiftleri yaptı.

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Allah’ın adıyla oku. O, insanı tek bir hücreden yarattı.

75: KIYAME / 39. O, erkek ve dişi çiftleri ondan (aşılanmış yumurtalardan) yarattı.

Bugün her insanın yaşama tek hücreyle başladığı gerçeğine ulaşmış bulunuyoruz. Allah, yeryüzünde ilk zigot insan hücresini yarattı. Bu hücre XY cinsel kromozomlarına sahip bir hücreydi yani Hz. Âdem’in hücresiydi ve bu hücre, insan soyunu sürdürecek ilk ve yegane tohumdu. Daha sonra Allah, insanları birbirlerinden inşa etmek ve kalıtsal çeşni sağlamak için ona bir eş yarattı. Akrabalık bağları kurmak için bir insanın yaratılışını anne ve baba arasında yüzde elli-elli olmak üzere paylaştırdı. O ikisinden bir çok insanı yaratıp yaydı.

PEKİ, İNSANLAR NASIL ÇOĞALDI?

İlk yaratılışta Hz. Allah, Hz. Âdem’i döllenmiş kabuklu bir yumurta içinde geliştirdi. Toprak hem insanın yaratılış malzemesi hem de insanın ilk yaratılışında kuluçka makinası olma vazifesi gördü. Tesadüflerle oluşma diye bir şey doğru olamaz. Her şeyi, Rabbimiz planlayıp gerçekleştirdi. Hz. Âdem, gelişimini tamamlayınca yumurta çatladı, bulunduğu toprak altından toprağın yüzeyine çıktı fakat yapayalnızdı. Rabbi ona kendi cinsinden bir de eş yaratarak yalnızlığını giderdi.

71: NUH / 17.18. Allah, sizi bir ot gibi topraktan çıkarmıştır sonra onun içine döndürülür ve tekrar oradan çıkarılırsınız.

20: TA-HA / 55. Sizi topraktan yarattık yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi topraktan çıkaracağız.

Hz. Âdem ve Havva’yı insanların atası yaptı. İnsan soyu tamamı o ikisinden gelecekti. Böylece erkekler, yaratılıştan gelen ve ergenlik çağında işlevsellik kazanan sperm hücrelerine sahip oldu. Kadınlarda ergenlik çağında işlevsel hale gelecek yumurtalara sahip yaratıldı. Soy nesilden nesile aktarılmaya devam etti.

3: ALİ- İMRAN / 33, 34. Muhakkak ki Allah, birbirinden gelen nesli: Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ve İmran ailesini (Allah’a itaat etmelerinden dolayı) alemler üzerinde seçkin kıldı. Allah, işitir ve yaptıklarınızı bilir.

Ayeti kerimelerde insan soyunun Hz. Âdem’le Havva’dan geldiği apaçık görülmektedir. Hz. Âdem’in ismi de açıkça anılmaktadır. En az on beş ayette Hz. Âdem’in ismi geçmektedir. Hz. Âdem’den başka Âdemler bulunmuş olsaydı elbette Allah onlardan da bahsedecekti ya da Hz. Âdem’den hiç bahsetmeyecekti. Öyleyse Hz. Âdem’den başka Âdemler yoktu. Hz. Âdem’in çocukları biri kız biri oğlan olmak üzere ikizler olarak mı doğmaktaydı? Hayır, bunun doğru olduğunu tasdik eden tek bir ayet yok. Bu din adamlarının kurmuş olduğu basit bir senaryodan ibarettir. Peki, öyleyse insanlar nasıl çoğaldı hem de Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyu olarak. Bunun daha mantıklı bir açıklaması olamaz mıydı? Elbette vardı.

Bütün insanlar Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyundan geldi fakat kardeş kardeşle evlenmedi. Rabbimiz dünyada ilk insan olarak Hz. Âdem’i yarattı. Ona eş olarak da sadece Hz. Havva’yı yarattı, istese dilediği kadar eş yaratabilirdi ama yaratmadı. Hz. Âdem’in tek eşli olduğunu ilgili ayetlerde görmekteyiz çünkü Hz. Âdem’in iki eş arasında adaleti sağlaması mümkün değildi. İnsan oğlunun çoğalmaya ihtiyacı olmasına rağmen Allah Hz. Âdem için sadece bir eş yarattı. Allah adildir, adaleti sever.

2: BAKARA / 159. İnsanlar için indirdiğimiz apaçık delilleri ve doğru yolun kendisi olan ayetleri, biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenlere, Allah mutlaka lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.

İlk insan yaratılışa başlarken sadece aşılanmış bir hücreydi. Anne rahmine düştüğünde de sadece aşılanmış bir hücre olarak düşmektedir. İnsan, yeniden yaradılışı inkâr ediyor. Halbuki vücudunda milyonlarca zigot hücre var. Düşen bir saç telinizi veya kesip çöpe attığınız tırnağınızı düşünün… Her birinde kaç tane zigot hücre var? Maalesef insan bunun farkında değil görünüyor. Allah ilk yaradılışlarımızı kayıt altına almıştır. Toprağın insandan eksilttikleri insana geri kazandırılacaktır. Allah bize şöyle bir soru soruyor: “İlk yaradılış mı daha zor yoksa sizi yeniden yaratmak mı?”

Kadın yumurtası ile erkek spermi bir hücre oluşturmazsa ne bir erkek ne de bir kadın dünyaya gelebiliyor. Allah, önce Hz. Âdem’i yarattı sonra Hz. Âdem için bir eş yarattı. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın birlikteliklerinden hep erkek çocuklar dünyaya geldi.

42: ŞURA / 11. O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyorO, her şeyi işitir ve görür. O’nun benzeri olan hiçbir şey yoktur.

Ayetin ilk yaratılışa konu olabilecek kısmı: “O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır.”  Allah, Hz. Havva’yı Hz. Âdem’e eş olarak yarattığı gibi Hz. Âdem’in oğullarının her biri için de bir eş yarattı. Bu eşler Hz. Havva’nın yaratılışına benzer bir şekilde döllenmiş kabuklu yumurtalar olarak toprak altında kuluçka dönemlerini tamamladılar ve yaşama ilk adımlarını attılar. Her biri Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın oğullarından biriyle evlendi ve böylece kız ve erkek çocuklar dünyaya geldi. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın torunları çoğaldı. Hz. Havva, Âdem oğullarının anası ve oğullarının evlenmesiyle de dünyadaki ilk babaanne ve ilk kayınvalide oldu. Hz. Âdem de dünyadaki ilk dede ve ilk kayınbaba olmuş oldu. Hz. Allah, erkek ve kadınları aşk ve merhamet duygularıyla birbirlerine bağladı ve böylece evlenmelerini sağladı. İlk yaradılışı tamamladıktan sonra kadınları ve erkekleri birbirlerinden inşa etti. Rahimlerde bebekler oluştu. İnsanlar Hz. Âdem’in soyu olarak yeryüzüne yayıldılar. İlgili ayet mealleri aşağıdadır:

30. RUM / 21. Sizin, evlenip birlikte yaşamanız için “kendi cinsinizden eşler” yaratmış olması, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuş olması da O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

6. ENAM / 98. Sizi birbirinizden inşa eden, bir karar verme yeri (dünya) ve bir emanet kalacağınız yer (kabir) yaratan O’dur. Anlayan bir toplum için delillerimizi ayrıntılı bir şekilde açıkladık.

Özetlersek, soy kesinlikle Hz. Âdem ve Hz. Havva’dan geldi. Allah, nesillerini sürdürebilmeleri için onlara oğullar bahşetti. Oğulları için de eşler yarattı ve akrabalık bağları kurdurdu. Bu eşlerin yaratılışı da tıpkı Hz. Havva ve Hz. Âdem’in topraktan çıkışı gibi oldu. Onlar da döllenmiş yumurtalardan toprak altında gelişimlerini tamamlayıp toprak üstüne çıktılar. Bu kadınlar farklı farklı ten, göz ve saç renklerinde yaratıldılar. Böylece insanlar farklı ten, göz ve saç renklerine sahip oldular çünkü bir bebek, genlerinin yüzde ellisini babadan yüzde ellisini anneden almaktadır.

Hatırlarsak Allah, Hz. Adem’i topraktan yarattıktan sonra ona her şeyin ismini öğretmişti yani bir dil öğretmişti. Benzer bir şekilde topraktan çıkan kadınlara da Allah, farklı dilleri, okumayı ve kalemle yazmayı öğretti çünkü insan öğrenebilen akıl sahibi bir varlık olarak yaratılmıştı. Önceleri kök boyalardan mürekkep yaparak taşa, deriye, ağaca yazarak yazışan insanlar, madenlerin kullanılmaya başlanmasıyla taşlara kalıcı yazılar da yazmaya başladılar. Alak Suresine bir göz atacak olursak:

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Allah’ın adıyla oku. O, insanı tek bir hücreden yarattı.

96: ALAK / 3, 4, 5. Oku! Kalemle yazmayı öğreten senin ikram sahibi Rabbindir. O insana bilmediği şeyi öğretti.

96: ALAK / 6, 7. Hayır, öyle değil! Muhakkak ki insan azıyorsa her açıdan kendini mükemmel zannetmesindendir.

96: ALAK / 8, 9. Görmedin mi namaz kılacağı zaman bir kulu engelleyeni? Şüphesiz dönüş Rabbinedir… 

Toprakta gelişimini tamamlayıp yaşama adım atan bu kadınlar, kendi cinslerinden olan Hz. Adem’in oğullarıyla evlendiler ve çocuk sahibi oldular. Amca çocukları (kuzenler) birbirleriyle evlendiler. Yeryüzünde insanlar çoğaldılar. Farklı dillere farklı alfabelere ve farklı renklere sahip kavimler oluştu. İnsanlar farklı dilleri onları yetiştiren annelerinden öğrendiler. Böylece her kavmin bir ana dili oldu.

Bütün lisanlarda, yazım kuralları mevcuttur. İsim, zamir, sıfat, edat, fiil… Bu kuralları insanlar koymamıştır. İnsanın bir dili ne kadar sürede ve ne zorlukta öğrendiğini hiç düşündünüz mü? İnsan yeni bir dil yaratmayı denemeye kalkışsa bugün dahi bunda başarılı olamaz. Allah, melekleri yarattığı zaman onlara da lisanlarını öğretmişti çünkü lisan, canlılar arasında bir iletişim aracıdır ve bütün canlılara dil eğitimi yaratıcı tarafından verilmiştir. Yaratıcı kendini tanıtmak için yarattığı canlılara akıl, göz, kulak verdiği gibi iletişim kurmak için de lisan öğretmiştir. Onları eğitmek için kendi içlerinden elçiler göndermiştir. Biz bu eğitime DİN eğitimi diyoruz. Din eğitimi insanlara stressiz bir hayat yaşamanın yollarını gösterirken ilerideki hayatını da garanti altına alır ve böylece iki dünyada da mutlu olmasını sağlar.

2: BAKARA / 31. Allah, Âdem’e eşyaların isimleri öğretti. Sonra onları meleklere göstererek : “Şayet iddianız doğruysa şunların isimlerini bana bildirin.” dedi.

2: BAKARA / 32. Melekler: “Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz âlim ve hakîm olan ancak sensin.” dediler.

2: BAKARA / 33. (Allah:) “Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat.” dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca: “Ben size, muhakkak göklerde ve yerde görülmeyenleri bilirim. Gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim.” dedi.

Allah, kadını tarlaya (rahime) erkeği tohuma (sperme) sahip olmakla onurlandırdı. Doğacak çocukta, eşlerden her ikisini de yüzde ellilik genetik katkı sahibi yaptı. İlk yaratılıştan sonra insanlar toprak altından çıkmadı. Erkek ve kadının cinsel birlikteliğiyle rahimde zigot oluştu ve gelişti sonra bir bebek olarak doğdu. Böylece insanların hepsi Âdem ile Havva’nın soyundan gelmeye devam etti. Tohum sahibi Hz. Âdem’di. Bu eşler vasıtasıyla insanların dilleri ve ten, saç ve göz renkleri belirlendi. Âdemoğulları kabileler ve milletler olarak yer yüzüne dağıldılar. Bu günlere kadar geldiler. En doğru bilgi Allah’ın yanındadır. Allah diyor ki: “Sonra, ilerde bileceksiniz.” Ben de buradan yola çıkarak araştırma yapmaya karar verdim. Bazı ayetlerin tevillerinin ortaya çıkmış olabileceğini düşündüm. İlgili ayetleri bir araya getirerek ve bilimsel yolları kullanarak bu sonuca vardım. Bilimle ayetlerin inkâr edilemeyeceğini tam tersini bilimin ayetleri nasıl tasdik ettiğini gördüm ve mümin kardeşlerimle ulaştığım sonuçları paylaşmak istedim.

22: HAC / 5. Ey insanlar, eğer öldükten sonra diriltilmekten şüphede iseniz şunu iyi bilin ki biz sizi ilk önce topraktan yarattık. Size kudretimizi gösterelim istedik sonra sizi sperm yaptık ve spermle aşılanmış bir yumurta meydana getirip ana rahmiyle bağ kurdurduk. Döllenmiş yumurtayı et parçasına çevirdik sonra ona şekil verip oluşumunu tamamladık. Dilediğimizi bir süre rahimlerde tutarız sonra onu bir bebek olarak çıkarırız sonra sizden bir kısmınız olgunluk çağına ulaştırılır bir kısmınız da erken vefat ettirilir, diğer bir kısmınız da ömrünüzün en zayıf çağına ulaştırılır. Bilirken bilmez olur, güçlüyken güçsüz düşer. Yeryüzü kuruduğu zaman onun üzerine yağmur indirdik. O, kabarıp hareketlendikçe bitkilerden de çiftler yetiştirdik.

Her bir canlının vücut hücresi bir çift cinsel kromozoma sahip yaratılmıştır yani döllenmiş durumdadır ve kendi bünyesi içinde eşleniktir. Bölünebilir ve çoğalabilir. Bölünürken kendi kopyasını oluşturur. Allah bütün canlıları çift yaratmıştır. Bakterilerin ve diğer bazı organizmaların çoğalması da aynen vücut hücrelerinin çoğalmasına benzer. Kendi bünyelerinde eşleniktirler yani çift cinsel kromozoma sahiptirler. Kendi kopyalarını oluşturarak bölünüp çoğalırlar ve bütün canlılar için geçerli olan fiziki ve biyolojik kurallar vardır. Örneğin: Bazı bakterilerde eşeyli üreme benzeri bir durum izlenir ve diğer canlılarda olduğu gibi onlarda da kalıtsal çeşitlilik ortaya çıkar. Bakteriler de diğer canlılar gibi enerjiye ihtiyaç duyarlar. Toprak ve sudan yaratılmış bütün canlılar benzer kurallar içerisinde doğadaki yerlerini almışlardır. Organizmalar ürerken ve beslenirken karşılıklı ilişkiler içerisinde bulunurlar. Yaratıcıyı inkâr etmek yaratana asla zarar vermez. İnkâr ancak ve ancak insan aklına ve mantığına zarar verir.

Güvenen Rabbine güvensin! O, merhameti ve rahmeti bol olandır. Her bir şey O’nun ilminin eseridir. O, dosttur. Kim doğru yolu bulmayı dilerse Rabbi onu doğru yola iletir. Rabbimiz bizi doğru yola ilet. Gören göze, işiten kulağa sahip olan kullarından eyle. Âmin!

(SEVGİLİ OKUYUCULARIM, BU ÖZGÜN İÇERİĞİ SİZLER İÇİN ARAŞTIRIP YAZDIM. BU MAKALENİN BİR BENZERİNİ DAHA ÖNCE HİÇ BİR YERDE OKUMADINIZ.) Keyifli okumalar. Selam ve sevgiyle kalın.

HZ. HAVVA’NIN YARATILIŞI

Allah, hammaddesi toprak ve su olan insanoğlunun atası Hz. Âdem’i canlı ve tek hücreden yarattı. İlk insan Hz. Âdem ana rahminde değil kabuklu bir yumurta içinde gelişti. Allah, toprak altında yumurtanın çatlaması ve gelişmesi için gereken ortamı sağladı yani toprak tıpkı bir kuluçka makinası gibiydi.

Hz. Âdem’e analığı toprak yaptı. Hz. Âdem gelişimini tamamlamış bir birey olarak bir bitki misali topraktan çıktı. Allah, O’na dilini ve dinini öğretti. O meleklerle konuştu. Yeniden yaratılışta işte böyle olacak. İnsanlar birer erişkin olarak mezarlarından kalkacak ve hesap verecek.

6: ENAM / 95. Tohumun ve çekirdeğin çatlamasını sağlayan, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran muhakkak ki Allah’tır. İşte Allah budur. O halde nasıl batıl varsayımlardan etkileniyorsunuz?

76: İNSAN / 2. Şüphesiz biz, insanı döllenmiş bir yumurtadan yarattık. Onu imtihan etmek için işitir ve görür kıldık.

Allah, meleklere Âdem’e secde edin dediği zaman Hz. Âdem hem erkeği hem de dişiyi temsil ediyordu çünkü o, hücrelerinde XY kromozomu taşıyordu. Hz. Havva bu olaydan daha sonra Hz. Âdem’e eş olarak döllenmiş bir yumurta içinde yaratıldı. O da Hz. Âdem misali toprakta gelişimini tamamladı ve topraktan bir bitki gibi çıktı çünkü onu doğuracak bir anne yoktu. Ona da anneliği toprak yaptı. O Âdem’in kaburgasından alınmış bir parça değildi.

75: KIYAME / 39. O, erkek ve dişi iki çifti ondan (aşılanmış yumurtalardan) yarattı.

75: KIYAME / 40. Buna yapan, ölüleri diriltmeye de muktedirdir, değil mi?

Gelecek nesillerdeki genlerin %50’sini etkileyecek olan insan, Allah’ın kulu Hz. Âdem’di. İnsan soyu ondan türeyecekti. Hz. Âdem tohum vazifesini Hz. Havva tarla vazifesini görecek ve böylece iki insanın birlikteliğinden yeni insanlar oluşacaktı. Daha önce de değindiğimiz gibi Hz. Havva ile Hz. Âdem aynı kromozom sayısına sahipti. Kromozom sayıları 2N=46’ıydı. Onlar, 22 adet otozom ve bir çift cinsel kromozoma sahiplerdi. Otozom kromozomlar cinsiyet tayininden sorumlu değillerdi. Hz. Havva’nın hücreleri XX cinsel kromozomu, Hz. Âdem’in hücreleri XY cinsel kromozomu taşımaktaydı. Bu kromozomlar insanların cinsiyetlerini yani kadın mı erkek mi olduklarını belirliyordu. Vücut hücrelerinin tamamında XY kromozomu taşıyan bireyler erkek, XX kromozomu taşıyan bireyler kadındı. Allah erkekten kadını kadından erkeği çıkardı. Bu birbirinden bağımsız iki insan için Allah iki ayrı zigot hücre yarattı. Sonra da onları birbirlerinden inşa etti. Gelelim cinsel kromozomların eksikliği ve fazlalığının sebep olduğu bazı sorunlardan örnekler vermeye: 

         1. Kadınlarda görülen Turner Sendromu: Genetik bir hastalıktır. Kız bebeklerde X kromozomlarından bir tanesinin eksik olması ya da bir kısmının hasar görmesi sonucu oluşmaktadır. Cinsel gelişme olmaz. Kısırlık görülür. Boy kısalığı gibi etkileri mevcuttur. Sebebi bilinmemektedir. Tıbbi destek ile çocuk sahibi olabilirler. Sağlıklı doğum yapabilirler.

         2. Erkeklerde görülen Kllnefelter Sendromu: Kromozom sayısı 47’dir.  Kromozom dizilişleri XXY şeklinde olur. Kısırlık görülür. Tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olma şanları %50’leri bulmaktadır.

         3. Erkeklerde görülen Süper Erkek Sendromu: Kromozom sayısı 47’dir. Kromozom dizilişleri XYY şeklinde olur. Uzun boyluluk dışında bir etkisi görülmez. Sağlıklı bireylerin elde edilebilmesi için tıbbi desteğe ihtiyaç duyarlar. Tıbbi müdahale olmazsa 47 kromozomlu yani XYY karyotip bozukluğu olan çocuklara sahip olurlar.

         4. Kadınlarda da erkeklerde de görülen Frajil X Sendromu: Kızlarda kavrama ve davranış sorunları; kısırlık ve erken menopoz gibi bazı sorunlara yol açar. Erkeklerde zihinsel gerilik ve otizme neden olur.

İnsan evrimleşmiş olamaz. Görüyorsunuz işte, insanın genetik yapısındaki en ufak bir kusur bile nelere mal olabiliyormuş. İnsanın uçarak kaçarak şimdiki haline geldiğini iddia etmek doğru değildir. Bütün canlıların ilk yaratılışı mükemmeldi ve mükemmel kopyalar oluşturarak bugünlere kadar geldi. İnsanı ilim sahibi Allah yarattı. 

İnsanların, beyaz kan hariç, her bir hücresi birer zigot olarak yaratılmıştır. Bu zigot hücreleri kullanarak insanoğlu klonlama yapabilir ve aynı insandan milyonlarca üretebilir fakat bu mümkün değil. Bunu yapabilmek için aynı zamanda besi görevi de gören dişi insan yumurtalarına ve dişi yumurtasından X kromozomunun ayrılıp çıkarılmasına ihtiyaç vardır. İnsanın bunları yapabilmesi oldukça zordur. Klonlamayı gerçekleştirebilmek için Allah’ın yarattığı zigot hücrelere ve dişi yumurtalara ihtiyaç duyar. Dişi yumurtası elde etmek biraz zordur çünkü kadınlar ayda bir defa yumurtlarlar. Belki ilerde bu deneylerde kanatlıların yumurtaları kullanılabilir çünkü onlar her gün yumurtluyor hem de kuluçka dönemleri oldukça kısadır. Klonlama bilim insanlarının işidir. Benim bu konuda bilgilerim nazaridir.

Bilim insanları, klonlamayı denedi ve zor da olsa sonuçlar aldı. Bu deneyler, özel eğitim görmüş kişilerce, özel laboratuvarlarda, Allah’ın yarattığı dişi yumurtasını ve zigot hücreyi kullanarak yapılabildi. Sizce insanın yaratılışı bir tesadüf eseri olabilir mi? Akılsız doğa eşeyli, mükemmel hücreler inşa etmiş ve onları çoğalmaya programlamış olabilir mi? Onların yaşamak için ihtiyaç duyacağı ortamı önceden düşünüp, tasarlayıp, inşa etmiş olabilir mi? 

Hz. Âdem ve Hz. Havva ayrı ayrı yumurtalardan ve aynı cinsten birbirlerine eş olarak yaratılmışlardır. Böylece genetik farklılıklar oluşmuştur. Allah böyle dileyip böyle yapmıştır. Bunu da varlığının delillerinden biri kılmıştır.

Keyifli okumalar. Sevgiyle kalın.

KÖLELİK VE CARİYELİĞİN DİNDE YERİ VAR MI?

Yazıklar olsun, Allah’a iftira atarak esirlere kötü muamele edenlere.

Allah zayıfların, yetimlerin, kadınların, fakirlerin ve esirlerin hakkının korunmasını istiyor.

KÖLELİK VE CARİYELİĞİN DİNDE YERİ VAR MI? yazısının devamı

CANLILAR EVRİMLEŞEMEZ, SOYUMUZ HZ. ADEM VE HZ. HAVVA’DAN GELDİ.

Yeryüzünde hayat nasıl başladı? Allah, Güneş Sistemimizi iki günde yarattı. Üçüncü ve dördüncü günde sırasıyla atmosferimizi, suyumuzu yarattı. Sonra yine sırasıyla küçük virüs, bakteriler gibi canlıları, bitki örtüsünü bundan sonra da hayvanları yarattı ve böylece dünya işlevsel hale geldi. Dünyamız ve bulunduğumuz Güneş Sistemi dört günde tamamlanmış oldu. Bundan sonra duman halindeki gökyüzüne yöneldi. İki günde üstümüze yedi kat gök inşa etti. Toplam bu süreç altı günü buldu. Allah’ın altı gün olarak bize bildirdiği bu süreç insan tarafından ölçülüp değerlendirilemez. Allah, bu süreci ölçebilmemiz için bir ölçü birimi vermedi. İnsanoğlu bu konuda varsayımlardan öteye gidemez.

Bizim zaman ölçü birimi olarak kullandığımız gün, ay ve yıl kavramı: Dünya ve Ay’ın kendi yörüngelerinde kat etmiş oldukları yollar baz alınarak hesaplanır. Katedilen yol zaman olarak karşımıza çıkar.  Buradan yola çıkarsak Kur’an’ı Kerim’de meleklerin katettiği yol, meleklerin ulaşım hızı göz önünde tutularak (bizim anlamamız için) bizim yılımıza çevrilerek bize bildirilmiştir. Melekler buradan elli bin yılda yükselirken işlerin bin yılda yükselmesi, işlerin farklı bir hızla yükseldiğini gösterir. Bu yükseliş meleklerin kat ettiği hızın elli katıdır. Bu iki konuda zaman ölçüsü olarak katedilen yol kullanılmıştır fakat göklerin ve dünyanın yaradılışı sürecinde kullanılmış olan zaman ölçü birimi nedir? Allah, herhangi bir şeyi baz almış mıdır, almışsa neyi baz almıştır? Bilemeyiz. Bu süreci sadece Allah biliyor fakat yer ve göklerin bir süreçte yaratıldığı konusunda bilgi verilmiştir. Ayrıca bu yaratılanların rasgele değil de bir hesapla yaratıldığı ayetlerde bildirilmektedir.

Kıyametin kopması da bir süreç içerisinde gerçekleşecektir. Kıyamete ulaşmak için bir yol katedilmektedir. Biz bu süreç içerisindeyiz. Bu süreç ne kadardır insan tarafından bilinemez. Yüce Allah, bu bilgiyi kullarıyla paylaşmamıştır.

Canlılar aynı ortak atadan gelmezler. Canlıların tek ortak noktası her birinin yaşama tek bir hücreyle başlamış olmasıdır. Her birinin hücre yapıları farklı tasarlanmıştır. Her biri erkek ve dişi olarak inşa edilmiştir. Bu ilk yaratılıştan sonra çiftlerin birleşmeleriyle erkek ve dişi canlılar dünyaya gelmiştir. Canlılar arasında geçiş yoktur. İki farklı canlının birleşmesinden daha farklı bir canlı cinsi meydana gelmez. Tek bir istisna mevcuttur: Atla eşeğin genetik yapıları birbirine çok yakındır. Dişi atla erkek eşeğin birleşmesinden erkek veya dişi katır yavrusu dünyaya gelir fakat bunlar neslini devam ettiremez. Bir katır elde edebilmek için her zaman bir erkek eşekle bir dişi ata ihtiyaç vardır. Birkaç defa dişi katırın doğurduğu gözlenmiştir. Yavru cılız doğmuş ve neslini sürdürememiştir. Bütün bunlar alim bir yaratıcının olduğunu gösterir. Yaratıcı, bu hücreleri toprak-su gibi cansız maddelerden inşa etmiştir. Bundan sonra onları canlı kılmıştır. Bugün hakkında hiçbir bilgimizin olmadığı RUH canlı varlıklarda bulunur. Biz ruh dediğimiz şeyi gözümüzle göremiyoruz. Ruhun bedenden ayrılmasına mâni olamıyoruz. Canı çıkmışları ölü diye isimlendiriyoruz. İlim bu kadar gelişmiş olmasına rağmen biz ölülere hayat veremiyoruz. Yaratıcı ölü malzemeden yarattığına can verebilendir. Yaratıcı yoksa hayat yok demektir. Allah, bütün canlıların atalarının hücrelerini cansız malzemeden, övülmeye layık ilmiyle, çiftler olarak inşa eden ve sonra onlara ruh vererek bölünüp şekil almasını sağlayandır.

Soru: Ölüden alınan taze, bir kemik hücresi, o ölünün genetik yapısını aynen taşır mı taşımaz mı?

Cevap: Evet, taşır.

Soru: Bu hücrede can var mıdır yok mudur?

Cevap: Yoktur.

Soru: Bu hücrede genetik bir dizilim mevcut mudur?

Cevap: Evet, mevcuttur.

Soru: Bu hücre ölü durumdayken bölünebilir mi?

Cevap: Hayır, bölünemez.

Diyelim ki çok çok düşük bir varsayım da olsa evrimi savunanların iddia ettiği gibi doğada kendi kendine tesadüflerle cansız materyallerden bir hücre oluştu. Bu hücrenin bölünüp çoğalabilmesi için bugün “ruh” diye bildiğimiz ve hücreyi bir canlıya dönüştürebilecek olan şeye ihtiyaç olacaktır. Cansız varlıkların bölünerek çoğalamadığını hepimiz görüp gözlemlemekteyiz. 

Sonuç: Ölü bir hücre bölünüp çoğalamıyorsa, çoğalması için ruha ihtiyaç duyuyorsa, bu ruhu ona verecek birine ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.

Evrim teorisinde ısrar edenlerden haklı bir talebimiz olacak. Bilim insanları, hiç olmazsa ilkel diye sınıflandırdıkları hücrelere benzer hücreler inşa etsinler. İnşa ettikleri hücrelere de hayat versinler. Evrim teorisinin ispatlanabilmesi için evrim hakkında makale yayınlamak yeterli değildir. Evrimcilerin bunu, deliller yaratarak örneklendirmeleri gerekiyor.

Onların bu hummalı iddiaları bu mevcut atmosfer içerisinde vuku bulduğuna göre daha ne bekliyorlar? Suni atmosfere falan hiç gerek yok. Atmosfer dahil kullanabilecekleri bütün malzeme doğada mevcuttur. Kopya için hücre örnekleri de mevcuttur. İddia sahibi tüm bilim adamları bir araya gelerek doğadaki cansız malzemelerden erkek ve dişi hücreler inşa etsinler. “Bu hücrelere hayat versinler. Bu hücreler de bölünerek çoğalsınlar.” Un hazır, şeker hazır, hadi helva yapın bakalım, bekliyoruz…

Her yeni ölmüş varlık, genetik yapısını koruyorsa ve eğer bu can verme işini bilim adamları başarabilirlerse ölenleri de diriltmeye güçleri yetecektir. Onlardan ölenlerin diriltilmesi için yardım istenecektir. O zaman insanlar, bunu iddia eden bilim adamlarıyla gurur duyacaklar, onları övülmeye layık bulacaklardır. Evrim teorisini de baş tacı yapacaklardır.

Eğer akıllı bir varlık ve bilim insanları olarak bunu yapamayacak olurlarsa ne olacak? İşte o zaman akılsız kör tabiat, tesadüf eseri en ilkel hücrelerin genetik dizilimlerini inşa etmiş olsa bile bunun “ruh” olmadan bir işe yaramayacağını anlayacaklardır ve evrim teorisini çöpe atacaklardır ya da evrim teorisini ispatlamaya çalışırlarken çelişkilerle dolu yalan denizinde boğulmaya mahkûm olacaklardır.

2: BAKARA / 30. Rabbin: “Muhakkak ki ben yeryüzünde melekler için halef oluşturacağım.” dediğinde melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah: “Sizin bilmiyor olduklarınızı muhakkak ki ben biliyorum.” dedi.

15: HİCR / 29. “Ben onun yaratılışını tamamlayıp ruhumdan üfürdüğüm zaman (saygı için) ona secdeye kapanın.”

Her canlı varlığın tohumu ya da yumurtası vardır. Allah, bu tohumları ve yumurtaları, ilk yarattığında doğadaki toprak ve su gibi cansız malzemeleri kullanmıştır yani ruh verilmeden önce bunların hepsi cansız birer cesetti. Allah onlara ruh verdi. Ruhun yaratıcısı da kullanıcısı da Allah’tır. Ruh, ölü cesedi diri hale getirip harekete geçiren şeydir. Allah, bunu ifade ederken üfürme fiilini kullanmıştır. Üfürme fiili harekete geçirmek, canlandırmak anlamlarında kullanılmıştır.

6: ENAM / 95. Tohumun ve çekirdeğin çatlamasını sağlayan, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran muhakkak ki Allah’tır. İşte Allah budur. O halde nasıl batıl varsayımlardan etkileniyorsunuz?

2: BAKARA / 28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki siz ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek sonra yine diriltecek sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.

49. HUCURAT / 13. Ey Âdemoğulları! Elbette biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için, sizi milletler ve kabileler yaptık. “Allah’ın yanında, sizin en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.” Muhakkak ki Allah alimdir, her şeyden haberdardır.

Allah, insanın erkek ve dişisini ayrı ayrı döllenmiş yumurtalardan yaratmıştır. Çoğalma işinde ise kadın ve erkeğe eşit rol dağıtmıştır. Döllenmiş bir yumurta, taşıdığı özelliklerin yüzde ellisini anneden yüzde ellisini babadan almıştır. Canlıların nesilleri bu nizama uygun olarak çoğalmaktadır. Erkek hücreler XY cinsel kromozomuna dişi hücreler XX cinsel kromozomuna sahiptir.

Allah, gezinebilen canlıların hücrelerini tasarlayıp toprak ve su gibi cansız malzemelerden yaratmıştır demiştik. İlk tasarlanıp yaratıldıklarında bunların hepsi ölü durumda oldukları halde Allah, bunlara ruh vererek harekete geçirmiş ve sonra bu hücreler, kabuklu yumurtalar içerisinde, Allah’ın programlandığı gibi gelişip bölünmeye başlamışlardır. Karadakiler, gelişimlerini tamamladıktan sonra bir canlı olarak topraktan çıkıp, yaşam zincirine katılmışlardır. Sudakiler de gelişimlerini tamamladıktan sonra su içerisinde yaşam zincirine katılmışlardır. Deniz kaplumbağaları gibi bazı canlıların, döllenmiş yumurtalarını toprak altına bırakmalarını ve yumurtaların kuluçka döneminin sona ermesiyle yumurtaları kırıp topraktan çıkarak yeryüzüne dağılmalarını ilk yaratılışa örnek verebiliriz. Allah böylece ölüden diriyi çıkarmıştır.

Canlıları oluşturan organlar vardır. Organları oluşturan hücrelerden her biri ana canlıdan ayrı bir ruha sahiptir yani ayrı ayrı canlılardır. Her hücre döllenmiş bir yumurtadır. Bir hücre öldü diye ana canlı herhangi bir zarara uğramaz fakat ana canlı ölürse bütün organlar ölür. Şöyle bir örnek verecek olursak: İnsanların çocuk yapıp nesillerini devam ettirdikleri ve sonra yaşlanıp öldükleri gibi hücrelerin de bir yaşam serüveni vardır. Bir hücre bölünerek neslini devam ettirir. Hücrenin nesli kendi kopyasıdır. Her hücre bir çift cinsel kromozoma sahiptir yoksa bölünüp çoğalamaz. Hücreler de her canlı gibi doğar, yaşar, ölür ve görevlerini genç hücrelere bırakırlar. Sonuç olarak Allah, diriden ölüyü çıkarmaktadır.

Bugün organ ve deri nakli yapılabilmektedir. Kullanılacak organlar henüz hücre ölümü gerçekleşmeden alınmalıdır. Bu sebepten dolayı her ölenden organ nakli yapılamaz. Hastanın hastanede ve belli şartlarda ölmesi gerekir. Hastanın solunum cihazına bağlı olması, beyin ölümü gerçekleştikten sonra kısa bir süre daha kalp dokusuna oksijen gelmesini sağlar ve böylece beyin öldükten sonra kalp kısa bir süre daha çalışmaya devam eder. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra kalbin solunum makinası ile çalıştırılması, organların “24-36 saat” gibi kısa bir süre daha canlı kalmasına olanak tanır. Organlar fonksiyonlarını kaybetmeden alınarak, hastalara nakledilir. İnsan sağlığında organ bağışında bulunarak bir veya birkaç kişiye hayat verebilir.

5: MAİDE / 32. Kim bir kimseye hayat verirse o bütün insanlara hayat vermiş gibi sevap kazanır.

Canlılar kompleks yapılardır. Bir canlı vücudunda işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz herhangi bir organ yoktur. Bu sebepten hasta organ tedavi edilebilirse tedavi edilir fakat her zaman bu mümkün değildir. Eğer değişmesi mümkün olan bir organsa başka bir canlıdan alınır.

İnsanlar bir gün herhangi bir organı inşa etmeye çalışacaklar ama yine Allah’ın yaratmış olduğu zigot hücrelere başvuracaklardır. Canlıların her hücresi bir zigottur. Allah’tan başka hiç kimse bir hücre yaratıp ona can vermeye muktedir olamaz ve olamayacaktır.

Tıpkı Canlıların organları gibi hücrelerinin de organelleri vardır. Hücreler de kompleks yapılardır. Hücrelerin organelleri arasında işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz bir organel mevcut değildir. Her canlı yaşama döllenmiş tek bir hücreyle başlar. İlk yaratılışta da bu böyle olmuştur.

Konuyu biraz daha açacak olursak: Allah, yaratılış konusunda bizleri bilgilendirdi. Bütün canlılar çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yaratıldı. İlk yaratılışta canlıların annesi babası yoktu. Öyleyse nasıl oluştular? Allah, memelilerin atalarını da çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yarattı. Bu hücreleri yumurtalar içinde besleyip geliştirdi. Yumurtaları kabuk ve zar ile korudu. Toprağı bir kuluçka makinası gibi kullandı. Böylece memelerin ataları dünyaya geldi. Sürüngenler, kuşlar gibi diğer canlılar da benzer şekilde yumurtaların içinde beslenip gelişimlerini tamamladılar. Deve kuşunun yumurtasıyla karıncanın yumurtası aynı büyüklükte değildir fakat her ikisi de tek bir (zigot) hücreden yaratılmış ve yaratılıyor.

Bildiğiniz gibi yumurtaların dışında koruyucu, sert, kalsiyum ağırlıklı bir tabaka bulunur. Onun altında ise zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar canlıyı dış etkenlerden korur, hava almasını sağlar. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yarı sıvı maddeye sitoplazma denir. Yumurtanın içinde gerekli besi mevcuttur. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca yumurtanın içindeki hücre, bölünmeye başlar. Canlı oluşumunu tamamlayınca, yumurtayı kırarak dışarı çıkar. Ömrünü tamamlayınca ölür ve toprak olur. Dünyaya gelmiş olan yavrularıyla ölenin nesli sürmeye devam eder.

Allah, yeryüzünü farklı bitkilerle donattı: Bitkilerin tohumlarını da erkek ve dişi olarak, ayrı ayrı inşa etti. İnşa ederken toprak ve su gibi cansız maddeleri kullandı. Sonra onlara can verdi. Toprak altında ve sularda uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) sağlayarak tohumların çatlamasını sağladı. Topraktan başını çıkaran bitkiler, gelişmelerine uygun hazırlanmış olan ortamda büyüyüp geliştiler. Böylece her bitkinin atası ortaya çıkmış oldu. 

Bitkilerin tohumlarının dışında selüloz adı verilen maddeden oluşmuş bir tabaka ve hemen onun altında da zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar, hücrenin hava almasına ve dış etkenlerden korunmasına olanak verir. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yumuşak maddeye sitoplazma denir. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca çekirdek çatlar. Bundan sonra bitki topraktan başını çıkarmaya başlar. Güneş, hava, su ile topraktan beslenerek gelişimini tamamlar. Ömrünü tamamlayınca çer çöp olur gider. Geriye tohumları kalır. Neslini tohumlarıyla sürdürür.

Allah, yeryüzünde çekirdekler ve yumurtalarla ilk yaratılışı tamamladıktan sonra, bazı canlıları çoğaltmak için rahimleri görevlendirdi. İnsanlar bu canlıların en akıllı olanıdır. Diğer bazı canlıların çoğalması ve kendi neslini sürdürmesi ise vücutlarından dışarı atılan kabuklu yumurtalarla devam etmektedir. Bitkilerinki de tohumlarla devam etmektedir. Dünyanın en akıllı yaratığı olan insanoğlu, bir hücrenin zarını dahi yapmaya muktedir değilken kör tabiatın canlıları inşa etmiş olmasını düşünmek akla mantığa ve bilime ne derece uygun olur?

76: İNSAN / 1. İnsan yaratılmazdan önce (dünya üzerinden) uzunca bir zaman geçmedi mi?

19: MERYEM / 67. İnsan, hiç düşünmez mi ki daha önce o hiçbir şey değilken bizim onu yarattığımızı?

76: İNSAN / 2. Şüphesiz biz insanı bir zigottan yarattık. Onu imtihan etmek için işitir ve görür kıldık.

21: ENBİYA / 35. Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak, kötülük ve iyilik ile deneyeceğiz. Hepiniz sonunda (diriltilip) bize döndürüleceksiniz.

Rabbimizin rahmeti ve merhameti üzerimizde olsun. Kur’an’dan imandan ayırmasın. Âmin!

LİNKİ not alırsanız müsait olduğunuz zaman arzu ettiğiniz yazılarımı okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar dileğiyle. Allah’a emanet olun.

HZ. ADEM’İN OĞULLARI ARASINDAKİ KISKANÇLIĞIN NEDENİ NEYDİ?

Anlatılan hikayelerde Kur’an dışı bir anlatım vardır. Bu hikayelere göre Hz. Havva ikiz doğurmaktadır ve her doğumunda bir kız bir erkek dünyaya getirmektedir. İkizler kız kardeşlerini değiş tokuş ederek evlenmektedirler. Birisi kendi ikizi ile evlenmek ister çünkü kendi ikizi daha güzeldir. Bu sebepten oğlan kardeşini öldürür. Sonuç olarak bu hikâyeyi uyduranlar içine şehvet sokmayı da ihmal etmemiş gözükmektedir. 

Kur’an’ı Kerim’de böyle bir şey anlatılmıyor. Sundukları kurban yüzünden Hz. Âdem’in iki oğlundan biri, diğer kardeşini kıskanarak öldürüyor. Onun ölüsünü nasıl ortadan kaldıracağını bilemiyor. Ne yapacağını kara kara düşünmeye başlıyor. Karga suretinde bir melek geliyor ve ona ne yapması gerektiğini gösteriyor. O kendi kendine: “Şu karga kadar olamadım.” diye hayıflanıyor. Bu olay, insanın eğitilmeye muhtaç olduğunu gösteriyor. Allah, elçiler göndererek insanları eğitiyor çünkü insan eğitilmeye muhtaç bir varlıktır. İnsanın eğitimi beşikte başlar, mezara kadar sürer.

Hz. Âdem’in iki oğlunun ismi Kur’an’ı Kerim’de geçmez. Onların hikayesinin (kıssasının) nasıl vuku bulmuş olduğu, Kur’an’ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: 

5: MAİDE / 27. Âdem’in iki oğluyla ilgili haberi onlara oku. Hani her ikisi de birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşini kıskanarak): “Seni öldüreceğim.” demişti. Diğeri ise şöyle demişti: “Allah, ancak kendisinden korkanlarınkini kabul eder.”

5: MAİDE / 28. “Allah’a yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatmayacağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”

5: MAİDE / 29. “Ben isterim ki sen beni öldürmenin günahını da diğer günahlarını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur.”

5: MAİDE / 30. Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi, onu kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.

5: MAİDE / 31. Derken… Allah, bir karga gönderdi. Karga, kardeşinin cesedini ne yapacağını ona göstermek için toprağı eşeliyordu: “Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olamadım!” dedi. “Kardeşimin cesedini gömmeyi düşünmekten aciz miyim ben?” diyerek nefsini kınayanlardan oldu.

Allah, bu kıssa ile bize, kötü sadakaların kendisi tarafından kabul edilmeyeceğini, iyi sadakalar verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Allah’tan gerçek anlamda korkanların, bayağı şeyleri sadaka olarak veremeyeceğini ima etmektedir. Bu, insanın ilahi terbiyeye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Bu kıssada geçen olay, Allah’tan korkmayan insanların merhametsiz olduğunun ve haksız yere cana kıyabildiğinin de bir delilidir. İnanan bir insan Allah’ın rızasını kaybetmekten korkar ve kötülüklerden uzak durur. Allah iyi kimselerin dostudur.

SELAMÜNALEYKÜM, HOŞ GELDİNİZ!

Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla, eğrilik birbirinden ayrılmıştır.

Sevgili okurlarım, sizi blogum hakkında bilgilendirmek için bu satırları paylaşıyorum. Rabbimizin selamı, rahmeti ve bereketi hepimizin üzerine olsun. Rabbimiz, tavsiyelerini öğrenmemizi ve razı olacağı şekilde yaşamamızı nasip eder inşallah. Amin!

SELAMÜNALEYKÜM, HOŞ GELDİNİZ! yazısının devamı

SİZİN İLÂHINIZ SİZİ YARATAN ALLAH’TIR.

Allah, ilk insanın heykelini yapıp içine ruh üfürmemiştir. Allah, Hz. Havva’yı Hz. Adem’in herhangi bir yerinden koparıp alarak yaratmamıştır. Bunu ima eden ya da açıktan açığa tasdik eden hiçbir ayet yoktur. Bu inanış, insanların kurmuş olduğu bir senaryodan ibarettir. Hala bu senaryolar kurulmaya devam etmektedir. Mealler çok dikkatsizce ve çok hatalı yapılmaktadır. Böyle hatalar, Allah’ın ayetlerini birbiriyle çelişkiliymiş gibi göstermektedir. Allah’ın ayetlerinde bir tutarsızlık göremezsiniz. Allah, her canlının erkek ve dişisini ayrı ayrı yaratmıştır. Bütün canlı çiftler döllenmiş çekirdeklerden, tohumlardan, yumurtalardan oluşmuş ve oluşmaktadır. 

20: TA-HA / 98. Sizin İlahınız ancak kendisinden başka İlah olmayan Allah’tır. İlmiyle her bir şeyi kuşatmıştır.”

38: SAD / 88. “O’nun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok daha iyi öğreneceksiniz.”

54: KAMER / 49. Muhakkak ki biz, yaratırken her bir şeyi hesaba katarak yarattık.

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı aşılanmış bir yumurtadan yarattı.

42: ŞURA / 11. O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyor. O, her şeyi işitir ve görür. O’nun benzeri olan hiçbir şey yoktur.

30: RUM / 21. Sizin evlenerek birlikte yaşamanız için kendi cinsinizden eşler yaratmış ve aranıza bir sevgi ve bir merhamet koymuş olması da O’nun delillerindendir. Muhakkak ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler var. 

71: NUH/ 17. Allah sizi topraktan bir bitki gibi çıkarttı.

Bitkilerin topraktan nasıl çıktığını düşünecek olursak… Tohumun erkeği ve dişisi olur. Her bitki bir adet tohumdan çıkar. Bitkinin çıkabilmesi için tohum toprakla buluşmalıdır. Uygun ortam, sıcaklık ve nem gereklidir. İşte, insanın topraktan çıkışı da bunu benzer: İnsan ilk yaratılışında bugün ana rahmindeki yaratılışı gibi döllenmiş bir yumurtadan yaratıldı. İlk yaratılışında kabuklu bir yumurta içerisindeydi ve ana rahminde değil, bir çekirdek gibi toprak altında gelişip yaşama adım attı yani bu ilk yaratılış toprak altında uygun ortamın oluşmasıyla gerçekleşti. Diğer gezinebilen canlıların her birinin atalarının yaratılışları da kabuklu bir yumurta içerisinde gerçekleşti.

20: TA-HA / 55. Sizi topraktan yarattık. Sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi topraktan çıkaracağız.

39. ZÜMER / 6. O, sizleri canlı bir hücreden yarattı. Sonrasında hücrenin eşini de canlı bir hücreden yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz çift indirdi. O, sizi ananızın karnında, üç karanlık içinde, halden hale geçirerek yaratıyor. İşte, Rabbiniz olan Allah budur, mülk O’nundur, O’ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen batıldan etkileniyorsunuz. 

Temsilde hata olmaz: Döllenmiş bir tavuk yumurtasını kısaca ele alalım. Dişi tavuğun yumurtası bir civcivi oluşturabilecek yeterli besine ve bir X cinsel kromozomuna sahiptir. Horozun spermi tavuğun yumurtasını dölleyince içinde tam bir hücre oluşur. Bu tek hücre bölünüp çoğalmaya hazırdır. İlk adımlarını henüz tavuğun vücudundan dışarı atılmadan atar yani daha uterusta iken zigotta bölünmeler başlar fakat tavuğun vücudundan dışarı çıkan yumurtada bölünme durur. Uygun ortamı, gerekli sıcaklık ve nemi bulunca tekrar bölünme başlar. Yirmi bir günlük kuluçka dönemi üçe ayrılır: Morula, Blastula, Gastrula. Bu dönemlerde embriyoda birçok değişiklikler olur. İlk etapta kan damarları ve kalp oluşur. Zigotun içinde yüzdüğü zigotun çevreleyen yumurta akından alınmış su ile dolu ve oksijenle doyurulmuş vaziyette olan “amnion” kesesi oluşur. Yumurta sarısı üzerinden gelen kan damarları solunum işini yüklenmiş olur. Bundan sonra gıda alma işlemi başlamış olur. Sindirilen besin artıklarının dışarı atılması gerekir. Artıkların dışarı atılması ikinci ve dördüncü gün arasında gelişimini tamamlayan allantois aracılığıyla gerçekleşir. Sonunda zigot, gelişimini tamamlamış artık bir civciv olmuştur. Allah’ın izniyle yumurtayı kırıp çıkar. Yaratılış, yaratanın planladığı gibi yürümektedir. Bunların hiç birisi tesadüf olamaz.  Her canlıdan çiftler oluşmuş olmasını nasıl açıklayabilirsiniz ki?  Milyonlarca çift canlı oluşmuş olması asla tesadüf olamaz. 

Erkek olsun dişi olsun bütün canlıların yaşama serüveni, tek bir hücreyle başlar. Her canlının döllenmiş yumurtası farklı kalıtsal bilgilerle donatılmıştır. Kalıtsal bilgilerin yüzde ellisi anneden, yüzde ellisi babadan gelir.

Bir yumurtanın döllenip bir civciv olarak ortaya çıkabilmesi için tavuk cinsinden bir erkek ve bir dişiye ihtiyaç vardır. Döllenmiş bir yumurtadan ya erkek ya da dişi bir civciv çıkar. Demek ki tavuk ve horozu elde edebilmek için iki ayrı yumurtaya ihtiyaç vardır. Peki, dünyada hiç tavuk ve horoz yokken ilk yumurta çifti nasıl oluştu? İlk yaratılışta bu iki döllenmiş yumurtayı ilim, kudret ve hikmet sahibi olan Yüce Allah inşa etti. Hareket edebilen bütün canlıların yaratılışı da benzer şekilde iki çift döllenmiş yumurta ile oldu. Yeryüzünde dolaşabilen bütün canlılar eşeyli olarak toprak, su gibi cansız malzemelerden yaratılmış ve kendilerine ruh verilmiştir. İlk yaratılışta bazı canlıların yumurtaları toprakta bazı canlıların yumurtaları suda gelişip çatlamıştır. Böylece hem erkek hem de dişi canlıların ataları ortaya çıkmıştır. Bu ilk yaratılıştan sonra hareket edebilen canlılar, çiftleşerek çoğalmaya başlamışlardır. Allah, bitkilerin tohumlarını, ağaçların çekirdeklerini de toprak ve su gibi cansız malzemelerden yaratmış, onlara can vermiştir. Bitkileri ve ağaçları da eşeyli olarak yaratmıştır. Döllenmelerini rüzgarlar ve arılar vasıtasıyla sağlamıştır.

İlk yaratılışta yumurta, çekirdek ve tohumun tesadüflerle hem de çiftler olarak oluşmuş olmasını aklın kabul etmesi mümkün değildir. Su ve topraktan yaratılmış bütün canlıların hayat serüveni aşılı bir hücreyle başlamıştır. Bütün canlıların ataları döllenmiş kabuklu yumurtalardan, çekirdeklerden ve tohumlardan yaratılmıştır. Canlılar çift cinsel kromozom taşırlar. Erkek hücresi XY kromozomu, dişi hücresi XX cinsellik kromozomu taşımaktadır. 

Kromozomların sayısı türden türe değişiklik gösterir ama hemen hemen tümünde çifttir. İnsanlarda kromozom sayısı 2N=46’dır yani 22 adet otozom ve bir çift cinsel kromozom bulunmaktadır. Bugün şunu biliyoruz ki “akyuvarlar hariç” erkeklerin organizmalarındaki bütün hücreler XY kadınların organizmalarındaki bütün hücreleri XX cinsel kromozomu taşımaktadır. Her hücre bölünürken kendi hücresinin bir kopyasını oluşturarak bölünür. Bu da bize, kadının erkeğin herhangi bir uzvundan yaratılmadığını göstermektedir. Eğer kadın erkeğin herhangi bir uzvundan yaratılmış olsaydı şu anda XY cinsel kromozomu taşıyor olmalıydı fakat görüyorsunuz ki XX cinsel kromozomu taşımaktadır. Kadın ve erkek aynı cinsten birbirlerine eş olarak yaratılmışlardır. Bütün canlıların erkeği ve dişisi de benzer şekilde birbirlerine eş olarak yaratılmışlardır. Bu durum, ayetlerde açık açık bildirilmiştir. Görmezden gelinemez.

Kadın hücresi XX cinsel kromozomu taşımaktadır. Dişiler cinsiyet belirleme özelliğine sahip değillerdir ama bir erkek hücresinde dişiliği belirleyen X kromozomu ve erkekliği belirleyen Y kromozomu bulunmaktadır. Dünya kuruldu kurulalı aşılanmış her yumurtada erkeklik ve dişiliği belirleyen yine erkeklerdeki cinsel kromozomlardır. Bir canlının dünyaya gelebilmesi için hem anneye hem de babaya ihtiyacı vardır. Tarımsal toplumlarda erkek gücüne ihtiyaç duyulur ve kız çocuklar istenmezdi. Cahiliyet devrinde insanlar doğacak çocuğun cinsiyetini annenin belirlediğini düşünmekteydiler. Kız çocuk doğuran kadınlara kötü davranmakta ve onları kakalamaktaydılar. Bugün de Çin ve Hindistan gibi bazı ülkelerde kız çocuklarına karşı ayrımcılık yapılmakta daha ana rahminde yaşam hakkı ellerinden alınmaktadır. Aynı zamanda bu gibi ülkelerde aynı işi yapan erkek ve kadın arasında ayrımcılık yapılmakta ve kadınlara hak ettikleri ücretlerin yarısı ödenmektedir. Bu büyük bir haksızlık ve zulümdür. 

2: BAKARA / 223. Müminleri bilgilendir: “Kadınlarınız sizin için bir tarladır (tohum atan sizlersiniz). Dilediğiniz zaman kendilerinizi onlara takdim edin ve tarlalarınıza yaklaşın. Allah’a kavuşacağınızı bilin ve onlara güzel davranın. 

75. KIYAME / 36. İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?

75: KIYAME / 37. O, akıtılan meninin içinde bir sperm değil miydi?

75: KIYAME / 38. Sonra da aşılanmış bir zigot olmuş, derken… Allah onu yaratıp şekillendirmişti.

75: KIYAME / 39. Spermden iki çifti, erkek ve kadını yaratan O’dur.

75: KIYAME / 40. O halde Allah’ın ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?

Bütün hücreleri XY kromozomu taşıyan bir erkeğin ameliyatla cinsel organının değiştirilmesi onun cinsiyetini değiştiremez çünkü cinsel organı değiştirilmiş bir erkeğin, tükürüğü dahi XY cinsel kromozomu taşımaya devam edecektir. Maalesef bazı insanlar, duygu sömürüsü yaparak cahil insanları aldatmaktadır: “Allah böyle yaratmış, kendini kadın gibi hissediyormuş bundan dolayı ameliyat olup cinsiyet değiştirmiş vs.”  Halbuki hormonlar cinsiyet kromozomlarının etkisi altındadır. Kadına kadınlığını hissettiren, erkeğe erkekliğini hissettiren hormonlarıdır. Hücrelerinde XY cinsel kromozomu taşımakta olan bir erkek kendini kadın hissedebilir mi? Öyleyse bunun başka bir açıklaması olmalı.

79: NAZİ’AT / 27, 28, 29. Sizi yaratmak mı daha güç yoksa gökyüzünü yaratmak mı? Gökyüzünü Allah bina etti. Yükseltip düzene koydu, gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.

79: NAZİ’AT / 30, 31, 32, 33. Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendinizin ve hayvanlarınızın faydalanması için yerden suyu ve bitkileri çıkardı. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.

2: BAKARA / 29. O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı sonra semaya yöneldi, onu yedi gök olarak yaratıp düzenledi. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

64: TEĞABUN / 3. Zira gökleri ve yeri kusursuz yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O’nadır.

23: MÜ’MİNÜN / 57. Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

Kısacası Allah, canlı ve cansız her şeyi emrine itaatkâr olarak yarattı. Âdem ve Havva’nın malzemesi de diğer canlılar gibi toprak ve suydu. İlk yaratılışta toprak, döllenmiş bir yumurtayı olgun bir canlıya dönüştürebilecek uygun ortama sahip kılınmış ve kuluçka makinası vazifesini üstlenmişti. Allah’ın iradesiyle atalarımız kabuklu yumurtalar içerisinde toprakta geliştiler ve bir bitki gibi toprağın içinden çıktılar. Daha sonra işler, Allah’ın dilediği düzende yürüdü.

Yaşamın başlangıcında ilk canlıların yumurtalarının çatlaması için uygun bir ortam, sıcak ve nem gerekliydi. Yaratıcı, bu ilk yumurtaların çatlayıp vücut bulmalarını, toprak ya da su da gerçekleşebilecek şekilde programlamıştı. Bundan dolayı bütün canlıların yumurtalarının çatlaması ve yaşama adım atması toprak ya da suda gerçekleşmişti. İlk yaratılış tamamlandıktan sonra canlılardan bazıları rahim dışında bazıları ise rahimlerde gelişimlerini tamamlayarak yaşama adım atmışlardır. 

6. ENAM / 95. Şüphesiz Allah, tohumu ve çekirdeği çatlatandır, ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkarandır. İşte Allah budur. O halde Allah’tan niçin yüz çeviriyorsunuz?

Yeryüzündeki bütün canlılar toprak ve su karışımından yaratılmıştır demiştik. Kısaca özetleyecek olursak: İlk yaratılışta ve ilk yaratılıştan sonra da bitkiler aşılanmış tohumlarla toprak ve suda yetişmeye devam etmişlerdir fakat hareket halindeki canlıların bazıları aşılanmış yumurtalarla toprakta, suda, annelerinin ısıttığı ortamlarda ya da kuluçka makinalarında; canlılardan bazıları ise aşılanmış yumurtalarla anne rahimlerinde gelişmektedir. Aşılanmış her bir yumurta hayatı boyunca ihtiyacı olabilecek programlarla donatılmış kalıtsal bir çekirdeğe sahiptir. Değişen koşullara uyum sağlayabilmektedir. Her bir canlının erkeği ve dişisi mevcuttur. Cinsel XY kromozomu ile erkek ve dişi belirlenmiştir. Her canlının erkek ve dişisi olması Allah’ın varlığının delillerindendir.

Özetlersek Allah, her canlı çiftin aşılanmış yumurtalarını yaratıyorken onlara bir ömür tayin etmiş ve hayat serüveni boyunca ihtiyacı olabilecek her türlü programı da yüklemiştir. Canlıların ölümü yaratıcı tarafından programlanmış kaçınılmaz bir gerçektir. İlk yaratılışta toprak ve su bir kuluçka makinası gibiydi. Karalardaki ilk canlı çiftlere toprak, sulardaki ilk canlı çiftlere ise su analık yaptı. Bunca kompleks canlı, bunca kompleks sistem tesadüf eseri değildi. O, bütün canlıları ölü malzemelerden yaratıp onlara can verdi. Bütün canlılar tekrar ölüyorlar ve toprak, su gibi ölü malzemelere dönüşüyorlar. İnsanlar başka bir yaratılışla ölümsüz olarak, ikinci defa toprak, su gibi cansız malzemelerden yaratılacaklardır. Allah’ın insana vadi var. Allah vadinden dönmez, muhakkak tekrar yaratacaktır. İman edip iyilik yapanları cennetlerde misafir edeceğine söz vermiştir. 

Güvenen Allah’a güvensin çünkü varlığının delilleri aşikârdır. Bizleri gören göze, işiten kulağa, ölçüp tartacak akla sahip kılar inşallah. Âmin! 

İNSAN KİME HALEF YARATILDI?

Bazı din adamlarının iddia ettiği gibi Hz. Âdem’den önce yeryüzünde başka Âdemler yoktu. Bu varsayım, mantık dışıdır. Allah’ın Kitap’ında buna delil gösterebilecekleri herhangi bir ayet yoktur. Bütün insanlar Hz. Âdem’in soyundan geldi. İlk insan olan Hz. Âdem uzun yıllar yaşadı. Bunu Hz. Nuh’un ömründen yola çıkarak anlayabiliyoruz. Hz. Nuh dokuz yüz elli yıl tufandan önce elli yıl da tufandan sonra yaşamıştır, bu bize bir ayetle bildirilmektedir. Doğada  olumsuz koşulların gelişmesiyle İnsan ömrü kısaldı ve fiziki gücü de asgariye indi fakat insan evrim geçirmedi. Genetik yapısında bir değişiklik olmadı. İnsanların ömürleri yavaş yavaş kısaldı. Bugün doksan, yüz yıl yaşayanları parmakla gösterir olduk.

Bir zamanlar yeryüzünde melekler dolaşıyor, Allah’a itaat ve ibadet ediyorlardı. Yeryüzü sakin huzur içinde, Allah’ın çok anıldığı, övülerek tesbih ve takdis edildiği; çok temiz ve çok güzel bir yerdi. Melekler canlı ve akıllı yaratıklardı. Allah’ın izin verdiği her yerde dolaşmaya muktedir yaratılmışlardı. Allah, yeryüzünde insanı yaratmayı murat etti ve Âdem’i yarattı. İnsanlar Âdem’in soyundan geldiler ve yeryüzünde meleklerin yerini aldılar. Allah insanlara insanlardan peygamberler gönderdi. Dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını, şeytanların şerrinden nasıl korunabileceklerini de bildirdi. İnsanların yaratılışından sonra melekler yeryüzüne görevleri icabı inip çıkar oldular. Eğer yer yüzünde dolaşan melekler olsaydı Allah, meleklere meleklerden bir peygamber gönderecekti. 

22: HAC / 75. Allah hem meleklerden hem de insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah, her şeyi işitir ve görür.

17: İSRA / 95. Onlara söyle: “Eğer yeryüzünde huzur içinde gezinip duran melekler olsaydı, elbette gökten, peygamber olarak bir melek indirirdik.”

2: BAKARA / 30. Senin Rabbin: “Muhakkak ki ben, yeryüzünde meleklere halef oluşturacağım.” dedi. Onlar: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz, sen orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. O: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi.

“Neden insan meleklere halef yaratıldı?” gibi bir soru aklınıza gelebilir. Allah, kendini övsün, kendine itaat ve ibadet etsin diye insanı yaratmayı diledi. Melekler, kendilerine halef yaratılacak olan insanların, Allah’ın emirlerine itaat etmeyerek yeryüzünde kan dökebileceklerinden endişe ediyorlardı. Melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah onlara: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi. 

Melekler, Allah’ın insanı yaratmaktaki hikmetlerini tam olarak bilmiyorlardı. Biliyor olmaları da mümkün değildi çünkü kalplerdekini ancak Allah biliyordu. Bu sebepten Allah onlara: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi.

Melekler, Allah’ın yarattığı ve bazı görevlerden kendilerini sorumlu tuttuğu kullarıdır. Onların aralarında İblis adında bir melek vardı. Bu cinlerdendi ve insanın meleklere halef yaratılacak olmasından hoşlanmadı. Kıskanmaya başladı. Allah, İblis’in kalbinde kibir ve kıskançlık gibi bir hastalık olduğunu biliyordu fakat meleklerin bunu bilmesi imkânsızdı. İblis içlerinden biri olduğu için ona güvenmekteydiler. Allah, İblis’in gerçek yüzünü ortaya çıkarmayı, melekleri ve insanı da buna şahit tutmayı dilemekteydi. İşte, Allah’ın muradından birisi de buydu çünkü Allah, şahitsiz hiçbir kulunu cezalandırmayan, adaleti seven, Yüceler Yücesi İlah’tı.

38: SAD / 71. Rabbin meleklere demişti ki: “Ben muhakkak ki toprak ve sudan bir insan yaratacağım.” (Salsalden)

38: SAD / 72. “Onu tamamlayıp, ona ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın!”

2: BAKARA / 31. Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti sonra onları meleklere arz edip: “Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin.” dedi.

2: BAKARA / 32. Melekler: “Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakîm olan ancak sensin.” dediler.

2: BAKARA / 33. (Allah:) “Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat.” dedi. Âdem, onların isimlerini onlara anlatınca: “Ben size, muhakkak göklerde ve yerde görülmeyenleri bilirim hatta daha ilerisini, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim?” dedi.

2: BAKARA / 34. Hani biz, meleklere: “Âdem’e secde edin.” demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O, yüz çevirdi ve büyüklük tasladı. Böylece kâfirlerden oldu.

Cebrail Aleyhisselâm Allah’ın en seçkin, en büyük meleklerinden biridir. Allah, insanın yaratılışından daha önce, yaratmış olduğu meleklerine de dillerini ve dinlerini öğretmişti. Böylece melekler Rableriyle konuşabiliyor ve O’na ibadet ve itaat ediyorlardı. Daha sonra insanı yarattı. İlk insan Hz. Âdem’e de iletişim aracı olacak olan dilini ve ona rehberlik edecek olan dinini öğretti. Okumayı ve kalemle yazmayı öğretti çünkü insan, meleklere halef yaratılmış, akıllı, öğrenebilen bir varlıktı. Allah ve melekler insanların dostuydu. Hz. Âdem ve eşi bize bildirilmeyen bir süre yeryüzünde yaşadı. Yeryüzünde yaşamak yorucuydu. Allah, Hz. Âdem ve eşini cennete davet etti ama bir şartı vardı:

2: BAKARA / 35. Biz: “Ey Âdem! Sen ve eşin beraberce cennete yerleşin. Dilediğiniz zaman dilediğiniz yerdeki cennet nimetlerinden yiyin ve şu ağaca yaklaşmayın. Bundan yerseniz zalimlerden olursunuz.” dedik.

20: TA-HA / 117. Akabinde: “Ey Âdem!” dedik: “Şeytan hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır sakın sizi cennetten çıkarmasın sonra yorulur, sıkıntı çekersiniz.”

20: TA-HA / 118. “Kuşkusuz burada ne aç kalır ne de çıplak kalırsınız.”

20: TA-HA / 119. “Kesinlikle burada susuzluk çekmeyecek ve sıcaktan da bunalmayacaksınız.”

20: TA-HA / 120. Derken… Şeytan ona vesvese verip aklını karıştırdı: “Ey Âdem!” dedi: “Ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı sana göstereyim mi?”

20: TA-HA / 121. Nihayet o ağaçtan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. Âdem, Rabbine âsi olunca, olup bitene şaştı kaldı.

Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın ne kadar süre cennette kaldığı bize bildirilmemiştir. Sadece cennetten çıkarıldıktan sonra yeryüzünde ne kadar yaşadıkları bildirilmiştir. Onlar cennetteyken sadece birbirilerini çok seven iki iyi arkadaştılar ancak “yasak meyveyi yedikten sonra” avret mahalleri kendilerine gözükmüş ve şehevi duygulara sahip olmuşlardı. Büyük ve küçük abdest bozmaya ihtiyaç duymuşlardı. Hz. Âdem, kendisini affetmesi için Rabbine çok yalvarmıştı fakat cennette kalmalarına, cenneti kirletmelerine izin verilmemişti.

Cennetteki lanetli ağaç insanı imtihan için yaratılmıştı. Şeytan Hz. Âdem’i kandırdı. Böylece Âdem, Rabb’ine asi oldu. Atalarımız Âdem’le Havva, şeytanın hilesine yenik düşüp yasak ağacın meyvesinden yediler. Üçü de suçluydu, cennetten çıkarılarak hep beraber yeryüzüne indirildiler ve yeryüzünde hapsedildiler. Onların; uzayı aşamaması, ikinci uzay katına ulaşamaması için uzay içinde türlü türlü tuzaklar yaratıldı.

20: TA-HA / 122, 123, 124. Sonra Rabbi Âdem’i seçkin kıldı, tövbesini kabul edip onu doğru yola yöneltti ve dedi ki: “Bazınız bazınıza düşman olarak hepiniz oradan (cennetten) inin! Benden size bir hidayet geldiğinde artık içinizden kim benim hidayetime uyarsa o, sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.”

Allah, Hz. Âdem’in tövbesini kabul ettikten sonra onu kendi soyu içinde peygamber yaptı. Âdem’in nesline de peygamberler göndermeye devam etti. İnsanlardan bir kısmı, iman edip Allah’ın hidayetine uydu, dünya ve ahiretini bedbaht etmedi fakat çoğunluk şeytanın ardından gitti, kendi kendine zulmederek cehennemi hak etti.

81: TEKVİR / 19. Kur’an kuşkusuz değerli bir elçinin sözüdür.

Allah yeryüzünü insanların kullanımına verdi. Rabbimiz Hz. Âdem’in tövbesini kabul etmekle ona ve zürriyetine merhametini göstermiş oldu. Elçiler gönderip o elçilere uyanları cennetinde ebedi misafir edeceğine dair Hz. Âdem’e söz verdi çünkü insana iyiyi kötüyü ayırt edebilmesi için akıl nimeti vermişti. O gündür bu gündür birçok peygamberler gelip geçti. Nihayet peygamberlerin sonuncusu ve kıyamet alametleri geldi.

47: MUHAMMED / 18. Kıyamettin ansızın kendilerine gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Halbuki onun alametleri gelmiştir fakat kıyamet başlarına geldiği zaman ders almaları, kendilerine ne fayda verecek?

Rabbim sen İncil’de kıyametin yaklaştığını Kur’an’ı Kerim’de de kıyamet alametlerinin geldiğini bildiriyorsun ama biz, bin dört yüz senedir kıyamet alametlerinin gelmesini bekliyoruz yoksa şeytan, gözlerimizi kör, kulaklarımızı sağır mı etti? Rabbim, bizleri şeytanın şerrinden emin eyle. Gözlerimizi görür, kulaklarımızı işitir eyle! Günahlarımızı affeyle. Bize dinimizi öğrenmeyi ve rızana layık olarak yaşamayı nasip eyle. Cehaleti bizden uzak tut. Amin!

İLMİ SAĞLAM OLMAYANIN DİNİ SAĞLAM OLMAZ

Allah, insanı düşünmeye, araştırmaya ve doğa hakkında bilgi sahibi olmaya davet eder çünkü doğanın nasıl büyük bir ilimle yaratılmış olduğunu anlayabilmek, ilmi araştırmalara bağlıdır. Aklını kullanmayan insanlar, Allah’ın varlığını, ilmini ve kudretini idrak edemez. Bundan dolayıdır ki Kur’an Kerim, tarih, fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi konulara da insanların dikkatini çekmeye çalışır. İnsanın ve canlıların yaratılışı, dünyanın yaratılışı, uzay ve uzay dışı konularda bilgiler verir. Uzayımızın dışında başka yaşam alanları olduğunu bize bildirir ve insanları uyarır, iyi insanlar olmaya davet eder. İyi insanların buralarda (cennetlerde) sonsuza kadar misafir edileceğini, müjdeler. Kötü insanların yaptıkları kötülüklerin karşılıksız kalmayacağını, sonsuza kadar en kötü şartlarda hapis edilebilecek mekanlar (cehennemde) bulunduğunu bildirerek insanları uyarır. Kötülüklerden uzaklaştırmaya çalışır.

35: FATIR / 28. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da farlı renklerde olanlar vardır. Allah’ın kulları içinde, Allah’a saygı duyanlar ancak âlim olanlardır. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.

55: RAHMAN / 5. Güneş de ay da (rast gele oluşmamış) bir hesap ile yaratılmıştır.

Güneş sistemi, müşriklerin iddia ettiği gibi kendi kendine hesapsız kitapsız meydana gelmemiştir. İki gün gibi çok uzun bir sürede, ince hesaplarla yaratılmış, korunmakta ve yaratan tarafından yönetilmektedir. Burada ifade edilen gün dünya günü değildir. Henüz yaratılmamış bir sistemin nasıl günü olabilir ki? 

Allah, cisimlerin gölgelerinin kendi etraflarında dönerek seyretmesine insanların dikkatini çekmeye çalışır. İnsanoğlu, gölgenin cismin üzerindeki seyrinin nedenini merak edip deneylere dökecek olsaydı, Güneş sistemi hakkında bir ön bilgiye çok daha erken sahip olabilecekti. Allah’a ve indirdiği kitaplara olan imanları pekişecekti. Astronomide şu andakinden çok daha ileride olabilecekti. Kibir ve yaratıcı düşmanlığı insanları ilerlemekten alıkoymuştur.

25: FURKAN / 45. Görmedin mi Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını? Rabbin dileseydi onu sabit yapardı. Biz güneşi ona delil yaptık.

Güneşin ve dünyanın hareketli olduğunu vurgulayan bu ayeti kerime insanın hiç düşünmediğini, adeta bakar kör olduğunu, Allah’ın varlığının delillerini görmezden geldiğini ima ediyor. Rabbimiz, gölgenin uzayıp kısalmasından dünyanın ve güneşin sabit olmadığını insanın araştırıp anlamasını ve imanını pekiştirmesini arzu ediyor.

39: ZÜMER / 5. O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, (bir yumak gibi) geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ayı (insanın) istifadesine sunmuş, her biri belli bir süreye kadar (Allah’ın belirlediği yöne) akıp gitmektedir. İyi bil ki, çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan ancak O’dur.

Bu ayeti kerimede dünyanın kendi etrafında dönüşüne vurgu yapılıyor. Dünya bir yumağa benzetiliyor. Dünyanın, güneşin, ayın hareket halinde oldukları ve belirlenmiş bir yöne doğru dönmekte oldukları açıklanıyor. Onların bu hareketlerinin belli bir süreye (kıyamete) kadar devam edeceği bildiriliyor. Güneş ve ay yaratılmış, istifadenize verilmiş olmasa yaşamınızı sürdürebilir miydiniz, bunu hiç düşündünüz mü, diyor.

16: NAHL / 48. Görmüyorlar mı Allah’ın yarattığı şeylerden herhangi bir şeyi? O şeyin gölgesi Allah’a secde için sağdan sola dönüyor. Onlar (Allah’ın kudretine) tabidirler.

Allah, insanlara görmüyorlar mı diye bir soru yöneltiyor: Allah’ın yarattığı her şeyin bir gölgesi olduğunu hatırlatıyor. Aklını kullanan bir insanın, Güneş sistemini anlaması için nesnelerin gölgelerinin hareketli olmasının yeterli bir delil olabileceğini vurguluyor. Allah’ın kudretini, ilmini görmek ve anlamak için tek bir şeyin bile gölge hareketinin izlenmesinin yeterli olabileceğini dile getiriyor. İnsanın gözü önünde birçok delil bulunduğu halde bunları araştırmadığını, görmezden geldiğini söylüyor. Dünyanın sağdan sola dönerek yol aldığını, bunu rast gele değil de Allah’ın ilmine, kudretine ve emrine tabi olduğu için böyle yapmakta olduğunu vurguluyor.

İstese insan basit bir deney yapabilirdi: Eline limon gibi bir meyve alıp birkaç çöp çakıp ışık kaynağı karşısında meyveyi sapından tutarak sağdan sola doğru çevirebilirdi. Güneş ışıkları karşısında dünyadaki nesnelerin gölgelerinin sağdan sola nasıl düştüğünü anlayabilir ve buradan dünyanın sağdan sola döndüğünü çıkarabilirdi. Bu basit deneyle gölgelerin neden dolayı uzayıp kısaldığını görebilir gece ve gündüzün oluşumunu kavrayabilirdi. Dünyanın kendi etrafında dönmekte olduğunu da kolayca anlayabilirdi. Dünya ve uzay konusunda bilgilenebilir ve Allah’ın kudret ve hikmetini görebilirdi ama insan ön yargılı ve kördü: Allah’ın gökyüzündeki ve yeryüzündeki delillerini görmüyordu. Sağırdı: Allah’ın söylediklerini işitmiyordu. Akılsızdı: Düşünmüyor, araştırmıyor ve sadece hayvanlar gibi yiyip içiyordu. Kibirli ve inkarcıydı: Canlı, ilim sahibi, akıllı bir yaratıcının var olduğunu kabul etmiyordu. Dünyanın düz olduğunu veya öküzün boynuzları arasında olduğunu hayal ediyordu.

Bugün Dünyanın kendi etrafında ve güneşin etrafında sağdan sola doğru dönerek yol aldığını biliyoruz ama hala inkârcılar bu ayetleri görmezden gelmekteler, yaratıcılarını ve onun bin dört yüz elli sene önce göndermiş olduğu bu ilmi mesajlarını da inkâr etmekteler. Müminlere gerici yobaz diyerek hak etmedikleri hakaretlerde bulunuyorlar. İnsanları koyun gibi gütmek için seküler eğitimden başka bir eğitim istemiyorlar. Düşünüp sorgulayanlardan hoşlanmıyorlar çünkü Allah’a inanıp güveneni koyun gibi güdemeyeceklerini biliyorlar. İşte bu sebepten inananlara zulmediyorlar fakat aslında kendi kendilerine zulmediyorlar. Şuursuzluklarından ve kinlerinden dolayı da bunu fark edemiyorlar.

50: KAF / 6. Üstlerindeki göğe hiç bakmadılar mı ki onu nasıl bina etmişiz ve onu süslemişiz? Hem de hiçbir kusuru yoktur.

36: YASİN / 37. Geceyi gündüzden sıyırdığımız zaman karanlıkta kalıyorlar. Onlar için bu bir delildir.

36: YASİN / 40. Güneş’in Ay’ın yörüngesine girmesi, gecenin gündüzü geçmesi mümkün değil. Hepsi birer yörünge içinde yüzüyor.

50: KAF / 7. Yere hiç bakmadılar mı ki onu nasıl yaydık. Oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada her cins bitkiden bitirdik.

Allah, ey insanlar kör müsünüz, diyor: Göğe hiç bakmadınız mı, onu nasıl bir ilim ve nasıl bir kudretle inşa ettiğimizi görmüyor musunuz? Yere hiç bakmadınız mı, hesapsız kitapsız olabilecek herhangi bir şey görebiliyor musunuz? İlimsiz yaratılabilecek herhangi bir şey göremiyorsunuz değil mi? Öyleyse Allah’ı ve peygamberlerini niçin inkâr ediyorsunuz? Hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyleri inkâr ettiğinizin farkında değil misiniz? Size göz verdik, kulak verdik, akıl verdik, el verdik, ayak verdik. Sizi en güzel surette yarattık. Sizi araştırmaya ve anlamaya muktedir kıldık.  Öyleyse, Allah’ın kudretini görmek ve ona olan imanınızı pekiştirmek için bildirdiğimiz konuları, düşünüp araştırmaktan ve ona saygı duyup teşekkür etmekten sizi alıkoyan nedir? Size yardım elini uzatmış bir dostun elini havada mı bırakacaksınız? O sizi çok seviyor. Onun her şeyi sizin için yarattığını ve sizin yararınıza sunmuş olduğunu görmezden gelmeye devam mı edeceksiniz? Size kendi içinizden seçip gönderdiğimiz elçilerimizi her defasında yalanlayacak mısınız? 

Bizi gözünüzle görmek mi istiyorsunuz? Bizi gözünüzle görseydiniz muhakkak ki biz büyülendik diyecek ve yine inkâr etmeye devam edecektiniz. Biz de o zaman gördüklerinizin bir büyü değil de birer gerçek olduğunu size ispat etmek zorunda kalacaktık ve sizi anında mahvedecektik çünkü inkâr edenlerin Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Rablerinin nezdinde inkârcıların hiçbir değeri olmadığını size hatırlatan elçilerimiz de gelmişti değil mi? Düşünüp inkârdan ve Rabbinizin hoşlanmadığı kötü şeylerden vazgeçesiniz diye size zaman da tanıdık. Şeytanları dost ediniyorsunuz. O şeytanlar insanlardan da olur cinlerden de. Siz de iyilerle birlikte olup Allah’ın dostları olabilirsiniz fakat inkârı seçiyorsunuz. Allah ve dostlarına kin besliyorsunuz. Halbuki güçlü olan Allah’tır. Mülk de onundur. Allah ve meleklerini gördüğünüz gün sizin için çok geç olacak. Uyanın!

Hz. Muhammed’in, yalan söylediğini ve ona vahiy gelmediğini iddia ediyorsanız o zaman Kur’an’ı Kerim’deki bu delilleri çürütmeniz gerekiyor. Bilim insanları isteseler de istemeseler de Allah’ın kudreti karşısında boyun eğiyorlar. Bilimsel çalışmalarıyla Allah’ın varlığının ve delillerinin doğrulanmasında da ön ayak olmuş oluyorlar.

Gökyüzünde bir kusur yoktur. İnsanlar ozon tabakasındaki ufak tefek değişikliklerden bile hemen korkuya kapılıyorlar. Gezegenler kendi aralarındaki mesafeleri koruyorlar. Biri diğerinin yörüngesine girmiyor, birbirleriyle çarpışmıyorlar. Gündüz geceyi, gece gündüzü şaşırmaksızın takip ediyor. Gezegenler, Güneş, Dünya ve Ay tayin edilen yörüngelerinde yüzmekte ve belirlenmiş bir yöne dönmekte devam ediyor. Muhakkak ki hepsinin bir ömrü var. Bilim bunlardan hangilerini yalanlayabiliyor?

35: FATIR / 13. O, geceyi gündüze sokuyor, gündüzü de geceye sokuyor. Güneşi ve ayı emrine itaatkâr kılmıştır. Her biri mukadder bir gayeye akıp gidiyor. İşte bu gördüklerinizi yapan Allah sizin Rabbinizdir. Mülk (hükümranlık) O’nundur. O’ndan başka taptıklarınız ise bir çekirdek zarını bile idare edemez.

36: YASİN / 38. Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.

27: NEML / 88. Bakıp da hareketsiz sandığın dağlar (Uzaydan bakıldığında) bulutlar gibi gelip geçer. İşte bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatı. Şüphesiz O, sizin neyle meşgul olduğunuzdan haberdardır. 

31: LOKMAN / 10. O, gökleri direksiz yarattı, onu da görüyorsunuz. Yeryüzü sizi sarsar diye onun içinde yüksek ve sabitlenmiş dağlar oluşturdu. Hareket edebilen canlıların hepsini yaydı. Biz gökten su indirip, ikram ettiğimiz bitkilerin hepsinden, erkek ve dişi çiftler yetiştirdik.

16: NAHL / 15. Allah, yeryüzü sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yarattı.

74: MÜDDESSİR / 1,2. Büyük haberler hakkında birbirlerine sorular soruyorlar.

74: MÜDDESSİR / 3. Onlar, onda ihtilafa düşüyorlar. (İlk yaratılış ve yeniden yaradılış hakkında.)

78: NEBE / 4. Her ikisini de bilecekler.

78: NEBE/ 5. İleride, her ikisini de bilecekler.

78: NEBE / 6. Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?

78: NEBE / 7. Dağları da birer kazık kılmadık mı?

77: MÜRSELAT / 27. Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size tatlı bir su sunmadık mı?

Bugün, magma tabakasının üstünde oluşmuş bir kabuk üzerinde yaşamakta olduğumuzu, biliyoruz. Dünyadaki kara parçaları ovalardan ve dağlardan oluşmuştur. Ovalar ekilip dikilen ulaşım açısından insana kolaylık sağlayan kısımlardır. Ovalarda yaşamak dağlarda yaşamaktan çok daha rahattır. Ovalar insanların rahat ettikleri ve tercih ettikleri yerlerdir yani ovalar insanlar için tıpkı rahat ettikleri bir döşek gibidir.

Dağlar, yeryüzünün karkası gibidir. Dünyanın çekirdeği ile kabuğu arasında sabitlenmiş birer direk vazifesi görmektedir ve ovalarda depremlerin sık yaşanmasını engellemektedir. Eğer dağlar olmasaydı, ovalar depremlerden dolayı yaşanamayacak halde bulunurdu. Magma, zaman zaman yer kabuğunun zayıf alanlarını zorlayıp dışarı çıkmak için volkan tepeleri oluşturur.  Bu tepeler, ne kadar yüksek olursa olsun, birer dağ olarak nitelendirilemez çünkü bunlar, karkas vazifesi görmez. Tabanları sıvı tabaka yani magmadan oluşmaktadır. Allah, dünyayı yaşama uygun yaratmış ve insanların menfaatine sunmuştur. Buna rağmen çok az insan, Allah’a teşekkür ediyor.

82: İNFİTAR / 7. O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kıldı. Sana ölçülü bir biçim verdi.

82: İNFİTAR / 8. Seni dilediği gibi farklı organlardan oluşturdu.

36: YASİN / 39. Biz aya da evreler takdir ettik de O, böylece kurumuş hurma salkımının dalı gibi oluncaya kadar döndü.

6: EN’AM / 96. O, sabahı aydınlatan ve geceyi dinlenme zamanı yapandır. Güneş ve ayı birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, aziz olan ve pek iyi bilen Allah’ın takdiridir.

Eğer güneş ve dünya hareketsiz olsaydı; gece-gündüz ve zaman kavramı olmayacaktı. İnsanlar güneş ve ayın hareketleri sayesinde vakitleri hesaplayabilmektedir. Güneş ve ay takvimi olmak üzere, iki türlü takvim kullanabilmektedir. İnsanlar ne kadar yaşadıklarını sayabilmektedir. 

50: KAF / 8. Bütün bunlar Rabbine yönelen her insanın basiretini açmak ve ona ibret vermek için yaratılmıştır.

10: YUNUS / 31. De ki: “Size gökten ve yerden kim rızık veriyor, o kulaklara ve gözlere hükmeden kim, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kim, işleri idare eden kim?” Hemen, “Allah’tır” diyecekler. De ki: “O halde Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

41: FUSSİLET / 37. Gece ile gündüz ve güneş ile ay Allah’ın (varlığının) delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer onları yaratana kulluk yapmak istiyorsanız sadece Allah’a secde edin. 

50: KAF / 2, 3. Doğrusu inanmayanlar kendi içlerinden uyarıcı bir peygamber geldiğine şaşırdılar da dediler ki: “Bu şaşılacak bir şeydir! Öldüğümüz ve birer toprak olduğumuz vakit mi dirileceğiz? Bu dönüş (mantıktan) çok uzaktır.”

50: KAF / 4. Biz toprağın onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda her şeyi kaydedip muhafaza eden bir kitap var.

75: KIYAME / 4. Bilakis, onların parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. 

Bin dört yüz yıl önce Allah, bu durumu insanlara bildirdiğinde insanların bunu anlaması mümkün değildi. Allah, insanların parmak uçlarının farklı farklı olduğunun doğruluğunu insanın merak ederek araştırmasını, ileri sürmüş olduğu delillerin doğrulanmasını, insanların Allah’ın varlığından ve gönderdiği mesajlardan böylece daha emin olmasını istiyordu. Allah, boş konuşmuyordu ve konuşmaz. Bugün şunu biliyoruz ki her bireyin DNA dizilimi, tek yumurta ikizleri dahil kendine özgüdür. İnsanlar, parmak uçlarındaki bu sırra bilim sayesinde ulaştı. Bilim yapabilmek için insanın daima Allah’ın yarattığı hayata, zamana, mekâna, materyale ve akla ihtiyacı oldu ve de her zaman olacak. Allah, insanların ilim öğrenmesini zamana yaymıştır ve ileride bileceksiniz, sonra bileceksiniz demektedir. İnsan, ondan ilim sahibi olmayı dilerse Allah, ona yardım eder ve ilmini artırır. Bilim insanları binlerce deney yapar ancak Allah’ın izin verdiği kadarında başarılı olur.

38: SAD / 71. Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak killi toprak ve suyun karışımından bir insan yaratacağım. (Salsaldan)

55: RAHMAN / 14. Allah, insanı topraktan yarattı. İnsan su testisi gibidir.

İnsan, su testisinin yapıldığı toprak gibi nemli ve killi topraktan yaratılmıştır. Vücudu da su testisi gibi su ağırlıklıdır. Allah, insanın dikkatini buna çekmek istemiştir. İnsanın araştırmasını ve inancını pekiştirmesini beklemektedir. Gerçekten insan bir su testisi gibidir: Su testisinin kendisi, kemik ve iskelet yapımızı andırmakta, testinin içindeki su ise vücudumuzdaki suyun iskelet yapıya oranını andırmaktadır: Kanımız %94, beynimiz ve böbreklerimiz %83, gözlerimiz %95, kalbimiz %75, kaslarımız %75, akciğerlerimiz %85 su içerir.

23: MÜ’MİNÜN / 23. Andolsun biz, Nuh’u kavmine gönderdik: “Ey kavmim Allah’a kulluk edin, O’ndan başka İlahınız yoktur. Hâlâ sakınmayacak mısınız?” dedi.

23: MÜ’MİNÜN / 24, 25. Bunun üzerine, kavminin içinden inanmayan kodaman topluluğu: “Bu adam tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah, (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık. Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyleyse, bir süre kadar ona katlanıp, onu gözetleyin bakalım.” dediler.

23: MÜ’MİNÜN / 26. Nuh: “Rabbim! Beni yalancı çıkarmalarına karşı bana yardım et.” dedi.

23: MÜ’MİNÜN / 27. Bunun üzerine: “Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz geldiği zaman gemiye aydınlatacak ve yakacak al. (Etine, sütüne, yününe ihtiyacınız olacak) hayvanların hepsinden çiftler al ve bir de içlerinden, daha önce kendileri aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.” diye ona vahiy ettik.

23: MÜ’MİNÜN / 28. Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun!” de.

11: HUD / 44. Allah, dedi ki: “Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes!” Sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi Dağı üzerine oturdu. O zalim kavme: “Dünyadan uzak olun!” dendi.

11: HUD / 48. “Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte olanlara, soyunuzdan gelecek milletlere bizden selamet ve bereket dileğiyle. İlerde kendilerini birçok nimetten faydalandıracağımız ve sonra da nankörlükleri yüzünden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacak olan nice milletler de olacaktır.” dendi.

Bugün fosillerin büyük bir çoğunluğunun aynı zaman dilimi içerisinde ortaya çıkmış olduklarını görüyoruz. Nuh tufanı ile yeryüzündeki bazı canlıların soyu tükenmiştir ve yeni canlılar dünyaya gelmiştir. 

55: RAHMAN / 29. Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir.

Günler süren yağışlarla birlikte, yeryüzündeki kara parçalarının çoğunluğu sular altında kalmıştır. Altı ay ya da daha uzun sürdüğü tahmin edilen bu süreç sonunda yağmurlar bir anda kesilmiştir. Çok hızlı bir şekilde sular yeryüzünün çukur bölgelerine doğru akmış ve kutuplarda da buzullaşmalar gerçekleşmiştir. Böylece sular karalardan çekilmiş karalar yaşanabilecek bir ortama dönüşmüştür. Suların karalardan hızla çekilmesi bataklıkları oluşturmuştur. Bataklıklara hızla gömülen canlılar, dış etkenlerden süratle uzaklaşmışlardır ve bu sayede fosilleşme koşulları oluşmuş, fosilleşmişlerdir. Her ölen canlı fosilleşemez. Hızlı bir şekilde buzlaşmış sular, denizler, göller ve bataklıklar gibi ortamlar fosilleşmenin en iyi gerçekleşmiş olduğu ortamlardır. Fosiller, magmatik ve metamorfik kayaçlar içerisinde bulunmazlar. Sonradan oluşmuş, tortul kayaçların içinde bulunurlar.

2: BAKARA / 223. Müminlere müjdele: Kadınlarınız sizin için bir tarladır (tohum atan sizlersiniz). Dilediğiniz zaman kendilerinizi onlara takdim edin ve tarlalarınıza yaklaşın. Allah’a kavuşacağınızı bilin ve onlara güzel davranın.

Yıllar yılı kadınların bazıları, erkek çocuk veremedi diye, kocaları tarafından suçlanmış ve çoğu zaman üzerlerine kuma getirilmiştir. Bu suçlamalar hala bugün dahi devam etmekte ve erkekler sırf bu yüzden eşlerine kötü davranmaktadır. Genetik bilimi daha dünkü hikâye ama Allah, cinsiyeti belirleyen kromozomlara erkeklerin sahip olduğunu bin dört yüz sene önce insanlara bildirmiştir ve eşlerine iyi davranmalarını istemiştir. Kur’an’ı Kerimde Allah’ın araştırmamızı ve imanımızı pekiştirmemizi istediği birçok ayet görebiliriz. Allah’ın sünnetinde bir değişiklik göremezsiniz. Bu ayetlerin birçoğu İncil ve Tevrat’ta da mevcuttur. Maalesef Allah’ın kitapları mühürlenmiş gibidir. Açıp okuyan ve düşünen kimse yoktur. İnsanlar, yalan yanlış yorumların arkasına düşmüş ve onları din edinmişlerdir. Yorumlardaki çelişkilerden dolayı da yoldan çıkmışlardır.

Ay yarıldı kıyamet yaklaştı ayetini düşünelim. Bugün NASA’dan gelen bilgiler ışığında ayda çok uzun ve geniş dikdörtgen bir yarık olduğunu biliyoruz. Bunun, kesinlikle göktaşlarının eseri olmadığı yetkililer tarafından açıklanmış bulunuyor. Allah, “İleride bileceksiniz” diyordu ve bugün biliyoruz. Kur’an’daki bu ayet ile NASA’nın keşfi arasında bir çelişki yok. İnkâr edersek her ikisini de inkâr etmiş olacağız. Şayet kabul edecek olursak her ikisini de kabul etmiş olacağız.

21: ENBİYA / 33. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur; her biri bir yörüngede yüzüyor.

21: ENBİYA / 30. Şüphesiz ki gökler ve yer bitişikti de biz ikisini ayırdık. İnkâr edenler, görmüyorlar mı canlı olan her şeyi sudan yarattığımızı? Hala inanmayacaklar mı? (Su olmasaydı yeryüzünde canlılar oluşamayacaktı.)

11: HUD / 7. “Hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, arşı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratan odur.” Yemin ederim ki “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” desen, inanmayanlar derhal, “Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir” derler.

41: FUSSİLET / 11, 12. Sonra Allah, semayı yaratmaya yöneldi. O duman halindeydi. Göklere ve yere: “İsteseniz de istemeseniz de buyruğuma girin” dedi. Onlar, isteyerek girdiklerini söylediler. Allah, onları yedi gök olmak üzere iki gün içinde düzenledi. Her bir semaya vahye uymasını emretti. Dünya semasını kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bunlar, güçlü ve bilgili olan Allah’ın takdiridir.

Allah, bir bütünü parçalamış ve ondan gökleri ve yeri yaratmıştır. Bütün bunları arş su üzerindeyken yapmıştır. Böylece arş bundan etkilenmemiştir. Bir bütünün Allah tarafından duman haline gelinceye kadar parçalanarak bir plan, bir proje ve bir hesap ile yeni baştan düzenlenip yaratılmış olduğunu Kur’an’ı Kerim bize bildirmektedir. 

Bugün bazı bilim insanları, evrenin yaratılışı ile ilgili, büyük bir patlama olduğunu, rastgele kopan parçaların evrendeki gezegenleri ve yıldızları meydana getirdiğini ileri sürer ya da gaz bulutlarının rast gele evreni oluşturduğunu yani bu iddialara göre, bu düzen hesapsız kitapsız meydana gelmiştir. Allah ise bunu bir hesap bir kitap dahilinde yaptığını bildirmektedir. 

İnsan, evrenin yaratılışına şahit olmamıştır. İnsanın bu konudaki ilmi, zandan ileri gidemez. Zan peşine düşen hakikatten nasibini alamaz. İnsan, Allah’ın varlığını kabullenmek istemediği sürece bu saçma iddiaları ileri sürmeye devam edecektir.

Temsilde hata olmaz. Örneğin: Bir kâğıt fabrikası düşünün ki değerlendirmek için eski kağıtları satın almış ve işe yarar hale getirmek istiyor. Aldığı bu eski kâğıtları rasgele parçalara ayırarak mı kullanır yoksa hamur haline getirip yeni baştan ihtiyaca uygun kağıtlar üreterek mi dersiniz? Elbette hamur haline getirip ihtiyaca uygun kağıtlar üretecektir. Allah da bir bütünü en küçük birimlere ayırıp istediği gibi düzenlemiştir. Allah güç ve ilim sahibidir. Allah, düşünmemizi emrediyor.

4: NİSA / 82. Onlar hâlâ Kur’an’ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmayacaklar mı? Eğer o Allah’tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.

68: KALEM / 51. O inanmayanlar, Kur’an’ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar da “O bir deli” diyorlar.

İnanmayanlar, işittiklerinin bir delinin sözlerine, kesinlikle, benzemediğini görüyorlardı. Hasetlikle Hz. Muhammed’e bakıyorlardı. Hasetliklerinden dolayı “O bir deli” diyorlardı. Kur’an’ı Kerim hem ahlaki hem ilmi niteliklerinden dolayı evrenseldir. Gördüğünüz gibi içeriğindeki bilgilerin doğruluğu kıyamete kadar geçerliliğini sürdürecektir. İşte Allah’ın, “İnsanlar ve cinler bir araya gelse dahi Kur’an’ın bir suresini bile yazamazlar.” demesi bundan dolayıdır.

10: YUNUS / 38. Onu O uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyen kimselerseniz haydi siz de O’nun gibi (yerden ve göklerden, geçmişten ve gelecekten; doğru haberler veren) bir sure getirin  Allah’tan başka, buna güç yetirebilecek olan kimler varsa onları da yardıma çağırın.”

2: BAKARA / 23. Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimizden şüphe içinde iseniz haydi siz de O’nun gibi bir sure getirin. Eğer haklıyız diyorsanız, Allah’tan başka güvendiklerinizin hepsini de yardıma çağırın.

2: BAKARA / 24. Yok bunu yapamadıysanız ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.

Birçok insanın, ilmini kavrayamadıkları şeyleri inkâr ettikleri görülmektedir. Onlar ne göklerin ne yerin ne de canlıların yaratılışına şahit olmuşlardır. Zanlarına göre konuşmayı ve yalan söylemeyi yeğlemektelerdir. Allah der ki: “Bırakın onları, onlar cehennemi görüp de yanıncaya kadar inkâr etmeye devam edecekler.” Melekler onlara diyecekler ki: “İşte bu inkâr ettiğiniz cehennemdir!”

10: YUNUS / 97. Onlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı (cehennemi) görünceye kadar inanmazlar.

53: NECM / 31. Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah’ındır. Sonuç olarak, kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır.

2: BAKARA / 255. Allah’tan başka İlah yoktur; Diri ve baki olan, her şeyi idare eden O’dur. O’nu ne bir uyku ne de bir uyuklama tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzin verdiği hariç, O’nun huzurunda şefaat edebilecek olan kimdir? O, onların yapmakta olduklarını da yapmış olduklarını da bilir. “Allah’ın dilediğinden başkası O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamaz.” O’nun kürsü (yedinci kat gök) semaları ve yeri kapsadı. Onları korumak O’na zor gelmez. O çok yüce ve çok büyüktür.

İnanmayanlar: “Asıl olan evrim teorisidir. İslam bir inançtan ibarettir. Bu kitap bilimle çelişmekte. Bu bir bilim kitabı değil. İçinde hiç formül yok. Allah inancı bilime aykırıdır” dediler. Kısır bir inkârcılığa takılıp kaldılar.

Allah, her bir şeyi hassas hesaplarla yaratmış ve yaratmaktadır. Her bir şeyin formülü kendi katında kayıt altına alınmıştır. Kur’an’ı Kerim’de açıklanan delilleri anlayamayan bu insanlar, yaratılışın formülleri kendilerine indirilmiş olsaydı acaba bu formüllerin milyarda birini anlayabilecekler miydi? Allah, yarattıkları şeylerin formüllerini kelime kelime insanlara açıklayacak olsa ne kadar kâğıt ne kadar mürekkep gerekecekti?

İşte Allah’ın insanlara verdiği cevaplardan birkaçı:

31: LOKMAN / 27. Eğer yer yüzündeki ağaçlar kalem olsa deniz mürekkep olsa yedi deniz de ona destek olsa yine de Allah’ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.

45: CASİYE / 6. İşte bunlar, Allah’ın delilleridir. Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık onlar, Allah’a ve onun delillerine inanmadıktan sonra daha hangi söze inanacaklar?

44: DUHAN / 38. Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve bir eğlence olsun diye yaratmadık.

18: KEHF / 54. Hakikaten biz bu Kur’an’da insanların anlaması için her türlü delili sayıp döktük fakat tartışmaya en çok düşkün varlık, insandır!

53: EN-NECM / 28, 29, 30. Onların bu konularla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise şüphesiz hakikat bakımından hiçbir şey ifade etmez. İşte onların ilimden erişebilecekleri (son nokta) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, doğru yolda olanı da iyi bilir. Bunun için bizi anmaktan yüz çevirenlerden ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden sen de yüz çevir.

DOMUZLAR, MAYMUNLAR, EVRİM ve BİLİM

Allah, bütün kavimlere müjdeleyici ve uyarıcı elçiler göndermiştir. Kavimler gelen elçileri büyücülükle suçlamışlar, söylediklerine inanmamışlar ve Allah’ın elçilerine zulmetmişler hatta bazılarını öldürmüşlerdir. Elçiler de zalimlere karşı Allah’tan yardım istemişlerdir. Bu sebepten Allah’ın lanet ve gazabına uğrayanlar olmuştur. Allah, son peygamberine indirdiği ayetlerde, geçmişteki zalimlerin kendilerine zulüm ettiklerini, bundan dolayı da maymunlara ve domuzlara dönüştürüldüklerini bildirmektedir.

Evrimciler, insanların maymunlardan ve domuzlardan evrimleştiğini ileri sürüyorlar fakat bu bilimsel bir gözleme dayandırılamamıştır, dayandırılamayacaktır da. Evrim teorisini etkisiz kılmak için küçük bir örnek bile yeterlidir. Evrimciler bu hayvanların bir kısmının insanlardan evrimleştiğini söyleseler daha mantıklı olabilirdi çünkü kompleks bir yapıdan ilkele geçiş kolaydır ve bu gözlemlenebilmektedir. Böyle bir teori ilahi kitapları tasdik edeceğinden dolayı evrimcilerin işine gelmez ve bu nedenle hakkı gizlemeye gayret göstermektedirler. Halbuki Allah, hakkı batıla çarpar da batıl dağılır gider, hak karşısında tutunamaz.

Deli bir insanı düşünelim… Deli, akıllı bir insanın evrime uğramış bir modeli sayılabilir çünkü başkalaşım geçirmiştir. Normal bir insanı delirtmek mi daha kolay yoksa deli bir insanı akıllandırmak mı dersiniz?.. Gerçek bir deliyi akıllandırmak imkansızdır.  Görüyoruz ki kompleks bir yapıdan kolayca ilkele gidilebiliyor ama ilkelden kompleks bir yapıya gidemiyoruz. Delinin kaybettiğini yerine koyamıyoruz, koyabilecek yeterli ilme sahip değiliz. Bilim insanları kaybedilenleri yerine koyabilmek için yıllardır alın teri döküyor.

İlahi dinlerde domuz eti ve ürünleri yasak edilmiştir fakat sanıldığı gibi domuz eti sadece mevcut ilahi dinlerde yasaklanmamış, müşrik kavimlerde de domuz eti yemeyenler vardı. Allah, insanoğlunun bilimde ilerleyerek domuz ve maymunların genetik olarak insana yakınlıklarını anlayabilecek düzeye ne zaman geleceklerini bilendir. Allah ilmiyle her bir şeyi kuşatmıştır. Bin dört yüz sene önceki bir mümin bu ayetlere inanıyor, kâfir ise inkâr ediyordu. Bugünün kâfirleri bunu inkâr etmekte zorlanmaktadır çünkü deliller ortadadır.

5: MAİDE / 60. De ki: “Allah yanında cezaca bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah’ın lanet ettiği, gazabına uğrattığı, kendilerini maymunlara ve domuzlara dönüştürdüğü kimselerle Tağut’a tapanlar (zorbalığı ilah edinenler) işte bunlar yerleri en kötü olan ve doğru yoldan en çok sapanlardır.”

38: SAD / 87. Bu Kur’an, ancak âlemler için bir nasihattir.

58: SAD / 88. “Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok daha iyi öğreneceksiniz.

Belki de domuz etinin yasaklanması domuzların insan bozuntusu olmasından kaynaklanıyor olabilir çünkü domuzların hastalıkları da insanlara diğer hayvanlarınkinden daha kolay bulaşabilmektedir. Domuz eti içerisinde Taenia solium adı verilen domuz tenyası ve Trichinella spiralis isimli yuvarlak solucan bulunabilmektedir. Bu canlılar insan vücudunda parazit olarak yaşar, uzun sürede ciddi hastalıklara neden olur. Domuz çok ve sık doğurmaktadır. Bundan dolayı domuz eti yemenin doğru ve ekonomik olduğunu savunanlar da olmaktadır. Allah’ın buna cevabını aşağıdaki ayette görmekteyiz.

5: MAİDE / 100. De ki: “Pis ile temiz bir olmaz, pis olanın çokluğu tuhafınıza gitse bile…  O halde ey özü temiz ve düşünür olanlar, Allah’a sığının ki kurtuluşa eresiniz!”

Domuz hızlı üremesi nedeniyle çok ekonomik bir varlıktır fakat geviş getirmez. Domuz etini yemek haramdır ancak mecburiyet karşısında… O da öyle bir mecburiyet ki ucunda ölüm olsun. O zaman kişinin ölmeyecek kadar yemesine izin verilmiştir. Buradan yola çıkacak olursak ucunda ölüm olan hastalıklarda da domuz organlarının kullanılabileceğini düşünülebiliriz.

2: BAKARA / 172. Ey iman edenler! Size ikram ettiğimiz rızıkların hoş ve temiz olanlarından yiyin. Eğer sadece Allah’a kulluk ediyorsanız ona teşekkür edin.

2: BAKARA / 173. O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti; bir de Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar. Kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa başkasının hakkına tecavüz etmemek, zaruret ölçüsünü de geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez çünkü Allah çok bağışlayıcıdır ve çok merhametlidir.

Eğer açlıkla burun buruna gelir de domuz eti yemek zorunda kalırsak: Rabbimiz, mecburiyet karşısında işlediğimiz günahtan dolayı tövbe etmemizi, eğer tövbe edersek, kendisinin de bizi affedeceğini bildiriyor. Allah, Yahudilere Kur’an’ı Kerim’den şöyle sesleniyor:

2: BAKARA / 63. Sizden sağlam bir söz almıştık. Tûr dağının altında size verdiğimizi (Tevrat’ı) kuvvetle tutup içindekileri daima hatırlayın, umulur ki korunursunuz.

2: BAKARA / 64. Ondan sonra sözünüzden dönmüştünüz. Eğer sizin üzerinizde Allah’ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.

2: BAKARA / 65. İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de bu yüzden kendilerine: “Aşağılık maymunlar olun!” dediklerimizi elbette bilmektesiniz.

2: BAKARA / 66. Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakîler için de bir nasihat vesilesi kıldık.

Allah, kullarına zulmetmez ancak azgınlık yapanlar Allah’ın rahmetinden mahrum olurlar. Allah’ın yanında onların hiçbir değeri yoktur. Allah, sadece doğru yolda olanların dostudur.

7: ARAF / 161. Onlara denildi ki: “Şu şehirde (Kudüs’te) yerleşin. Oradaki nimetlerimizden dilediğiniz gibi yiyin. Bağışlanmak istiyoruz deyin. Kapıdan saygıyla eğilerek girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanımızı daha da artıracağız.”

7: ARAF / 162. Fakat onlardan zalim olanlar, sözü, kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirdiler. Biz de zulmetmelerinden ötürü üzerlerine gökten bir azap gönderdik.

7: ARAF / 163. Yahudilere deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar akın akın gelirdi, diğer günler gelmezlerdi. İşte biz, yoldan çıkmış olduklarından dolayı onları bu şekilde imtihan ediyorduk.

7: ARAF / 164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: “Rabbimize mazeret beyan edelim diye bir de belki sakınırlar ümidiyle.”

7: ARAF / 165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık. Zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.

7: ARAF / 166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.

76: İNSAN / 28. Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

7: ARAF / 168. Onları (Yahudileri) grup grup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler de vardır, aşağılık olanlar da vardır. Belki doğru yola gelirler diye iyiliklerle ve kötülüklerle kendilerini denedik.

38: SAD / 87. Bu Kur’an, ancak âlemler için bir öğüttür. 

REHBERİMİZ RABBİMİZ OLSUN! TÜM SORUNLARIMIZ ÇÖZÜM BULSUN!