İKİ BUÇUK KİŞi

Sıcak bir yaz akşamıydı. Henüz akşam yemeğinden yeni kalkmışlardı. Kapı çalındı. Evin genç kızı kapıyı açtı. Tanımadığı genç bir adam kapıdaydı. Adam babasının evde olup olmadığını sordu. Kız kapıyı örterek babasının yanına gitti. Kapıda tanımadığı birisinin olduğunu babasına haber verdi. Babası merakla kapıya gitti. Kapıyı açtığı zaman kapıda bir yabancı gördü: “Buyrun,  ne istemiştiniz?”  dedi: “Ben Tanrı misafiri. Sizinle hayırlı bir iş için görüşecektim, müsait misiniz?” diye sordu adam. Ev sahibi adamı içeri davet etti. 

Misafir odasına girip oturdular. Tanışma faslına geçildi: 

— Hoş geldiniz.

— Hoş bulduk. 

— Nasılsınız iyi misiniz?

— Teşekkür ederim, iyiyim.

— Buralı mısınız?

— Hayır, Ankaralıyım, Ankara’da oturuyorum.

— Ne iş yapıyorsunuz?

— Tüccarım.

— Evli misiniz?

— Evet, evliyim.

— Çoluk çocuk var mı?

— Evet, var, toplam evde iki buçuk kişiyiz.

Adam şaşırarak: 

— Ömrümde böyle bir şey duymadım, bu nasıl oluyor izah eder misiniz?

— Ben ve iki yaşındaki oğlum, iki kişi oluyoruz. Bir de karım var onunla toplam iki buçuk kişi oluyoruz.

Ev sahibinin dört kızı vardı. Tanrı misafirinin hesabıyla tam altı buçuk kişi oluyorlardı. Ev sahibi konuşacağınız hayırlı iş neydi diye sordu:

— Kızlarınızdan birini oğlan kardeşime isteyecektim, hangisi olursa olsun fark etmez.

Ev sahibi hiddetlendi: 

— Yanlış yere geldiniz. Benim kızlarım seçmece karpuz değil.

Adama kapıyı gösterdi. Adam arkasına baka baka oradan uzaklaştı. Kendi kendine söylendi: 

— Ne kusur ettim ki şimdi?..