İLK İNSANDAN BU YANA İNSAN GENOTİPİNDE BİR DEĞİŞİKLİK OLDU MU?

Sağlıklı insanların kromozom sayısı Hz. Havva ile Hz. Âdem’den bu yana hiç değişmedi. Bazıları bu konuda büyük bir yanılgı içindeler çünkü insanın kromozom sayısındaki sayısal hatalar ve yapısal hatalar onu hasta bir birey yapar. Kromozom sayısındaki artış ve azalışlar ciddi bir önem taşır. Bölünme sırasında kromozomlarda bazı hatalar oluşabilir. Kromozomlar 46 yerine 47 ya da 45 olabilir. Bunlar sayısal hatalardır. Bir de yapısal hatalar vardır: Yapısal hatalar bölünme sırasında gerçekleşen hatalardır. Kopyalanırken kromozomun bir parçası kopabilir, ters yönde olabilir, başka bir kromozoma yapışabilir, bir parçası fazla olabilir. Bu hataların hamileliğin ilk günlerinde olması, çok ciddi problemler yaratır çünkü ilk hücre hatalıysa hatalı bölünmeler gerçekleşecektir. Öyleyse yaratılış inkâr edilemez bir gerçektir. İnsanın döllenmiş ilk hücresi mükemmeldi ve mükemmel kopyalar oluşturmaya devam etti. 

Hücrelerde arada sırada bazı sayısal ve yapısal hatalar oluştu. Bunun nedenini şöyle açıklayabiliriz: Rabbimiz bu hataların oluşmasına izin verdi ve böylece hücrelerdeki ufak tefek hataların bile neye mal olabileceğini bize gösterdi. Alim bir yaratıcı olmadan, sağlıklı bir hücrenin yaratılamayacağını anlamamızı sağladı. Rabbimize sonsuz teşekkürler… Sorun kendi kendinize, hatalı bir kromozomdan sağlıklı nesiller ortaya çıkabilir mi? Bu olasılık yüzde kaçtır?

Bu tip hatalar meydana geldiği andan itibaren hatalı bölünmeler başlayacaktır. Bölünen hücrelerin hepsi hatalı kromozomlar taşıyacaktır. Bugün tedavisi mümkün olmayan üç hastalığı Down sendromu, Edwards sendromu ve Patau sendromunu buna örnek verebiliriz. 

Bu veriler bize şunu göstermektedir: Hücre kompleks bir yapıdır. Kompleks bir yapı bozulduğu zaman tamiri imkânsız gözükmektedir ve bu durum aynen gelecek nesillere taşınmaktadır. Kanser hücreleri tamir edilemediği için onları öldürerek yok etme metodu uygulanmaktadır. Öyleyse ilk insanı meydana getiren o ilk hücre çok mükemmeldi. Mükemmel kopyalar oluşturdu ve canlılar bu günlere kadar sağlıklı olarak gelebildiler. Her canlı tek bir hücre ile yaşama adım atmaktadır. Bir hücrenin kendi kendine bu mükemmelliği yakalaması imkansızdır. Mükemmel bir hücre yaratacak mükemmel bir yaratıcıya ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.

Genotip üzerinde yapılan araştırmalar tamamen çözüme kavuşmuş değildir. Bilim adamları yakın zamana kadar, henüz mevcut araştırmalarıyla çözemedikleri bazı genleri işlevsiz buluyorlar ve onlara çöp muamelesi yapıyorlardı. Halbuki Allah, hiçbir şeyi boş yere yaratmadığını söylemektedir. Doğruların eninde sonunda ortaya çıkma gibi bir huyu vardır çünkü batıl iddialarla gerçekler yok edilemez.

Genotipi insana en yakın olan yaratıklar bile insani özellikleri taşıyamamaktadırlar. Maymunlar ve domuzlar buna örnek olarak gösterilebilir. Dikkat edilirse bu hayvanların genotiplerinin fenotipleri üzerindeki etkileri de insanların genotiplerinin fenotipleri üzerindeki etkilerinden çok farklıdır. Bu hayvanların dış görüntüleri insanlara benzemez. O zaman ilkel bir yapıdan kompleks bir yapıya geçiş söz konusu olamaz. İnsan hem fenotip olarak hem akıl yönünden diğer canlılardan daha mükemmel yaratılmış ve kendisine sorumluluk yüklenmiştir.

Evrimi savunanlar, ilkel ve cansız bir yapıdan kompleks bir yapıya geçişi savunurlar. İlahi dinler, kompleks yapılardan daha ilkel yapılara geçiş olduğunu örneklendirirken maymun ve domuzu örnek verirler. İlk canlıların ilk hücrelerinin mükemmel olduğunu ve mükemmel kopyalar oluşturduğunu savunurlar.

Örneğin: Kur’an’ı Kerim‘de Yahudilerle ilgili bir kıssa anlatılır. Yahudilerin ileri gelenlerinden bir kısım insan, fakirlere, yetimlere, kadınlara, esirlere ve diğer canlılara zulmediyorlardı. İnsanları hayır yapmaktan men ediyorlardı. Kendilerine sizi kim yarattı diye sorsan Allah diyorlardı ama Allah’ın emir ve tavsiyelerine muhalif hareket ediyorlardı. İnançlarında samimi değillerdi. Allah’ın emir ve tavsiyelerine uygun hareket etmek isteyen kimselere zulmediyorlardı. Sözlü vahiy diye uydurdukları hadislerle insanları aldatıyorlardı ve bu yaptıkları şeyleri de Allah’ın emriymiş gibi empoze ediyorlar insanları aldatıyorlardı. 

Cumartesi günü Yahudilerin ibadet günüydü. Allah böyle iki yüzlü insanların ibadetini istemedi. Onların menfaatlerine ne kadar düşkün olduklarını gerçekten inanan insanlar olmadıklarını su yüzüne çıkarmak istedi. İmtihan için onların üzerine gökten bir musibet indirdi. Bu musibet balıkları etkileyen bir musibetti. Arkasından cumartesi günleri balık avlamayı, haram kıldı. Cumartesi günler zalimlerin helâk olmasına neden olacak balıklar akın akın gelmeye başladı. Diğer günler bu kadar çok balık gelmiyordu. Allah uyarmadığı kimseye zulmederek onu cezalandırmaz. Allah, onları uyardı ve cumartesi gün balık yemeyin tavsiyesinde bulundu. İnanan bir insan, Allah’ı dost görür ve onun tavsiyelerinde kendi lehine bir şeyler olduğuna inanır ve bu sebepten Allah’ın tavsiyelerini uygulamaya çalışır. Bundan dolayı inanan Yahudiler, cumartesi gün akın akın gelen balıklara el sürmediler: “Rabbimizin bizi uyarması kesinkes bizim lehimizedir, Rabbimiz bizim dostumuzdur.” dediler. Balıkları yememeleri için kendilerini uyaran Rablerine teşekkür etmek için cumartesi günlerini ibadetle geçirdiler.

İnancında samimi olmayan kimseler Allah’ın emirlerine muhalefet eder ve daima tam tersini yaparlar. Yahudilerin zalimleri ve zorbaları da kendilerine yakışanı yaptı. Allah’ın nasihatine kulak vermediler. Cumartesi akın akın gelen balıkları avlayıp yediler. Bu balıkların etleri, insan genotipini olumsuz yönde etkiledi ve bir müddet sonra balıkları yiyenler maymunlara dönüştüler. 

Bu kıssa insanlara boşu boşuna anlatılmamıştır. Allah dostumuz olduğu için bizleri uyarır ve bu kıssada da Allah balıklar yememeleri için dostlarını uyarmıştır. Yediğimiz şeylerin insanların genotipi üzerindeki yıkıcı etkileri, ciddiyetle araştırılması gereken önemli bir konudur. İnsanların maymunlardan oluşmuş olması bilime aykırıdır ve mantığa uygun değildir. Maymunların bir kısmının, insan genetiğinde hafif bir hasarın meydana gelmesiyle oluşmuş olması mantığa daha uygundur. Allah, bilimle açıklanabilecek olan bu durumlar hakkında insana şöyle hitap etmektedir: “İleride bileceksiniz. Sonra ileride bileceksiniz!”

Bugün domuzların kalp kapakçıkları tıp alanında kullanılmaktadır. Kalp kapakçığı işlevini yitirmiş olan yaşlı hastalara domuzlardan alınan kapakçıklar takılmaktadır. Yaşlı hastalar için en iyi çözüm domuzlardan alınan kalp kapakçıkları gözükmektedir. Maalesef mekanik (metal) kalp kapakları bunun yerini tutamamaktadır. Mekanik kapak takılan hastalar düzenli kan tahlili yaptırmak ve düzenli kan sulandırıcı kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu durum küçük morluklara, mide kanamasına ya da ciddi kanamalara neden olabilir. Domuzların diğer organlarını da hastalara transfer etme çalışmaları henüz araştırma aşamasındadır.

Kur’an’ı Kerim‘de daha önceki yaşamış kavimlerde de benzer örnekler olup, insanlardan hayvanlara dönüşenler olduğu bildirilir. Büyük bir olasılıkla domuz etinin yasaklanması bu sebepten kaynaklanmış olabilir. İnsanlardan ilahi dinlere mensup olmayanların da domuz eti yemediği görülmektedir. Bu insanların ataları, domuza ve maymuna dönüşen insanları görüp de nesillerine bu hikâyeleri aktarmış olabilirler. Domuz etinden iğrenmelerine ve bu eti yememelerine bu durum sebep olmuş olabilir ya da bütün kavimlere uyarıcılar gönderen Allah, bunu yasaklamıştır ve böylece dejenere olan dinlerinden geriye kalmış bir alışkanlık olarak domuz eti yemiyor olabilirler.

Besinlerin, insan genotipi ve fenotipi üzerindeki etkilerine başka bir delil olarak da Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennette yemiş oldukları yasak ağacın meyvelerinin etkileri gösterilebilir. Bu meyveleri yedikten sonra avret mahalleri kendilerine gözükmüş ve cinsel arzulara sahip olmuşlardı. 

İlgili ayet meallerinden bazı örnekler aşağıdadır.

76: İNSAN / 28. Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

7: ARAF / 164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. Onlar da dediler ki: “Rabbimize biz üzerimize düşen görevi yaptık diyelim ve bir de belki günahlardan sakınırlar ümidiyle.”

7: ARAF / 165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık. Zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.

7: ARAF / 166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.

7: ARAF / 168. Onları (Yahudileri) grup grup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler de vardır, aşağılık olanlar da vardır. Belki doğru yola gelirler diye iyiliklerle ve kötülüklerle kendilerini denedik.

38: SAD / 87. Bu Kur’an ancak âlemler için bir öğüttür.

İNSANLAR NASIL YARATILDI VE NASIL ÇOĞALDI?

Dünyada tek bir aile var. Peki, tek bir aileden insanlar nasıl çoğaldı? Bu sorunun cevabı bugüne kadar mantıklı bir yanıt bulamamıştır. Bu konu, bütün dinlerde din adamlarının kâbusu olmuş ve akla mantığa uygun bir açıklama getirememişlerdir. Yahudilerin hadis kitabı olan Talmud’dan yararlanarak bir şeyler toparlayıp yazmışlardır: Adem ve Havva’nın çocuklarının hep ikiz olduğunu ve ikizlerin biri kız biri erkek doğduğunu, bunların çaprazlama evlendiğini, daha sonra şeriatın değiştiğini, kardeş evliliğin yasaklandığını ileri sürmüşlerdir. Bu bir varsayımdır. Allah’ın kitaplarında böyle bir açıklama yoktur. Kardeşin kardeşle evlenmesi helal olmaz. Bunu akla getirmek ve dine mal etmek hoş olmamıştır. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. Allah’ın kitaplarında farklı bir anlatımın söz konusu olduğunu gördüm. Kardeş evliliğinin kesinlikle olmadığı sonucuna ulaştım. Allah, Kur’an’ı Kerim’de bunları bize açıklamış. Ben de bu konuyu, ayetlerle delillendirerek sizlerle paylaşıyorum. Allah’ın dinlerini anlamak ve yaşamak zor değildir. Allah’ın indirdiklerinin üzerinde etraflıca düşünmek lazım. Allah’ın dinleri bir kandil misalidir. Kandil yakılırsa çevresini aydınlatır. Allah’ın dinleri hakiki anlamda yaşanırsa insanlar huzur bulur. Allah’ın indirdiklerinde tutarsızlık, adaletsizlik ve zorbalık yoktur

İlk yaratılan Hz. Âdem’di. Hz. Âdem, kadın ve erkek cinsel (XY) kromozomlarını hücrelerinde taşıyordu yani insanoğlunun tohumu oydu. Her tohum için bir tarla gerekir. İnsanoğlunun çoğalabilmesi için de bir tarla gerekiyordu. Allah, Hz. Âdem’in kendi cinsinden bir eş yarattı yani Hz. Âdem ve Hz. Havva aynı cinsten, iki ayrı döllenmiş kabuklu yumurtadan, birbirlerine eş olarak yaratıldı. Allah, yumurtaları inşa ederken zigotun her türlü ihtiyacını göz önünde bulundurdu: Yumurtayı yaratırken zigotun hava almasına, beslenmesine, beslenme artıklarının dışarı atılmasına, dış etkenlerden korunmasına uygun bir şekilde yarattı. Rabbimiz daha sonra insanları, döllenmiş yumurtalarla rahimlerde yaratmaya devam etti.

İlgili ayet meali Aşağıdadır.

39. ZÜMER / 6. Allah, canlı bir hücreden sizi yarattı. Sonrasında ondan çiftleri yaptı. Sizin için hayvanlardan sekiz çift indirdi. Annelerinizin karnında üç karanlık içindeki yaratmadan sonra bir yaratılışla sizi yaratıyor. İşte, Rabbiniz olan Allah budur, mülk O’nundur, O’ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen batıldan etkileniyorsunuz?

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ ۚ يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ۚ ذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَأَنَّىٰ تُصْرَفُونَ 

مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ : (Canlı tek hücreden.)

Arapçada müennes ve müzekker kelimeler vardır yani kelimeler erkek ve dişi olmak üzere gruplanmıştır. Bugüne kadar bu cümle: “Ondan onu yarattı.” diye meallendirilmiştir yani Âdem’den Havva’yı yarattı anlamında meallendirilmiştir. Bu mealler Allah, kadını Âdem’in kaburgasından yarattı ya da kuyruk kemiğinden yarattı gibi yorumlara sebep olmuştur. Halbuki (مِنْهَا زَوْجَهَا ) her iki kelimede de müennes zamir kullanılmış. Bundan dolayı “Ondan onu yarattı.” ya da “Adem’den Havva’yı yarattı.” diye tercüme edilemez. Burada مِنْهَا kelimesi dişiyi temsil ediyor. Sonunda dişi zamiri olan هَا zamiri var. Âdem’i temsil ediyor olamaz ancak cümlede geçen (müennes) dişi bir kelime olan نَفْس kelimesini temsil edebilir ama bu ayrıntı hep gözden kaçırılmıştır.

نَفْس kelimesi müennes (dişi) bir kelimedir. Bundan dolayı مِنْهَا ve زَوْجَهَا derken هَا zamiri kullanılmıştır. Burada ki bu zamir dişi veya erkek bir insanı temsil etmiyor. Kelimenin cinsi gereği bu zamir kullanılmıştır çünkü kelime müennes bir kelimedir. O zaman bu kelimeye karşılık gelen kelime “zigot” sözcüğüdür. Yıllar önce ilim yeterli değilken yani henüz ayetin tevili gelmemişken böyle anlaşılmıştır. Bugün bunun hücre kelimesini temsil ettiğini anlayabiliyoruz ve tevili ortaya çıkmış olan bir gerçek olduğunu kabullenebiliyoruz

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَمِنْهَا زَوْجَهَا

 Allah, canlı bir hücreden sizi yarattı. Sonrasında ondan çiftleri yaptı.

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Allah’ın adıyla oku. O, insanı tek bir hücreden yarattı.

75: KIYAME / 39. O, erkek ve dişi çiftleri ondan (aşılanmış yumurtalardan) yarattı.

Bugün her insanın yaşama tek hücreyle başladığı gerçeğine ulaşmış bulunuyoruz. Allah, yeryüzünde ilk zigot insan hücresini yarattı. Bu hücre XY cinsel kromozomlarına sahip bir hücreydi yani Hz. Âdem’in hücresiydi ve bu hücre, insan soyunu sürdürecek ilk ve yegane tohumdu. Daha sonra Allah, insanları birbirlerinden inşa etmek ve kalıtsal çeşni sağlamak için ona bir eş yarattı. Akrabalık bağları kurmak için bir insanın yaratılışını anne ve baba arasında yüzde elli-elli olmak üzere paylaştırdı. O ikisinden bir çok insanı yaratıp yaydı.

PEKİ, İNSANLAR NASIL ÇOĞALDI?

İlk yaratılışta Hz. Allah, Hz. Âdem’i döllenmiş kabuklu bir yumurta içinde geliştirdi. Toprak hem insanın yaratılış malzemesi hem de insanın ilk yaratılışında kuluçka makinası olma vazifesi gördü. Tesadüflerle oluşma diye bir şey doğru olamaz. Her şeyi, Rabbimiz planlayıp gerçekleştirdi. Hz. Âdem, gelişimini tamamlayınca yumurta çatladı, bulunduğu toprak altından toprağın yüzeyine çıktı fakat yapayalnızdı. Rabbi ona kendi cinsinden bir de eş yaratarak yalnızlığını giderdi.

71: NUH / 17.18. Allah, sizi bir ot gibi topraktan çıkarmıştır sonra onun içine döndürülür ve tekrar oradan çıkarılırsınız.

20: TA-HA / 55. Sizi topraktan yarattık yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi topraktan çıkaracağız.

Hz. Âdem ve Havva’yı insanların atası yaptı. İnsan soyu tamamı o ikisinden gelecekti. Böylece erkekler, yaratılıştan gelen ve ergenlik çağında işlevsellik kazanan sperm hücrelerine sahip oldu. Kadınlarda ergenlik çağında işlevsel hale gelecek yumurtalara sahip yaratıldı. Soy nesilden nesile aktarılmaya devam etti.

3: ALİ- İMRAN / 33, 34. Muhakkak ki Allah, birbirinden gelen nesli: Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ve İmran ailesini (Allah’a itaat etmelerinden dolayı) alemler üzerinde seçkin kıldı. Allah, işitir ve yaptıklarınızı bilir.

Ayeti kerimelerde insan soyunun Hz. Âdem’le Havva’dan geldiği apaçık görülmektedir. Hz. Âdem’in ismi de açıkça anılmaktadır. En az on beş ayette Hz. Âdem’in ismi geçmektedir. Hz. Âdem’den başka Âdemler bulunmuş olsaydı elbette Allah onlardan da bahsedecekti ya da Hz. Âdem’den hiç bahsetmeyecekti. Öyleyse Hz. Âdem’den başka Âdemler yoktu. Hz. Âdem’in çocukları biri kız biri oğlan olmak üzere ikizler olarak mı doğmaktaydı? Hayır, bunun doğru olduğunu tasdik eden tek bir ayet yok. Bu din adamlarının kurmuş olduğu basit bir senaryodan ibarettir. Peki, öyleyse insanlar nasıl çoğaldı hem de Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyu olarak. Bunun daha mantıklı bir açıklaması olamaz mıydı? Elbette vardı.

Bütün insanlar Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyundan geldi fakat kardeş kardeşle evlenmedi. Rabbimiz dünyada ilk insan olarak Hz. Âdem’i yarattı. Ona eş olarak da sadece Hz. Havva’yı yarattı, istese dilediği kadar eş yaratabilirdi ama yaratmadı. Hz. Âdem’in tek eşli olduğunu ilgili ayetlerde görmekteyiz çünkü Hz. Âdem’in iki eş arasında adaleti sağlaması mümkün değildi. İnsan oğlunun çoğalmaya ihtiyacı olmasına rağmen Allah Hz. Âdem için sadece bir eş yarattı. Allah adildir, adaleti sever.

2: BAKARA / 159. İnsanlar için indirdiğimiz apaçık delilleri ve doğru yolun kendisi olan ayetleri, biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenlere, Allah mutlaka lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.

İlk insan yaratılışa başlarken sadece aşılanmış bir hücreydi. Anne rahmine düştüğünde de sadece aşılanmış bir hücre olarak düşmektedir. İnsan, yeniden yaradılışı inkâr ediyor. Halbuki vücudunda milyonlarca zigot hücre var. Düşen bir saç telinizi veya kesip çöpe attığınız tırnağınızı düşünün… Her birinde kaç tane zigot hücre var? Maalesef insan bunun farkında değil görünüyor. Allah ilk yaradılışlarımızı kayıt altına almıştır. Toprağın insandan eksilttikleri insana geri kazandırılacaktır. Allah bize şöyle bir soru soruyor: “İlk yaradılış mı daha zor yoksa sizi yeniden yaratmak mı?”

Kadın yumurtası ile erkek spermi bir hücre oluşturmazsa ne bir erkek ne de bir kadın dünyaya gelebiliyor. Allah, önce Hz. Âdem’i yarattı sonra Hz. Âdem için bir eş yarattı. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın birlikteliklerinden hep erkek çocuklar dünyaya geldi.

42: ŞURA / 11. O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyorO, her şeyi işitir ve görür. O’nun benzeri olan hiçbir şey yoktur.

Ayetin ilk yaratılışa konu olabilecek kısmı: “O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır.”  Allah, Hz. Havva’yı Hz. Âdem’e eş olarak yarattığı gibi Hz. Âdem’in oğullarının her biri için de bir eş yarattı. Bu eşler Hz. Havva’nın yaratılışına benzer bir şekilde döllenmiş kabuklu yumurtalar olarak toprak altında kuluçka dönemlerini tamamladılar ve yaşama ilk adımlarını attılar. Her biri Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın oğullarından biriyle evlendi ve böylece kız ve erkek çocuklar dünyaya geldi. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın torunları çoğaldı. Hz. Havva, Âdem oğullarının anası ve oğullarının evlenmesiyle de dünyadaki ilk babaanne ve ilk kayınvalide oldu. Hz. Âdem de dünyadaki ilk dede ve ilk kayınbaba olmuş oldu. Hz. Allah, erkek ve kadınları aşk ve merhamet duygularıyla birbirlerine bağladı ve böylece evlenmelerini sağladı. İlk yaradılışı tamamladıktan sonra kadınları ve erkekleri birbirlerinden inşa etti. Rahimlerde bebekler oluştu. İnsanlar Hz. Âdem’in soyu olarak yeryüzüne yayıldılar. İlgili ayet mealleri aşağıdadır:

30. RUM / 21. Sizin, evlenip birlikte yaşamanız için “kendi cinsinizden eşler” yaratmış olması, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuş olması da O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

6. ENAM / 98. Sizi birbirinizden inşa eden, bir karar verme yeri (dünya) ve bir emanet kalacağınız yer (kabir) yaratan O’dur. Anlayan bir toplum için delillerimizi ayrıntılı bir şekilde açıkladık.

Özetlersek, soy kesinlikle Hz. Âdem ve Hz. Havva’dan geldi. Allah, nesillerini sürdürebilmeleri için onlara oğullar bahşetti. Oğulları için de eşler yarattı ve akrabalık bağları kurdurdu. Bu eşlerin yaratılışı da tıpkı Hz. Havva ve Hz. Âdem’in topraktan çıkışı gibi oldu. Onlar da döllenmiş yumurtalardan toprak altında gelişimlerini tamamlayıp toprak üstüne çıktılar. Bu kadınlar farklı farklı ten, göz ve saç renklerinde yaratıldılar. Böylece insanlar farklı ten, göz ve saç renklerine sahip oldular çünkü bir bebek, genlerinin yüzde ellisini babadan yüzde ellisini anneden almaktadır.

Hatırlarsak Allah, Hz. Adem’i topraktan yarattıktan sonra ona her şeyin ismini öğretmişti yani bir dil öğretmişti. Benzer bir şekilde topraktan çıkan kadınlara da Allah, farklı dilleri, okumayı ve kalemle yazmayı öğretti çünkü insan öğrenebilen akıl sahibi bir varlık olarak yaratılmıştı. Önceleri kök boyalardan mürekkep yaparak taşa, deriye, ağaca yazarak yazışan insanlar, madenlerin kullanılmaya başlanmasıyla taşlara kalıcı yazılar da yazmaya başladılar. Alak Suresine bir göz atacak olursak:

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Allah’ın adıyla oku. O, insanı tek bir hücreden yarattı.

96: ALAK / 3, 4, 5. Oku! Kalemle yazmayı öğreten senin ikram sahibi Rabbindir. O insana bilmediği şeyi öğretti.

96: ALAK / 6, 7. Hayır, öyle değil! Muhakkak ki insan azıyorsa her açıdan kendini mükemmel zannetmesindendir.

96: ALAK / 8, 9. Görmedin mi namaz kılacağı zaman bir kulu engelleyeni? Şüphesiz dönüş Rabbinedir… 

Toprakta gelişimini tamamlayıp yaşama adım atan bu kadınlar, kendi cinslerinden olan Hz. Adem’in oğullarıyla evlendiler ve çocuk sahibi oldular. Amca çocukları (kuzenler) birbirleriyle evlendiler. Yeryüzünde insanlar çoğaldılar. Farklı dillere farklı alfabelere ve farklı renklere sahip kavimler oluştu. İnsanlar farklı dilleri onları yetiştiren annelerinden öğrendiler. Böylece her kavmin bir ana dili oldu.

Bütün lisanlarda, yazım kuralları mevcuttur. İsim, zamir, sıfat, edat, fiil… Bu kuralları insanlar koymamıştır. İnsanın bir dili ne kadar sürede ve ne zorlukta öğrendiğini hiç düşündünüz mü? İnsan yeni bir dil yaratmayı denemeye kalkışsa bugün dahi bunda başarılı olamaz. Allah, melekleri yarattığı zaman onlara da lisanlarını öğretmişti çünkü lisan, canlılar arasında bir iletişim aracıdır ve bütün canlılara dil eğitimi yaratıcı tarafından verilmiştir. Yaratıcı kendini tanıtmak için yarattığı canlılara akıl, göz, kulak verdiği gibi iletişim kurmak için de lisan öğretmiştir. Onları eğitmek için kendi içlerinden elçiler göndermiştir. Biz bu eğitime DİN eğitimi diyoruz. Din eğitimi insanlara stressiz bir hayat yaşamanın yollarını gösterirken ilerideki hayatını da garanti altına alır ve böylece iki dünyada da mutlu olmasını sağlar.

2: BAKARA / 31. Allah, Âdem’e eşyaların isimleri öğretti. Sonra onları meleklere göstererek : “Şayet iddianız doğruysa şunların isimlerini bana bildirin.” dedi.

2: BAKARA / 32. Melekler: “Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz âlim ve hakîm olan ancak sensin.” dediler.

2: BAKARA / 33. (Allah:) “Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat.” dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca: “Ben size, muhakkak göklerde ve yerde görülmeyenleri bilirim. Gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim.” dedi.

Allah, kadını tarlaya (rahime) erkeği tohuma (sperme) sahip olmakla onurlandırdı. Doğacak çocukta, eşlerden her ikisini de yüzde ellilik genetik katkı sahibi yaptı. İlk yaratılıştan sonra insanlar toprak altından çıkmadı. Erkek ve kadının cinsel birlikteliğiyle rahimde zigot oluştu ve gelişti sonra bir bebek olarak doğdu. Böylece insanların hepsi Âdem ile Havva’nın soyundan gelmeye devam etti. Tohum sahibi Hz. Âdem’di. Bu eşler vasıtasıyla insanların dilleri ve ten, saç ve göz renkleri belirlendi. Âdemoğulları kabileler ve milletler olarak yer yüzüne dağıldılar. Bu günlere kadar geldiler. En doğru bilgi Allah’ın yanındadır. Allah diyor ki: “Sonra, ilerde bileceksiniz.” Ben de buradan yola çıkarak araştırma yapmaya karar verdim. Bazı ayetlerin tevillerinin ortaya çıkmış olabileceğini düşündüm. İlgili ayetleri bir araya getirerek ve bilimsel yolları kullanarak bu sonuca vardım. Bilimle ayetlerin inkâr edilemeyeceğini tam tersini bilimin ayetleri nasıl tasdik ettiğini gördüm ve mümin kardeşlerimle ulaştığım sonuçları paylaşmak istedim.

22: HAC / 5. Ey insanlar, eğer öldükten sonra diriltilmekten şüphede iseniz şunu iyi bilin ki biz sizi ilk önce topraktan yarattık. Size kudretimizi gösterelim istedik sonra sizi sperm yaptık ve spermle aşılanmış bir yumurta meydana getirip ana rahmiyle bağ kurdurduk. Döllenmiş yumurtayı et parçasına çevirdik sonra ona şekil verip oluşumunu tamamladık. Dilediğimizi bir süre rahimlerde tutarız sonra onu bir bebek olarak çıkarırız sonra sizden bir kısmınız olgunluk çağına ulaştırılır bir kısmınız da erken vefat ettirilir, diğer bir kısmınız da ömrünüzün en zayıf çağına ulaştırılır. Bilirken bilmez olur, güçlüyken güçsüz düşer. Yeryüzü kuruduğu zaman onun üzerine yağmur indirdik. O, kabarıp hareketlendikçe bitkilerden de çiftler yetiştirdik.

Her bir canlının vücut hücresi bir çift cinsel kromozoma sahip yaratılmıştır yani döllenmiş durumdadır ve kendi bünyesi içinde eşleniktir. Bölünebilir ve çoğalabilir. Bölünürken kendi kopyasını oluşturur. Allah bütün canlıları çift yaratmıştır. Bakterilerin ve diğer bazı organizmaların çoğalması da aynen vücut hücrelerinin çoğalmasına benzer. Kendi bünyelerinde eşleniktirler yani çift cinsel kromozoma sahiptirler. Kendi kopyalarını oluşturarak bölünüp çoğalırlar ve bütün canlılar için geçerli olan fiziki ve biyolojik kurallar vardır. Örneğin: Bazı bakterilerde eşeyli üreme benzeri bir durum izlenir ve diğer canlılarda olduğu gibi onlarda da kalıtsal çeşitlilik ortaya çıkar. Bakteriler de diğer canlılar gibi enerjiye ihtiyaç duyarlar. Toprak ve sudan yaratılmış bütün canlılar benzer kurallar içerisinde doğadaki yerlerini almışlardır. Organizmalar ürerken ve beslenirken karşılıklı ilişkiler içerisinde bulunurlar. Yaratıcıyı inkâr etmek yaratana asla zarar vermez. İnkâr ancak ve ancak insan aklına ve mantığına zarar verir.

Güvenen Rabbine güvensin! O, merhameti ve rahmeti bol olandır. Her bir şey O’nun ilminin eseridir. O, dosttur. Kim doğru yolu bulmayı dilerse Rabbi onu doğru yola iletir. Rabbimiz bizi doğru yola ilet. Gören göze, işiten kulağa sahip olan kullarından eyle. Âmin!

(SEVGİLİ OKUYUCULARIM, BU ÖZGÜN İÇERİĞİ SİZLER İÇİN ARAŞTIRIP YAZDIM. BU MAKALENİN BİR BENZERİNİ DAHA ÖNCE HİÇ BİR YERDE OKUMADINIZ.) Keyifli okumalar. Selam ve sevgiyle kalın.

HZ. HAVVA’NIN YARATILIŞI

Allah, hammaddesi toprak ve su olan insanoğlunun atası Hz. Âdem’i canlı ve tek hücreden yarattı. İlk insan Hz. Âdem ana rahminde değil kabuklu bir yumurta içinde gelişti. Allah, toprak altında yumurtanın çatlaması ve gelişmesi için gereken ortamı sağladı yani toprak tıpkı bir kuluçka makinası gibiydi.

Hz. Âdem’e analığı toprak yaptı. Hz. Âdem gelişimini tamamlamış bir birey olarak bir bitki misali topraktan çıktı. Allah, O’na dilini ve dinini öğretti. O meleklerle konuştu. Yeniden yaratılışta işte böyle olacak. İnsanlar birer erişkin olarak mezarlarından kalkacak ve hesap verecek.

6: ENAM / 95. Tohumun ve çekirdeğin çatlamasını sağlayan, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran muhakkak ki Allah’tır. İşte Allah budur. O halde nasıl batıl varsayımlardan etkileniyorsunuz?

76: İNSAN / 2. Şüphesiz biz, insanı döllenmiş bir yumurtadan yarattık. Onu imtihan etmek için işitir ve görür kıldık.

Allah, meleklere Âdem’e secde edin dediği zaman Hz. Âdem hem erkeği hem de dişiyi temsil ediyordu çünkü o, hücrelerinde XY kromozomu taşıyordu. Hz. Havva bu olaydan daha sonra Hz. Âdem’e eş olarak döllenmiş bir yumurta içinde yaratıldı. O da Hz. Âdem misali toprakta gelişimini tamamladı ve topraktan bir bitki gibi çıktı çünkü onu doğuracak bir anne yoktu. Ona da anneliği toprak yaptı. O Âdem’in kaburgasından alınmış bir parça değildi.

75: KIYAME / 39. O, erkek ve dişi iki çifti ondan (aşılanmış yumurtalardan) yarattı.

75: KIYAME / 40. Buna yapan, ölüleri diriltmeye de muktedirdir, değil mi?

Gelecek nesillerdeki genlerin %50’sini etkileyecek olan insan, Allah’ın kulu Hz. Âdem’di. İnsan soyu ondan türeyecekti. Hz. Âdem tohum vazifesini Hz. Havva tarla vazifesini görecek ve böylece iki insanın birlikteliğinden yeni insanlar oluşacaktı. Daha önce de değindiğimiz gibi Hz. Havva ile Hz. Âdem aynı kromozom sayısına sahipti. Kromozom sayıları 2N=46’ıydı. Onlar, 22 adet otozom ve bir çift cinsel kromozoma sahiplerdi. Otozom kromozomlar cinsiyet tayininden sorumlu değillerdi. Hz. Havva’nın hücreleri XX cinsel kromozomu, Hz. Âdem’in hücreleri XY cinsel kromozomu taşımaktaydı. Bu kromozomlar insanların cinsiyetlerini yani kadın mı erkek mi olduklarını belirliyordu. Vücut hücrelerinin tamamında XY kromozomu taşıyan bireyler erkek, XX kromozomu taşıyan bireyler kadındı. Allah erkekten kadını kadından erkeği çıkardı. Bu birbirinden bağımsız iki insan için Allah iki ayrı zigot hücre yarattı. Sonra da onları birbirlerinden inşa etti. Gelelim cinsel kromozomların eksikliği ve fazlalığının sebep olduğu bazı sorunlardan örnekler vermeye: 

         1. Kadınlarda görülen Turner Sendromu: Genetik bir hastalıktır. Kız bebeklerde X kromozomlarından bir tanesinin eksik olması ya da bir kısmının hasar görmesi sonucu oluşmaktadır. Cinsel gelişme olmaz. Kısırlık görülür. Boy kısalığı gibi etkileri mevcuttur. Sebebi bilinmemektedir. Tıbbi destek ile çocuk sahibi olabilirler. Sağlıklı doğum yapabilirler.

         2. Erkeklerde görülen Kllnefelter Sendromu: Kromozom sayısı 47’dir.  Kromozom dizilişleri XXY şeklinde olur. Kısırlık görülür. Tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olma şanları %50’leri bulmaktadır.

         3. Erkeklerde görülen Süper Erkek Sendromu: Kromozom sayısı 47’dir. Kromozom dizilişleri XYY şeklinde olur. Uzun boyluluk dışında bir etkisi görülmez. Sağlıklı bireylerin elde edilebilmesi için tıbbi desteğe ihtiyaç duyarlar. Tıbbi müdahale olmazsa 47 kromozomlu yani XYY karyotip bozukluğu olan çocuklara sahip olurlar.

         4. Kadınlarda da erkeklerde de görülen Frajil X Sendromu: Kızlarda kavrama ve davranış sorunları; kısırlık ve erken menopoz gibi bazı sorunlara yol açar. Erkeklerde zihinsel gerilik ve otizme neden olur.

İnsan evrimleşmiş olamaz. Görüyorsunuz işte, insanın genetik yapısındaki en ufak bir kusur bile nelere mal olabiliyormuş. İnsanın uçarak kaçarak şimdiki haline geldiğini iddia etmek doğru değildir. Bütün canlıların ilk yaratılışı mükemmeldi ve mükemmel kopyalar oluşturarak bugünlere kadar geldi. İnsanı ilim sahibi Allah yarattı. 

İnsanların, beyaz kan hariç, her bir hücresi birer zigot olarak yaratılmıştır. Bu zigot hücreleri kullanarak insanoğlu klonlama yapabilir ve aynı insandan milyonlarca üretebilir fakat bu mümkün değil. Bunu yapabilmek için aynı zamanda besi görevi de gören dişi insan yumurtalarına ve dişi yumurtasından X kromozomunun ayrılıp çıkarılmasına ihtiyaç vardır. İnsanın bunları yapabilmesi oldukça zordur. Klonlamayı gerçekleştirebilmek için Allah’ın yarattığı zigot hücrelere ve dişi yumurtalara ihtiyaç duyar. Dişi yumurtası elde etmek biraz zordur çünkü kadınlar ayda bir defa yumurtlarlar. Belki ilerde bu deneylerde kanatlıların yumurtaları kullanılabilir çünkü onlar her gün yumurtluyor hem de kuluçka dönemleri oldukça kısadır. Klonlama bilim insanlarının işidir. Benim bu konuda bilgilerim nazaridir.

Bilim insanları, klonlamayı denedi ve zor da olsa sonuçlar aldı. Bu deneyler, özel eğitim görmüş kişilerce, özel laboratuvarlarda, Allah’ın yarattığı dişi yumurtasını ve zigot hücreyi kullanarak yapılabildi. Sizce insanın yaratılışı bir tesadüf eseri olabilir mi? Akılsız doğa eşeyli, mükemmel hücreler inşa etmiş ve onları çoğalmaya programlamış olabilir mi? Onların yaşamak için ihtiyaç duyacağı ortamı önceden düşünüp, tasarlayıp, inşa etmiş olabilir mi? 

Hz. Âdem ve Hz. Havva ayrı ayrı yumurtalardan ve aynı cinsten birbirlerine eş olarak yaratılmışlardır. Böylece genetik farklılıklar oluşmuştur. Allah böyle dileyip böyle yapmıştır. Bunu da varlığının delillerinden biri kılmıştır.

Keyifli okumalar. Sevgiyle kalın.

KÖLELİK VE CARİYELİĞİN DİNDE YERİ VAR MI?

Yazıklar olsun, Allah’a iftira atarak esirlere kötü muamele edenlere.

Allah zayıfların, yetimlerin, kadınların, fakirlerin ve esirlerin hakkının korunmasını istiyor.

KÖLELİK VE CARİYELİĞİN DİNDE YERİ VAR MI? yazısının devamı

CANLILAR EVRİMLEŞEMEZ, SOYUMUZ HZ. ADEM VE HZ. HAVVA’DAN GELDİ.

Yeryüzünde hayat nasıl başladı? Allah, Güneş Sistemimizi iki günde yarattı. Üçüncü ve dördüncü günde sırasıyla atmosferimizi, suyumuzu yarattı. Sonra yine sırasıyla küçük virüs, bakteriler gibi canlıları, bitki örtüsünü bundan sonra da hayvanları yarattı ve böylece dünya işlevsel hale geldi. Dünyamız ve bulunduğumuz Güneş Sistemi dört günde tamamlanmış oldu. Bundan sonra duman halindeki gökyüzüne yöneldi. İki günde üstümüze yedi kat gök inşa etti. Toplam bu süreç altı günü buldu. Allah’ın altı gün olarak bize bildirdiği bu süreç insan tarafından ölçülüp değerlendirilemez. Allah, bu süreci ölçebilmemiz için bir ölçü birimi vermedi. İnsanoğlu bu konuda varsayımlardan öteye gidemez.

Bizim zaman ölçü birimi olarak kullandığımız gün, ay ve yıl kavramı: Dünya ve Ay’ın kendi yörüngelerinde kat etmiş oldukları yollar baz alınarak hesaplanır. Katedilen yol zaman olarak karşımıza çıkar.  Buradan yola çıkarsak Kur’an’ı Kerim’de meleklerin katettiği yol, meleklerin ulaşım hızı göz önünde tutularak (bizim anlamamız için) bizim yılımıza çevrilerek bize bildirilmiştir. Melekler buradan elli bin yılda yükselirken işlerin bin yılda yükselmesi, işlerin farklı bir hızla yükseldiğini gösterir. Bu yükseliş meleklerin kat ettiği hızın elli katıdır. Bu iki konuda zaman ölçüsü olarak katedilen yol kullanılmıştır fakat göklerin ve dünyanın yaradılışı sürecinde kullanılmış olan zaman ölçü birimi nedir? Allah, herhangi bir şeyi baz almış mıdır, almışsa neyi baz almıştır? Bilemeyiz. Bu süreci sadece Allah biliyor fakat yer ve göklerin bir süreçte yaratıldığı konusunda bilgi verilmiştir. Ayrıca bu yaratılanların rasgele değil de bir hesapla yaratıldığı ayetlerde bildirilmektedir.

Kıyametin kopması da bir süreç içerisinde gerçekleşecektir. Kıyamete ulaşmak için bir yol katedilmektedir. Biz bu süreç içerisindeyiz. Bu süreç ne kadardır insan tarafından bilinemez. Yüce Allah, bu bilgiyi kullarıyla paylaşmamıştır.

Canlılar aynı ortak atadan gelmezler. Canlıların tek ortak noktası her birinin yaşama tek bir hücreyle başlamış olmasıdır. Her birinin hücre yapıları farklı tasarlanmıştır. Her biri erkek ve dişi olarak inşa edilmiştir. Bu ilk yaratılıştan sonra çiftlerin birleşmeleriyle erkek ve dişi canlılar dünyaya gelmiştir. Canlılar arasında geçiş yoktur. İki farklı canlının birleşmesinden daha farklı bir canlı cinsi meydana gelmez. Tek bir istisna mevcuttur: Atla eşeğin genetik yapıları birbirine çok yakındır. Dişi atla erkek eşeğin birleşmesinden erkek veya dişi katır yavrusu dünyaya gelir fakat bunlar neslini devam ettiremez. Bir katır elde edebilmek için her zaman bir erkek eşekle bir dişi ata ihtiyaç vardır. Birkaç defa dişi katırın doğurduğu gözlenmiştir. Yavru cılız doğmuş ve neslini sürdürememiştir. Bütün bunlar alim bir yaratıcının olduğunu gösterir. Yaratıcı, bu hücreleri toprak-su gibi cansız maddelerden inşa etmiştir. Bundan sonra onları canlı kılmıştır. Bugün hakkında hiçbir bilgimizin olmadığı RUH canlı varlıklarda bulunur. Biz ruh dediğimiz şeyi gözümüzle göremiyoruz. Ruhun bedenden ayrılmasına mâni olamıyoruz. Canı çıkmışları ölü diye isimlendiriyoruz. İlim bu kadar gelişmiş olmasına rağmen biz ölülere hayat veremiyoruz. Yaratıcı ölü malzemeden yarattığına can verebilendir. Yaratıcı yoksa hayat yok demektir. Allah, bütün canlıların atalarının hücrelerini cansız malzemeden, övülmeye layık ilmiyle, çiftler olarak inşa eden ve sonra onlara ruh vererek bölünüp şekil almasını sağlayandır.

Soru: Ölüden alınan taze, bir kemik hücresi, o ölünün genetik yapısını aynen taşır mı taşımaz mı?

Cevap: Evet, taşır.

Soru: Bu hücrede can var mıdır yok mudur?

Cevap: Yoktur.

Soru: Bu hücrede genetik bir dizilim mevcut mudur?

Cevap: Evet, mevcuttur.

Soru: Bu hücre ölü durumdayken bölünebilir mi?

Cevap: Hayır, bölünemez.

Diyelim ki çok çok düşük bir varsayım da olsa evrimi savunanların iddia ettiği gibi doğada kendi kendine tesadüflerle cansız materyallerden bir hücre oluştu. Bu hücrenin bölünüp çoğalabilmesi için bugün “ruh” diye bildiğimiz ve hücreyi bir canlıya dönüştürebilecek olan şeye ihtiyaç olacaktır. Cansız varlıkların bölünerek çoğalamadığını hepimiz görüp gözlemlemekteyiz. 

Sonuç: Ölü bir hücre bölünüp çoğalamıyorsa, çoğalması için ruha ihtiyaç duyuyorsa, bu ruhu ona verecek birine ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.

Evrim teorisinde ısrar edenlerden haklı bir talebimiz olacak. Bilim insanları, hiç olmazsa ilkel diye sınıflandırdıkları hücrelere benzer hücreler inşa etsinler. İnşa ettikleri hücrelere de hayat versinler. Evrim teorisinin ispatlanabilmesi için evrim hakkında makale yayınlamak yeterli değildir. Evrimcilerin bunu, deliller yaratarak örneklendirmeleri gerekiyor.

Onların bu hummalı iddiaları bu mevcut atmosfer içerisinde vuku bulduğuna göre daha ne bekliyorlar? Suni atmosfere falan hiç gerek yok. Atmosfer dahil kullanabilecekleri bütün malzeme doğada mevcuttur. Kopya için hücre örnekleri de mevcuttur. İddia sahibi tüm bilim adamları bir araya gelerek doğadaki cansız malzemelerden erkek ve dişi hücreler inşa etsinler. “Bu hücrelere hayat versinler. Bu hücreler de bölünerek çoğalsınlar.” Un hazır, şeker hazır, hadi helva yapın bakalım, bekliyoruz…

Her yeni ölmüş varlık, genetik yapısını koruyorsa ve eğer bu can verme işini bilim adamları başarabilirlerse ölenleri de diriltmeye güçleri yetecektir. Onlardan ölenlerin diriltilmesi için yardım istenecektir. O zaman insanlar, bunu iddia eden bilim adamlarıyla gurur duyacaklar, onları övülmeye layık bulacaklardır. Evrim teorisini de baş tacı yapacaklardır.

Eğer akıllı bir varlık ve bilim insanları olarak bunu yapamayacak olurlarsa ne olacak? İşte o zaman akılsız kör tabiat, tesadüf eseri en ilkel hücrelerin genetik dizilimlerini inşa etmiş olsa bile bunun “ruh” olmadan bir işe yaramayacağını anlayacaklardır ve evrim teorisini çöpe atacaklardır ya da evrim teorisini ispatlamaya çalışırlarken çelişkilerle dolu yalan denizinde boğulmaya mahkûm olacaklardır.

2: BAKARA / 30. Rabbin: “Muhakkak ki ben yeryüzünde melekler için halef oluşturacağım.” dediğinde melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah: “Sizin bilmiyor olduklarınızı muhakkak ki ben biliyorum.” dedi.

15: HİCR / 29. “Ben onun yaratılışını tamamlayıp ruhumdan üfürdüğüm zaman (saygı için) ona secdeye kapanın.”

Her canlı varlığın tohumu ya da yumurtası vardır. Allah, bu tohumları ve yumurtaları, ilk yarattığında doğadaki toprak ve su gibi cansız malzemeleri kullanmıştır yani ruh verilmeden önce bunların hepsi cansız birer cesetti. Allah onlara ruh verdi. Ruhun yaratıcısı da kullanıcısı da Allah’tır. Ruh, ölü cesedi diri hale getirip harekete geçiren şeydir. Allah, bunu ifade ederken üfürme fiilini kullanmıştır. Üfürme fiili harekete geçirmek, canlandırmak anlamlarında kullanılmıştır.

6: ENAM / 95. Tohumun ve çekirdeğin çatlamasını sağlayan, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran muhakkak ki Allah’tır. İşte Allah budur. O halde nasıl batıl varsayımlardan etkileniyorsunuz?

2: BAKARA / 28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki siz ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek sonra yine diriltecek sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.

49. HUCURAT / 13. Ey Âdemoğulları! Elbette biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için, sizi milletler ve kabileler yaptık. “Allah’ın yanında, sizin en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.” Muhakkak ki Allah alimdir, her şeyden haberdardır.

Allah, insanın erkek ve dişisini ayrı ayrı döllenmiş yumurtalardan yaratmıştır. Çoğalma işinde ise kadın ve erkeğe eşit rol dağıtmıştır. Döllenmiş bir yumurta, taşıdığı özelliklerin yüzde ellisini anneden yüzde ellisini babadan almıştır. Canlıların nesilleri bu nizama uygun olarak çoğalmaktadır. Erkek hücreler XY cinsel kromozomuna dişi hücreler XX cinsel kromozomuna sahiptir.

Allah, gezinebilen canlıların hücrelerini tasarlayıp toprak ve su gibi cansız malzemelerden yaratmıştır demiştik. İlk tasarlanıp yaratıldıklarında bunların hepsi ölü durumda oldukları halde Allah, bunlara ruh vererek harekete geçirmiş ve sonra bu hücreler, kabuklu yumurtalar içerisinde, Allah’ın programlandığı gibi gelişip bölünmeye başlamışlardır. Karadakiler, gelişimlerini tamamladıktan sonra bir canlı olarak topraktan çıkıp, yaşam zincirine katılmışlardır. Sudakiler de gelişimlerini tamamladıktan sonra su içerisinde yaşam zincirine katılmışlardır. Deniz kaplumbağaları gibi bazı canlıların, döllenmiş yumurtalarını toprak altına bırakmalarını ve yumurtaların kuluçka döneminin sona ermesiyle yumurtaları kırıp topraktan çıkarak yeryüzüne dağılmalarını ilk yaratılışa örnek verebiliriz. Allah böylece ölüden diriyi çıkarmıştır.

Canlıları oluşturan organlar vardır. Organları oluşturan hücrelerden her biri ana canlıdan ayrı bir ruha sahiptir yani ayrı ayrı canlılardır. Her hücre döllenmiş bir yumurtadır. Bir hücre öldü diye ana canlı herhangi bir zarara uğramaz fakat ana canlı ölürse bütün organlar ölür. Şöyle bir örnek verecek olursak: İnsanların çocuk yapıp nesillerini devam ettirdikleri ve sonra yaşlanıp öldükleri gibi hücrelerin de bir yaşam serüveni vardır. Bir hücre bölünerek neslini devam ettirir. Hücrenin nesli kendi kopyasıdır. Her hücre bir çift cinsel kromozoma sahiptir yoksa bölünüp çoğalamaz. Hücreler de her canlı gibi doğar, yaşar, ölür ve görevlerini genç hücrelere bırakırlar. Sonuç olarak Allah, diriden ölüyü çıkarmaktadır.

Bugün organ ve deri nakli yapılabilmektedir. Kullanılacak organlar henüz hücre ölümü gerçekleşmeden alınmalıdır. Bu sebepten dolayı her ölenden organ nakli yapılamaz. Hastanın hastanede ve belli şartlarda ölmesi gerekir. Hastanın solunum cihazına bağlı olması, beyin ölümü gerçekleştikten sonra kısa bir süre daha kalp dokusuna oksijen gelmesini sağlar ve böylece beyin öldükten sonra kalp kısa bir süre daha çalışmaya devam eder. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra kalbin solunum makinası ile çalıştırılması, organların “24-36 saat” gibi kısa bir süre daha canlı kalmasına olanak tanır. Organlar fonksiyonlarını kaybetmeden alınarak, hastalara nakledilir. İnsan sağlığında organ bağışında bulunarak bir veya birkaç kişiye hayat verebilir.

5: MAİDE / 32. Kim bir kimseye hayat verirse o bütün insanlara hayat vermiş gibi sevap kazanır.

Canlılar kompleks yapılardır. Bir canlı vücudunda işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz herhangi bir organ yoktur. Bu sebepten hasta organ tedavi edilebilirse tedavi edilir fakat her zaman bu mümkün değildir. Eğer değişmesi mümkün olan bir organsa başka bir canlıdan alınır.

İnsanlar bir gün herhangi bir organı inşa etmeye çalışacaklar ama yine Allah’ın yaratmış olduğu zigot hücrelere başvuracaklardır. Canlıların her hücresi bir zigottur. Allah’tan başka hiç kimse bir hücre yaratıp ona can vermeye muktedir olamaz ve olamayacaktır.

Tıpkı Canlıların organları gibi hücrelerinin de organelleri vardır. Hücreler de kompleks yapılardır. Hücrelerin organelleri arasında işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz bir organel mevcut değildir. Her canlı yaşama döllenmiş tek bir hücreyle başlar. İlk yaratılışta da bu böyle olmuştur.

Konuyu biraz daha açacak olursak: Allah, yaratılış konusunda bizleri bilgilendirdi. Bütün canlılar çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yaratıldı. İlk yaratılışta canlıların annesi babası yoktu. Öyleyse nasıl oluştular? Allah, memelilerin atalarını da çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yarattı. Bu hücreleri yumurtalar içinde besleyip geliştirdi. Yumurtaları kabuk ve zar ile korudu. Toprağı bir kuluçka makinası gibi kullandı. Böylece memelerin ataları dünyaya geldi. Sürüngenler, kuşlar gibi diğer canlılar da benzer şekilde yumurtaların içinde beslenip gelişimlerini tamamladılar. Deve kuşunun yumurtasıyla karıncanın yumurtası aynı büyüklükte değildir fakat her ikisi de tek bir (zigot) hücreden yaratılmış ve yaratılıyor.

Bildiğiniz gibi yumurtaların dışında koruyucu, sert, kalsiyum ağırlıklı bir tabaka bulunur. Onun altında ise zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar canlıyı dış etkenlerden korur, hava almasını sağlar. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yarı sıvı maddeye sitoplazma denir. Yumurtanın içinde gerekli besi mevcuttur. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca yumurtanın içindeki hücre, bölünmeye başlar. Canlı oluşumunu tamamlayınca, yumurtayı kırarak dışarı çıkar. Ömrünü tamamlayınca ölür ve toprak olur. Dünyaya gelmiş olan yavrularıyla ölenin nesli sürmeye devam eder.

Allah, yeryüzünü farklı bitkilerle donattı: Bitkilerin tohumlarını da erkek ve dişi olarak, ayrı ayrı inşa etti. İnşa ederken toprak ve su gibi cansız maddeleri kullandı. Sonra onlara can verdi. Toprak altında ve sularda uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) sağlayarak tohumların çatlamasını sağladı. Topraktan başını çıkaran bitkiler, gelişmelerine uygun hazırlanmış olan ortamda büyüyüp geliştiler. Böylece her bitkinin atası ortaya çıkmış oldu. 

Bitkilerin tohumlarının dışında selüloz adı verilen maddeden oluşmuş bir tabaka ve hemen onun altında da zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar, hücrenin hava almasına ve dış etkenlerden korunmasına olanak verir. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yumuşak maddeye sitoplazma denir. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca çekirdek çatlar. Bundan sonra bitki topraktan başını çıkarmaya başlar. Güneş, hava, su ile topraktan beslenerek gelişimini tamamlar. Ömrünü tamamlayınca çer çöp olur gider. Geriye tohumları kalır. Neslini tohumlarıyla sürdürür.

Allah, yeryüzünde çekirdekler ve yumurtalarla ilk yaratılışı tamamladıktan sonra, bazı canlıları çoğaltmak için rahimleri görevlendirdi. İnsanlar bu canlıların en akıllı olanıdır. Diğer bazı canlıların çoğalması ve kendi neslini sürdürmesi ise vücutlarından dışarı atılan kabuklu yumurtalarla devam etmektedir. Bitkilerinki de tohumlarla devam etmektedir. Dünyanın en akıllı yaratığı olan insanoğlu, bir hücrenin zarını dahi yapmaya muktedir değilken kör tabiatın canlıları inşa etmiş olmasını düşünmek akla mantığa ve bilime ne derece uygun olur?

76: İNSAN / 1. İnsan yaratılmazdan önce (dünya üzerinden) uzunca bir zaman geçmedi mi?

19: MERYEM / 67. İnsan, hiç düşünmez mi ki daha önce o hiçbir şey değilken bizim onu yarattığımızı?

76: İNSAN / 2. Şüphesiz biz insanı bir zigottan yarattık. Onu imtihan etmek için işitir ve görür kıldık.

21: ENBİYA / 35. Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak, kötülük ve iyilik ile deneyeceğiz. Hepiniz sonunda (diriltilip) bize döndürüleceksiniz.

Rabbimizin rahmeti ve merhameti üzerimizde olsun. Kur’an’dan imandan ayırmasın. Âmin!

LİNKİ not alırsanız müsait olduğunuz zaman arzu ettiğiniz yazılarımı okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar dileğiyle. Allah’a emanet olun.

HZ. ADEM’İN OĞULLARI ARASINDAKİ KISKANÇLIĞIN NEDENİ NEYDİ?

Anlatılan hikayelerde Kur’an dışı bir anlatım vardır. Bu hikayelere göre Hz. Havva ikiz doğurmaktadır ve her doğumunda bir kız bir erkek dünyaya getirmektedir. İkizler kız kardeşlerini değiş tokuş ederek evlenmektedirler. Birisi kendi ikizi ile evlenmek ister çünkü kendi ikizi daha güzeldir. Bu sebepten oğlan kardeşini öldürür. Sonuç olarak bu hikâyeyi uyduranlar içine şehvet sokmayı da ihmal etmemiş gözükmektedir. 

Kur’an’ı Kerim’de böyle bir şey anlatılmıyor. Sundukları kurban yüzünden Hz. Âdem’in iki oğlundan biri, diğer kardeşini kıskanarak öldürüyor. Onun ölüsünü nasıl ortadan kaldıracağını bilemiyor. Ne yapacağını kara kara düşünmeye başlıyor. Karga suretinde bir melek geliyor ve ona ne yapması gerektiğini gösteriyor. O kendi kendine: “Şu karga kadar olamadım.” diye hayıflanıyor. Bu olay, insanın eğitilmeye muhtaç olduğunu gösteriyor. Allah, elçiler göndererek insanları eğitiyor çünkü insan eğitilmeye muhtaç bir varlıktır. İnsanın eğitimi beşikte başlar, mezara kadar sürer.

Hz. Âdem’in iki oğlunun ismi Kur’an’ı Kerim’de geçmez. Onların hikayesinin (kıssasının) nasıl vuku bulmuş olduğu, Kur’an’ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: 

5: MAİDE / 27. Âdem’in iki oğluyla ilgili haberi onlara oku. Hani her ikisi de birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşini kıskanarak): “Seni öldüreceğim.” demişti. Diğeri ise şöyle demişti: “Allah, ancak kendisinden korkanlarınkini kabul eder.”

5: MAİDE / 28. “Allah’a yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatmayacağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”

5: MAİDE / 29. “Ben isterim ki sen beni öldürmenin günahını da diğer günahlarını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur.”

5: MAİDE / 30. Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi, onu kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.

5: MAİDE / 31. Derken… Allah, bir karga gönderdi. Karga, kardeşinin cesedini ne yapacağını ona göstermek için toprağı eşeliyordu: “Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olamadım!” dedi. “Kardeşimin cesedini gömmeyi düşünmekten aciz miyim ben?” diyerek nefsini kınayanlardan oldu.

Allah, bu kıssa ile bize, kötü sadakaların kendisi tarafından kabul edilmeyeceğini, iyi sadakalar verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Allah’tan gerçek anlamda korkanların, bayağı şeyleri sadaka olarak veremeyeceğini ima etmektedir. Bu, insanın ilahi terbiyeye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Bu kıssada geçen olay, Allah’tan korkmayan insanların merhametsiz olduğunun ve haksız yere cana kıyabildiğinin de bir delilidir. İnanan bir insan Allah’ın rızasını kaybetmekten korkar ve kötülüklerden uzak durur. Allah iyi kimselerin dostudur.