KUR’AN KERİM ANLAŞILAMAZ DEMEK DOĞRU MU?

İnsanların, Allah’ın hükümlerini sindire sindire kavraması için Kur’an’ı Kerim yirmi üç yılda tamamlanmıştır. Cahiliye devrinin hükümlerinin ortadan kaldırılması uzunca bir zamana yayılmıştır çünkü insanlar yeniliklere karşı direnç gösterirler. Yeniliklerin, geleneksel inançlarını silip süpürmesinden korkarlar. Yenilikler toplum nazarında güç kazanmaya başladığı zaman aşırı direnç gösterenler yeni bir kimliğe bürünürler. Halkın kutsallarını kullanarak kabul görmüş yeniliklere zarar vermeye çalışırlar. Müslümanlıkta da bu böyle olmuştur, peygamber sevgisi istismar edilmiş Kur’an’ı Kerim’in içeriği ört bas edilmeye çalışılmıştır.

Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmaksızın herhangi bir ayeti kendiliğinden getiremez. Allah, elçisinin kendi nefsine göre hüküm vermesine müsaade etmemiştir. Devrinin geleneksel hükümlerine ses çıkaramamış, susmuş olması o hükümleri peygamber tasdik ediyordu anlamına gelmez. Peygamberler vahye göre hareket etmek zorundadır. Aşağıdaki ayet meallerine bakarsanız Hz. Peygamberin kendi kendine bu Allah tarafındandır, bu Allah’ın emridir demesinin ne kadar imkânsız olduğunu görürsünüz. 

69: HAKKA / 41. O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

69: HAKKA / 42. Bir kâhin sözü de değildir ne de az düşünüyorsunuz!

69: HAKKA / 43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

69: HAKKA / 44. O (peygamber), bize isnaden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı.

69: HAKKA / 45. Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.

69: HAKKA / 46. Sonra da onun şah damarını keser atardık.

69: HAKKA / 47. O vakit sizden hiçbiriniz de ona siper olamazdınız.

69: HAKKA / 48. O Kur’an, hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.

69: HAKKA / 49. Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar da var.

23: MÜ’MİNÜN / 78. Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, anlatmadığımız kimseler de var. Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmaksızın herhangi bir ayeti kendiliğinden getiremez. Allah’ın emri gelince hak uygulanır ve o zaman bâtılı seçenler hüsrana uğrayacaklardır.

20: TAHA / 2, 3,4. Biz, Kuran’ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik. Bu Kitap yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir.

Dinlerin bozulmasında hadisler önemli bir yer tutar. Çoğu zaman siyasi amaçlarla hadisler yazdırılmış, piyasaya sunulmuştur. Allah, bu konularda insanları ayetlerle uyarmış daha önce yapılan hataların tekrarlanmamasını istemiştir. Bütün bu uyarılara rağmen Müslümanız elhamdülillah diyenler aynı hataya düşmüşlerdir. “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak içinden sadece bir tanesi cennete girecek.” diye uydurma bir hadis ortaya sürülmüş ve bu hadisle Müslümanlar kolayca parça parça edilmişlerdir. Hizipleşenlerden her biri cenneti garantilemiş diğer yetmiş iki fırkayı cehenneme göndermiştir. Halbuki Allah’ın dostum dediği Hz. İbrahim bile cenneti garantiledim dememiş, sadece umduğunu söylemiştir.

Kur’an’ı Kerim basılı bir kitap olarak inmedi. Peygamber Allah’ın o konuda ne indireceğini ne hüküm vereceğini bilmezken kendiliğinden bir hüküm vermesi ve kendiliğinden bir olaya mâni olması düşünülemezdi. Bundan dolayıdır ki peygamber sadece Kur’an’ı Kerim’i kayıt altına aldırmıştır. Kendi sözlerinin yazılmasına izin vermemiştir. Bundan bir buçuk asır sonra hadis ilmi diye bir ilim ortaya atılmış rivayet yoluyla toplanan sözlerden kitaplar üretilmiş ve maddi menfaatler elde edilmiştir. Kur’an’ın Arapçasının anlaşılamadığını ileri sürenler ne hikmetse rivayetlerin Arapçasını anlaşılır bulmuşlardır. Kur’an’ı Kerim’de ki hükümleri de rivayetlere göre açıklamışlardır. 

2: BAKARA / 174. Muhakkak ki Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir şeyi gizleyip de karşılığında biraz para alanlar, işte onların karınlarına ateşten başka bir şey girmez. Kıyamet günü Allah onlarla ne konuşur ne de kendilerini temize çıkarır. Onlar için elim bir azap vardır.

İnsanlar, hadisleri aktarırken cahiliye devrinde peygamberin, onların yaptıklarına ses çıkarmayışını peygamber tasdiklemiş gibi bir algı yaratma yoluna gitmişlerdir. Hadis aktarımlarında sıkça gördüğümüz aktarım şekli şudur: “Biz peygamber zamanında böyle yapardık.” Bir şeyi peygamber zamanında yapmış olmak Allah’ın indinde hiç bir şey ifade etmez. Vahiy tamamlanmış ve Allah hidayet nasıl bulunacak adresi belirtmiştir. O adres Kur’an’ı Kerim’dir.

Peygamber, Allah’ın vahiy yoluyla indirdiği hükümlere göre konuşmak mecburiyetinde idi. Kendisine inen hükümleri yazdırmakta ve ezberletmekteydi. Kur’an’ı Kerim ince deri üzerine satır satır yazılmıştı. Vahyin dışındaki uygulamalar cahiliye devrinin uygulamalarıydı. Allah elçisine der ki, “Sen onlara sert davranırsan etrafından dağılıp giderler.” İşte bu sebepten vahiy sindire sindire indirilerek tamamlanmıştır. 

52: TUR / 1, 2. Andolsun Tûr’a, yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış Kitaba!

52: TUR / 4, 5. Mamur eve, yükseltilmiş tavana. (Kâbe ve semaya)

54: KAMER / 22. Andolsun, biz Kur’an’ı öğüt almaları için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

24: NUR / 46. Andolsun, biz açıklanmış ayetler indirdik. Kim ki hidayeti diler, Allah onu doğru yola iletir.

2: BAKARA / 159. İnsanlar için indirdiğimiz ve doğru yolun kendisi olan apaçık ayetleri, biz Kitap’ta açıkladıktan sonra insanlardan gizleyenlere Allah mutlaka lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.

Allah, okuma yazması olan her bireyi, Kur’an’ı Kerim’i okumaya ve ondan öğüt almaya davet etmiştir.  Bir insan, Allah’ın varlığına inanmıyorsa ve Allah’tan doğru yolu talep etmiyorsa Kur’an’ı Kerim’i okuduğu zaman ondaki hikmetleri göremez çünkü inanmadığı için ön yargılıdır. İman etmiş bir insan Kur’an’ı Kerim’i okuduğu zaman ondaki hikmetleri görür ve Rabbine karşı içten içe bir yakınlık ve saygı duyar. 

Hadislere dayanarak hüküm verilince ortaya çıkan uygulamalar Kur’an’a Kerim’e aykırı düşmektedir. Cahiliye devrinin uygulamalarından örnekler verebiliriz: Bu örneklerden bir tanesi de Müt’a nikahıdır. İslam’da Müt’a nikahı var iddiasını ele alalım: “Biz peygamber zamanında geçici (birkaç günlük) nikah yapardık, İbni Ömer yasakladı.” Bu hadis gibi hadis kitaplarında gördüğümüz şeyler cahiliye devrinin alışkanlıklarından kaynaklanan henüz Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan uygulanan ve peygamberimizin gördüğü halde susmuş olduğu konulardan bir tanesidir. Peygamberimiz susmuştu çünkü kendisine o konuda henüz bir ayet indirilmemişti. Kur’an’ı Kerim’in yirmi üç senede indiğini hatırlamalıyız.

İslam’da (Kur’an’da) boşamak ve boşanmak üzerine kurulmuş süresi belli, “kadın kiralamak” gibi bir evlilik türü yoktur. Evlilik kurumu ciddi bir kurumdur. Hz. Peygamber kendisine gelen vahye paralel olarak tebliğ yapmakla yükümlü kılınmıştır. Boşamanın ve boşanmanın kuralları Yüce Kitap’ta açıkça belirtilmiş olduğu halde insanlar bu kuralları delmek ve cahiliye devrindeki alışkanlıkları sürdürebilmek isterler. Bunun için de peygamberimizin vahiy gelmeden susmuş olmasını emellerine ulaşmak için kullanırlar. Hadislerle emellerini desteklemeye çalışırlar. Kitap’taki emir ve yasakları görmezden gelirler. Peygamberler vahye paralel konuşur. 

Örneğin: Bazı hadislerle ayetler arasında birçok tutarsızlıklar görürsünüz. Bunun nedeni Allah’ın Kitap’ı tamamlanmamış olduğu zamanlarda yaşanmış olan ve Hz. Peygamberin görüp de susmuş olduğu olayların Kuran’ı Kerim’in tamamlanmasından sonraki zamana aktarılmasındandır demiştik. Allah’ın ayetlerinde tutarsızlık bulunmaz. Kur’an’ı Kerim’i cahiliye devrinde yaşanmış olayların katkısı ile yorumlarsanız, Allah’ın ayetlerini kendi içinde çelişkili ve anlaşılmaz bir duruma sokmuş olursunuz. Nitekim de öyle olmuştur. 

33: AHZAB / 49. Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâh edip de sonra dokunmadan onları boşarsanız sizin onların üzerlerinde iddet hakkınız yoktur. Derhal mehirlerini verip onları güzel bir şekilde salıverin.

2: BAKARA / 237. Eğer temas etmeden önce onları boşamış olursanız onlar için takdir edilmiş olan mehrin yarısını onlara vermeniz size farz kılındı. Ancak boşamış olduğunuz kadın veya kadının yetkilendirdiği şahıs mehir borcunuzu bağışlarsa başka fakat sizin bağışlamanız takvaya daha yakın olur. Aranızdaki fazileti unutmayın. Şüphesiz Allah ne iş yaptığınızı görür. 

Örneğin: Tamamlanması sona ermiş olan Kur’an’ı Kerim’de şu hüküm vardır: Gerdeğe girmeden boşanan erkek, boşandığı kadına anlaştıkları mehrin yarısını vererek özür dileyip gönlünü alır. Beraber olmadıkları için kadının iddet beklemesine de gerek yoktur. Erkek bu konuda herhangi bir hak iddia edemez. Bu statüde olan boşanmış kadınlar, iddet beklemeden başkasıyla evlenebilir. Böylece kadına haksızlık edilmemiş olur.

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi Allah, bizden ne istediğini gayet açık ve net bir şekilde bize açıklamıştır. Temas etmeden boşama durumunda uygulanması gereken hükümler açıkça belli olmuştur. Burada anlaşılmayacak bir durum ve herhangi bir adaletsizlik yoktur.

Şimdi bu konuyla ilgili bir hadisi ele alalım: Bu hadiste anlatılan durumun, Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan çok önce yaşanmış bir olaya değindiği çok belirgindir çünkü Kur’an’ı Kerim’in aksine hükümler içeriyor. Böyle hadisler dikkate alınıp hüküm çıkarılamaz. Bu hadis uydurulmuş da olabilir. Ayrıca bazı hükümler, Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan önce, Allah tarafından kaldırılmış veya değiştirilmiştir. Kur’an’ı Kerim’in tamamlanmış halindeki hükümler göz önünde bulundurulmalıdır. Kaldırılmış ayetlerden ve hadislerden hüküm çıkarmaya çalışmak doğru değildir. Aşağıda Kur’an’ı Kerim’e ters düşen bir hukuk örneği görmektesiniz. 

Ravi: İbnu Mes`ud

Hadis: Ravinin anlattığına göre ona, kocası ölen bir kadından soruldu, kocası ona mehir tespit etmemiş, henüz kendisiyle gerdek de yapmamış. Kadına şu cevabı verdi: “Kadın mehrin tamamını alır, iddet bekler ve mirasa da iştirak eder. Ma`kıl İbnu Sinan söz alarak dedi ki: “Resulullah (s.a.v.)`ı işittim, Berva` Bintu Vaşık için bunun misli bir hüküm vermişti.” Bu açıklamaya İbnu Mes`ud sevindi.

Hadis No: 3464

Kur’an’ı Kerim’deki hükümleri dikkate alırsak yukardaki hüküm tamamen yanlıştır.  Mehir tespit edilmemiş olan bir nikah Allah’ın hükmünde haram olduğuna göre bu hadiste bahis konusu olan bu nikah geçerli bir nikah olamaz. Bu sebepten dolayı kadın mirasa iştirak edemez. Mehir tayin edilmemiş olduğu için mehir de alamaz. Gerdek yapmamış olduğu için iddet de beklemez. Mirasçılar haklı olarak bu durumdaki kadının mirasçı olmasına da itiraz edebilir.

Mehiri belirlenmiş ve nikahı ilan edilmiş bir kadının kocası eğer gerdeğe girmeden gerdek öncesi ölecek olursa o kadın her türlü kanuni haktan yararlanır çünkü evliliğin şartları yerine getirilmiştir ve kocası onu boşamamıştır. Kadın kocasını ölüm nedeniyle kaybettiği için gerdek yapılamamıştır. Mehir alır, mirasa iştirak eder. Gerdek yapmamış olduğu için de iddet beklemeden bir başkasıyla evlenebilir. Dilerse bu haklarından vaz geçede bilir.

Buradan şu gerçeğe ulaşabiliriz. Kur’an’ı Kerim’in hükümlerine paralellik göstermeyen hadisler Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan önce yaşanan olayları kapsar. Böyle hadislerden yararlanmaya kalkmak doğru bir yöntem olamaz. Kur’an’ın Kerim’in hükümleri dikkate alınmalıdır fakat açıklanmaya çalışılan konuları açıklarken insanların hafızasında pekiştirmek için vahye paralellik gösteren hadislerden de yararlanıla bilinir. Bunun da bir sakıncası vardır. İnsan üzerinden zaman geçince ya bu hadis miydi yoksa ayet miydi diye hadis ve ayeti karıştırmaya başlayabilir. Hadise ayet diyebilir ve Allah’a iftira atması nedeniyle küfre gidebilir. Allah’ın bu konulardaki tavsiyelerini aşağıda görmektesiniz.

5: MAİDE/ 101. Ey iman edenler, her aklınıza gelen konuda soru sormayın. Kur’an indirilirken gerekli açıklamalar yapılıyor. Kur’an haricindeki yapılan açıklamalar sizin yoldan çıkıp helak olmanıza sebep olur. Allah daha önceki hatalarınızı affetmiştir. Allah çok merhametli olan ve kusurları bağışlayandır.

5: MAİDE/ 102. Yapılan bu tür hatalar, sizden önceki bir kavmin yoldan çıkarak kâfir olmasına sebep oldu.

Hadislerin sahih olma veya olmama ihtimallerini araştırmak gerekir. İhtimal diye söz ediyorum çünkü kesin bu bir hadistir denemez. Rivayet yoluyla gelmiştir. Sadece sahih olma ihtimalinin veya olmama ihtimalinin yüksek olduğu gözüküyor denebilir. Bunun bir vebali olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Hadislerin peygamberimizin ağzından çıktığı gibi bize gelmiş olma ihtimalleri çok düşüktür çünkü kişiden kişiye rivayet edilerek gelmişler ve kayda geç alınmışlardır. 

Kur’an’ı Kerim’in tamamlanması ile cahiliye devrindeki uygulamaların hepsi sona ermiş oldu. Hz. Peygamber kendiliğinden hüküm vermediğine ve vahye göre konuştuğuna göre vahiy de kitaplaştığına göre dilden dile aktarılmış fazla söze de çok ihtiyaç yoktur. İşte bu Kitap, bir Müslüman’ın bilmesi gereken, uyması gereken her hükmü içermektedir. Allah, indirdiği Kitap’ın üzerine yemin etmiş: “Andolsun, biz Kur’an’ı öğüt almaları için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?” demiştir. Kur’an eksik kalmış, tamamlanması gereken bir kitap değildir. “Allah, Kur’an’ı Kerim indirilirken indirilen ana hükümlerin dışında kalan hükümleri kanun yapıcılara bırakmıştır: Kanun yapıcıların da adaleti gözeterek hükümler vermeleri gerektiğini bildirmiştir.” Öyleyse serbest bırakılmış olan uygulamalarda adalet gözetilmelidir. Cahiliye devrindeki uygulamalara gitmek, onlardan hüküm çıkarmaya çalışmak doğru değildir. 

Maalesef, Allah’ın kanun yapıcılara bıraktığı konularda cahiliye devrinden gelen rivayetlerden yararlanma yoluna gidilmiştir. Her bir konuda birbiriyle çelişen rivayetlerin olması mezhepleri ortaya çıkarmıştır. Bu durum Müslümanları parçalamıştır. O kadarına ki birbirlerini sapıklıkla suçlayanlar olmuştur. Halbuki akıl ve mantıkla hareket etselerdi ve Allah’ın vermiş olduğu bu ruhsatı yerli yerince kullanmış olsalardı, Müslümanlar yer yüzünde adalet örneği olacaktı. Aynı hatalar diğer İlahi dinlerde de yapılmıştır.

İslam: Sosyal, siyasal, ekonomi, bilim, inanç, ibadet, temizlik, ahlak, adalet, yeme ve içmeyi düzenleyen ilahi bir terbiyedir. Ana kaideler, kesin hükümler Kur’an’ı Kerim’de açık bir şekilde bildirilmiştir. En ağır ceza cana kıyanın cezasıdır. Bildirilmeyen konular ise ihtiyaca göre düzenlenmek üzere serbest bırakılmıştır. Örneğin: Allah, zina edenlere, hırsızlık yapanlara, cana kıyanlara nasıl bir ceza verilmesi gerektiğini bildirirken; içki içenin, kumar oynayanın cezasını kanun yapıcılara bırakmıştır. Allah’ın inşa edilmesine izin verdiği hükümlerin inşasında adalete dikkat edilmesi gerekir. Kanun yapıcılar, kesin hükümlerin dışında kalan konularla ilgili bütün hükümleri ihtiyaca göre inşa edebilir. Bu hükümler değişmez değildir. Ana konular dışında kalan konulardaki hükümler ihtiyaca göre yeniden düzenlenebilir. Bu uygulama, insanları dinden çıkarıp Müslümanları parça parça etmez. Kanun yapıcılar, Allah’ın kesin hükümlerini dikkate almazlarsa ve adaletten ayrılırlarsa ancak o zaman kafir olurlar. Kur’an’ı Kerim’de ana hükümler açıkça belirtilmiştir. Çok söze ihtiyaç yoktur. 

4: NİSA / 82: Hala Kur’an üzerinde gerektiği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o Allah’tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı onda birçok tutarsızlıklar bulurlardı.