ALLAH’A İMANI ARTIRAN VEYA EKSİLTEN ŞEYLER

Allah dostumuzdur. O, her şeyi bizim için yarattı.

İmanımızı olgunlaştırmak için ne yapmalıyız?

İnsan düşünen, iyiyle kötüyü kıyaslayıp ayırt edebilen bir varlık olarak yaratılmıştır. İnsanın Allah’a ibadet etmesi ve takva sahibi olması için öncelikle Allah’ın varlığından emin olması gerekir. Kitap’ın Allah tarafından indirildiğinden emin olması gerekir. Bunlardan emin olursa imanı olgunlaşır. İmanı olgunlaşırsa ibadetini huşu içinde, isteyerek yapar.

İman nasıl olgunlaşır sorusunun cevabı Kur’an’da mevcuttur. İman zikirle olgunlaşır. Peki, zikir nedir: Zikir Kur’an’ı Kerim’i okumaktır. İçindeki emir ve yasakları düşünerek bunların insanların lehine olan şeyler olduğunda karar kılmaktır. Allah’ın Kitap’ını okurken aklımızı kullanır ve ölçüp biçerek okursak bunun sonucunda onun bize rehberlik edecek, bizi hayra ulaştıracak, dünya ve ahirette lehimize olacak şeyler içerdiğini görürüz. Buradan Allah’ın bir dost olduğu yargısına ulaşırız. Bu yargıya ulaşırsak İbadetlerimizi huşu içinde yaparız. Allah’ın varlığına birliğine, meleklerine, Peygamberlerine ve Kitaplarına, olan imanımız artar. Ön yargılı yaklaşırsak gözümüz kör, kulağımız sağır olur. Bize uzanan dost elini göremeyiz.

Allah’ın rızasını nasıl kazanırız?

Öncelikle iyi bir insan olmalıyız. İyi bir insan olabilmek için toplum huzurunu bozacak davranışlardan kaçınmalıyız. Gözümüzü haramdan uzak tutarak zinadan ve diğer ahlaksızlıklardan uzak durmalıyız. İnsanların malına, canına ve ırzına zarar vermemeliyiz. Beynimizi uyuşturarak irademizi saf dışı bırakacak şeyler yiyip içmemeliyiz. Toplum içinde bulaşıcı hastalıkların yayılmasına sebep olacak pis şeyleri yemekten kaçınmalıyız. 

Sosyal konularda duyarlı olmalıyız. Çevremizdeki fakir, yetim, öğrenci, hasta, yaşlı, mülteci ve diğer ihtiyaç sahibi kimselere; maddi, manevi yardımda bulunmalıyız. Dedi kodu yapmamalıyız. İftira atmamalıyız. Yalan söylememeliyiz. Faiz almamalıyız. Rüşvet almamalıyız. Hırsızlık yapmamalıyız. Cana kıymamalıyız. Muhtaç olan yaşlılarımıza canı gönülden bakmalıyız. Patron isek işçilerin emeğini sömürmemeliyiz. İşçi isek alacağımız ücretin hakkını vermeliyiz.

Allah’ın huzuruna hem beden temizliği hem de kalp temizliği içerisinde durmalı ve ibadetlerimizi yerine getirmeliyiz. İbadetlerimizi aksatmamalıyız. Allah’ın Kitap’ını sık sık okumalı ve imanımızı pekiştirmeliyiz. Allah bizim dostumuzdur, şeytan düşmanımızdır. Bunu aklımızdan çıkarıp da şeytanın vesveselerinden etkilenmemeliyiz. Allah dünyayı sizin için yarattım, demektedir. Allah’ın bize lütuf ettiklerinin kıymetini anlamak için onlar hakkında derince düşünmeliyiz.Yarattıklarını kullanırken Rabbimizi yüceltmeli, adını sık sık anmalı ve böylece ona olan teşekkürlerimizi belirtmeliyiz. 

Allah bizden iyi insanlar olmamızı istiyor. Bizden rızık istemiyor. Bize rızık veriyor. Bizim ibadetlerimizi yerine getirmemiz; nankörlük yapmayan, teşekkür etmesini bilen kibar insanlar olduğumuzun kanıtı olmaktadır. Zikirle meşgul olmak, Kitap’ın Allah tarafından gelmiş olduğuna imanımızı artırır. Rabbimizin bize olan nimetlerini görmemizi kolaylaştırır. Allah’a karşı nankör bir insan olmamızı engeller. Allah’ın rızasına nasıl layık olabileceğimizi öğretir. Din düşmanları ve münafıklar tarafından aldatılıp şirke düşmemize engel olur. Din düşmanları ve münafıklar Allah’ın indirdiklerini eksiksiz olarak öğrenip hayata geçirmemizden rahatsız olur. Dinimizin içine teferruatlar sokup yaşanılmaz hale getirir. Allah ve melekleri dostumuzdur. Din kolaylıktır. Stressiz yaşamaktır. İki dünya saadetidir. Bunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

43: ZUHRUF / 36. Rahmanın zikrine karşı kim gaflet gösterirse o yanında hazır bir şeytan bulur ve ardından şeytan onunla yakın bir dost olur.

“Allah kesinlikle adildir.” desek, mevcut uygulamaları sorgulasak, gerçek İslam’a dönmek için din adamlarından yardım almaya kalksak mevcut sorunları ele almadıkları gibi hemen fitne çıkarmakla suçlanırız, geri adım atmak zorunda kalırız ve geri adım atarız. Halbuki Allah bize: “İnsanlardan korkmayın, benden korkun!” diyor. 

Şirke nasıl düşürülürüz?

Münafıklar ve müşrikler insanların doğru yolu bulmalarına engel olmak için her yolu denerler. Allah’ın indirdiği insanların lehine olan şeyleri, insanlar öğrenmesin isterler çünkü insanlar bunları öğrenirse Allah’ın bir dost olduğunda karar kılarlar. İnanıp, iman ederler. Kutuplaşarak kardeş kanı akıtmazlar. Birbirlerini kafirlikle suçlamazlar. Allah’a itaat ve ibadet ederler. Allah’ın sevgisine ve yardımına layık olurlar. Allah da onların zafere ulaşmalarına yardım eder. 

Münafıklar, müşriklerden daha tehlikelidir. Dindar gözükürler. Peygamberden daha çok ibadet ederler. İnsanları evliya falan olduklarına inandırırlar. Dini teferruata boğarlar. İnsanlar bu kadar teferruatın altından kalkamaz olur. Abdestin nasıl alınacağı ve nelerin abdesti bozacağı konusunda iki cilt kitap yazarlar. Kader hakkında üç cilt kitap yazarlar. Kitabı okuyup bitirirsin ama hala kader ne demek anlayamazsın. Bu kitaplar laf kalabalığından ve insanın vaktini çalmaktan başka bir işe yaramaz. İnsanlar, bu kitapları okurken Allah’ın Kitaplarını okumaya vakit bulamazlar ve okuduklarını Allah’ın emirleri zannederler. Abdest nasıl alınır ve abdesti neler bozar konusunda Allah sadece iki ayet indirmiştir. İki cilt kitap yazmaya ihtiyaç yoktur. Bu İslam’a katkı değildir. Din zorluk değil kolaylıktır, rahmettir.

2: BAKARA / 75. Halbuki onlardan bir grup, Allah’ın Kelamını dinlerlerdi de sonra akılları erdiği halde onu bile bile tahrif ederlerdi.

Münafıklar iyi birer hatiptirler. Ağızlarından bal akar. Güzel ve insanı büyüleyici şeyler söylerler veya yazarlar. Yazdıkları ve söyledikleri şeylerin aralarına sizi küfre götürecek şeyler sıkıştırırlar. Anlayamazsınız çünkü Allah’ın Kitap’ında ne yazıyor? Allah, neyi haram kılıyor neyi helal kılıyor zaten haberiniz yoktur. Onlara inanır ve onları savunursunuz. Farkında olmadan münafıkların dinine tabi olursunuz. Kitabım Kur’an dersiniz, farkında olmadan Kur’an’ı Kerim’den uzaklaşır gidersiniz ama hala kendinizi doğru yolda zannedersiniz. Yahudiler ve Hristiyanlar da durduk yere sapıtmadı çünkü onlar da bu yollardan geçti. Münafıkların peşine düştüler ama farkına varamadılar. Bozulan Allah’ın Kitapları değildi, insanların itikatlarıydı. İlgili ayetler:

FURKAN / 30. Elçi dedi ki: “Rabbim gerçekten benim kavmim bu Kur’an’ı terkedilmiş olarak bıraktılar.

Şayet münafık veya müşriklerin tuzağına düşmüşsek neler olur? 

Dini uygulamalardaki mevcut adaletsizlikler insanları dinlerinden soğutur. Allah’ın adaletsiz olduğunu düşünmeye başladığımız zaman Allah’ın Kitap’ına ön yargıyla yaklaşırız. Muhakkak ki okuduklarımızı mantık süzgecinden geçirmeden üstün körü okuruz. Zaten münafıklar meallere de el atmıştır. Allah’ın Kelamı anlaşılmasın, Allah’a iftiraları ortaya çıkmasın diye ellerinden geleni yapmışlardır. Gözlerimizi bantlamışlardır, Allah’ın adaletini göremeyiz. Kulağımızı tıkamışlardır, Allah’ın kelamını işitemeyiz. Aklımızı da küçümserler ve düşünmemize engel olurlar. Her şeye gözü kapalı inanırsak, Allah’ın indirdiklerinden habersiz kalırsak tepkilerimiz nasıl olur:

A) Dini uygulamalarda gördüğümüz adaletsizlikleri Allah böyle emretmiş, diyerek kabul ederiz. Böylece Allah’a iftira ederiz ama farkında olmayız çünkü sorgulamanın dinden çıkmamıza sebep olacağına inandırılmışızdır, sorgulayamayız.

B) Dini uygulamalarda gördüğümüz adaletsizlikler dini sorgulamamıza yol açar ve dini sorgularız. Münafıkların dine yapıştırdıkları adaletsiz uygulamaları ve lüzumsuz teferruatları Allah’ın emri zannederiz. Allah’ın adaletsiz olduğunu düşünür, Allah’ı ve indirdiği Kitap’ı inkâra gideriz. 

Din düşmanları tarafından dinimiz teferruatlara boğulmuş ve bize dini hakikatlar unutturulmuşsa biz artık hayvanlar gibi davranırız. Hayatı yemek, içmek ve cinsellikten ibaret zannederiz. Müminleri ve Allah’ı bir baskı unsuru olarak görmeye başlarız. Onları yok etmeye çalışırız. 

Selam ve saygıyla kalın. Takipte kalın.