AİLE İÇİ KAVGALAR NASIL ÖNLENİR?

Aile içi kavgalar bazen boşanmaya kadar uzanmaktadır. Bütün gelin arabalarının arkasında: “Mutluyuz!” diye yazar. İçimden: “Allah mutlu etsin!” diye dua ederken şeytan vesvese vermek için harekete geçer ve der ki: “O, yarın belli olur!” İşte o zaman içimi bir hüzün kaplar. Çevremdeki mutsuz olan aileler tek tek gözümün önünden geçmeye başlar. Hemen Şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım ve yeni evlilerin arkasından mutlu olmaları için dua ederim. İnsanlar mutlu olmak için evlenirler ama hayat onları mutsuz edebilecek, onlara pusu kurabilecek birçok cehalet ürünüyle doludur.

Geçimsizliklerin birçok nedeni var. Bunların tek tek ele alınması ve toplum bazında çözümler üretilmesi gerekiyor. Ben bu yazımda basit şeylerden kaynaklanıp büyük kavgalara yol açan ve toplumumuzda çok rastlanılan bir konuya değinmek istiyorum. Değinmek istediğim bu olaylar henüz evlilik arifesinde başlamaktadır.

Aile içi kavgaların basit sebepleri

Aile içi kavgalar genellikle basit sebeplerden çıkıyor. İnsanlar iki üç yıl nişanlı kalsalar bile birbirlerini tanıyamıyorlar çünkü her iki tarafta birbirlerinin hoşuna gidebilecek davranışlar sergiliyorlar. Düğün hazırlıkları gelecekte olabilecek sıkıntıların arifesidir. Kaos, bazen düğün için hazırlıklar yaparken bazen de düğün alışverişinde başlıyor. Herkes çok masraf edilsin ama masrafları karşı taraf karşılasın istiyor.

—Benim beğendiğim düğün salonu kiralanacak. Düğün yemekli ve içkili olacak.

—Hayır, sadece yemekli olacak, ben içki içilmesine karşı olduğum halde bir de içki masrafını mı karşılayacağım.

Düğün boyunca her bir taraf kendi misafirlerine sahte gülücükler dağıtıyor. Dünürlerin aralarındaki soğukluk, düğüne gelenlerin gözünden kaçmıyor. İnsanlar fısır fısır dedikodu yapmaya başlıyor. Düğünün arkasından düğün salonunda olup bitenler yeni evlilerin yatak odasına kadar taşınıyor ve daha ilk gece çekişmeler başlıyor.

 —Senin ailen beni istemiyor.

—Seninkiler beni çok istiyor sanki.

—Senin annen anneme laf çarptırmış.

—Senin ailen şunları şunları eksik yaptı misafirlerimizin yanında bizi küçük düşürdü.

— Annemin yüzü gülmüyor, sen anneme ne dedin?

—Senin … Senin… Senin…

Günlerce hayalini kurdukları güzel günler hayal kırıklığıyla sonuçlanıyor. Karşılıklı suçlamalar kavgalara neden oluyor. Kavgalar eşleri birbirinden soğutuyor. Karı, koca arasındaki tatsız olaylar bir de ailelerine kadar yansımışsa evlilik iyice çıkmaza giriyor. Herkes kendi çocuğuna akıl veriyor çünkü kendileri de zamanında benzer şeyleri yaşamış oluyorlar. Hani bazıları derler ya: “Şimdiki aklım olsa şöyle yapardım, böyle yapardım.” Böyle düşünen kişiler, kendi yapamadıklarını çocuklarının üzerinde denemeye kalkıyorlar. Halbuki o şöyle yapardım, böyle yapardım, dedikleri şeyler de maalesef hiçbir derde derman olmuyor. Ancak ve ancak yangını benzinle söndürmeye kalkmak gibi bir şey oluyor.

Yeni evlilerin yaptıkları en büyük hata sorunlarını diyalog yoluyla çözmek yerine aileleriyle paylaşmalarıdır. Ailelerine eşlerinden dert yanmaları doğru bir davranış olmuyor çünkü ailelerini eşlerine karşı kinlendirmiş oluyorlar. Sorunu tam olarak bilmeyen aile, yanlış çözümler üretiyor çünkü evladı onlara eşiyle aralarında geçen olayları tek taraflı anlatmış oluyor. Böylece aileler olaylara objektif bakamıyor. Kin ve düşmanlık duyguları artıyor. Bu yol sorunları çözmeye yardımcı olmuyor. Eşler, ileride birbirlerini affetseler bile ailelerinde oluşan kinleri gideremiyor.

İletişimin yetersiz kaldığı durumlarda şiddet devreye girebiliyor. Bu şiddet psikolojik baskı ve hakaretle olabildiği gibi kaba kuvvetle de olabiliyor. Şiddetin devreye girmesi ile evlilik geri dönüşü zor bir yola girebiliyor. Eşler arası nefret duyguları gelişiyor. Bununla beraber evlilikler kör, topal yürütülebiliyor ama insanların hormon sistemleri bozuluyor. Bağışıklık sistemleri alt üst oluyor. Vücutları alarm vermeye başlıyor. Taraflarda psikolojik bozukluklar beraber patolojik bozukluklar da baş gösteriyor. Kanser, ülser, hipertansiyon, şeker, kalp vs. gibi hastalıklar ortaya çıkıyor.

Aileler çocuklarının mutlu olması için nasıl davranmalı?

Burada en önemli görev ailelere düşmektedir. Aileler gelinlerinin veya damatlarının arkasından ileri geri konuşurken dozajı aşmamaları gerekir. Kadın olsun erkek olsun hiç kimse eşi hakkında kötü sözler duymaktan hoşlanmaz çünkü eşi onun seçimidir. Yani bir yerde insanın eşinin eleştirilmesi: “Sen iyi bir eş seçememişsin, kabiliyetsizsin, bizi bu insanlarla karşılaştırdın. Yedin bir halt, eşine karşı nasıl davranacağı konusunda bizi dinlemek zorundasın!” anlamına gelir. Kişi ailesi ile eşi arasında kalır. Bazen bu baskılar yuvaların dağılmasına sebep olurken bazen de intiharlara sebep olabilir.

Burada her iki tarafın ailesine de büyük görevler düşmektedir. Her iki tarafın ailesi de düğün stresi ve yorgunluğu ile hatalar yapabilir. Empati yapılmalı ve düğün stresiyle olup biten tatsız olaylardan dolayı kalıcı bir kin tutulmamalıdır. Ailelerden beklenen geçmişi katıp karıştırmak yerine geleceğe olumlu bakmak ve çocuklarının kusursuz bir evlilik sürdürmelerine yardımcı olmaktır. Tabi ki çocukları mutlu olsun, onlara sağlıklı torunlar versin, istiyorlarsa…

Aile içi iletişim sorunları ve çözüm yolları:

Evliliğin ilk yılları, eşlerin birbirlerini tanıma dönemidir. Eşler, ayrı ayrı ailelerden gelmiş olduklarını unutmamalıdır. İki ayrı kültürden gelmiş iki insan, hayatı paylaşmaya karar vermiştir. Mademki karar vermiştir öyleyse insan karşısındakini anlamaya çalışmalı, hayatın müşterek olduğunu anımsamalı, sorunlarını iletişim kurarak çözmeyi denemelidir. Düğün alışverişinde olsun, düğün töreninde olsun, düğün sonrasında olsun geçmiş olan tatsız olaylar Tecrit pilavı gibi durmadan öne sürülmemelidir. Senin ailen benim ailem konusu sonsuza kadar bitirilmelidir.

Gerçekten seven bir insan, kavgaya neden olan bir olayla karşılaştığı zaman alttan almayı tercih eder. Karşısındakinin sakinleşmesini bekler. Karşısındakini irite eden olayın ne olduğunu anlamaya çalışır. Olayda gerçekten bir kusuru varsa özür dilemesini bilir. Şayet bir kusuru olmasa ve yanlış anlaşılmış bir olayla karşı karşıya kalsa bile soğuk kanlılığını korur, ortamın daha fazla gerilmesine izin vermez.

Eninde sonunda eşi sakinleşecek iletişime geçmek için uygun bir ortam oluşacaktır. Kişi bu sakin ortamda eşiyle uygun bir diyalog kurabilir. Karşılaştığı davranışın hak etmediği bir davranış olduğunu ve çok üzüldüğünü anlatabilir: “Alındığın bu olay karşısında senden daha farklı bir davranış beklerdim. Keşke kızıp kendini dağıtmak yerine iki olgun insan gibi sakin sakin konuşabilseydik. Bana kızıp bağırıp çağırmana değil de benim seni kasıtlı olarak kırdığımı düşünmene ve kendini kurup harap etmene çok üzüldüm. Ben seni hiç üzmek ister miyim? Böyle düşündüğünü hissetmek bana çok acı verdi. İnsana sevdiği insan sert davranınca kendini çok yalnızmış gibi hissediyor. İnsan aramızdaki sevgi hasara mı uğramaya başladı, diye kaygı duyuyor. Birbirimize karşı olan sevgi ve saygımız sonsuza kadar sürsün istiyorum. Seni çok seviyorum. Lütfen elimi tut ve bana yanımda olduğunu hissettir!” Büyük ihtimalle eşinizde gergin bir ortam yarattığından dolayı pişman olacak ve özür dileyecektir.

Alttan almak ve sabır göstermek zayıflık değildir. İnsan, sevdiği insana başka insanlara kızdığı gibi kızamaz zaten. Yüreğindeki sevgi merhamet öfkesinden çok daha büyüktür. Öfke alkol gibidir, uçar gider. Geriye kalan sevgi ve merhamettir. Eşimizin yüreğinde öfkeye yer bırakmamak için öfkeden boşalan yeri sevgiyle doldurursak öfke yüreklerde yer bulamaz.

Düşünebilen, konuşabilen bir varlık olan insana gürültü patırtı yakışmaz. Hele karı koca arasında kim dominant olacak duygusu hiç yakışmaz. Her insan üstüne düşen görevi yapmalıdır. Eşler birbirlerine yardım etmelidir. Eşler yardımlaşır da işlerini daha kısa sürede bitirecek olurlarsa birbirlerine ayıracak daha çok vakitleri olacaktır. Aralarındaki sevgi ve muhabbet artacaktır. Sevgi ve muhabbetin çok olduğu bir aileyi ancak ölüm ayırır. Rabbimiz hepimize anlayışlı aileler, güzel bir evlilik, mutlu büyümüş çocuklar ve hayırlı ömürler nasip eder inşallah.

Hasta aile yapılarından hasta toplumlar oluşur. Hasta toplumlar uzun süre ayakta kalamaz. Toplumumuzu ayakta ve diri tutmak her Türk vatandaşının ve devletimizin görevi olmalıdır. Başarılı, mutlu ve sağlıklı nesiller yetiştirebilmek için mutlu ailelere sahip olmalıyız ve aile yapımızı korumaya yönelik davranışlar sergilemeliyiz.

Selam ve dua ile mutlu kalın.