LEDÜN-İLMİ NEYE DENİR?

Ledün-ilmi: Gayb-i bilgi ve sırlara sahip olmak anlamında kullanılır. Ledün ilmi, Kur’an’ı Kerim’de Hz. Musa kıssasında geçer ve bu ismi de kıssada geçmesinden dolayı almıştır. Kıssada geçen kimse kendisine Ledün-ilmi verilmiş olan bir kuldur. Kıssada bahsi geçen kimse, Allah tarafından görevlendirilmiş ve kendisine verilen görevler konusunda bilgilendirilmiştir yani görevlerini yerine getirebilmesi için ihtiyacı olan Ledün-ilmi ona verilmiştir. Allah, dua edenin duasına nasıl katıldığını, onu karşılıksız bırakmadığını ve mümin kullarını nasıl koruduğunu kıssada geçen üç olayla örneklendirmiştir.

18: KEFH / 63, 64, 65, 66. Adam: “İşin doğrusu, kayaya sığındığımız vakit ben balığı unutmuştum. O, denizde acayip bir yol tutup gitmişti. Onu sana söylemeyi şeytan bana unutturdu.” dedi. Musa da demişti ki: “İşte aradığımız bu idi.” Bunun üzerine gerisin geri gittiler. Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. Musa ona: “Allah’ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” dedi.

Kıssada geçen bu kul insanlarca “Hızır” olarak isimlendirilmiştir. Bu kimsenin bir evliya olduğu Hz. İlyas ile arkadaş olduğu ölümsüzlük suyundan içtikleri için hala yaşadıkları kabul görmüştür. Hz. İlyas’ın denizde Hz. Hızır’ın karada başı sıkışanlara yardım ettiğine inanılmıştır. Evliyaların Allah’ı çok zikrederek Ledün-İlmine ulaşabildikleri ve Peygamberlerin bilmediği gaip ve sır alemine eriştiklerini ileri sürülmüştür. Bu kişilere erenler denilmiştir. Anadolu Müslümanlığı bu felsefe üzerine kurulmuştur. Dayanak olarak: “Hz. Musa bir peygamberdi ama evliya kişiye Hz. Musa’dan daha fazla ilim verildi.” denilmiştir.

Allah’ın kulu sadece insanlar değildir. Melekler, cinler de Allah’ın akıllı kullarıdır fakat Allah, cinlerle insanları imtihan etmektedir. Melekleri ise bazı görevlerle görevlendirmektedir. Allah ile Peygamberleri arasında elçilik yapan bir melektir. Allah perde arkasından veya Cebrail vasıtasıyla peygamberlerine vahiyde bulunur. Allah dostlarının gayb-i bilgilere ve sırlara sahip olması gerekmiyor. Allah, kullanılmayacak bir bilgiyi hiçbir kuluna yüklemez.

İnsanların Hızır Aleyhisselam olarak isimlendirdikleri zat bir insan mıdır yoksa Allah’ın bir başka kulu mudur, bunu bilemeyiz. Allah, bunun bir insan mı yoksa bir melek mi olduğunu ve isminin ne olduğunu Kur’an’ı Kerim’de geçen kıssada bize bildirmiyor. Allah’ın bildirmediği bir şey hakkında ileri geri bir fikir sürmemiz hatalı olur. Ancak Allah, bir ayeti kerimede insanlara peygamber olarak bir melek indirseydik onu yine insan suretinde gösterirdik, demektedir. O kul, görevlendirilmiş bir melek olarak Hz. Musa’ya insan suretinde gözükmüş olabilir. Bu ayetten onun bir evliya olduğunu ve evliyaların peygamberlerden daha çok ilme sahip olduğunu çıkarmamız yanlış olabilir.

Hz. Süleyman kıssasında da benzer bir olay geçer. Hz. Süleyman Sebe Melikesi Belkıs’ın tahtını bana kim getirecek, diye sormuştur. Cinlerden bir ifrit, göz açıp kapayıncaya kadar tahtı alıp geleceğini söylemiştir. Allah’ın kendisine ilim verdiği bir kul bunu ondan daha önce getirmiş, koymuştur ve Hz. Süleyman Belkıs’ın tahtını yanı başında bulmuş ve bu nimetinden dolayı Rabbine şükretmiştir. Bu tahtı bir refleksten daha hızlı getirip koyan kimse bir insan mı yoksa bir melek mi Kur’an’ı Kerim’de açıkça belirtilmemiştir. Buna rağmen meallere bu kimsenin Hz. Süleyman’ın Veziri olduğu ve Vezirin bir evliya olduğu notu düşülmüştür.

KERAMETE TAKILMAYIN!

Şeytan insana vesvese verebilir ve insan, Allah indinde derecesinin çok yükseldiğini ve vahiy aldığını zannedebilir. Alimlerin keramete takılmayın, uyarısı buradan gelmektedir. Allah’ın varlığına inanmayan Hindu dervişler de kerametler göstermekte, yanaklarına şiş sokup kor üzerinde yürüyebilmektedir. Böylece bunlara “Buda” unvanı verilmiştir ve insanlar tarafından kendilerine tapılmıştır. Cehalet artıkça keramet gösterenler de artar. Ermiş sayılan kimselerin, gösterdiklerine inanılan, aklın sınırlarını aşan doğaüstü, şaşırtıcı olaylara keramet denir.

Ledün-İlminin evliyalara verildiğine inananların iddiasına göre: Ledün-İlmi ilahi sırlara ait bilgilerdir. Bu ilmi sahip olmak için alim olmak gerekmez. Bunlar İlahi sırlardır ancak Allah’ın ilham etmesi yoluyla bu sırlara ulaşılır. Bu ilme sahip olanlar hadiselerdeki sır ve hikmetleri bilir. Şayet bir şeyh Ledün-İlmine sahipse müritlerinin nerede neler yaptıklarını bilme yetisine de sahip olur.

Allah dostlarının sıfatları Kur’an’ı Kerim’de bildirilmiştir. Allah dosttu olan kimse ilim ve takva sahibi olur. Hem iyi bir örnek olur hem de iyiliği emreder. Bu kimseler, bunun karşılığını ahirette görecek ve Allah’a yakın olanların bulunacağı cennette ağırlanacaktır.

Peygamberlerin elçilik görevleri vardır ve mucizeler gösterirler. Bu mucizelerin Cebrail Aleyhisselamın yardımıyla gerçekleştiği Maide Suresi 5. ayette izah edilmektedir.

5. MAİDE / 110. Allah şöyle diyecektir: “Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikteyken ve kemâle ermişken insanlarla konuşuyordun. Hani sana yazıyı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış ve ona üflemiştin, o da iznimle kuş olmuştu. Hani anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle diriltip çıkarmıştın. Hani İsrail Oğullarına ayetlerle geldiğin ve onlardan inkâr edenlerin: “Bu ancak apaçık bir sihirdir.” dedikleri zaman seni onlardan korumuştum.

Yardım yalnız Allah’tan beklenir. İnsanı evliyaların ruhları değil, Allah korur. Evliyalardan yardım beklemek Allah’a şirk koşmak olur. Yardım aracısız olarak yalnızca Allah’tan beklenmelidir. Aracı koyduğumuz insan bize amellerinde doğru yolda gibi görünüp kalben doğru yolda olmayabilir. Kalplerdekini de bizler bilemeyiz ancak Allah bilir. Bundan dolayı falan kulunun hatırı için diye dua etmemiz yanlış olur. Nasıl dua edeceğimizi bildiren ayeti kerime aşağıdadır.

1: FATİHA / 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7. Hamd, din gününün sahibi, Rahman ve Rahim olan alemlerin Rabbinedir. Yalnız sana ibadet eder yalnız senden yardım bekleriz. Bizi doğru yola ilet. Sapmışların ve gazaba uğramışlarınkine değil, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet.

Dua ederken herhangi bir isim zikretmemize gerek olmadığını görüyoruz. Allah’ın kime nimet verdiğini yine Allah bilir. Allah diyor ki: “Allah bilir siz bilemezsiniz.” Namazımızdaki gibi dualarımızda da Allah ile aramızda aracı olmamalı.

17: İSRA / 84. De ki: “Herkes kendi beğendiği gibi amel eder. Kimin doğru yolda olduğunu Rabbiniz bilir.”

Sonuç olarak ayetten de anlaşılabileceği gibi kimin doğru yolda olduğunu ancak Allah bilir. Ondan dolayı Allah ile aramıza aracı koymadan dua etmeliyiz. Rabbimiz bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu ve dua ettiğimiz zaman duamıza icabet edeceğini bildiriyor. Bizim de O’nun davetine icabet ederek takva sahibi olmamızı istiyor. İnşallah Rabbimizin istediği gibi kullar oluruz ve Rabbimizin rızasına nail oluruz.

Allah’a emanet olun. Selam ve dua ile kalın.