EVLİLİKLERDE AİLE MÜDAHALESİNE DİKKAT

Çocuklarımızın sevgi ve saygısını kazanabiliriz.

Evliliklerin dağılmasında başı çeken içki, kumar, dayak, aldatma gibi birçok sorun vardır. Dindar insanların evliliklerinde bu sorunlar olmamasına rağmen maalesef cehalet nedeniyle boşanmalar vuku bulmaktadır.

Dindar insanların evliliklerindeki en büyük problem tarafların ailelerinden gelen dayatmalardan kaynaklanmaktadır. Dindar ailelerdeki geçimsizliklerin başında kıskançlıklar gelir. Anne, babalar çocuklarını bir yabancı ile paylaşmak istemezler. Kardeşler, kardeşlerini bir yabancıyla paylaşmak istemezler. Kıskanç bir insandan beklenen her türlü davranışı sergilerler. Bazen bu kıskançlıklar iftiralara kadar uzana bilmektedir.

Kıskançlık insanı Allah’ın rızasından uzaklaştırır. Her ne kadar Müslümanız diye ahkam kessek de Müslümanlığımız nazariyattan ibaret kalmaktadır. Uygulamada Allah’ın emirlerini pek galeye almamaktayız.

Aile dışındakiler de bazen cahilce öğütler verirler ve insanları kıskançlığa sevk ederler: “Aman dikkat et oğlunu elinden almasınlar veya aman dikkat et kızını elinden almasınlar!” Böylece dünürler çocuklarının sadece kendileriyle görüşmesini diğer tarafa gidip gelmemesini arzu ederler. Taraflar dünürlerinden çocuklarını uzaklaştırmak için dünürlerini karalama kampanyasına girişirler.

İnsanlar dinlerini tam bilmedikleri için başkalarını tahrik etmenin, kıskançlığa sevk etmenin ne kadar günah olduğunu idrak edemezler. Kıskançlığa sevk edilen kişiler de kıskançlığın ne kadar günah olduğunu bilmezler ve kıskançlık krizlerine girerler. Kendilerinin hayatlarını da çocuklarının hayatlarını da gençliklerini de mahvederler.

Çocuklarının arasında huzursuzluk baş gösterir ve senin ailen, benim ailem derken olay büyür. Bütün bu davranışlar cehaletten ileri gelmektedir. Bu durum bazen o çok sevdikleri çocuklarının evliliğini, kötü sona doğru götürür ve çok sevdikleri torunları da analı babalı öksüz olur.

Hayatımızda hep hesaplamadığımız bir şeyler olur ve bedelini ağır öderiz. Kendimize çeki düzen vermezsek torunlarımız da bizim ailelerini parçaladığımızı düşünecekler ve bizden uzaklaşmak isteyeceklerdir. Bize olan güvenlerini, sevgilerini ve saygılarını kaybedeceklerdir.

KENDİ DOĞRULARIMIZI DAYATMAYALIM.

Hayatta hiçbirimiz ebedi kalıcı değiliz. Er geç mutlaka biz de öleceğiz. Biz ölüp gittiğimiz zaman geriye bıraktığımız çocuklarımız eşleriyle baş başa kalacak. Aralarında sevgi, saygı oluşmasına engel olmuşsak o paylaşmak istemediğimiz, karşı tarafa kaptırmak istemediğimiz biricik yavrumuzun biz öldükten sonraki dostu, akrabası, seveni kim olacak?.. Hayvanların bile sevgiye ihtiyaç duyduğu şu dünyada mutsuz ve yapa yalnız mı kalacak?..

Kim daha dominant olacak yarışını bıraksak… Dünürlerimizin oğullarımızla veya kızlarımızla ilgilenmesine bir de başka açıdan baksak… Düşmanı anan da doğurur. Önemli olan dost kazanmaktır, diye düşünsek… İki dünür birbirimize ve çocuklarımıza sevgiyle destek olsak… Dinimizi teferruatlıca öğrensek… Şeytan kafamızı karıştırmasın, huzurumuzu bozmasın diye şerrinden Rabbimize sığınsak… Hayat hepimiz için ne güzel olurdu…

113: FELAK / 1. 2. 3. 4. 5. De ki: “Karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden, kıskandığı zaman kıskancın şerrinden, yarattığı diğer şeylerin şerrinden, iyiliği kötülükten ayıran Rabbime sığınırım.”

Şunu iyi bilmeliyiz ki dinimizde gelin veya damat öz evlat gibidir. Namahrem değildir. Bunlar Allah’ın tayin ettiği kan bağı olmayan akrabalıklarımızdır. Çocuklarımız geçinemeyip ayrılsa bile bu bağ devam eder. Gelinimiz veya damadımız ömür boyu bize namahrem olmazlar.

Gelin ve damadımızın namahrem olmadığı gibi onların tekrar evliliklerinden doğan çocuklar da bizim torunlarımız gibidir bize namahrem olmaz. Rabbimiz ne güzel yasalar koymuş, elhamdülillah. Bunları bilen bir insan, evlendirdiği oğlunu veya kızını kıskanmaz. Gelinini veya damadını öz evladından ayırmaz. Sever, merhamet gösterir. Allah da aralarında sevgi ve merhametin gelişmesine yardım eder.

İyi niyetli bir insan yeni evli gençleri anlamaya çalışır. Tecrübesizliklerini görmezden gelir. İnsan nasıl yürümeyi düşe kalka öğreniyorsa onlarda hayatı düşe kalka öğrenecektir. Endişe edip gençlerin hayatlarına karışmak doğru değildir. Kendi arzularımızı dayatmamalıyız. Onlara hayatı tecrübe etme şansı tanımalıyız ancak yardım isterlerse yardımımızı esirgememeliyiz. Ne demişler: “Bir musibet bin nasihatten evladır.”

Selam ve dua ile.