KUR’AN’I KERİM NE ZAMAN KİTAP HALİNE GELDİ VE NE ZAMAN ÇOĞALTILDI

Kur’an’ı Kerim hangi malzeme üzerine yazıldı ve onu kim muhafaza etti?

Peygamberimize Hz. Cebrail vasıtasıyla indirilmiş olan yüce Kitap’ımız Kur’an’ı Kerim 23 senede tamamlanmıştır. Kur’an’ı Kerim taşa, ağaca mı yazıldı yoksa deri üzerine mi? Rastgele malzemelere yazılan ayetlerden bazıları kayıp mı oldu? Peygamberimizin sağlığında Kitap halinde miydi yoksa vefatından sonra mı Kitap haline getirildi?

Kur’an Kerim’in Peygamberimizin vefatından sonra toplatılıp kitap haline getirildiği doğru mu?

Münafıklar Allah’ın Kitap’ı ve Peygamberi hakkında birçok senaryolar üretmişlerdir. Bu senaryolardan biri de Kur’an’ı Kerim’in Peygamberimizin vefatından altı ay sonra toplatılıp beş yıl üzerinde çalışılarak Mushaf haline getirildiği iddiasıdır. Bu iddialara göre Kur’an ayetleri; ağaç kabuğu, bez, taş, tuğla, kürek kemikleri üzerine yazılmıştır. İnananlar arasında ayetlerin eksik toplandığı şüphesini uyandırmak için oluşturulmuş bir iddia olduğu açıktır. Bazı ayetlerin bulunamadığı bundan dolayı Kitap’ta yer almadığı da bu iddiaların içinde yer almaktadır.

Arapların kâğıdı bilmediğini bundan dolayı Kur’an ayetlerini ağaç, kabuğu, bez parçaları, taş, tuğla, kürek kemikleri gibi malzemelerin üzerine yazdıkları ileri sürülmüştür. Bu rivayetler ile Kur’an’ı Kerim’deki Tur Suresi 1. 2. 3. ayet arasında büyük bir çelişki vardır.

Mekkeliler ticaretle uğraşmaktaydı. Bu nedenle okur, yazar sayısı başka şehirlere nazaran daha yüksekti. Peygamberimiz kırk kadar vahiy kâtibi tayin ettiği rivayet ediliyor. Bunların, ayetleri taşa, ağaç kabuğuna, beze, tuğlaya, kürek kemiklerine yazarak muhafaza ettiklerini ileri sürmek tutarsız bir iddia olmaktan dışarı çıkamaz Ashaptan okuma, yazması olan herkes kendisi için bir Mushaf hazırlamıştır.

Kur’an’ı Kerim taş devrinde inmedi. Mısır’da MÖ 3000 yılından itibaren papirüs bitkisinden elde edilen papirüs kâğıdı kullanılmaktaydı. Bergama’da oğlak derilerinden icat edilen parşömen kâğıdı MÖ II. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlamış ve buradan da bütün dünyaya yayılmıştır. Araplar da yazı yazarken bu malzemeleri kullanıyorlardı. Arapların bu malzemeleri tanımıyor olmaları imkansızdı. Mekke ve Medine’nin nüfusunun büyük bir bölümü İncil’e ve Tevrat’a inanıyordu. Papirüs kâğıdı ve deri parşömen üzerine yazılı bulunan binlerce İncil ve Tevrat mevcuttu. Nasıl olup da Kur’an’ı Kerim’i yazmak için bu malzemelere ulaşılamıyor ve uydur kaydır yerlere yazılıyor ve bunları toplayabilmek için beş yıl gibi bir zaman harcanıyor?..

Deri parşömen dayanıklı bir malzemedir. Bin beş yüz sene önce yazılmış parşömenler sanki dün yazılmış duygusu uyandırmaktadır. Üzerine yazı yazmak kolaydır. Yırtılmaya karşı dayanıklıdır. Her iki yüzüne de yazılabilir. Okunurken gözü yormaz. Bu malzeme XII. yüzyıla kadar kullanılmıştır. Bu değerli ayetlerin; ağaç kabuğu, kâğıt, bez, taş, tuğla, kürek kemikleri gibi malzemelerin üzerine yazılmış ve sonradan toplatılarak Mushaf haline getirilmiş olduğunu öne sürmek abesle iştigaldir.

Vahiy katipliği görevi verilen kimselerin Kur’an’ı Kerim’i kâğıt veya deri parşömen üzerine yazmaları mümkünken neden rastgele malzemelerin üzerine dağınık bir şekilde yazsınlar, bunun bir mantığı olabilir mi?

Aynı zamanda bu iddia Allah’ı yalanlamaktır. Neden Allah’ı yalanlamaktır, diyorum çünkü Allah bu konu ile ilgili bir ayet indirmiş ve bu iddiaları cevaplamıştır. Bu ayet Peygamberimizin vefatından sonra inmedi ya…

Münafıklar, insanların cehaletinden yararlanarak bu ayeti gizlemişler ve insanların kalplerine şüphe sokmayı başarmışlardır. Bugün kime sorsanız ayetlerin ağaç kabuğu, kâğıt, bez, deri parçaları, taş, tuğla, kürek kemikleri gibi malzemelerin üzerine yazılmış ve sonradan toplatılarak Mushaf haline getirilmiş olduğuna inanırlar. Böylece Allah’ın ayetini inkâr etmiş olurlar fakat ne yazık ki bunun farkında değillerdir.

Kur’an’ı Kerim’in deri parşömen üzerine yazıldığının en büyük delili nedir?

Kur’an’ı Kerim ince deri parşömen üzerine özenle satır satır yazılmış bir Kitap’tır. Kur’an’ı Kerim’in ince deri üzerine satır satır yazıldığının şahidi Kur’an’ı Kerim’in yine kendisidir. Tur Suresi 1.2.3. ayetler Mushaf’ın sağdan soldan toplanarak yazılmadığının bir delilidir. Bu ayetler Rabbimiz tarafından üzerine yemin edilmiş ayetlerdir. Bu ayetler Peygamberimizin vefatından sonra inmediğine göre Kur’an’ı Kerim’in taşa, ağaca vs. ye yazıldığını Peygamberimizin vefatından altı ay sonra toplatılıp beş yıl uğraşma sonucu toparlanabildiğini ve Kitap haline getirilebildiğini ileri süren din adamları ya cahildir ya da münafıktır.

Karşımıza iki seçenek çıkıyor: Ey Müslümanlar! Allah mı doğru söyler yoksa beşer mi? Vicdanınızı, imanınızı ortaya koyup bir düşünün. Dikkatinizi çekmek isterim, Allah Kur’an’ı Kerim’de diyor ki:

52: TUR / 1. 2. 3. Tûr’a, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitap’a andolsun!

Satır satır özenle yazılmış bir Kitap var ki Allah onun üstüne yemin ediyor. Ne yazık ki ulemanın bir kısmı bu ayetleri görmezden gelmişlerdir. Kur’an’ı Kerim’in taşa, ağaca yazıldığını Peygamberimizin vefatından altı ay sonra toplatılıp Mushaf haline getirildiğini rivayet etmişlerdir. İnsanları buna ikna etmek için birçok çelişkili rivayetler uydurmuşlardır. Maalesef sonunda kötü emellerine ulaşmışlardır. İnsanların kalplerine fitne sokmuşlardır. Toplarken eksik olan, kaybolup bulunamayan ayetler olduğunu ileri sürmüşlerdir. Halbuki Allah, indirdiklerinin korunmakta olduğunu söylemiştir:

15: HİCR / 9. Kesinlikle Zikri biz indirdik ve yine elbette kesinlikle O korunuyor.

10: YUNUS / 15. Ayetlerimizi onlara apaçık bir şekilde okuduğumuz zaman bize kavuşmayı ummayan kimseler dediler ki: “Bize bundan başka bir Kur’an getir ya da O’nun ayetini değiştir.” De ki: “Benim kendi kendime onu değiştirmem mümkün değil. Rabbime karşı gelip bana vahiy edilenden başkasına uyarsam muhakkak ki azap günü şiddetli bir azaba çarptırılmaktan korkarım.”

17: İSRA / 73. Sana vahiy ettiklerimiz hakkında neredeyse seni bile şaşırtacaklardı. Onlar, indirilenden başkasıyla senin bize iftira etmeni başarabilselerdi o zaman seni dost edineceklerdi.

18: KEHF / 27. Sana ne vahiy olunduysa Rabbinin Kitap’ından onu oku! Onun sözlerini değiştirecek bir kimse yoktur. O’ndan başka sığınılacak birini asla bulamayacaksın.

Bazı insanlar tarafından ayetler bazı malzemeler üzerine kötü niyetle yazılmış olması muhtemeldir ama bunların toplatılıp Mushaf haline getirilmiş olmasını iddia etmek de iyi niyet değildir. Bunların Hz. Ebubekir tarafından toplatılmış olmasının önemli bir sebebi vardı. Bu malzemelerin toplatılmasını büyük bir ihtimalle Hz. Ebubekir’den Peygamberimiz istemiştir çünkü Peygamberimize Maide Suresi 13. ayet indirilmiş ve Münafıkların ayetlerin üzerinde oynadıkları, kelimelerin yerlerini değiştirerek farklı manalar çıkardıkları bildirilmişti.

Hz. Ebu Bekir, taşa ağaca vs. ye yazılmış bu malzemelerdeki ayetleri toplatmak isteyince münafıklar bunlardan Mushaf oluşturulacağını zannettiler ve ellerinde bulunan üzerinde oynamış oldukları ayetleri Hz. Ebu Bekir’e getirip teslim ettiler. Toplanan bu malzemeler imha edilmek üzere toplatılmıştır. Böylece münafıkların oyunları bozulmuştur. İlgili ayeti kerime aşağıdadır.

5: MAİDE / 13. Sözleşmelerini bozmuş olmalarından dolayı onları lanetleyip kalplerini kaskatı yaptık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Kendilerine öğütlenen şeylerden pay almayı unuttular. Onlardan çok azı müstesna diğerlerinden her daim hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma çünkü Allah güzel davrananları sever.

Toplatılmış olması bu malzemelerin toplatılarak Kitap haline getirilmiş olmasının kanıtı değildir. Münafıklar, bu malzemeler toplatılıp imha edildi, hedefimize ulaşamadık, deyip pes etmediler. Münafıklıklarına devam ettiler. Toplanan malzemeler imha edilmiş olduğunu bildikleri halde sanki bu malzeme toplatılıp Mushaf’ı meydana getirmiş gibi bir durum takındılar. Zamanla insanları buna ikna ettiler sonrasında da Kitap’ta olmayan sureler ve ayetler olduğunu Kitap’ın eksik yazıldığını ileri sürdüler.

Zamanında Peygamberimizle üzerinde tartıştıkları Kur’an’ı Kerim’de olmayan ayetleri Peygamberimizin vefatından sonra sanki Kur’an’ı Kerim’de varmış gibi uygulamaya koydular. Uydurdukları hadis rivayetleriyle Allah’ın ayetlerini fes ettiler. İslam’ı İslam dışı hikayelerle doldurdular. Müminleri ayakta uyuttular. İnsanların İmanlarını çaldılar ama insanlar bunun farkına varmadı, her söylenen söze kayıtsız şartsız inandı. Allah’ın indirdiklerini öğrenmek konusunda kayıtsız mı kayıtsız kaldı. Allah’ın Kitap’ını okuyup söylenenlerin doğru olup olmadığını araştırmadı.

2: BAKARA / 176. Şüphesiz ki Allah Kitap’ı hak bir sebeple indirmiştir. Kitap’ta ihtilafa düşenler; kesinlikle haktan uzak, derin bir anlaşmazlık içindedir.

4: NİSA / 108. Hainliklerini insanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler. Halbuki geceleyin onlar O’nun istemediği şeyleri konuşurlarken O, onlarla beraberdi. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır.

Kur’an’da zikredilen Mushaf’ı kim yazdı ve kim muhafaza etti?

Medine döneminde okur yazar oranı bir hayli artmıştır. Peygamberimizin, okuma yazma bilen esirleri ve sahabeleri halka okuma yazma öğretmeleri için görevlendirdiği bilinmektedir. Sahabeden Peygamberimizin eşi Hafsa bint Ömer, Abdullah bin Said bin As ve Ubade bin Samit bu maksatla görevlendirilenlerin arasında yer almıştır.

Kur’an’ı Kerim münafıkların iddia ettiği gibi taş, ağaç, kemik vs. üzerindeki ayetler toplanıp Mushaf oluşturulmuş da bundan sonra Hz. Hafsa validemizin muhafazasına verilmiş bir Kitap değildir. Bu büyük bir iftiradır. Vahiy katipleri kesinlikle deri parşömen kullanmışlardır. Her kâtip kendi için bir Mushaf yazmıştır.

İnce deri üzerine satır satır yazılmış ve tasnif edilmiş, noktasıyla virgülüyle tastamam bir Kitap Peygamberimizin hanesinde mevcuttu fakat münafıkların bu Kitap’tan asla haberi yoktu. Tur Suresi 1.2.3. ayet bunun ispatıdır. Bu Mushaf Hz. Hafsa validemizin muhafazasındaydı. Peygamberimiz vefat ettiğinde eşlerinden Hz. Hafsa validemizin koruması altında tasnifini de bizzat Peygamberimizin kendisinin yaptığı bir Mushaf bulunuyordu. Hz. Hafsa validemiz okur yazardı ve vahiy katipliği de yapmıştı.

Peygamberimiz, Hz. Hafsa validemizin muhafazasındaki Mushaf’ın çoğaltılıp dağıtılması emrini vefatından önce Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Hafsa, Hz. Ali ve Hz. Osman’a bildirmiştir. Hz. Osman da bu Mushaf’tan önce dört arkasından yedi nüsha yazdırıp ihtiyaç olan yerlere göndermiştir. Kur’an’ı Kerim çoğaltılırken de ekibin başında bizzat Hafsa validemiz bulunmuştur. Vahiy katipliğini ve muhafazasını yapmış olduğu Mushaf çoğaltılırken bizzat takip etmesi yazdıklarının yeni yazılan Mushaflara doğru aktarılmasını sağlamıştır. Kimse noksan var ilave var diye bir iddiada bulunamaz. Münafıklar, bu gerçekleri rivayetleriyle gizlemeye çalışmışlardır.

Kur’an’ı Kerim ilk etapta çoğaltılan dört nüshası Mekke, Şam, Küfe, Basra’ya gönderilmiştir. İkinci etapta çoğaltın yedi nüsha da diğer ihtiyaç olan yerlere gönderilmiştir. Buralarda da ihtiyaca göre çoğaltmalar yapılmıştır. Böylece Hz. Hafsa validemizin muhafazasında bulunan, tasnifini ve tertibini Peygamberimizin yaptığı ve çoğaltılmasını emrettiği Mushaf çoğaltılarak dağıtılmıştır. Bugün elimizde bulunan Mushaflar orijinal Mushaf’tan çoğaltılmıştır.

Kısa sureler Kur’an’ı Kerim’in son kısımda yer almıştır ve bu sureler kısa olması nedeniyle insanlar tarafından namaz sureleri olarak kabul görmüştür. Bu tasnif Arap olmayanların bu sureleri kolayca ezberleyip namazda okuyabilmelerini kolaylaştırmıştır.

Kur’an ayetleri değişik zaman dilimlerinde ve değişik problemlere göre nazil olmuştur. Benzer ayetler, farklı surelerde ve benzer olaylarda tekrarlanmıştır. Bu tekrarlar konuların daha iyi kavramasına yardımcı olmuştur.

Arapça harekesiz yazılır, okunur. Kur’an’ı Kerim, dili farklı olan ülkelere gönderildiği zaman harekeler kullanmaya ihtiyaç duyulmuştur. Kur’an’ı Kerim’e harekeler konmuştur ve kelimelerin doğru telaffuz edilmesi bu harekelerle sağlanmıştır. Arap ülkelerindeki İlkokullarda öğrencilerin kelimeleri doğru telaffuz etmelerini sağlamak amacıyla harekeler kullanılmaktadır.

Sonuç olarak taşa ağaca yazılı malzeme toplatılarak imha edilmiştir. Ashabın yazdığı Mushaflar da toplatılıp Hz. Osman zamanında imha edilmiştir. Elde tek bir Mushaf kalmıştır. O da Peygamberimizin hanesindeki Mushaf’tır. Peygamberimizin tembihi üzerine bu Mushaf deri parşömenler üzerine yazılarak çoğaltılmış, doğru okunması için harekeler verilmiş ve gerekli yerlere gönderilmiştir. Bugün bu nüshaların; Topkapı Sarayında, Semerkant Kütüphanesinde, İngiltere’de Birmingham Üniversitesinde bulunduğu bilinmektedir.

Rast gele malzemelere yazılan ayetlerin toplatıldığı bir gerçektir fakat bu toplananların Kitap haline getirilmiş olduğu iddiası doğru değildir. Peygamberimizle mücadele halinde bulunan münafıkların ağır bastığı bir toplumda ayetlerin çevreden toplanarak bir Kitap haline getirilmiş olması akla ziyandır.

Münafıklar, bu rivayetlerle Kur’an’ı Kerim’in ayetlerinin orijinal haliyle toplatılıp kitaplaştırılamadığı şüphesini oluşturmaya çalışmışlardır. Bundan dolayı Hz. Hafsa validemizin elindeki Mushaf’ın toplama olduğunu iddia etmişlerdir. Kaybolup bulunamayan ayetler olduğunu ve Kur’an’ı Kerim’in noksan toplandığını ileri sürmüşlerdir. İnandırıcı olsun diye rivayetlerinde bu konuyu farklı anlatımlarla sıkça dile getirmişlerdir.

Kur’an’ı Kerim’i tahrif edememişlerdir. Münafıkların planları bozulmuştur fakat bu defa Mushafları yaktırdığını ileri sürerek Hz. Osman’a saldırmışlardır. İnsanların cehaletini kullanarak rivayetler vasıtasıyla insanları haktan uzaklaştırmışlardır. O gün bugündür Müslümanlar bunun bedelini ödemektedir. Müslümanlar uyanmasın diye hala her türlü imkanlarını sarf etmektedirler.

Sevgili kardeşlerim Müslümanın iki düşmanı vardır. Bunlardan biri münafıklar diğeri şeytanlardır. Bunların şerrinden korunmak için Rabbimize sığınmalıyız. Rabbimizin bize ikramı olan akıl nimetini iyi kullanmalıyız ki münafıkların ve şeytanların tuzaklarına düşüp imanımızdan olmayalım. Allah’ın Kitap’ını okumazsak Allah’a düşman olanlarının tuzaklarına kolayca düşebiliriz. Allah’ın ilk emri “Oku!” olmuştur.

Allah’a emanet olun. Selam ve dua ile kalın.