ZİNADAN DOĞAN ÇOCUĞA MİRAS DÜŞER Mİ?

Evlilik dışı doğan çocukların mirasta hakkı var mı?

Dinimizde zinadan doğan çocuğun miras hakkı evlilik içi doğan çocuklarla eşittir fakat uygulamalarda haksızlık vardır. Dini otoriteler zinadan doğan çocuğun miras hakkını gasp etmişlerdir ve bunun toplumun yararına olduğunu ileri sürmüşlerdir. Aslında bu uygulamalarla hem toplumu günaha sokmuşlar hem de günahsız bir çocuğun haklarını zayi etmişlerdir. Uygulamalar Kur’an Kerim kaynaklı değildir.

Evli bir erkek eşinin zina ettiğini ileri sürer mahkemeye baş vurursa ve kendinden başka şahidi de yoksa mahkemede karşılıklı yemin ettirilirler. Erkek dört kez karısının zina ettiğini gördüğüne dair yemin eder. Kadın da zina etmediğine, kocasının yalan söylediğine dair dört kez yemin eder. Kadının yemini doğru kabul edilir. Kocası onu boşayacak olursa kadın almış olduğu mehri kocasına geri ödemez Kadın zina ile suçlanmadığı için doğacak çocuk babanın nesebine kaydedilir ve nafakası babaya ait olur. Miras alır ve babası da ona mirasçı olur. (Dört şahitle zina ettiği ispatlanmış olan evli bir kadın boşanırken aldığı mehri kocasına geri öder.)

24: NUR / 6, 7. Karılarına zina isnat eden ve kendi nefislerinden başka şahitleri de bulunmayan kimseler, kendilerinin doğru söylediğine dair ayrı ayrı dört kere (dört şahit yerine) yemin ederler. Beşinci kere ise, yalancı olmaları halinde Allah’ın lanetinin kendi üzerlerine olmasını dilerler. (Bu yaptıkları yemin, erkeklerin üzerlerindeki yalancı şahitlik cezasını savar. Onları “seksen değnek vurulma ve ömür boyu şahitlikten men edilme” cezasından kurtarır çünkü doğru söyleme ihtimalleri de vardır.)

24: NUR / 8, 9. Kendilerine zina isnat edilen hanımlar, bu suçlamalara karşılık kocalarının yalan söylediğine dair ayrı ayrı dört kere (dört şahit yerine) yemin ve şahitlik ederler. Beşinci kere ise yalancı olmaları halinde Allah’ın lanetinin kendi üzerlerine olmasını dilerler. (Bu yemin kadınların üzerlerindeki zina suçunu savar. “Seksen değnek vurulma ve ömür boyu şahitlikten men edilme” cezasından kurtarır çünkü doğru söyleme ihtimalleri de vardır.)

Dört şahitle ispat edilmiş zinalarda ise doğan çocuğun babası bellidir. Çocuğun nafakasını karşılamaktan babası sorumludur. Çocuk babasından babası da çocuğundan miras alır.  Dört şahit bulunamayan durumlarda zina edenin her ikisi de zina ettiklerini ikrar ederlerse o zaman yine çocuğun nafakasını baba karşılar. Çocuk babasından babası da çocuğundan miras alır.  İtiraf edilmiş veya dört şahitle ispat edilmişse ensest ilişkiden doğan çocukların nafakasını da baba temin eder ve her iki taraftan da miras alır.

Zina eden bir erkek, çocuğun kendine ait olduğunu inkâr ederse ve kadın da zina ettiklerine dair dört şahit getiremiyorsa, çocuğun babası belirsiz olacağından dolayı baba soyu yok hükmündedir. Çocuk sadece annesinden miras alır. Bakımını annesi veya devlet karşılar. Bugün babalar genetik yoldan ispat edilebilmektedir.

Miras paylaşımında ne gibi adaletsizlikler oluyor? 

İslam’da kadının kazancı ayrı olduğu için ancak kadının öz çocukları, annelerinin malından miras alabilirler. Böylece evli kadınların malı korunur ve mirası yalnız ve yalnız kendi çocuklarına kalır. Kadın ve çocukları haksızlığa uğramaz. Zinadan olan çocuklar ise sadece baba bir kardeşleriyle baba malına mirasçı olur.

Şayet bugün yürürlükte bulunan, ortak havuza sahip olan evliliklerde mirasta bir adaletsizlik mevcuttur. Zinadan doğan çocuk nikahtan doğan çocuklarla aynı haklara sahip olmaktadır. Halbuki nikahlı eş aldatılmıştır. Erkek gelirinden metresinin giderlerini karşılamak için ortak havuzdan dışarı aktarım yapmıştır. Ortak havuza yeterince katkı sağlamamıştır. Buna rağmen erkeğin zinadan doğan çocuğu, resmi nikahtan doğan çocuklarıyla aynı miras hakkına sahip olmuştur. Kazanç aynı havuza girdiği için bunu ayrıştırma imkânı yoktur. Burada nikahlı eş ve nikahlı eşten olan çocukların hakkı gasp edilmiştir.

Bu uygulamada düzeltilmesi gereken bir adaletsizlik söz konusudur çünkü aldatılan eş evlilikteki ortak havuza daha çok katkıda bulunmuştur. Nikahlı eş ihanete uğramakla kalmamış, kazancını da ihanet ürünü çocukla paylaşmak durumunda bırakılmıştır. Nikahtan doğan çocukların annelerinden alacakları miras eksilmiştir. Böylece hem evlilik içi çocuklar hem de anneleri maddi ve manevi kayba uğratılmıştır.

Dini uygulamalarda da zinadan doğan çocuklara büyük haksızlıklar yapıla gelmiştir. Bu uygulamalar Kur’an’ı Kerim’e aykırı uygulamalardır. Allah herkesi kendi günahından sorumlu tutmaktadır fakat dini uygulamalarda bunu göremiyoruz. Zinadan doğan çocuklar mirastan mağdur ediliyor. Zinadan çocuk sahibi olan erkekler nafaka ve miras gibi her türlü yükümlülükten kurtarılıyor ve dolayısıyla zinaya teşvik edilmiş oluyor. Zina iki kişi arasında gerçekleşen kötü bir olay olmasına rağmen yalnızca zina eden kadın ve masum olan çocuk cezalandırılıyor. Hiç günahı olmayan zina ürünü çocuk, babadan miras alamıyor. Devlet işlerinde yüksek yerlere gelemiyor.

İnsanlar dini otoritelerin ağzından çıkan her fetvayı Kur’an’a uygun zannediyor ve İslam’ı adaletsizlikle suçluyor. Dini uygulamalarda adaleti gözetme şartıyla düzenlenmesi gereken birçok hüküm bulunmaktadır fakat bu yanlış uygulamalar İslam dini üzerinde güçlü birer tabu oluşturmuştur. İnsanlar, dini otoritelerin öne sürdüklerini Allah’ın hükümleriymiş gibi algılıyor. Onların ortaya koydukları din dışı uygulamalara sahip çıkıyor. Allah’ın indirdiği gerçek hükümlerden haberi bile yok.

Bir diğer üzücü konuysa gerek dini gerekse medeni kanunlardaki uygulamaların ortaya çıkardığı adaletsizliklerden dolayı her yıl binlerce ceninin yaşam hakkına son verilmektedir. Gayri meşru ilişkisi olan veya tecavüze uğrayan kadınların yüzde doksan dokuzu bebeğini aldırarak veya ilkel yollarla düşürerek evlat katili olmaktadır. Dünyaya gelen bebekler de doğduktan sonra ya cami avlularına ya da çöp kutularına bırakılmaktadır.

Toplum baskısı ve kanunlar, hata yapmış insanları katil olmaya zorlamaktadır. İnsan öldürmek zinadan daha büyük bir suçtur. Buna rağmen gerek toplum tarafından ve gerekse devlet tarafından hata yapmış olan anneler, öz be öz evlatlarını, o masum günahsız bebekleri öldürmeye teşvik edilmektedir. Dolayısıyla hem toplum hem de kanunlar anneleri insan öldürme suçuna azmettirme fiilinde bulunmakta ve suça ortak olmaktadır. Allah bu çocukların neden öldürüldüğün hesabını hem topluma hem de yasa yapıcılara hem de bebeğini öldürene soracaktır.

Okuduğunuz için teşekkürler. Allah’ın adaletine emanet olun.