HÜKÜM NE DEMEK? İSLAM’DA HÜKÜM KOYMA YETKİSİ KİME AİTTİR?

PEYGAMBERLER HÜKÜM KOYABİLİR Mİ?

Hüküm; egemen olma, buyruğunu yürütme, yargılama ve karar verme anlamlarında kullanılır: “Mahkemenin hükmü budur.”, “Burada hüküm sahibi sensin.” “Dinde hüküm sahibi Allah’tır.”

Allah Peygamberleri vasıtasıyla Kitaplar indirmiştir. Kitapların içeriğinde öğütler, emirler ve yasaklar bulunur. Bunlara Allah’ın indirdiği hükümler, denir. Kur’an’ın Kerim’de bu terim çok sık zikredilir.

Dünya ve ahirette insanların mutlu olmalarını sağlamak için İslam’ın getirdiği kurallar bütününe şer’i hükümler (ahkam-ı şer’iyye) denir. Hükümler yapılış maksatlarına göre ikiye ayrılmıştır: Dünyevi hükümler, uhrevi hükümler. Fıkıhta hüküm; mükelleflerin fiilleriyle ilgili ilahi hitaplara denir. Kelam ilminde hüküm; İslam dininin iman, ibadet, muamelat ve ahlaka dair genel ilkelerini kapsar.

Mevcut uygulamalardaki hükümler, dört kaynaktan çıkarılmıştır: Kitap, sünnet, icma ve kıyas. Bu kaynaklarda bazı sıkıntılar bulunmakta ve bu sıkıntılar tartışmalara neden olmaktadır. Ayetlerin yanlış anlaşılması, hadis rivayetlerinin sağlam kaynaklara dayanıp dayanmaması, icma ve kıyasın hatalı kaynaklara göre yapılmış olması vs. gibi.

(İcma: Bir dini olayın hükmü konusunda fakihlerin görüşlerinin belli bir noktada birleşmesidir. Kıyas: Bir olayın dini hükmünü ortaya koymak konusunda bir fakihin şahsi görüşüdür.)

Bir ideolojinin veya dinin tepeden inme uygulamaya konması ancak zorbalıkla olabilir. Kur’an’ı Kerim basılı bir kitap olarak indirilip hemen yürürlüğe girmedi. Şayet öyle olsaydı bu bir zorbalık olurdu. Allah ise kimseye zulmetmediğini, zulmedenlerden hoşlanmadığını ve cehennemi zulmedenler için hazırladığını bildirmiştir.

Allah, akıl sahiplerine hitap edip dinde zorlama yoktur, demiştir. Din ancak dinlemek, anlamak ve uygulamak isteyene tebliğ edilir. Allah dileyene hidayet nasip eder. İyiyi kötüyü ayırt edebilecek bir şuura sahip kimselerin, zorlamaya gerek olmaksızın doğru ve güzel olanı arayıp bulacağı gerçeği ortadadır.

Kur’an’ı Kerim indirilmeden önce Arapların da kendilerine mahsus töreleri bu törelerinin şekillendirdiği yasaları mevcuttu. Peygamberimiz bu toplumda dünyaya gelmiş ve kırk yaşına kadar tamamen bu yasaların gölgesinde yaşamış bir beşerdi. Kırk yaşında kendine peygamberlik verilmiş ve tebliğ ile görevlendirilmişti. Peygamberimize indirilen her hükmün hemen yasalaşma imkânı elbette yoktu. Sadece inanan insanlar, Allah’ın indirdiği emirleri mümkün olabildiğince hayatlarına uygulamaya çalıştılar. Tabi ki uygularken birçok engelle karşılaştılar.

Kur’an’ı Kerim peyder pey indirilerek yirmi üç senede tamamlandı. Allah bir hüküm indirince cahiliye devrinin eski hükmü inananlar arasında uygulamadan kaldırılıyordu ve Allah’ın indirdiği hükme uygun hareket ediliyordu.

Bir peygamber hevasına göre hüküm koyabilir mi?

Kur’an’ı Kerim tamamlanıncaya kadar bu eski cahiliye devrine ait yasalardan yürürlükte kalmaya devam edenler oldu çünkü hiçbir peygamberin kendiliğinden bir hüküm getirmesi ve eski hükmü uygulamadan kendi kendine kaldırması mümkün değildi. Allah buna izin vermiyordu.

Her peygamber gibi Peygamberimiz de cahiliye devrine ait bir hükmü kaldırabilmek için Allah’ın indireceği hükmü bekliyordu ve hüküm indikten sonra bu hükmü inananlara tebliğ ediyordu. Kur’an’ı Kerim’in inme süreci boyunca cahiliye devrine ait mevcut yasalar adım adım yürürlükten kalktı. Onların yerini Allah’ın indirdiği adil hükümler aldı.

5: MAİDE / 67. Ey Peygamber Rabbinden sana ne indirilmişse duyur. Eğer bunu yapmazsan onun mesajını duyurmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyor. Allah kafirler topluluğunu hidayete erdirmez.

Kur’an’ı Kerim’in indirilmesi sona erince cahiliye devrinin tüm uygulamaları ortadan kaldırıldı ve Müslümanlar, Allah’ın indirdiği hükümlerin tamamına uygun yaşamaktan sorumlu tutuldu. Vahiy tamamlanmış ve Allah hidayet bulunacak adresi belirtmişti ve o adres sadece Kur’an’ı Kerim’di.

Kur’an’ı Kerim’in tamamlanmasıyla cahiliye dönemine ait hükümler tamamen ortadan kalktı ve cahiliye dönemine ait defter kapanmış oldu. Kur’an’ı Kerim tamamen tamamlanmadan önceki hükümlerin içinde cahiliye dönemine ait hükümlerden az ya da çok kırıntılar bulunmaktaydı. Bu defterin tekrar açılmaması için Peygamberimiz kendinden bir kelime daha yazılmamasını vasiyet etti. Dört halife, ashap ve tabiin döneminde Peygamberimizin vasiyetine tabi olundu. Hiç kimse hadis yazmaya yeltenmedi.

Dört halife, ashap ve tabiin döneminden sonra olan oldu. Allah’ın indirdiği hükümler hadislerle tasfiye edilmeye başladı.

Peygamberimiz kendinden bir kelime dahi aktarılmasına izin vermemiş, ümmetini bunu yapmaktan men etmişti. Onları Kur’an’ı Kerim’in hükümlerine bağlı kalmaya davet etmiş ve müminlerin dikkatini gelecekte oluşabilecek bir tehlikeye çekmişti. Bu tehlike, Peygamberimizden rivayet edilecek olan sözlerle oluşacaktı. Tıpkı bundan önceki ümmetlerde olduğu gibi Allah’ın indirdiği hükümler hadislerle tasfiye edilecek ve insanlardan gizlenecekti. Peygamberimiz Kur’an’ı Kerim’in tamamlanmasından çok kısa bir süre sonra vefat etti.

Kur’an’ı Kerim’in hükümleri tamamlanmadan önce uygulanmasına devam edilmiş olan bazı hükümlerin hadis rivayetleri vasıtasıyla Allah’ın tamamlamış olduğu hükümlere karışma riski bulunuyordu. Bu risk, dinin dejenere olmasına ve gerçek anlamda yaşanmamasına neden olacaktı.

Nihayet korkulan oldu. Dört halife, ashap ve tabiin döneminde bu riskin oluşmasına izin verilmedi. Onların vefatından sonra hadis toplama faaliyetine geçildi. Artık meydan boştu. Hadis toplayanlara itiraz edecek ve kendilerini tenkit edecek kimse yoktu.

Hadis toplayıp aktaranlar, hadisleri aktarırken cahiliye devrinde Peygamberimizin onların yaptıklarına ses çıkarmayışını sanki Peygamberimiz tasdiklemiş gibi bir algı yaratma yoluna gittiler. Halbuki bir hükmü Peygamberimizin kendiliğinden değiştirmesi veya o konuda Allah’ın hükmü gelmeden bir söz söylemesi yasaktı.

Hadis aktarımlarında sıkça gördüğümüz rivayet şekli şuydu: “Biz peygamber zamanında böyle yapardık.” Bir şeyi peygamber zamanında yapmış olmak Allah’ın indinde hiçbir şey ifade etmez.

Hadisler ve ayetler arasındaki tutarsızlıkların sebebi nedir?

Bazı hadislerle ayetler arasında birçok tutarsızlıklar görürsünüz. Bunun nedeni Allah’ın Kitap’ı henüz tamamlanmamış olduğu zamanlarda yaşanmış olan ve Hz. Peygamberin görüp de susmuş olduğu cahiliye devrine ait hükümlerin Kuran’ı Kerim’in tamamlanmasından sonraki zamana aktarılmasındandır.

Allah bir hüküm indirmeksizin Peygamberimizin cahiliye devrinin hükümlerine müdahale edemediğini biliyorlardı. Bildikleri halde bunu dikkate almadılar. Peygamberimizin o hükümleri onayladığı için gördüğü zaman ses çıkarmadığını ileri sürdüler.

2: BAKARA / 174. Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de karşılığında biraz para alanlar, gerçekten karınları dolusu ateşten başka bir şey yemiyorlar. Kıyamet günü Allah onlara ne söz söyler ne de kendilerini temize çıkarır. Onlara sadece acı veren bir azap vardır.

Allah’ın ayetlerinde tutarsızlık bulunmaz. Kur’an’ı Kerim’i cahiliye devrinde yaşanmış olayların katkısı ile yorumlarsanız, Allah’ın ayetlerini kendi içinde çelişkili ve anlaşılmaz bir duruma sokmuş olursunuz. Nitekim de öyle olmuştur. Kur’an’ı Kerim’deki hükümlere ters düşen bir olayı aşağıdaki örnekte görmektesiniz.

Bu hadiste anlatılan hükmün Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan çok önce yaşanmış bir olaya dayandığı çok barizdir çünkü Kur’an’ı Kerim’in aksine hükümler içeriyor. Böyle hadisler dikkate alınıp bunlardan hüküm çıkartılmaması gerekir. Bu tip hadisler din düşmanları tarafından uydurulmuş birer senaryo da olabilir. Aşağıda Kur’an’ı Kerim’e ters düşen bir hüküm örneği görmektesiniz: 

(Ravi: İbnu Mes`ud Hadis: Ravinin anlattığına göre ona, kocası ölen bir kadın hakkında soruldu, kocası ona mehir tespit etmemiş, henüz kendisiyle gerdek de yapmamış. Kadına şu cevabı verdi: “Kadın mehrin tamamını alır, iddet bekler ve mirasa da iştirak eder. Ma`kıl İbnu Sinan söz alarak dedi ki: “Resulullah (s.a.v.)`ı işittim, Berva` Bintu Vaşık için bunun misli bir hüküm vermişti.” Bu açıklamaya İbnu Mes`ud sevindi. Hadis No: 3464)

Kur’an’ı Kerim’deki hükümleri dikkate alırsak yukardaki hüküm tamamen yanlıştır.  Mehir tespit edilmemiş olan bir nikah Allah’ın hükmünde haram olduğuna göre bu hadiste bahis konusu olan bu nikah geçerli bir nikah olamaz. Bu sebepten dolayı kadın mirasa iştirak edemez. Mehir tayin edilmemiş olduğu için mehir de alamaz. Gerdek yapmamış olduğu için iddet de beklemez. Mirasçılar haklı olarak bu durumdaki kadının mirasçı olmasına itiraz edebilir. Eğer gerçekten bu rivayet İslam’ı yok etmek için yazılmış bir senaryo değilse bu rivayette konuşan iki kişi Kur’an’ı Kerim’in kapağını bile açmamış kimselerdir.

Mehiri belirlenmiş ve nikahı ilan edilmiş bir kadının kocası eğer gerdeğe girmeden gerdek öncesi ölecek olursa o kadın her türlü kanuni haktan yararlanır çünkü evliliğin şartları yerine getirilmiştir. Kadın kocasını ölüm nedeniyle kaybettiği için gerdek yapılamamıştır. Kadın resmen evlidir. Mehir alır, mirasa iştirak eder. Gerdek yapmamış olduğu için de iddet beklemeden bir başkasıyla evlenebilir. Dilerse bu haklarından vaz da geçe bilir.

Buradan şu gerçeğe ulaşabiliriz. Kur’an’ı Kerim’in hükümlerine paralellik göstermeyen hadisler Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan önce yaşanan olayları kapsar. Böyle hadislerden yararlanmaya kalkmak hüküm çıkarmak doğru bir yöntem olamaz. Kur’an’ın Kerim’in hükümleri dikkate alınmalıdır fakat açıklanmaya çalışılan konuları açıklarken insanların hafızasında pekiştirmek için belki sadece vahye paralellik gösteren rivayetlerden yararlanıla bilinir. Bu da zaruri değildir. Allah hükümlerini yeterince açıklamıştır. Konuyla ilgili ayetler aşağıdadır.

33: AHZAB / 49. Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâh edip de sonra dokunmadan onları boşarsanız sizin onların üzerlerinde iddet hakkınız yoktur. Derhal mehirlerini verip onları güzel bir şekilde salıverin.

2: BAKARA / 237. Eğer temas etmeden önce onları boşamış olursanız onlar için takdir edilmiş olan mehrin yarısını onlara vermeniz size farz kılındı. Ancak boşamış olduğunuz kadın veya kadının yetkilendirdiği şahıs mehir borcunuzu bağışlarsa başka fakat sizin bağışlamanız takvaya daha yakın olur. Aranızdaki fazileti unutmayın. Şüphesiz Allah ne iş yaptığınızı görür. 

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi Allah, bizden ne istediğini gayet açık ve net bir şekilde bize açıklamıştır. Temas etmeden boşama durumunda uygulanması gereken hükümler açıkça belli olmuştur. Burada anlaşılmayacak bir durum ve herhangi bir adaletsizlik yoktur.

Tamamlanması sona ermiş olan Kur’an’ı Kerim’deki hükümler çok açıktır. Rivayetten hüküm çıkarmaya hiç ihtiyaç yoktur. Gerdeğe girmeden boşanan erkek, boşandığı kadına anlaştıkları mehrin yarısını vererek özür dileyip gönlünü alır. Beraber olmadıkları için kadının iddet beklemesine de gerek yoktur. Erkeğin el sürmediği kadından iddet beklemesini istemesi adaletsizlik olur. Erkek bu konuda herhangi bir hak iddia edemez. Bu şekilde boşanmış olan bir kadın, iddet beklemeden başkasıyla evlenebilir. Böylece kimseye haksızlık edilmemiş olur.

Kur’an’ı Kerim’in hükümlerine ters düşen hadisler neden Kütüb-i Sitte’de yer alıyor?

Hadis rivayetlerinde çok bariz hatalar var ve Kur’an’ı Kerim’in hükümlerine ters düşüyor. Buna rağmen bu tür rivayetlerin Kütüb-i Sitte’de yer alması insanın ona olan güvenini sarsıyor. Rastgele derlenmiş ve Kur’an’ı Kerim’in hükümlerinden uzak hükümler içeren bir kitaplar serisi olduğu inkâr edilemez. Bunları derleyip kitap haline getirenlerin de dini bir alim olduğu iddia edilemez.

Eğer dini bilgileri olsaydı Allah’ın hükümlerine aykırı rivayetleri toplayıp kitaplarına koymazlardı. Bunlar ehli kitabın müellifleri gibi kitap yazıp para kazanmayı seçmişlerdir. Bu davranışlarıyla Allah’ın hükümlerini gizlemişler ve Allah’ın hükümlerine aykırı rivayetlerle dini anlaşılmaz duruma getirmişlerdir. Arkasından da anlaşılmaz duruma getirilen dini anlaşılır duruma sokuyormuş gibi cilt cilt kitaplar yazmışlar ve menfaatler elde etmişlerdir. Basit bir konuda birkaç cilt kitap yazmışlardır. İnsanlar bu Kitapları okuyup bitirmişlerse de kayda değer bir İslam’ı bilgiye ulaşamamışlardır. Akıllarında hep sorular kalmıştır fakat korkutulmuşlar, sorgulayamamışlardır.

2: BAKARA / 174. Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar gerçekten karınları dolusu ateşten başka bir şey yemiyorlar. Kıyamet günü Allah onlara ne söz söyler ne de kendilerini temize çıkarır. Onlara sadece acı veren bir azap vardır.

2: BAKARA / 175. İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, affedilmeyi bırakıp azabı satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar!

At sırtında, deve sırtında hadis rivayeti toplamak için dolaşmak topladığı hadislerin doğruluğuna kanıt olamaz. Kalplerdekini ancak Allah bilir. Hadis rivayetleri toplanırken İslam düşmanlarından da münafıklardan da rivayetler toplanmıştır. Kur’an’ı Kerim’in tamamlanmış haliyle kıyaslanıp doğru olabilir veya yanlış olabilir gibi bir elenmeden geçirilmeden kitaplaştırılmıştır. Bu İslam’ı yaşantıya zarar vermiştir.

Hadis rivayetlerine Peygamberimizin sözüdür diyebilir miyiz?

Hadislerin sahih olma veya olmama ihtimallerini araştırmak gerekir. İhtimal diye söz ediyorum çünkü kesin bu bir hadistir denemez. Rivayet yoluyla gelmiştir. Sadece sahih olma ihtimalinin veya olmama ihtimalinin yüksek olduğu gözüküyor denebilir. Peygamberimizin ağzından çıktığı gibi kelimesi kelimesine bize ulaşmış olması imkansızdır.

Ashap ve tabiinden çok sonra bir şeyler toplanıp yazılması, bunların ashaba ve tabiine mal edilmesi, iyi niyet değildir. Bunun bir vebali olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Hadisler sahih olsa bile Peygamberimizin ağzından çıktığı gibi bize gelmiş olma ihtimalleri çok düşüktür çünkü kişiden kişiye rivayet edilerek gelmişler ve kayda da çok geç alınmışlardır. 

Kur’an’ı Kerim’in tamamlanması ile cahiliye devrindeki uygulamaların hepsi sona ermiş oldu. Hz. Peygamber kendiliğinden hüküm vermediğine, vahye göre konuştuğuna göre vahiy de kitaplaştığına göre dilden dile aktarılmış fazla söze de çok ihtiyaç yoktur. İşte elimizdeki bu Kitap, bir Müslüman’ın bilmesi gereken, uyması gereken her hükmü içermektedir. Yeter ki okunup üzerinde düşünülsün. Ne öğüt veriyor anlamaya ve yaşamaya gayret gösterilsin.

Allah, indirdiği Kitap’ın üzerine yemin etmiş: “Andolsun, biz Kur’an’ı öğüt almaları için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?” demiştir. Kur’an eksik kalmış, anlaşılamamış ve rivayetler vasıtasıyla tamamlanması gereken bir kitap değildir.  

Okuduğunuz için teşekkürler. Allah’a emanet olun.