ALKOLLÜ İÇECEKLER NEDEN GÜNAH?

Tarih boyunca alkol üretimi gerçekleştirilmiş ve içecek olarak kullanılmıştır.

Alkol tarih boyunca insanlar tarafından kullanılmış bir üründür. İnsanlar çoğu zaman keyif için çoğu zaman da sıkıntılarından uzaklaşmak için alkollü içecekleri tercih ederler. Alkol, çeşitli maddelerin ve doğal olarak şeker barındıran besinlerin mayalanarak fermantasyona tabi tutulması ile üretilir. İnsanların içeceklerde kullandığı alkol etil alkoldür. Bu alkol; şeker pancarı, şeker kamışı, üzüm, elma, armut, erik, mısır, arpa pirinç gibi şekerli hammaddelerden üretilmektedir. Bu üretim, besin taneleri içinde bulunan şeker ve nişastaların fermantasyon yoluyla alkole dönüşmesi ile gerçekleşmektedir.

ALKOLLÜ İÇECEKLER NEDEN GÜNAH? yazısının devamı

HACCA VEKİL GÖNDERMEK İSTEYEN KADINLARIN DİKKATİNE

VEKALET YOLUYLA HAC

Hacca gitme ibadetini yerine getirmek, kutsal yerleri ziyaret etmek her Müslümanın gönlünde yatan büyük bir arzudur. Bu yıl diğer yıllardan daha farklı bir heyecan yaşandı çünkü COVID 19 nedeniyle araya iki yıllık bir hasret girdi. Durumu iyi olan her Müslümana farz olan hac ibadetini yerine getirmek isteyen ve gidecekleri kesinleşen müminleri tatlı bir mutluluk sardı. Darısı diğer Müslümanların başına olur inşallah.

Kontenjanların sınırlı sayıda olması hasebiyle çoğu insan bu büyük ibadetten mahrum kaldı. Suudi Arabistan Hac Bakanlığı 2022 yılında yurt dışından ve içinden 1 milyon hacı adayını kabul edeceğini açıkladı. Türkiye’den gidecek hacı adayı 37 bin 770 kişiyle sınırlandırıldı. İlk kafile 7 Haziran’da gitti. Son kafile 5 Temmuz’da yola çıkacak.

HACCA VEKİL GÖNDERMEK İSTEYEN KADINLARIN DİKKATİNE yazısının devamı

CİN

CİN NEDİR?

Cinler normalde insanlar tarafından gözle görünmeyen, duyularla idrak edilemeyen varlıklardır. Görünmek istediklerinde türlü biçimlere girebildiklerine hatta insan biçimine girebildiklerine inanılır. Cinler iyilik ve kötülük yapma yetisine sahiptir. Cin kelimesi Arapçadaki “cenne” kelimesinden türemiş bir cins isimdir.

CİN yazısının devamı

DİNİ KONULARDA MANTIK YÜRÜTMEK

AKIL, MANTIK VE DİN İLİŞKİSİ

“Mantık” hem bir düşünme tarzını belirtir hem de bir bilimin adını. Bir önerinin kabul edilebilir olup olmamasının kararı mantık disipliniyle açıklanabilir çünkü mantığın, aklı hakikate ulaştıracak kuralları bulunur. Bir önerinin yarar ve zararları mantık disiplini ile filtre edilebilir.

Mantık ilk defa MÖ IV. asırda Aristoteles tarafından derlenip toplanıp bir disiplin olarak ortaya konmuştur. İnsanın mantıklı düşünebilmesi için mantık ilmini öğrenmesi gerekmez. Aristoteles’ten önce de insanlar mantıklı düşünebiliyordu.

Mantık yürütmek insanın yaratılışı ile başlar. Mantık doğru düşünmeyi yanlış düşünmeden ayıran bir kurallar bütünüdür. İnsan farkında olsun olmasın her an mantık yürütür. Beyin bir et parçası değildir; akıl ve hafıza bölümlerine sahiptir. Aklın eğitime ihtiyacı vardır. Akıl, aldığı eğitim ve terbiye nispetinde mantıktan doğru çıktı alabilir. Hafıza hem dışardan gelen bilgi girdilerini hem de mantık çıktılarını kaydeder. Mantık aklın tatmin mekanizmasıdır, diye de düşünülebilir.

Mantık aklı tatmin eder ve akıl tatmin olunca eylem kararı oluşur. Eğer akıl tatmin edici bir eylem kararına ulaşamazsa tatmin edici bir karara ulaşıncaya kadar o eylemi ötelemek zorunda kalır. Üzerinden uzun zaman geçen ve kullanım değeri olmayan bilgiler gereksiz bilgilerin bulunduğu beyin bölümüne atılır.

Olaylar karşısında insan zihniyetinin işleyişi hep aynı prensiplere dayanır. Akıl her öneriye açıktır fakat her öneriyi mantık süzgecinden geçirmeksizin uygulamaya geçirmez. Mantık disiplini akılla birlikte çalışır çünkü aklın bir elemanıdır.

Aklı kıt olanın mantıklı düşünmesi beklenilmez. Mantığın görevi dışardan giren bilgileri filtrelemek ve aklı doğru olana ulaştırmaktır. İnsan mantık süzgecinden geçirip kabullendiği girdilere daha kolay ulaşır. Beyin diğer bilgileri gereksiz bölümüne atar ve insan ciddiye almadığı şeyleri bir çırpıda hatırlayamaz.

Beş duyudan birinden veya birkaçından bir öneri alınmışsa mantık, hafızaya kaydedilen önerileri açmak için hafızaya baş vurur. Bu başvuru ile hafızadaki yararlanılmış veya ertelenmiş bilgileri açılır. Mantık disiplini yeni gelen girdilerle mevcut girdiler arasında bir karşılaştırma yapar. Mevcut tecrübeleriyle yeni giren bilgileri üç ana kategoriye ayırarak değerlendirir. Bilgi ya yararlıdır ya yararsızdır ya da gelecekte kullanılabilir.

Akıl mantıktan gelecek çıktılara göre hareket etmek ister. Dolayısıyla mantık aklın beklentisine cevap vermeye çalışırken öneriyi farklı açılardan sorgular. En doğru olanı bulmaya çalışır. Akıl eyleme geçmek için daima mantık çıktılarını kullanır.

Beyin somut bir kavramken akıl ve mantık soyut kavramlardır. Akıl ve mantık gözle görülemez ancak akıl ve mantıktan çıkan ürünler eyleme dökülünce gözle görülür hale gelir. Bu durum aklın ve mantığın varlığına delil oluşturmuş olur.

Somutlaştırılamayan beynelmilel ürünler, farklı insan toplulukları tarafından akıl ve mantık yoluyla tekrar tekrar değerlendirilmeye tabi tutulabilir. Mantık; ispat ve ikna yöntemlerinden birini kullanır. Bir düşünceyi kabullenmek için bazı kimseler ikna olmayı yeterli bulurken bazı kimseler bunu yeterli bulmayabilir ve delile ihtiyaç duyabilir.

Mantık disiplin olarak İslam kültürüne nasıl girdi?

Aristoteles ile başlayan mantık ilmi MS VIII. yüzyılda mantıkla ilgili eserlerin Arapçaya çevrilmesiyle İslam kültürüne girmiştir. İslam kültüründe Farabi ve İbn-i Sina ile gelişmeye başlayan mantık ilmi MS IX. ve XI. yüzyılda en yüksek noktaya ulaşmıştır.

Mantık İslam dünyasına girince bazı tepkilerle karşılaşmıştır. Mantığın reddedilmesi konusunda en çok dikkat çeken isim İbn Teymiyye’dir. Mantığın dinde gerekliliğini savunanlar Gazali ve arkasından İbn Rüşd olmuştur. İslam dünyasına giren mantık ilmi, Müslüman filozofların çalışmalarıyla batıdan alınan mantık ilminden daha farklı bir boyut kazandı.

İslami çevrelerce Farabi’nin yaptığı çalışmalar yabancı bir kültüre ait çalışmalar olarak görülmüş ve eleştirilmiştir. Farabi de dini konularda hüküm vermek için mantığın gerekliliğini savunmuştur. Bunun mümkün olduğunu gösterebilmek için hadislere dayandırdığı bir kitap yazma yolunu seçmiştir fakat hadislerin mantıksızlıktan çokça nasibini almış olmasını mantık süzgecinden geçirmeye gerek görmemiştir.

Dini otoriteler tarafından oluşturulmuş bir yargı mevcuttur. Bu yargıya göre “dini uygulamalarda hatalar da olsa sorgulanamaz çünkü sorgulamak fitne oluşturur ve insanı günaha sokar.” Halbuki galeye alınmayan hatalar ek hataların oluşmasında rol açar.

İnsan hemen hemen her an bir şeyler düşünür. Düşünmek istemese bile düşünmek istemediğini düşünür. En azından Düşünmek sorgulamak demektir. Her an mutlaka bilinçaltında sorgulanmakta olan bir şeyler vardır. Hiçbir şeyin kaynağının doğru olup olmadığını araştırmadan ve sorgulamadan hakikate erişemeyiz.

Düşünmek Allah’ın emridir ancak düşünüp mantık yürüten kimseler hakikatı anlar.

Allah Kur’an’ı Kerim’de insanları düşünmeye davet eder fakat dini otoriteler insanları korkutarak düşünmekten men eder: “Allah’ın indirdiğini ancak ve ancak dini otoriteler anlar. Halkın dini otoritelere tabi olma zorunluluğu vardır. Tâbi olmazlarsa cehenneme giderler.” diyerek korku empoze ederler. Eleştirilerden hoşlanmazlar. Eleştiriye maruz kalmamak için: “Dinde mantık aranmaz.” derler ve Kur’an’ı Kerim’e aykırı da olsa mantıksız dini fetvaların yeniden düzenlenmesine izin vermek istemezler.

Dini otoriteler işlerine gelmeyen konularda İlahi Kitaplardan farklı hükümler ileri sürerler. Bu hükümler çelişkilidir ve bunlardaki çelişkileri gizlemek için dinde mantık aranmadığını ileri sürerler ve sorgulamadan inanmaya halkı teşvik ederler. Böyle olunca halk, Allah’ın hükümlerine değil, din adamlarının hükmettiklerine bağlı kalırlar.

9: TÖVBE / 31. Onlar hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu İsa’yı rabler edindiler. Allah’tan başkasına tapmaları emredilmemiştir çünkü O’ndan başka İlah yoktur. O, onların ortak koştuklarından uzaktır.

Din adamlarının din dışı fetvalarına ses çıkarmayan halklar onları Rab edinmiş ve Allah’a şirk koşmuş olurlar. Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’de: “Onlar hahamları, rahipleri ilah edindiler.” demektedir. Yukarıda görmüş olduğunuz ayet mealinde: “Ey müminler sakın siz de eski dinlerdeki halklar gibi olmayın, onlara benzemeyin! Din adamlarınızı İlah edinmeyin!” mesajı verilmektedir. “Din adamları da sizin gibi insanlardır. Allah’ın kitabını bir tarafa bırakıp onlara güvenmeyin. Ayetlerimi okuyun ve üzerinde düşünün ki uyarılarımı doğru anlayasınız.” buyurmaktadır.

Allah’ın kesin hükümlerine insan müdahalesi olursa Allah’ın kesin hükümleri anlaşılmaz hale gelir. Adalet isteyen uygulamalar eksik ve sakat kalır. İnsanlar eğri büğrü uygulamaları Allah’ın emri zannederler ve sorgulamaya başlarlar. İşte problem burada başlar: Açıp okumadıkları İlahi Kitapları, mantık terazisinde evire çevire tartmadıkları İlahi hükümleri, yargılama yoluna giderler.

Allah’ın hükümleri zannederek sorguladıkları aslında Allah’ın indirdikleri değildir çünkü Allah’ın indirdiklerinin önü perdelenmiş ve rivayetler vasıtasıyla gizlenmiştir. İnsanların İlahi gerçeklere ulaşması engellere takılı kalmıştır. İnsanlar korkutulmuştur. Bir biz anlarız mantığıyla insanların imanları dini otoritelerin anlayışına teslim olmuş ve kirlenmiştir.

Herkes Allah’ın Kitap’ını okumalı ve anlamaya çalışmalıdır. Din adamlarına kutsallıklar addetmek yanlıştır. Kur’an’ı Kerim anlaşılır bir dille yazılmıştır. Herkes tarafından anlaşılması için farklı cümlelerle bol bol tekrarlar yapılmıştır.

Allah’ın indirdiklerinde çelişki ve adaletsizlik yoktur. Öne sürülen bir hükümde bir adaletsizlik gözüküyorsa bunun kaynağının Kur’an’ı Kerim olmadığı aşikardır. Bunun asıl kaynağı insanlardaki anlayış kıtlığıdır. Kullarından her bir işte adalet isteyen ve insanların dostu olan Allah’a adaletsizlik yakıştırmış olmalarından kaynaklanır.

İnsan Allah’ın indirdiklerine ulaşabilmek için gayret sarf etmek zorundadır. Gerçek imanı yakalamak insan yaşamı için ekmek su ve havadan daha zaruridir çünkü bu hem dünya saadeti hem ahiret saadeti için gereklidir. Dönüş ancak ve ancak Allah’adır. İlgili ayet meali aşağıdadır.

35: FATIR / 37. Onlar cehennemde feryat ederler: “Rabbimiz bizi buradan çıkar! Eski yaptıklarımız hariç artık iyi işler yapalım.” “Size uyarıcı göndermedik mi ve öğüt alacağınız kadar bir ömür tayin etmedik mi? O halde azabımızı tadın çünkü zalimlere yardım edilmez.”

49: HUCURAT / 18. De ki: “Allah semavattaki ve yerdeki şeyleri bilir. Siz, Allah’a sizin dininizi mi öğreteceksiniz? Allah alimdir, her şeyi bilir.”

Cehennemi en çok hak eden Allah’ın hüküm ve hikmetlerini insanlardan gizleme yoluna giden öncülerdir. Onlarla beraber onların izi sıra gidenler de hesaba çekilecektir. Allah’ın anlamanız için kolaylaştırdım, dediği bir Kitap’a anlaşılmıyor, demek de ne oluyor? Böylelerine, gerçekten Kur’an’ı Kerim’i anlayacak bir akla mı sahip değilsiniz yoksa anlamamazlıktan mı gelmeyi tercih ediyorsunuz yahut Allah’a Allah’ın dinini mi öğretmeye çalışıyorsunuz?” diye sormak gerekiyor. Rabbimiz bizi akıl edip anlamaya çalışan kullarından eylesin. Amin.

Okuduğunuz için teşekkürler. Allah’a emanet olun.

KAYNAKLAR

35: FATIR / 37. ayet

49: HUCURAT / 18. ayet

9: TÖVBE / 31. ayet

ÖLDÜKTEN SONRA İNSANLARIN RUHLARINA NE OLUR?

ÖLEN İNSANLARIN RUHLARI AILELERİNİ ZİYARETE GELİR Mİ?

Son zamanlarda Müslümanların bir kısmı ruh göçüne iyiden iyiye inanmaya başlamışlardır. Ruh göçü anlayışının temeli Hint dinlerine dayanmaktadır. İslam’la uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Bu inanç 19 yüz yılın başlarında ortaya çıkmıştır.

Türkçe karşılığı ruh göçü veya yeniden doğuştur. Batı dillerinde reenkarnasyon olarak geçen bu terim insan öldükten sonra ruhunun başka bir vücutta hayat bulması anlamında kullanılmaktadır. Bu giriş ve çıkışların tekrarlanması ile ruhun her giriş ve çıkışta biraz daha olgunlaştığını kabul edip savunan bir inanç sistemidir.

Müslümanlıkta ruh göçünün olduğunu belirten ayetler var, diyen kimseler var. Gerçekten Kur’an’ı Kerim’de ruh göçünü tasdik eden ayetler bulunuyor mu yoksa bu bir yanıltma metodu mudur? Bu yazım bunlarla ilgilidir.

ÖLDÜKTEN SONRA İNSANLARIN RUHLARINA NE OLUR? yazısının devamı

DÜŞEN HER BİR YAPRAK BANA ÖLÜMÜ HATIRLATIYOR

Ömür insana çok uzunmuş gibi geliyor.

Zehir atmadan doğal beslenebilmek hepimizin hayali. Hani insan birkaç metre kare yere sahip olsa hemen maydanoz, soğan, marul falan ekeyim diye düşünüyor. Eşim ve ben bahçıvanlığa soyunmadık ama sağ olsun YouTube videoları sayesinde nazari bir şeyler öğrendik. Hadi bir deneyelim, dedik.

DÜŞEN HER BİR YAPRAK BANA ÖLÜMÜ HATIRLATIYOR yazısının devamı

MUTA NİKAHI

Muta nikahı hangi mezheplere göre caiz sayılıyor?

Muta nikahı nedir?

Muta Arapçada hediye verip faydalandırmak anlamına gelir. Muta nikahında erkek ve kadın belirli bir süre ücret karşılığı birlikte olmak üzere anlaşırlar.

MUTA NİKAHI yazısının devamı