DÜŞEN HER BİR YAPRAK BANA ÖLÜMÜ HATIRLATIYOR

Ömür insana çok uzunmuş gibi geliyor.

Zehir atmadan doğal beslenebilmek hepimizin hayali. Hani insan birkaç metre kare yere sahip olsa hemen maydanoz, soğan, marul falan ekeyim diye düşünüyor. Eşim ve ben bahçıvanlığa soyunmadık ama sağ olsun YouTube videoları sayesinde nazari bir şeyler öğrendik. Hadi bir deneyelim, dedik.

Bahçenin bir köşesine küçük bir hobi bahçesi yapmaya karar verdik. Önce hayvan gübresini toprağın üzerine yaydık. Sonra onu belleyerek toprakla karıştırdık. Hazır fideler aldık ve patlıcan, biber, domates, salatalık ektik. Bir iki cm boy atsalar seviniyoruz da seviniyoruz.

İlk çiçek açanlar salatalıklar oldu ama çok ilginç, üzerlerinde bir tane bile dişi çiçek yok. Hepsi erkek çiçek. Söküp yeniden eksek, diye düşündüm ama artık fide zamanı geçti. Fide de bulamayız. Allah kahretmesin aldatıldık. Onları söküp yerine fasulye mi eksek acaba? Bilmiyorum, kararsızım. Ne güzel de olmuşlardı, canlı canlı… İnsan seyrederken bile büyük bir zevk alıyor. Yarın olsun bir karar veririz inşallah.

Sabah tekrar baktım. Bir tanesinin üzerinde iki dişi çiçek gördüm. Oh! Çok şükür, dedim. Hiç olmazsa bir tanesi salatalık verecekti. Acaba fidelerin tohumları hibrit bitkilerden mi elde edilmişti? Neden hep erkek çiçek açıyorlar? Üzüldüm tabi. Sen emek çek ve hep erkek çıksın. Olacak şey değil ama oldu işte.

Bugün sabah namazından sonra Kur’an okumaya başladım. Okuduğum sayfada Hz. Ademin yaratılışı geçiyordu. Bir okuyucum bana: “Allah neden Adem’i önce yarattı?” diye bir soru sormuştu. Ben de okuyucuma dedim ki: “Ne fark eder ki ha Âdem önce yaratılmış ha Havva?” Aslında fark eder mi etmez mi hiç düşünmedim. Kim bilir belki de fark ediyordu. Belki de Erkeğin önce yaratılmasında Rabbimizin bir hikmeti vardı. Bunları düşünürken tekrar aklım bahçeye kaydı ve salatalıklar yine geldi aklıma. Erkek çiçekler geldi aklıma. Neden erkek çiçeklerle doluydu salatalık kökenlerinin üzerleri?

Sabahın serininde bahçeye çıktım. Dışarıda insanın tenini okşayan, hafif hafif esen tatlı bir rüzgâr vardı. Kahvaltımızı bahçede yapabilirdik. Salatalıkların yanına koştum, bir umutla… Acaba dedim: “Başka dişi çiçek açan var mı?” ama nafile… Tam geri dönerken başka bir salatalık kökeninin üstünde dişi bir çiçek gördüm. Onca erkek çiçekten sonra en üstte bana bakıyordu. Sevinçle geri döndüm. Tekrar kökenlerin hepsini kontrol etmeye başladım ama başka göremedim.

Geri dönerken beynim de şimşekler çaktı. İncir ağacı geldi aklıma. Evet, evet, o da ilk önce erkek incirler veriyordu. O incirler yenmiyordu. Arkasından dişi incirler ortaya çıkıyordu. Sonra ceviz ve badem ağaçlarımız geldi aklıma. Onlarda da önce erkek çiçekler açıyordu. Demek ki Allah her canlının erkeğini önce, dişisini sonra yaratıyordu. Bunun da mutlaka bilemediğimiz bir hikmeti vardı.

Bugün sabah bahçeye çıktığımda salatalık kökenleri boyca daha uzamış ve daha da gürleşmişti. Bak işte geldik buradayız, dercesine her köken üzerinde birer ikişer dişi çiçek vardı. Hani bir söz var ya: “İnsan acelecidir.” diye. Acele ettiğimi anladım. Allah her bir şey için bir vakit tayin etmişti. Vakti gelince yaratıyordu. Dişi çiçekler döllenince erkek çiçekler ölüyordu. Ayrıca kökenler uzadıkça alttaki yapraklar ölüyor ve görevi bitmiş yapraklar bir bir düşüyordu. Doğada hep benzer kurallar geçerliydi. Her canlı kendine has bir hücreden yaratılmıştı. Her canlının erkek ve dişisi vardı. Her canlı doğmaya, yaşamaya ve ölmeye programlanmıştı.

Hayat çok kısa, ölüm ensemizde bekliyor.

Biz insanlar da tıpkı diğer canlılar gibi doğmaya, yaşamaya ve ölmeye programlanmışız. Sanki kırk yaş insan için bir dönüm noktası. Kırk yaşından önce insan ölümü hiç aklına getirmiyor. Ömür insana çok uzunmuş gibi geliyor.

Kırk yaşına gelince kimi insan artık ahireti daha çok düşünmeye başlıyor. Kimi insan hayata bir daha mı geleceğim, diyerek gününü gün etmeye, daldan dala uçarak her çiçeğe konarak hayatını daha değerli kılacağını düşünmeye başlıyor. Nasıl bir duygu ve eğilim içinde olursa olsun, insan sonunda işi bitmiş bitkilerin yaprakları ve çiçekleri gibi ölüp toprak oluyor. Eninde sonunda kaçıp durduğumuz ölüm bizi avlıyor ve toprağa ikram ediyor.

Toprak bizi bir ömür besliyor ve bizi kendine borçlandırıyor. Bizden alacağını hem anasıyla hem faiziyle geri alıyor. İnsan Ölen yakınlarının akıbetini hiç düşünmüyor. Sadece biriktirmeye odaklanmış çünkü şeytan insanı fakirlikle korkutuyor ve cimriliğe teşvik ediyor. Halbuki insan hiçbir şeyin gerçek sahibi değil ve sahibi olmadığı şeyleri kıskanıyor.

Okuduğunuz için teşekkürler. Allah’a emanet olun.