MAİDE SURESİ 38. AYET HIRSIZIN ELİNİ KESİN DERKEN ZULÜM MÜ İÇERİYOR?

ALLAH İNSANA ZULMEDER Mİ?

Hepimizin yaşadığı ortak bir kâbus vardır. Bu kâbus bizi bazı harcamalar yapmaya zorunlu kılar. Hırsız girmesin diye pencerelerimize demir kafesler yaptırırız. Hırsızlar suç işleyip hapse girmesin, diye tüm aile fertleri kendimizi demir parmaklıklar arkasına hapsederiz. Evimizin dört bir yanına kameralar kurdurur kamera malzemesi üretip satan şirketlere ve kamera kayıtlarımızı tutan şirketlere ekonomik girdi sağlarız. Alarm şirketlerini de buna dahil edebiliriz. Bu harcamaları yaparken malımızdan çok canımızı düşünürüz.

Bütün bu tedbirleri alabilmek için bol paraya ve güvenli binalara sahip olmak gerekir. Gece kondu ve benzeri yerlerde yaşayan insanlar bu tedbirlerden hiçbirine sahip olamazlar çünkü maddi imkanları korunmalarına el vermez. Bu insanların da doyurmak, giydirmek, okutmak zorunda oldukları çocukları bulunur. Çalışamayacak yaşa geldiklerinde, ihtiyarlıklarını geçirebilecekleri iki göz bir odaya ihtiyaçları vardır. Bunun için sıhhatleri el vermese bile çalışmak ve para biriktirmek zorundadırlar.

Aşağıdaki kıssayı okuduktan sonra Maide Suresi 38. ayetin zulüm içerip içermediğine kendiniz karar verin. Karar verirken din düşmanlığıyla karar vermeyin. Objektif bir bakış açınız olsun. Bize dokunmayan yılan bin yaşasın diye düşünmeyin. Bugün evleri soyan yarın her yeri soyar.

BU KISSA MASUM BİR AİLENİN KISSASIDIR

Karı koca çalışıyor, kıt kanaat geçiniyorlardı. Nafakalarına haram girmemiş, kimsenin malında da gözleri yok ve israftan çok uzak yaşıyorlardı. Yaşlanıyorlardı, tek hayalleri vardı: Yaşlanıp çalışamayacak duruma geldikleri zaman, başlarını sokacak bir yuvaları olsun. Nihayet yaşlılık gelip çattı. Küçük bir daire satın alabilecek kadar tasarrufları olmuştu. Tek evlatları olan Murat da Tıp Fakültesini yeni bitirmiş uzmanlık sınavlarına hazırlanıyordu. Çok çalışmışlar çok yorulmuşlardı. Biricik evlatları Murat’ı çok zor şartlarda okutmuşlardı artık dinlenmeyi hak etmişlerdi. Seyrek yerleşimli gecekondulardan birinde kirada oturuyorlardı.

Bir müddet araştırmalar yaptıktan sonra sonunda birikimlerine yakın bir daire bulmuşlardı. Kadının erkek kardeşi de bir miktar borç para verecek ve alacakları dairenin parasını dengleyeceklerdi. Daire sahibiyle anlaşmışlar fakat daire sahibi, evin bedelinin kendisine elden ödenmesini istemişti. Banka yoluyla ödemek daha emindi ama adamı ikna edemediler. Aile öğleden sonra bankalarına gidip paralarını çekecek ve sabah Tapu Dairesine gideceklerdi.

O sabah kadın erkek kardeşine: “Garip bir rüya gördüm, üzerimde bir tedirginlik var.” dedi. Tedirgin olmakta haklıydı, hırsızlık uğursuzluk almış başını gidiyordu. Murat ve babası bankaya gittiler ve birikimlerini çektikten sonra eve döndüler. Kendilerini takip eden hiç kimseyi görmemişlerdi. Murat dayısını arayarak “İyi diyordu, bu tehlikeyi atlattık.” Nihayet mutlu bir akşam geçiriyorlardı. Kadın bulaşık yıkamak için mutfağa gitti. Akşam yemeğinden sonra kadının erkek kardeşi söz verdiği borç parayı getirip verecekti. Ev sahibi olmanın hayalleri içinde gayet mutlu bir akşam geçiriyorlardı.

Yemekten sonra kapılarının zili çalındı: “Murat dayım geldi.” diyerek kapıya gitti. Murat’ın babası kapı önünden gelen gürültüleri işitince, can havliyle kapıya koştu, biricik oğlu yerde kanlar içinde… Karşısında ise gözünü kan bürümüş bir adam ve elinde bir bıçak…  Gözü dönmüş hırsız, anında ev sahibine saldırıp, adamı ağır bir şekilde yaraladı. Kadın su sesini bastıran gürültüyü işitince kapıya doğru koştu. Daha kapıdan çıkamadan hırsızla burun buruna geldi. Hırsız kadına iki bıçak darbesin attı ve yetmedi gibi kadının başını insafsızca duvarlara vurmaya başladı. Kadın bayılınca parayı eliyle koymuş gibi çarçabuk bulup dışarıdaki gözlemci arkadaşlarıyla birlikte hızla oradan uzaklaştı.

Kadının erkek kardeşi, eve gelince karşılaştığı manzara karşısında baygınlık geçirdi. Biricik ablası, biricik yeğeni ve sevgili eniştesi… Kendine gelince hemen polisi ve eşini aradı. Polisler geldi fakat parmak izi ve kullanılan bıçağı bulamadılar. Dayıyı polisi geç aramakla suçladılar. Dayının üzerinde bir miktar para bulunca da hırsızlık şüphesiyle onu tutuklayıp götürdüler.

Söyler misiniz, bu adam bu üzüntülerin hangi birine dayansın: Ölen yeğeni ve eniştesine mi, hastanede can çekişmekte olan başında bulunamadığı biricik ablasına mı? Onların katili olarak kendisinin suçlanmasına mı? Yalnız ve çaresiz kalan ev hanımı eşine ve üç küçük yavrusuna mı?

Peki, Murat ve ailesinin suçu neydi? Namuslu yaşamak, alın teriyle kazanmak, geleceğini güvence altına almak istemek, toplum içinde iyi ve örnek bir aile olmak mı? Soralım kendi kendimize, bu insanlar bu zulmü hak ettiler mi?

Bu yazıda okuduğunuz kıssa sadece bir ailenin başına gelenlerden ibaret fakat binlerce aile benzer zulümlere maruz kalıyor. Sizce adalet yerini buluyor, hırsızlar hak ettikleri cezaları alıyorlar mı? Hırsızlara karşı hangi birimizin mal ve can güvenliğimiz var? Şu üç günlük dünyada daha güvenli bir ortamda yaşamak istiyor muyuz, istemiyor muyuz?

Dayı, suçsuzluğunu kanıtlayıncaya kadar aradan epey bir zaman geçti. Tabii ki hırsızlar günlerini gün ediyor, toplumun canını yakmaya devam ediyorlardı ama dayının çocukları hırsızın oğlu damgasını yemişler ve toplum tarafından acımasızca kakalanıyorlardı. Eşi görümcesini de yanına almış beraber oturuyorlar ve ablasının “asgari ücret üzerinden aldığı” emekli maaşlarıyla geçinmeye çalışıyorlardı. Eşi hırsızlıktan tutuklu bulunduğu için iş bulması oldukça zordu. Talep eden olacak olursa ev temizliğine gidiyor üç beş kuruş kazanıyordu. İki aile de heder olup gitmişti.

Sonunda dayının suçsuzluğu kanıtlandı ve çocuklarının başına, evine döndü fakat hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ablası bu dayanılmaz olaydan sonra hem sakat kalmış hem de hafızasını yitirmişti. Hayalet gibi yaşıyordu. Eniştesi ve sevgili yeğeni artık yaşamıyordu. Birlikte hayal kurdukları akşamları hatırlıyor, gözlerinden acı yaşlar süzülüyordu. Çocukları ve eşi toplum tarafından haksız yere dışlanmış psikolojik sorunlar yaşamaya başlamışlardı. Hapis hayatı sona ermişti ama geride bıraktığı hasar yıllar yılı devam edecekti.

HIRSIZIN ELİNİ KESMEK BİR ZULÜM MÜDÜR?

Hırsızlar son soygunlarında yakayı ele verdiler: Bu arada yirmi iki soygunda iki kişi yaralamış bir kişi daha öldürmüşlerdi. Geçmişte benzer suçlardan hapse girmişler genel afla serbest bırakılmışlardı. Hapishanede bizim vergilerimizle tatil yapmışlardı. Yattıkları yerden yeni hırsızlık planları kurmaya bolca zaman bulmuşlardı ve hapisten çıkıp daha planlı, projeli vaziyette aramızda yer almışlardı.

Allah acımasız, indirdiği ayetler zulüm içeriyor, diyenler bu olup bitenlerin hesabını yapmışlar ve bir adaletsizlik görmüşlerde mi Allah’ın ayetinin zulüm içerdiğini ileri sürmüşlerdi?  Yoksa bir gün bir hırsızlık yaparsak elimiz kesilir korkusuyla mı, bilinmez…  

Bunun gibi adamların yakalanıp suçları sabitleştiği zaman Allah’ın emrettiği gibi sağ elleri bilekten kesilseydi, birkaç can değil sadece birkaç el feda edilmiş olacaktı. İnsanlara artık zarar vermeye de güçleri yetmeyecekti. Toplum onları tanıyıp şerlerinden sakınacaktı ve hiç kimse onların durumuna düşmek istemeyecekti.

Hırsızlar hak ettikleri cezayı alsalardı, insan hayatı bu denli ucuz olmayacaktı ve insanların malları da canları da kurtulmuş olacaktı. Hayalleri yok olmayacak, yuvaları yıkılmayacaktı. Bu konuda akıl ve vicdan sahibi bir insan olarak siz ne düşünüyorsunuz? Allah’ı vicdansızlıkla suçlamaya, tavsiyelerini eleştirmeye devam mı edelim?

Adaletin bekçileri toplumların kendileridir. Duyarsız davranan kimseler olarak bir gün haksızlığa uğrarsak biz halimizden Allah’a şikâyet etme hakkına sahip olabilir miyiz? Cevabınızı duyar gibiyim: “Asla!”

İnsanlar neden bu kadar zulümle karşı karşıya kalıyor ve neden bu kadar acılara maruz kalıyorlar? Allah’ın tavsiyelerinden daha güzel tavsiyeleri olanlarınız mı var?.. Varsa şu adil tavsiyelerinizi neden açıklamıyor da saklıyorsunuz? Daha güzel çarelerininiz varsa hemen uygulasanız da huzur bulsak ya! Hem çare bulmuyor hem de hırsızlıktan ve yolsuzluktan şikâyet edip duruyorsunuz?

5: MAİDE / 38. Haksız kazançlarından dolayı Allah’tan gelen bir ceza olarak erkek ve kadın hırsızın ellerini kesin. Allah aziz ve bilgindir.

5: MAİDE / 39. Kim ki bu yaptığı zulümden sonra tövbe eder ve iyi insan olursa o halde Allah onun tövbesini kabul eder çünkü Allah çok merhamet edici ve çok bağışlayıcıdır.

5: MAİDE / 40. Göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın, dilediği kimseye azap ettiğini ve dilediği kimseyi affettiğini ve Allah’ın gücünün her şeye yettiğini bilmiyor musun?..

6: ENAM / 115. Rabbinin sözü adalet ve doğruluk bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek (daha adil ve daha doğrusunu önerebilecek) kimse yoktur. O işitendir ve  bilendir.

Allah’ın adaletine emanet olun. O ne güzel vekildir.