HATALI ÇEVRİLEN DUHA SURESİ 7. AYET MEALİ

HATALI ÇEVİRİLER İNSANLARIN AKLINI KARIŞTIRIYOR

Yanlış anlaşılan, hatalı meal verilen ve yanlış yorumlanan ayetlerden biri de Duha Suresi yedinci ayettir. Bazıları bu ayetten olumsuz çıkarımlar yapmaktadır: “Hz. Muhammed, peygamber olmadan önce Allah inancına sahip değildi, dalalet (sapıklık) içindeydi.” gibi yorumlar ileri sürmektedir. Rabbimiz, Hz. Muhammed’e peygamberlik verdiğine göre demek ki o dalalette değildi. Belki kulak dolması bir inanca sahipti ama Allah’ın varlık ve birliğine inanmış biriydi.  

Peygamberimiz vahiyden önceki hayatında da imansız ve kötü bir adam değildi. Allah’a inanıyor, ibadet ediyordu. O bir din adamı değil sıradan bir insandı. Kulaktan dolma nazari bilgilere sahipti fakat kulaktan dolma dini bilgileri de çelişkili buluyor, tam olarak kabullenemiyordu. İlahi Kitapların içeriğine ulaşamıyordu çünkü onlar yabancı dildeydi. Ne Tevrat’ı ne İncil’i okumuş ne de dini bir kitap yazmıştı çünkü Tevrat ve İncil’in dili yabancıydı.

Peygamberimiz Hira Dağına çıkıyor, dua ediyor, Allah’ın delillerine bakarak düşüncelere dalıyordu. Allah’ın yarattıklarında gördüğü nizam ve ahenk karşısında hayret ve şaşkınlık içinde kala kalıyordu. Arapçada şaşkınlığı da ifade eden dalalet kelimesi Türkçede yeterli karşılığı bulamadığı için Türkçeye: “Seni delalette bulup da sana yol göstermedi mi?” gibi bir anlam verilmiştir. Rabbimiz aslında  Duha suresi 7. ayette, onun bu durumunu aşağıdaki cümlelerle ifade etmiştir.

93: DUHA / 7. Seni şaşkın bulup da sana yol göstermedi mi?

Allah, iman etmeyeni rahmetinden uzaklaştırır. İman edenin gönlünü kendine ısındırır. İman ettiğinden dolayı Rabbi onu Peygamber seçip aydınlattı. Peygamberimize peygamberlik görevi verildiğinde insanların büyük çoğunluğu artık Tevrat ve İncil’i açıp okumuyorlardı. Bundan dolayıdır ki din adamlarının sözlerini Allah’ın sözleri zannediyorlardı.

İnsanlar, din adamlarının tahrikiyle gelen peygamberleri öldürüyorlardı çünkü gelen peygamberler insanlara öğüt veriyor ve kralları, din adamlarını İlah edinmemelerini ve sadece Allah’a kulluk etmelerini söylüyorlardı:” İnsanların itaat etmeleri gereken tek zat insanların Rabbi ve meliki olan Hz. Allah’tır. Ondan başkasına boyun eğen hüsrana uğrar.” diyorlardı. Allah’ın Kitap’ına dönmeleri için insanları uyarıyorlardı. 

Bugün de aynısını yaşıyoruz. İçimizden biri bir eleştiri de bulunsa ya da farklı bir yorum yapan olsa konuyu değerlendirmeden “vay sapık vay” diye saldırıyoruz.   Arapça bilmiyoruz. Bizim inandığımız gibi inanmıyor diye Arapça bileni, lisanı Arapça olanı sapıklıkla suçluyoruz. Onlar da bizi sapıklıkla suçluyorlar. Onların inancında da bizim inancımızda da Kur’an’a aykırı uygulamalar var.

Bu hatalarda din adamlarının ve yöneticilerin büyük vebali var. Allah’ın men ettiği şeyleri hep Allah’ın emriymiş gibi gösteriyorlar. İnandık diyenler bir araya gelip Allah’ın Kitabı ne diyor ayrıntılara girip anlamaya çalışmıyorlar. Bu durum insanın her hücresini incitiyor. Böyle bir rahmet, böyle bir hikmet bize sunulmuşken onu elimizin arkasıyla itiyoruz. Sonra da Allah’ın bizi cennetle mükafatlandırmasını bekliyoruz. Rabbimiz bizlere görecek göz, işitecek kulak ve indirdiğini anlayacak bir akıl nasip eder inşallah da huzur içinde bir ömür süreriz.

Allah’a emanet olun. O, ne güzel vekildir.