Vesile Yanık tarafından yazılmış tüm yazılar

Vesile Yanık. Doğum yerim Konya (1956). Evliyim ve iki çocuk annesiyim. Antalya’da ikamet etmekteyim. Eğitim: Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi Lisans Mezunu. Yabancı dil: İngilizce ve Arapça Meslek: Kadın ve çocuk hazır giyim sektöründe giysi tasarımı, baskı tasarımı ve işletme yöneticiliği yapmış olan tasarım yapmayı tutku edinen biri. İlgi ve araştırma alanları: Dinler tarihi. Dini etik. Biyolojik çeşitlilik ve din ilişkisi. Dini, etnik ve kültürel çeşitlilik yönetimi. Sizden biri: Herkesin problemini problem edinen her derde çözüm üretebilmeye çalışan her yaştaki insanla anlaşan ortak noktalar bulmaya çalışan huzur ve barış içinde bir yaşam taraftarı olan biri. Detaylara inen çok titiz olması nedeniyle çevresinde eleştirilere maruz kalan eleştirenlere kırılmayan ve eleştiriye açık olan biri. Günde altı saatten fazla uyumadığı halde sıkılacak vakti olmayan günü iki başından tutup sündürmek isteyen biri. Okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı seven doğru bilgiye yaklaşmayı amaç edinen ulaştığı bilgileri akıl ve mantık çerçevesinde analize tabi tutmaya çalışan az ve öz anlatımı seven Allah’ın Kitap’ında çelişkilere yer olmadığına, çelişkilerin insanların ürünü olduğuna inanan biri. Sevginin kaynağının Allah olduğuna inanan ve Allah rızası için seven biri. Tüm insanlar için mutluluk ve huzur dileyen birinin özgürlüğü diğerininkini yok etmemeli diyen ve herkesin özgür olduğu bir yaşam isteyen biri. Kısacası şeytana pabucunu ters giydirmek isteyen önce Allah’tan sonra sizden yardım ve dua bekleyen yaratılmışları Allah’ın eseri olarak gören ve seven, içinizden biri.

DİNDE İDDET BEKLEME VE YENİDEN EVLENME SÜRESİ

İddet beklemek nesebin ortaya çıkması açısından çok önemlidir. İlahi ve dünyevi kanunlarda bu hüküm mevcuttur. Doğacak çocuğun kime ait olduğunun belli olması gerekir. Belli olmazsa doğacak çocuk ilerde ensest bir evliliğe maruz kalabilir. Dinimizdeki iddet süresi, şu üç gurup kadını içine almaktadır:

     1. Ay hali görenler.

     2. Menopoz dönemine henüz girmiş olanlar.

     3. Menopozu kesinleşmiş olanlar.

DİNDE İDDET BEKLEME VE YENİDEN EVLENME SÜRESİ yazısının devamı

ANA RAHMİNE DÜŞEN BİR BEBEĞE RUH NE ZAMAN GİRER?

Allah, her insanı rızkı ile yaratır, çocuklarımızı “besleyemeyiz” korkusuyla öldürmek (kürtaj ve düşük) haramdır. Yumurtanın aşılanmasına engel olmak, tedbir almak günah değil fakat döllendikten sonra onu yok etmek günahtır çünkü o, bir insan olmak üzere yola çıkmıştır. Onun yaşamına son vermekle insan dinen katil sayılmaktadır. Allah’ın emrini yerine getirirken insanlar gevşeklik göstermemelidir. Dönüş Rabbimizedir, O’nun huzuruna “katil” damgasıyla çıkmak istemiyorsak dinin emir ve yasaklarına dikkat etmeliyiz.

Din adamlarından bazıları, Allah’ın emirlerinden insanları uzaklaştırıp gevşeklik yapmaya yönelten fetvalar veriyorlar. Allah’ın ayetlerine muhalif bir tutum sergiliyorlar. İnsanları evlat katili yapıyorlar. Şöyle ki, Ruh ilk kırk günden veya ikinci kırk günden sonra girer diyerek bu devrede rahime düşmüş bebeğin hayatına son vermenin bir sakıncası olmadığını ileri sürüyorlar. Karı ve kocanın aralarında anlaşarak iki aylık veya daha erken bir bebeğin yaşamına son verebileceğini ve bunun bedelininse fakir birilerine “iki altın” vermek olduğunu söylüyorlar. Bu doğru değil, Allah buna müsaade etmiyor. Buna müsaade eden bir ayet göremezsiniz. Peygamber de Allah’a muhalefet olacak bir söz söylemeyeceğine göre… Bu fetvayı neye dayandırdıklarını çok merak ediyorum.

Çocuğunu öldüren bir Müslüman hesap günü mutlaka bunun hesabını verecektir. Hesap günü, diyebilir misiniz ki Allah’ım Hoca Efendi böyle fetva veriyordu. Ben de bebeğimin canına kıydım ve onun canının bedeli olarak da “iki altın” diyet verdim! Allah’ın ayetlerini değil de hocayı galeye alırsanız Allah’a şirk koşmuş olmayacak mısınız? 

Hz. İbrahim putlara seslenmişti de putlar cevap verememişti çünkü onlar canlı değillerdi. Hatırlarsanız Allah, putların ruhsuz (cansız) olduğunu Hz. İbrahim’in sorularına cevap veremediğini Kur’an’ı Kerim’de bize bildirir. Dikkat ederseniz yine ayetlerinde Rabbimiz, Âdemoğullarının bellerindeki zürriyetlerini, birer canlı olarak, muhatap almış, onlara soru sormuş ve cevap almıştır. Ölüler cevap veremez değil mi? 

7: ARAF / 172. Kıyamet günü: “Bizim, Rabbimizin varlığından, haberimiz yoktu.” demeyesiniz diye Rabbin, Âdemoğullarının bellerindeki zürriyetlerini muhatap alıp, onları kendi nefislerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi. O zaman onlar: “Evet, sen bizim Rabbimizsin, şahidiz.” dediler.

7: ARAF / 173, 174. “Kuşkusuz, bizim atalarımız önceden Allah’a ortak koştu. Biz onlardan sonra gelen bir nesil olduk. Rabbimiz! Biz sonradan gelmiş olduğumuz ve Rabbimizin kim olduğunu bilmediğimiz halde onların yaptığı şeyle bizi helâk mı edeceksin?” demeyesiniz diye. Biz, delillerimizi detaylandırıyoruz ki belki onlar inkârlarından dönerler.

İnsanoğlunun tohumları (spermler) gelişimlerini tamamladıklarında Allah, onlara Rabbiniz kim diye sormaktadır. Onlardan, Rabbimiz sensin cevabını almaktadır. Olgunlaşan spermler bulunduğu erkeğin vücudundan bağımsız hareket etmeye başlar. Bir mayi içerisinde yüzer. Allah, spermlere bir ömür tayin etmiştir. Her biri birer canlıdır. Allah, bunlardan dilediğini kadın yumurtasıyla eşleştirir. Bir insan olarak dünyaya getirir. Diğerlerini öldürür. Spermlerin içinden de hangisinin yaşayacağına ancak Allah karar verir. Eğer spermler, yaratılmaları tamamlandıktan sonra Allah’ın kendilerine sorduğu soruya cevap verebilmişlerse bu onların bir ruha sahip olduklarının kanıtıdır. Demek ki onlar birer canlıdır. Öyleyse döllenmiş her yumurta bir ruha sahiptir. Onu yok eden elbette katil olur. Konu ile ilgili ayetleri aşağıda görmektesiniz.

17: İSRA / 31. Geçim sıkıntısı endişesi ile (kürtaj veya düşük yaparak) evlatlarınızın canına kıymayın. Onların rızkını da sizin rızkınızı da veren biziz. Onları öldürmek çok büyük bir suçtur.

6: ENAM / 140. Bilgisizlikleri yüzünden “beyinsizce evlatlarını öldürenler” ve Allah’ın verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek, kendilerine haram kılanlar muhakkak ki ziyana uğradılar. Bunlar, doğru yoldan sapmışlardır, hidayete erecek de değillerdir.

6: ENAM / 151. De ki, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: “O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla evlatlarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.”

Rabbimizin rahmet ve bereketi üzerimize olsun. Bizleri cehaletten kurtarsın, dinimizi öğrenmemizi ve yaşamamızı nasip etsin. Âmin!

İLMİ SAĞLAM OLMAYANIN DİNİ SAĞLAM OLMAZ

Allah, insanı düşünmeye, araştırmaya ve doğa hakkında bilgi sahibi olmaya davet eder çünkü doğanın nasıl büyük bir ilimle yaratılmış olduğunu anlayabilmek, ilmi araştırmalara bağlıdır. Aklını kullanmayan insanlar, Allah’ın varlığını, ilmini ve kudretini idrak edemez. Bundan dolayıdır ki Kur’an Kerim, tarih, fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi konulara da insanların dikkatini çekmeye çalışır. İnsanın ve canlıların yaratılışı, dünyanın yaratılışı, uzay ve uzay dışı konularda bilgiler verir. Uzayımızın dışında başka yaşam alanları olduğunu bize bildirir ve insanları uyarır, iyi insanlar olmaya davet eder. İyi insanların buralarda (cennetlerde) sonsuza kadar misafir edileceğini, müjdeler. Kötü insanların yaptıkları kötülüklerin karşılıksız kalmayacağını, sonsuza kadar en kötü şartlarda hapis edilebilecek mekanlar (cehennemde) bulunduğunu bildirerek insanları uyarır. Kötülüklerden uzaklaştırmaya çalışır.

35: FATIR / 28. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da farlı renklerde olanlar vardır. Allah’ın kulları içinde, Allah’a saygı duyanlar ancak âlim olanlardır. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.

55: RAHMAN / 5. Güneş de ay da (rast gele oluşmamış) bir hesap ile yaratılmıştır.

Güneş sistemi, müşriklerin iddia ettiği gibi kendi kendine hesapsız kitapsız meydana gelmemiştir. İki gün gibi çok uzun bir sürede, ince hesaplarla yaratılmış, korunmakta ve yaratan tarafından yönetilmektedir. Burada ifade edilen gün dünya günü değildir. Henüz yaratılmamış bir sistemin nasıl günü olabilir ki? 

Allah, cisimlerin gölgelerinin kendi etraflarında dönerek seyretmesine insanların dikkatini çekmeye çalışır. İnsanoğlu, gölgenin cismin üzerindeki seyrinin nedenini merak edip deneylere dökecek olsaydı, Güneş sistemi hakkında bir ön bilgiye çok daha erken sahip olabilecekti. Allah’a ve indirdiği kitaplara olan imanları pekişecekti. Astronomide şu andakinden çok daha ileride olabilecekti. Kibir ve yaratıcı düşmanlığı insanları ilerlemekten alıkoymuştur.

25: FURKAN / 45. Görmedin mi Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını? Rabbin dileseydi onu sabit yapardı. Biz güneşi ona delil yaptık.

Güneşin ve dünyanın hareketli olduğunu vurgulayan bu ayeti kerime insanın hiç düşünmediğini, adeta bakar kör olduğunu, Allah’ın varlığının delillerini görmezden geldiğini ima ediyor. Rabbimiz, gölgenin uzayıp kısalmasından dünyanın ve güneşin sabit olmadığını insanın araştırıp anlamasını ve imanını pekiştirmesini arzu ediyor.

39: ZÜMER / 5. O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, (bir yumak gibi) geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ayı (insanın) istifadesine sunmuş, her biri belli bir süreye kadar (Allah’ın belirlediği yöne) akıp gitmektedir. İyi bil ki, çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan ancak O’dur.

Bu ayeti kerimede dünyanın kendi etrafında dönüşüne vurgu yapılıyor. Dünya bir yumağa benzetiliyor. Dünyanın, güneşin, ayın hareket halinde oldukları ve belirlenmiş bir yöne doğru dönmekte oldukları açıklanıyor. Onların bu hareketlerinin belli bir süreye (kıyamete) kadar devam edeceği bildiriliyor. Güneş ve ay yaratılmış, istifadenize verilmiş olmasa yaşamınızı sürdürebilir miydiniz, bunu hiç düşündünüz mü, diyor.

16: NAHL / 48. Görmüyorlar mı Allah’ın yarattığı şeylerden herhangi bir şeyi? O şeyin gölgesi Allah’a secde için sağdan sola dönüyor. Onlar (Allah’ın kudretine) tabidirler.

Allah, insanlara görmüyorlar mı diye bir soru yöneltiyor: Allah’ın yarattığı her şeyin bir gölgesi olduğunu hatırlatıyor. Aklını kullanan bir insanın, Güneş sistemini anlaması için nesnelerin gölgelerinin hareketli olmasının yeterli bir delil olabileceğini vurguluyor. Allah’ın kudretini, ilmini görmek ve anlamak için tek bir şeyin bile gölge hareketinin izlenmesinin yeterli olabileceğini dile getiriyor. İnsanın gözü önünde birçok delil bulunduğu halde bunları araştırmadığını, görmezden geldiğini söylüyor. Dünyanın sağdan sola dönerek yol aldığını, bunu rast gele değil de Allah’ın ilmine, kudretine ve emrine tabi olduğu için böyle yapmakta olduğunu vurguluyor.

İstese insan basit bir deney yapabilirdi: Eline limon gibi bir meyve alıp birkaç çöp çakıp ışık kaynağı karşısında meyveyi sapından tutarak sağdan sola doğru çevirebilirdi. Güneş ışıkları karşısında dünyadaki nesnelerin gölgelerinin sağdan sola nasıl düştüğünü anlayabilir ve buradan dünyanın sağdan sola döndüğünü çıkarabilirdi. Bu basit deneyle gölgelerin neden dolayı uzayıp kısaldığını görebilir gece ve gündüzün oluşumunu kavrayabilirdi. Dünyanın kendi etrafında dönmekte olduğunu da kolayca anlayabilirdi. Dünya ve uzay konusunda bilgilenebilir ve Allah’ın kudret ve hikmetini görebilirdi ama insan ön yargılı ve kördü: Allah’ın gökyüzündeki ve yeryüzündeki delillerini görmüyordu. Sağırdı: Allah’ın söylediklerini işitmiyordu. Akılsızdı: Düşünmüyor, araştırmıyor ve sadece hayvanlar gibi yiyip içiyordu. Kibirli ve inkarcıydı: Canlı, ilim sahibi, akıllı bir yaratıcının var olduğunu kabul etmiyordu. Dünyanın düz olduğunu veya öküzün boynuzları arasında olduğunu hayal ediyordu.

Bugün Dünyanın kendi etrafında ve güneşin etrafında sağdan sola doğru dönerek yol aldığını biliyoruz ama hala inkârcılar bu ayetleri görmezden gelmekteler, yaratıcılarını ve onun bin dört yüz elli sene önce göndermiş olduğu bu ilmi mesajlarını da inkâr etmekteler. Müminlere gerici yobaz diyerek hak etmedikleri hakaretlerde bulunuyorlar. İnsanları koyun gibi gütmek için seküler eğitimden başka bir eğitim istemiyorlar. Düşünüp sorgulayanlardan hoşlanmıyorlar çünkü Allah’a inanıp güveneni koyun gibi güdemeyeceklerini biliyorlar. İşte bu sebepten inananlara zulmediyorlar fakat aslında kendi kendilerine zulmediyorlar. Şuursuzluklarından ve kinlerinden dolayı da bunu fark edemiyorlar.

50: KAF / 6. Üstlerindeki göğe hiç bakmadılar mı ki onu nasıl bina etmişiz ve onu süslemişiz? Hem de hiçbir kusuru yoktur.

36: YASİN / 37. Geceyi gündüzden sıyırdığımız zaman karanlıkta kalıyorlar. Onlar için bu bir delildir.

36: YASİN / 40. Güneş’in Ay’ın yörüngesine girmesi, gecenin gündüzü geçmesi mümkün değil. Hepsi birer yörünge içinde yüzüyor.

50: KAF / 7. Yere hiç bakmadılar mı ki onu nasıl yaydık. Oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada her cins bitkiden bitirdik.

Allah, ey insanlar kör müsünüz, diyor: Göğe hiç bakmadınız mı, onu nasıl bir ilim ve nasıl bir kudretle inşa ettiğimizi görmüyor musunuz? Yere hiç bakmadınız mı, hesapsız kitapsız olabilecek herhangi bir şey görebiliyor musunuz? İlimsiz yaratılabilecek herhangi bir şey göremiyorsunuz değil mi? Öyleyse Allah’ı ve peygamberlerini niçin inkâr ediyorsunuz? Hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyleri inkâr ettiğinizin farkında değil misiniz? Size göz verdik, kulak verdik, akıl verdik, el verdik, ayak verdik. Sizi en güzel surette yarattık. Sizi araştırmaya ve anlamaya muktedir kıldık.  Öyleyse, Allah’ın kudretini görmek ve ona olan imanınızı pekiştirmek için bildirdiğimiz konuları, düşünüp araştırmaktan ve ona saygı duyup teşekkür etmekten sizi alıkoyan nedir? Size yardım elini uzatmış bir dostun elini havada mı bırakacaksınız? O sizi çok seviyor. Onun her şeyi sizin için yarattığını ve sizin yararınıza sunmuş olduğunu görmezden gelmeye devam mı edeceksiniz? Size kendi içinizden seçip gönderdiğimiz elçilerimizi her defasında yalanlayacak mısınız? 

Bizi gözünüzle görmek mi istiyorsunuz? Bizi gözünüzle görseydiniz muhakkak ki biz büyülendik diyecek ve yine inkâr etmeye devam edecektiniz. Biz de o zaman gördüklerinizin bir büyü değil de birer gerçek olduğunu size ispat etmek zorunda kalacaktık ve sizi anında mahvedecektik çünkü inkâr edenlerin Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Rablerinin nezdinde inkârcıların hiçbir değeri olmadığını size hatırlatan elçilerimiz de gelmişti değil mi? Düşünüp inkârdan ve Rabbinizin hoşlanmadığı kötü şeylerden vazgeçesiniz diye size zaman da tanıdık. Şeytanları dost ediniyorsunuz. O şeytanlar insanlardan da olur cinlerden de. Siz de iyilerle birlikte olup Allah’ın dostları olabilirsiniz fakat inkârı seçiyorsunuz. Allah ve dostlarına kin besliyorsunuz. Halbuki güçlü olan Allah’tır. Mülk de onundur. Allah ve meleklerini gördüğünüz gün sizin için çok geç olacak. Uyanın!

Hz. Muhammed’in, yalan söylediğini ve ona vahiy gelmediğini iddia ediyorsanız o zaman Kur’an’ı Kerim’deki bu delilleri çürütmeniz gerekiyor. Bilim insanları isteseler de istemeseler de Allah’ın kudreti karşısında boyun eğiyorlar. Bilimsel çalışmalarıyla Allah’ın varlığının ve delillerinin doğrulanmasında da ön ayak olmuş oluyorlar.

Gökyüzünde bir kusur yoktur. İnsanlar ozon tabakasındaki ufak tefek değişikliklerden bile hemen korkuya kapılıyorlar. Gezegenler kendi aralarındaki mesafeleri koruyorlar. Biri diğerinin yörüngesine girmiyor, birbirleriyle çarpışmıyorlar. Gündüz geceyi, gece gündüzü şaşırmaksızın takip ediyor. Gezegenler, Güneş, Dünya ve Ay tayin edilen yörüngelerinde yüzmekte ve belirlenmiş bir yöne dönmekte devam ediyor. Muhakkak ki hepsinin bir ömrü var. Bilim bunlardan hangilerini yalanlayabiliyor?

35: FATIR / 13. O, geceyi gündüze sokuyor, gündüzü de geceye sokuyor. Güneşi ve ayı emrine itaatkâr kılmıştır. Her biri mukadder bir gayeye akıp gidiyor. İşte bu gördüklerinizi yapan Allah sizin Rabbinizdir. Mülk (hükümranlık) O’nundur. O’ndan başka taptıklarınız ise bir çekirdek zarını bile idare edemez.

36: YASİN / 38. Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.

27: NEML / 88. Bakıp da hareketsiz sandığın dağlar (Uzaydan bakıldığında) bulutlar gibi gelip geçer. İşte bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatı. Şüphesiz O, sizin neyle meşgul olduğunuzdan haberdardır. 

31: LOKMAN / 10. O, gökleri direksiz yarattı, onu da görüyorsunuz. Yeryüzü sizi sarsar diye onun içinde yüksek ve sabitlenmiş dağlar oluşturdu. Hareket edebilen canlıların hepsini yaydı. Biz gökten su indirip, ikram ettiğimiz bitkilerin hepsinden, erkek ve dişi çiftler yetiştirdik.

16: NAHL / 15. Allah, yeryüzü sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yarattı.

74: MÜDDESSİR / 1,2. Büyük haberler hakkında birbirlerine sorular soruyorlar.

74: MÜDDESSİR / 3. Onlar, onda ihtilafa düşüyorlar. (İlk yaratılış ve yeniden yaradılış hakkında.)

78: NEBE / 4. Her ikisini de bilecekler.

78: NEBE/ 5. İleride, her ikisini de bilecekler.

78: NEBE / 6. Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?

78: NEBE / 7. Dağları da birer kazık kılmadık mı?

77: MÜRSELAT / 27. Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size tatlı bir su sunmadık mı?

Bugün, magma tabakasının üstünde oluşmuş bir kabuk üzerinde yaşamakta olduğumuzu, biliyoruz. Dünyadaki kara parçaları ovalardan ve dağlardan oluşmuştur. Ovalar ekilip dikilen ulaşım açısından insana kolaylık sağlayan kısımlardır. Ovalarda yaşamak dağlarda yaşamaktan çok daha rahattır. Ovalar insanların rahat ettikleri ve tercih ettikleri yerlerdir yani ovalar insanlar için tıpkı rahat ettikleri bir döşek gibidir.

Dağlar, yeryüzünün karkası gibidir. Dünyanın çekirdeği ile kabuğu arasında sabitlenmiş birer direk vazifesi görmektedir ve ovalarda depremlerin sık yaşanmasını engellemektedir. Eğer dağlar olmasaydı, ovalar depremlerden dolayı yaşanamayacak halde bulunurdu. Magma, zaman zaman yer kabuğunun zayıf alanlarını zorlayıp dışarı çıkmak için volkan tepeleri oluşturur.  Bu tepeler, ne kadar yüksek olursa olsun, birer dağ olarak nitelendirilemez çünkü bunlar, karkas vazifesi görmez. Tabanları sıvı tabaka yani magmadan oluşmaktadır. Allah, dünyayı yaşama uygun yaratmış ve insanların menfaatine sunmuştur. Buna rağmen çok az insan, Allah’a teşekkür ediyor.

82: İNFİTAR / 7. O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kıldı. Sana ölçülü bir biçim verdi.

82: İNFİTAR / 8. Seni dilediği gibi farklı organlardan oluşturdu.

36: YASİN / 39. Biz aya da evreler takdir ettik de O, böylece kurumuş hurma salkımının dalı gibi oluncaya kadar döndü.

6: EN’AM / 96. O, sabahı aydınlatan ve geceyi dinlenme zamanı yapandır. Güneş ve ayı birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, aziz olan ve pek iyi bilen Allah’ın takdiridir.

Eğer güneş ve dünya hareketsiz olsaydı; gece-gündüz ve zaman kavramı olmayacaktı. İnsanlar güneş ve ayın hareketleri sayesinde vakitleri hesaplayabilmektedir. Güneş ve ay takvimi olmak üzere, iki türlü takvim kullanabilmektedir. İnsanlar ne kadar yaşadıklarını sayabilmektedir. 

50: KAF / 8. Bütün bunlar Rabbine yönelen her insanın basiretini açmak ve ona ibret vermek için yaratılmıştır.

10: YUNUS / 31. De ki: “Size gökten ve yerden kim rızık veriyor, o kulaklara ve gözlere hükmeden kim, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kim, işleri idare eden kim?” Hemen, “Allah’tır” diyecekler. De ki: “O halde Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

41: FUSSİLET / 37. Gece ile gündüz ve güneş ile ay Allah’ın (varlığının) delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer onları yaratana kulluk yapmak istiyorsanız sadece Allah’a secde edin. 

50: KAF / 2, 3. Doğrusu inanmayanlar kendi içlerinden uyarıcı bir peygamber geldiğine şaşırdılar da dediler ki: “Bu şaşılacak bir şeydir! Öldüğümüz ve birer toprak olduğumuz vakit mi dirileceğiz? Bu dönüş (mantıktan) çok uzaktır.”

50: KAF / 4. Biz toprağın onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda her şeyi kaydedip muhafaza eden bir kitap var.

75: KIYAME / 4. Bilakis, onların parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. 

Bin dört yüz yıl önce Allah, bu durumu insanlara bildirdiğinde insanların bunu anlaması mümkün değildi. Allah, insanların parmak uçlarının farklı farklı olduğunun doğruluğunu insanın merak ederek araştırmasını, ileri sürmüş olduğu delillerin doğrulanmasını, insanların Allah’ın varlığından ve gönderdiği mesajlardan böylece daha emin olmasını istiyordu. Allah, boş konuşmuyordu ve konuşmaz. Bugün şunu biliyoruz ki her bireyin DNA dizilimi, tek yumurta ikizleri dahil kendine özgüdür. İnsanlar, parmak uçlarındaki bu sırra bilim sayesinde ulaştı. Bilim yapabilmek için insanın daima Allah’ın yarattığı hayata, zamana, mekâna, materyale ve akla ihtiyacı oldu ve de her zaman olacak. Allah, insanların ilim öğrenmesini zamana yaymıştır ve ileride bileceksiniz, sonra bileceksiniz demektedir. İnsan, ondan ilim sahibi olmayı dilerse Allah, ona yardım eder ve ilmini artırır. Bilim insanları binlerce deney yapar ancak Allah’ın izin verdiği kadarında başarılı olur.

38: SAD / 71. Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak killi toprak ve suyun karışımından bir insan yaratacağım. (Salsaldan)

55: RAHMAN / 14. Allah, insanı topraktan yarattı. İnsan su testisi gibidir.

İnsan, su testisinin yapıldığı toprak gibi nemli ve killi topraktan yaratılmıştır. Vücudu da su testisi gibi su ağırlıklıdır. Allah, insanın dikkatini buna çekmek istemiştir. İnsanın araştırmasını ve inancını pekiştirmesini beklemektedir. Gerçekten insan bir su testisi gibidir: Su testisinin kendisi, kemik ve iskelet yapımızı andırmakta, testinin içindeki su ise vücudumuzdaki suyun iskelet yapıya oranını andırmaktadır: Kanımız %94, beynimiz ve böbreklerimiz %83, gözlerimiz %95, kalbimiz %75, kaslarımız %75, akciğerlerimiz %85 su içerir.

23: MÜ’MİNÜN / 23. Andolsun biz, Nuh’u kavmine gönderdik: “Ey kavmim Allah’a kulluk edin, O’ndan başka İlahınız yoktur. Hâlâ sakınmayacak mısınız?” dedi.

23: MÜ’MİNÜN / 24, 25. Bunun üzerine, kavminin içinden inanmayan kodaman topluluğu: “Bu adam tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah, (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık. Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyleyse, bir süre kadar ona katlanıp, onu gözetleyin bakalım.” dediler.

23: MÜ’MİNÜN / 26. Nuh: “Rabbim! Beni yalancı çıkarmalarına karşı bana yardım et.” dedi.

23: MÜ’MİNÜN / 27. Bunun üzerine: “Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz geldiği zaman gemiye aydınlatacak ve yakacak al. (Etine, sütüne, yününe ihtiyacınız olacak) hayvanların hepsinden çiftler al ve bir de içlerinden, daha önce kendileri aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.” diye ona vahiy ettik.

23: MÜ’MİNÜN / 28. Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun!” de.

11: HUD / 44. Allah, dedi ki: “Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes!” Sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi Dağı üzerine oturdu. O zalim kavme: “Dünyadan uzak olun!” dendi.

11: HUD / 48. “Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte olanlara, soyunuzdan gelecek milletlere bizden selamet ve bereket dileğiyle. İlerde kendilerini birçok nimetten faydalandıracağımız ve sonra da nankörlükleri yüzünden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacak olan nice milletler de olacaktır.” dendi.

Bugün fosillerin büyük bir çoğunluğunun aynı zaman dilimi içerisinde ortaya çıkmış olduklarını görüyoruz. Nuh tufanı ile yeryüzündeki bazı canlıların soyu tükenmiştir ve yeni canlılar dünyaya gelmiştir. 

55: RAHMAN / 29. Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir.

Günler süren yağışlarla birlikte, yeryüzündeki kara parçalarının çoğunluğu sular altında kalmıştır. Altı ay ya da daha uzun sürdüğü tahmin edilen bu süreç sonunda yağmurlar bir anda kesilmiştir. Çok hızlı bir şekilde sular yeryüzünün çukur bölgelerine doğru akmış ve kutuplarda da buzullaşmalar gerçekleşmiştir. Böylece sular karalardan çekilmiş karalar yaşanabilecek bir ortama dönüşmüştür. Suların karalardan hızla çekilmesi bataklıkları oluşturmuştur. Bataklıklara hızla gömülen canlılar, dış etkenlerden süratle uzaklaşmışlardır ve bu sayede fosilleşme koşulları oluşmuş, fosilleşmişlerdir. Her ölen canlı fosilleşemez. Hızlı bir şekilde buzlaşmış sular, denizler, göller ve bataklıklar gibi ortamlar fosilleşmenin en iyi gerçekleşmiş olduğu ortamlardır. Fosiller, magmatik ve metamorfik kayaçlar içerisinde bulunmazlar. Sonradan oluşmuş, tortul kayaçların içinde bulunurlar.

2: BAKARA / 223. Müminlere müjdele: Kadınlarınız sizin için bir tarladır (tohum atan sizlersiniz). Dilediğiniz zaman kendilerinizi onlara takdim edin ve tarlalarınıza yaklaşın. Allah’a kavuşacağınızı bilin ve onlara güzel davranın.

Yıllar yılı kadınların bazıları, erkek çocuk veremedi diye, kocaları tarafından suçlanmış ve çoğu zaman üzerlerine kuma getirilmiştir. Bu suçlamalar hala bugün dahi devam etmekte ve erkekler sırf bu yüzden eşlerine kötü davranmaktadır. Genetik bilimi daha dünkü hikâye ama Allah, cinsiyeti belirleyen kromozomlara erkeklerin sahip olduğunu bin dört yüz sene önce insanlara bildirmiştir ve eşlerine iyi davranmalarını istemiştir. Kur’an’ı Kerimde Allah’ın araştırmamızı ve imanımızı pekiştirmemizi istediği birçok ayet görebiliriz. Allah’ın sünnetinde bir değişiklik göremezsiniz. Bu ayetlerin birçoğu İncil ve Tevrat’ta da mevcuttur. Maalesef Allah’ın kitapları mühürlenmiş gibidir. Açıp okuyan ve düşünen kimse yoktur. İnsanlar, yalan yanlış yorumların arkasına düşmüş ve onları din edinmişlerdir. Yorumlardaki çelişkilerden dolayı da yoldan çıkmışlardır.

Ay yarıldı kıyamet yaklaştı ayetini düşünelim. Bugün NASA’dan gelen bilgiler ışığında ayda çok uzun ve geniş dikdörtgen bir yarık olduğunu biliyoruz. Bunun, kesinlikle göktaşlarının eseri olmadığı yetkililer tarafından açıklanmış bulunuyor. Allah, “İleride bileceksiniz” diyordu ve bugün biliyoruz. Kur’an’daki bu ayet ile NASA’nın keşfi arasında bir çelişki yok. İnkâr edersek her ikisini de inkâr etmiş olacağız. Şayet kabul edecek olursak her ikisini de kabul etmiş olacağız.

21: ENBİYA / 33. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur; her biri bir yörüngede yüzüyor.

21: ENBİYA / 30. Şüphesiz ki gökler ve yer bitişikti de biz ikisini ayırdık. İnkâr edenler, görmüyorlar mı canlı olan her şeyi sudan yarattığımızı? Hala inanmayacaklar mı? (Su olmasaydı yeryüzünde canlılar oluşamayacaktı.)

11: HUD / 7. “Hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, arşı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratan odur.” Yemin ederim ki “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” desen, inanmayanlar derhal, “Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir” derler.

41: FUSSİLET / 11, 12. Sonra Allah, semayı yaratmaya yöneldi. O duman halindeydi. Göklere ve yere: “İsteseniz de istemeseniz de buyruğuma girin” dedi. Onlar, isteyerek girdiklerini söylediler. Allah, onları yedi gök olmak üzere iki gün içinde düzenledi. Her bir semaya vahye uymasını emretti. Dünya semasını kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bunlar, güçlü ve bilgili olan Allah’ın takdiridir.

Allah, bir bütünü parçalamış ve ondan gökleri ve yeri yaratmıştır. Bütün bunları arş su üzerindeyken yapmıştır. Böylece arş bundan etkilenmemiştir. Bir bütünün Allah tarafından duman haline gelinceye kadar parçalanarak bir plan, bir proje ve bir hesap ile yeni baştan düzenlenip yaratılmış olduğunu Kur’an’ı Kerim bize bildirmektedir. 

Bugün bazı bilim insanları, evrenin yaratılışı ile ilgili, büyük bir patlama olduğunu, rastgele kopan parçaların evrendeki gezegenleri ve yıldızları meydana getirdiğini ileri sürer ya da gaz bulutlarının rast gele evreni oluşturduğunu yani bu iddialara göre, bu düzen hesapsız kitapsız meydana gelmiştir. Allah ise bunu bir hesap bir kitap dahilinde yaptığını bildirmektedir. 

İnsan, evrenin yaratılışına şahit olmamıştır. İnsanın bu konudaki ilmi, zandan ileri gidemez. Zan peşine düşen hakikatten nasibini alamaz. İnsan, Allah’ın varlığını kabullenmek istemediği sürece bu saçma iddiaları ileri sürmeye devam edecektir.

Temsilde hata olmaz. Örneğin: Bir kâğıt fabrikası düşünün ki değerlendirmek için eski kağıtları satın almış ve işe yarar hale getirmek istiyor. Aldığı bu eski kâğıtları rasgele parçalara ayırarak mı kullanır yoksa hamur haline getirip yeni baştan ihtiyaca uygun kağıtlar üreterek mi dersiniz? Elbette hamur haline getirip ihtiyaca uygun kağıtlar üretecektir. Allah da bir bütünü en küçük birimlere ayırıp istediği gibi düzenlemiştir. Allah güç ve ilim sahibidir. Allah, düşünmemizi emrediyor.

4: NİSA / 82. Onlar hâlâ Kur’an’ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmayacaklar mı? Eğer o Allah’tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.

68: KALEM / 51. O inanmayanlar, Kur’an’ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar da “O bir deli” diyorlar.

İnanmayanlar, işittiklerinin bir delinin sözlerine, kesinlikle, benzemediğini görüyorlardı. Hasetlikle Hz. Muhammed’e bakıyorlardı. Hasetliklerinden dolayı “O bir deli” diyorlardı. Kur’an’ı Kerim hem ahlaki hem ilmi niteliklerinden dolayı evrenseldir. Gördüğünüz gibi içeriğindeki bilgilerin doğruluğu kıyamete kadar geçerliliğini sürdürecektir. İşte Allah’ın, “İnsanlar ve cinler bir araya gelse dahi Kur’an’ın bir suresini bile yazamazlar.” demesi bundan dolayıdır.

10: YUNUS / 38. Onu O uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyen kimselerseniz haydi siz de O’nun gibi (yerden ve göklerden, geçmişten ve gelecekten; doğru haberler veren) bir sure getirin  Allah’tan başka, buna güç yetirebilecek olan kimler varsa onları da yardıma çağırın.”

2: BAKARA / 23. Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimizden şüphe içinde iseniz haydi siz de O’nun gibi bir sure getirin. Eğer haklıyız diyorsanız, Allah’tan başka güvendiklerinizin hepsini de yardıma çağırın.

2: BAKARA / 24. Yok bunu yapamadıysanız ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.

Birçok insanın, ilmini kavrayamadıkları şeyleri inkâr ettikleri görülmektedir. Onlar ne göklerin ne yerin ne de canlıların yaratılışına şahit olmuşlardır. Zanlarına göre konuşmayı ve yalan söylemeyi yeğlemektelerdir. Allah der ki: “Bırakın onları, onlar cehennemi görüp de yanıncaya kadar inkâr etmeye devam edecekler.” Melekler onlara diyecekler ki: “İşte bu inkâr ettiğiniz cehennemdir!”

10: YUNUS / 97. Onlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı (cehennemi) görünceye kadar inanmazlar.

53: NECM / 31. Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah’ındır. Sonuç olarak, kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır.

2: BAKARA / 255. Allah’tan başka İlah yoktur; Diri ve baki olan, her şeyi idare eden O’dur. O’nu ne bir uyku ne de bir uyuklama tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzin verdiği hariç, O’nun huzurunda şefaat edebilecek olan kimdir? O, onların yapmakta olduklarını da yapmış olduklarını da bilir. “Allah’ın dilediğinden başkası O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamaz.” O’nun kürsü (yedinci kat gök) semaları ve yeri kapsadı. Onları korumak O’na zor gelmez. O çok yüce ve çok büyüktür.

İnanmayanlar: “Asıl olan evrim teorisidir. İslam bir inançtan ibarettir. Bu kitap bilimle çelişmekte. Bu bir bilim kitabı değil. İçinde hiç formül yok. Allah inancı bilime aykırıdır” dediler. Kısır bir inkârcılığa takılıp kaldılar.

Allah, her bir şeyi hassas hesaplarla yaratmış ve yaratmaktadır. Her bir şeyin formülü kendi katında kayıt altına alınmıştır. Kur’an’ı Kerim’de açıklanan delilleri anlayamayan bu insanlar, yaratılışın formülleri kendilerine indirilmiş olsaydı acaba bu formüllerin milyarda birini anlayabilecekler miydi? Allah, yarattıkları şeylerin formüllerini kelime kelime insanlara açıklayacak olsa ne kadar kâğıt ne kadar mürekkep gerekecekti?

İşte Allah’ın insanlara verdiği cevaplardan birkaçı:

31: LOKMAN / 27. Eğer yer yüzündeki ağaçlar kalem olsa deniz mürekkep olsa yedi deniz de ona destek olsa yine de Allah’ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.

45: CASİYE / 6. İşte bunlar, Allah’ın delilleridir. Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık onlar, Allah’a ve onun delillerine inanmadıktan sonra daha hangi söze inanacaklar?

44: DUHAN / 38. Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve bir eğlence olsun diye yaratmadık.

18: KEHF / 54. Hakikaten biz bu Kur’an’da insanların anlaması için her türlü delili sayıp döktük fakat tartışmaya en çok düşkün varlık, insandır!

53: EN-NECM / 28, 29, 30. Onların bu konularla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise şüphesiz hakikat bakımından hiçbir şey ifade etmez. İşte onların ilimden erişebilecekleri (son nokta) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, doğru yolda olanı da iyi bilir. Bunun için bizi anmaktan yüz çevirenlerden ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden sen de yüz çevir.

DOMUZLAR, MAYMUNLAR, EVRİM ve BİLİM

Allah, bütün kavimlere müjdeleyici ve uyarıcı elçiler göndermiştir. Kavimler gelen elçileri büyücülükle suçlamışlar, söylediklerine inanmamışlar ve Allah’ın elçilerine zulmetmişler hatta bazılarını öldürmüşlerdir. Elçiler de zalimlere karşı Allah’tan yardım istemişlerdir. Bu sebepten Allah’ın lanet ve gazabına uğrayanlar olmuştur. Allah, son peygamberine indirdiği ayetlerde, geçmişteki zalimlerin kendilerine zulüm ettiklerini, bundan dolayı da maymunlara ve domuzlara dönüştürüldüklerini bildirmektedir.

Evrimciler, insanların maymunlardan ve domuzlardan evrimleştiğini ileri sürüyorlar fakat bu bilimsel bir gözleme dayandırılamamıştır, dayandırılamayacaktır da. Evrim teorisini etkisiz kılmak için küçük bir örnek bile yeterlidir. Evrimciler bu hayvanların bir kısmının insanlardan evrimleştiğini söyleseler daha mantıklı olabilirdi çünkü kompleks bir yapıdan ilkele geçiş kolaydır ve bu gözlemlenebilmektedir. Böyle bir teori ilahi kitapları tasdik edeceğinden dolayı evrimcilerin işine gelmez ve bu nedenle hakkı gizlemeye gayret göstermektedirler. Halbuki Allah, hakkı batıla çarpar da batıl dağılır gider, hak karşısında tutunamaz.

Deli bir insanı düşünelim… Deli, akıllı bir insanın evrime uğramış bir modeli sayılabilir çünkü başkalaşım geçirmiştir. Normal bir insanı delirtmek mi daha kolay yoksa deli bir insanı akıllandırmak mı dersiniz?.. Gerçek bir deliyi akıllandırmak imkansızdır.  Görüyoruz ki kompleks bir yapıdan kolayca ilkele gidilebiliyor ama ilkelden kompleks bir yapıya gidemiyoruz. Delinin kaybettiğini yerine koyamıyoruz, koyabilecek yeterli ilme sahip değiliz. Bilim insanları kaybedilenleri yerine koyabilmek için yıllardır alın teri döküyor.

İlahi dinlerde domuz eti ve ürünleri yasak edilmiştir fakat sanıldığı gibi domuz eti sadece mevcut ilahi dinlerde yasaklanmamış, müşrik kavimlerde de domuz eti yemeyenler vardı. Allah, insanoğlunun bilimde ilerleyerek domuz ve maymunların genetik olarak insana yakınlıklarını anlayabilecek düzeye ne zaman geleceklerini bilendir. Allah ilmiyle her bir şeyi kuşatmıştır. Bin dört yüz sene önceki bir mümin bu ayetlere inanıyor, kâfir ise inkâr ediyordu. Bugünün kâfirleri bunu inkâr etmekte zorlanmaktadır çünkü deliller ortadadır.

5: MAİDE / 60. De ki: “Allah yanında cezaca bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah’ın lanet ettiği, gazabına uğrattığı, kendilerini maymunlara ve domuzlara dönüştürdüğü kimselerle Tağut’a tapanlar (zorbalığı ilah edinenler) işte bunlar yerleri en kötü olan ve doğru yoldan en çok sapanlardır.”

38: SAD / 87. Bu Kur’an, ancak âlemler için bir nasihattir.

58: SAD / 88. “Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok daha iyi öğreneceksiniz.

Belki de domuz etinin yasaklanması domuzların insan bozuntusu olmasından kaynaklanıyor olabilir çünkü domuzların hastalıkları da insanlara diğer hayvanlarınkinden daha kolay bulaşabilmektedir. Domuz eti içerisinde Taenia solium adı verilen domuz tenyası ve Trichinella spiralis isimli yuvarlak solucan bulunabilmektedir. Bu canlılar insan vücudunda parazit olarak yaşar, uzun sürede ciddi hastalıklara neden olur. Domuz çok ve sık doğurmaktadır. Bundan dolayı domuz eti yemenin doğru ve ekonomik olduğunu savunanlar da olmaktadır. Allah’ın buna cevabını aşağıdaki ayette görmekteyiz.

5: MAİDE / 100. De ki: “Pis ile temiz bir olmaz, pis olanın çokluğu tuhafınıza gitse bile…  O halde ey özü temiz ve düşünür olanlar, Allah’a sığının ki kurtuluşa eresiniz!”

Domuz hızlı üremesi nedeniyle çok ekonomik bir varlıktır fakat geviş getirmez. Domuz etini yemek haramdır ancak mecburiyet karşısında… O da öyle bir mecburiyet ki ucunda ölüm olsun. O zaman kişinin ölmeyecek kadar yemesine izin verilmiştir. Buradan yola çıkacak olursak ucunda ölüm olan hastalıklarda da domuz organlarının kullanılabileceğini düşünülebiliriz.

2: BAKARA / 172. Ey iman edenler! Size ikram ettiğimiz rızıkların hoş ve temiz olanlarından yiyin. Eğer sadece Allah’a kulluk ediyorsanız ona teşekkür edin.

2: BAKARA / 173. O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti; bir de Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar. Kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa başkasının hakkına tecavüz etmemek, zaruret ölçüsünü de geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez çünkü Allah çok bağışlayıcıdır ve çok merhametlidir.

Eğer açlıkla burun buruna gelir de domuz eti yemek zorunda kalırsak: Rabbimiz, mecburiyet karşısında işlediğimiz günahtan dolayı tövbe etmemizi, eğer tövbe edersek, kendisinin de bizi affedeceğini bildiriyor. Allah, Yahudilere Kur’an’ı Kerim’den şöyle sesleniyor:

2: BAKARA / 63. Sizden sağlam bir söz almıştık. Tûr dağının altında size verdiğimizi (Tevrat’ı) kuvvetle tutup içindekileri daima hatırlayın, umulur ki korunursunuz.

2: BAKARA / 64. Ondan sonra sözünüzden dönmüştünüz. Eğer sizin üzerinizde Allah’ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.

2: BAKARA / 65. İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de bu yüzden kendilerine: “Aşağılık maymunlar olun!” dediklerimizi elbette bilmektesiniz.

2: BAKARA / 66. Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakîler için de bir nasihat vesilesi kıldık.

Allah, kullarına zulmetmez ancak azgınlık yapanlar Allah’ın rahmetinden mahrum olurlar. Allah’ın yanında onların hiçbir değeri yoktur. Allah, sadece doğru yolda olanların dostudur.

7: ARAF / 161. Onlara denildi ki: “Şu şehirde (Kudüs’te) yerleşin. Oradaki nimetlerimizden dilediğiniz gibi yiyin. Bağışlanmak istiyoruz deyin. Kapıdan saygıyla eğilerek girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanımızı daha da artıracağız.”

7: ARAF / 162. Fakat onlardan zalim olanlar, sözü, kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirdiler. Biz de zulmetmelerinden ötürü üzerlerine gökten bir azap gönderdik.

7: ARAF / 163. Yahudilere deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar akın akın gelirdi, diğer günler gelmezlerdi. İşte biz, yoldan çıkmış olduklarından dolayı onları bu şekilde imtihan ediyorduk.

7: ARAF / 164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: “Rabbimize mazeret beyan edelim diye bir de belki sakınırlar ümidiyle.”

7: ARAF / 165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık. Zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.

7: ARAF / 166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.

76: İNSAN / 28. Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

7: ARAF / 168. Onları (Yahudileri) grup grup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler de vardır, aşağılık olanlar da vardır. Belki doğru yola gelirler diye iyiliklerle ve kötülüklerle kendilerini denedik.

38: SAD / 87. Bu Kur’an, ancak âlemler için bir öğüttür. 

YARATICI GERÇEĞİ

Doğum ve ölüm bir yaratıktır yani sonradan var olmuştur. Olmazsa olmaz değildir. O zaman başka bir boyutta hayatın bir başlangıcı ve bir sonu olmayabilir. Zamanı nasıl belirlemekte olduğumuzu düşünelim. Dünya’mızın Güneş ve kendi etrafında kat ettiği yola göre zamanı belirliyoruz. Öyleyse böyle bir sistemin olmadığı bir boyutta zaman kavramı da olmayacaktır. Zaman kavramının ve ölümün mevcut olmadığı bir boyutta ömür diye bir kavram da olamaz. Başlangıcı ve sonu olmayan bir şeyin gerçekliğini algılamak insan beynine ağır gelebilir çünkü insanın etrafında gördüğü her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır. İnsan her şeyi bu kriterlere göre değerlendirmek ister. Böyle olunca başlangıcı ve sonu olmayan bir yaratıcının varlığını da kabullenemez. Mesela: Kürs’ün (en üsteki göğün) dışında sonsuz bir su, sonsuz maden kütleleri, sonsuz nimetler, sonsuz bir yaşam var dendiği zaman insan yadırgar.  İnsan doğanın en şanslı ve en akıllı varlığının kendisi olduğunu zannederek kibirlenir. Halbuki onun için tayin edilmiş bir ömür ve bir ölüm vardır. Hayalleri hep yarım kalır. Tecrübelerinin birçoğu ölümüyle yok olur gider. İnsan ne kadar çaresiz ve ne kadar zayıf olduğunu ancak ölümle yüz yüze gelince anlar.

67: MÜLK / 2. O, hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O üstündür ve bağışlayıcıdır.

Doğada canlı cansız her şey kendine has fiziki (İlahi) kurallara bağlıdır. Hiçbir şey tesadüflerle oluşmaz. Her şeyin en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmış olduğunu görürsünüz. İnsanoğlu hep bir uzay istasyonu inşa etmeyi düşler ve çalışmalar yapar. Hiçbir insan, böyle bir uzay istasyonunun kendi kendine oluşmasını beklemez. Bu fikri aptalca bulur ama ne kadar gariptir ki milyarlarca insan; uzayın, dünyanın ve içindeki canlıların kendi kendine oluştuğunu düşünmektedir. İlahi kitaplara inananlar, bunun dışında kalır. Onlar akıllı, her türlü bilgiye, güce, materyale sahip; merhameti de şiddeti de çok güçlü bir yaratıcı olduğuna inanırlar. Allah, evrenin hem mimarı hem mühendisi hem de sahibidir.

Görkemli bir saray görsek, mimarını görmediğimiz halde, bunun çok yetenekli bir mimarının eseri olduğunu söyleyebiliriz. Kimse bizim aptalca bir şey söylediğimizi düşünüp sözümüzü yadırgamaz. Bu görkemli sarayın tasarımını yapan mühendisliğini yapan okuma yazması olmayan hesap kitap bilmeyen bir şahıstır dersek herkes bize aptalca konuşma der. Doğanın bunca görkemini gördükten sonra Allah’ı inkâr edersek…

Diyelim ki bu saray kiraya veriliyor ve siz kiralamak istiyorsunuz. Bir kira sözleşmeniz elbette olacaktır. Sözleşme yaptıktan sonra anahtarınızı alıp saraya taşınacaksınız fakat bu sözleşmeyi yapmak için saray sahibine ulaşamıyorsunuz çünkü o çok büyük bir kral. Peki, bu sözleşme işini nasıl halledeceksiniz? Elbette, saray sahibinin velayet verdiği bir kimseyle bu işi yürüteceksiniz ve sözleşmedeki şartları, elçi gönderdiği kimse size bildirecektir. Elçinin sizin önünüze koyduğu sözleşmeyi kabul edip etmemek ise size kalmış bir şeydir. Allah kralların Kral’ıdır. O bizim yaptığımız her şeyden haberdardır ama biz O’na ulaşamayız. O bize elçiler göndermiştir.  Bize düşen sözleşmeyi okuyup üzerinde etraflıca düşünüp bir karara varmaktır.

Biz müminler doğadaki tasarımlara ve inşa edilişlere bakarak güçlü, akıllı ve zevkli bir yaratıcının olduğunda karar kıldık. Gören ve aklını kullanan bir insanın, bunun tersini düşünmesini beklemiyoruz. Allah’ı görmedik ama elçilerini tanıdık. Cennete gidebilmek ve orada yaşayabilmek için sözleşme şartlarını bildik. Bu sözleşmeleri kabul edip etmemek bizim elimizdedir. Allah insanlara zulmetmez. İnsanlar kendilerine zulmederler. Allah’ın rahmet ve merhameti olmasaydı, taş üstünde taş kalmaz, her şey helâk olurdu. Allah tavsiye eder, uyarır, şeytan sizi aldatmasın o sizin düşmanınız, biz sizin dostlarınızız tavsiyelerimi dikkate alın der. 

Allah’ın tavsiyelerini dikkate almazsak bizi hemen helâk etmez çünkü o merhameti çok büyük olandır. Çok uzun bir süre tövbe etmemizi bekler. Rahmetini üzerimizden hiç eksik etmez. İnsan şirk koşsa dahi onu rızıklandırmaya ve korumaya devam eder. Bir tehlike varsa kullarını uyarır. Şeytan gece, gündüz mesaidedir. Kıskandığı için insanlara sürekli vesvese verir zaten  daha başka bir şeye gücü yetmez. 

Örneğin: Allah insanı yiyecekler konusunda uyarmıştır: “Yiyeceklerin temiz olanlarından yiyin.” demiştir. İnsanlar murdar olan şeyleri yemeye devam etmişlerdir. Allah onların helâk olmalarına izin vermemiş ve onları murdar şeylerden gelecek hastalıklara karşı korumaya devam etmiştir. Vahşi hayvanların taşıdıkları, insanlar için tehlikeli olan birçok virüs vardır. Düşünsenize… İnsanlar bu vahşi hayvanları yemişler ama buna rağmen bu virüsler yıllar yılı insanlara atlamamıştır. Bunlardan bir tanesi bile insanlara atladığında başımıza neler geldiğini görüyoruz… Rabbimiz bizi uyarmak için rahmetini üzerimizden birazcık kısmıştır. Bu virüslerden sadece birinin insana bulaşmasına izin vermiştir ve diğer virüsler bulaşmamıştır. Rabbimiz rahmetini ve merhametini üzerimizden tamamen çekmiş olsa başımıza nelerin gelebileceğini bir düşünsenize… Rabbimiz tövbe etmemizi beklemektedir ve üzerimizde rahmeti olmasa başımıza neler gelebileceğini bize hatırlatmaktadır. İmtihan bir zulüm değil bir hatırlatmadır. 

Rabbimiz insana zulüm etmez. Zulüm eden zalimlerden de asla hoşlanmaz. Hesap günü kullarının yaptıklarını değerlendireceğini ona göre cezalandırıp mükafatlandıracağını kullarına bildirmiştir. Günah işleyene günahına karşılık gelecek bir ceza vereceğini iyilik yapana ise on katı mükafat vereceğini bildirmiştir. Dikkat ederseniz günah işleyene on kat ceza vermiyor, adil davranıyor, hak ettiği kadar bir ceza veriyor. İyilik yapana ise yaptığına karşılık on katı ikramda bulunuyor. Bu durumu da önceden kullarına bildirmiş ki aralarında bir haksızlık olmasın. İnsan kendine ona göre çeki düzen versin. Şeytanın arkasından gitmesin.  Rabbine güvensin. Tavsiyelerine uysun, mutlu yaşasın, mutlu ölsün diye.

Rabbimizin Rahmeti ve bereketi üzerimize olsun. Sevgiyle kalın.

MÜTEŞÂBİH VE MUHKEM AYETLER

Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’deki ayetleri muhkem ve müteşâbih olmak üzere iki bölüme ayırmıştır. Her ikisine de inanmak dini inancın temelini teşkil eder.

1. MUHKEM AYETLER: Her bireyin okuyunca anlayabileceği manası çok açık olan ayetlerdir. Allah’ın varlık ve birliğini algılamak için sunulmuş deliller, gelecekte ortaya çıkması beklenen bilimsel olaylar, ibadetler, güzel ahlak, sosyal dayanışma ve sosyal ilişkiler, yasaklar ve bunların hukuki sonuçları bu kapsamdakilerdendir.

      a. Allah’ın varlık ve birliğinin algılanması için sunulan deliller.

      b. İbadetler: namaz, abdest, oruç, haç, zekât, kurban.

      c. Yasaklar ve hükümleri: Haramlar ve hukuki sonuçlarının nasıl uygulanacağına dair ayetler.

      d. Güzel ahlak, sosyal ilişkiler ve sosyal dayanışmayı içeren ayetler.

      e. Gelecekte tevilinin ortaya çıkması beklenen bilimsel olaylar yani henüz tevili gelmemiş, açıklığa kavuşmamış fakat gelecekte Allah’ın dilediği bir gün açıklığa kavuşacak olan ve inkâr edilmemesi gereken ileride bilimle ortaya çıkabilecek konularda ipucu veren ayetlerdir:

2. MÜTEŞÂBİH AYETLER: İnsanın hayatta iken görmesi mümkün olmayan, gördüğümüz şeylere benzetilerek tasvirlerle anlatılanlar ve bazı surelerin başlarında bulunan harfler bu kapsamdakilerdendir.

      a. Cennet ve cehennem tasvir edilmiştir. İnsan, cennet ve cehennemi henüz görmemiştir fakat tasvir edildiği şekilde onlara inanır.

      b. Melekler ve cinler biz insanlar tarafından görülmemiştir fakat insan onların varlığına, Kur’an’ı Kerim’de ki tasvir edilmiş olduğu gibi inanır.

      c. Bazı surelerin başlarında bazı harfler bulunmaktadır. Bunların neye tekabül ettiğini ancak Allah bilir. Bunların sadece Allah tarafından bilindiğine ve bu harfler konusunda insanların bilgi sahibi olmasına izin verilmediğine inanmak gerekir.

İlgili ayet aşağıdadır:

3: ALİ-İMRAN / 7, 8. Sana bu Kitap’ı O indirdi. Ayetlerinden bir kısmı (muhkem) açıktır. Bu ayetler Kitap’ın anasıdır (İlahi terbiye kısmıdır). Diğer bir kısmı ise (müteşâbih) tasvir edilen ayetlerdir. Bunların tevilini Allah’tan başkası bilmez. Kalplerinde hastalık taşıyan kimseler, kendi keyiflerince tevil edip fitne çıkarmak için ondan müteşâbih olan şeylerin arkasına düşerler. Gerçek ilim ve iman sahipleri: “Rabbimizden gelen bütün ayetlere inandık.” derler. Akılca üstün olanlardan başkası doğru düşünmez.

Allah’ın Kur’an’ı Kerim’de tasvir etmiş olduğu konuları, bir insanın tutup da inkâr etmesi haramdır. O insan art niyetlidir. Bir insanın, bilmediği, görmediği konulara, Kitap’ta bildirilenlerin dışına çıkarak, ilave tasvirler yapması da haramdır ve fitne alametidir. Kitap’taki bize bildirilen kadarıyla yetinmemiz, Allah’ın emir ve yasaklarına en uygun olandır. Fitne alametlerinden bazı örnekler:

Bazı insanlar; Kur’an’daki harfleri ve bazı surelerin başında bulunan harfleri toplayıp, çıkararak bazı rakamlar elde ediyorlar. Bunların, dünyada zuhur etmiş ve edecek olaylarla bağlantısı olduğunu iddia ediyorlar. Akılları sıra, geçmişteki olayların tarihlerini Kur’an’ı Kerim’den bulup çıkarıyorlar. Gelecekteki olacak olayların tarihlerini hesapladıklarını iddia ediyorlar. Hatta falan tarihte Mehdi gelecek filan tarihte kıyamet kopacak gibi şeyler söylüyorlar. Ne yazık ki vermiş oldukları tarihler, şimdiye kadar, hiç ama hiç isabet etmedi ve etmeyecek çünkü bunlar Allah’ın tasvip etmediği ve uyardığı yanlış davranışlardır. Allah bilmemizi dilediği her ne varsa zaten bize apaçık bildirmiştin. Allah’ın bilmemizi dilemiş olduğu bilgilerin dışına çıkarak doğru bilgiye ulaşamayız.

Kur’an’ı Kerim’in on dokuz rakamı üzerine bina edildiğini iddia ediyorlar sanki Allah, Kur’an’ı Kerim’i bir sayı üzerine inşa etmiş de o sayıyı tamamlamak için, ne anlama geldiğini bizim bilmediğimiz bu harfleri surelerin başlarına koymuşmuş. Kendilerince Allah’ın bu harfleri ne için koymuş olduğunu çözdüklerini, Allah’ın gizleyip açıklamadığı şeyi açığa çıkardıklarını insanlara kabullendirmeye çalışıyorlar. Allah’ın bildiği, insanlara bildirmek istemediği sırları açığa çıkarmaya güç yetirebildikleri fitnesini yayıyorlar. Bunu yaparken genellikle ebcet ilmini kullanıyorlar. On dokuz rakamının onların ileri sürdükleri şeylerle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. On dokuz rakamı ile ilgili ayetler aşağıdadır.

74: MÜDDESSİR / 23, 24, 25. Sonra büyüklük tasladı ve arkasını döndü. “Bu sadece bir insan sözüdür, bu başka bir şey değildir, öğretile gelen bir sihirdir.” dedi.

74: MÜDDESSİR / 26, 27. Ben onu sekâra sokacağım! Sekâr nedir, biliyor musun?

74: MÜDDESSİR / 28, 29. Durmadan derileri kavurur. Geriye bir şey bırakmaz.

74: MÜDDESSİR / 30,31. Üzerinde on dokuz (muhafız) bulunur. Biz, o ateşin bütün muhafızlarını meleklerden yaptık. Kendilerine Kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler, kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin imanları artsın (diye). Biz bunların sayılarını kâfirler için bir imtihan kıldık. Kâfirlerle kalplerinde hastalık bulunanlar (münafıklar): “Allah bununla ne demek istedi?” desinler (Bu rakamın peşine düşsünler, diye). Allah, dileyen kimseyi şaşırtır, dileyen kimseyi yola getirir.

Ebcet ilmi dedikleri nedir? Arapların tarihleri boyunca kullandıkları ve adına “cifir ilmi veya ebcet hesabı” denen aslında bir ilim olmayan Arap Alfabesinin harflerine rakamsal değerler yükleyen bu şey, dinen haramdır. Ebcet hesabı; büyü, muska yapılırken ve bazı tarihleri tahmin ederken (fal olarak) kullanılmaktadır. Kur’an’ı Kerim’de surelerin başında bulunan ne anlama geldiği bize bildirilmeyen arka arkaya sıralanmış harflerden, gelecek ve geçmişle ilgili tarihler çıkartırken de ebcet hesabını kullanmaktadırlar. Bu fala bakmakla eş değerdir. Yalan ve yanlıştır.

Ebcet hesabında harflerin yerine, harflerin rakamsal değerleri yazılır. Böylece muska ve büyü gibi şeyler şifrelenerek yapılmış olur ve ebcet hesabını bilmeyen biri, onların içinde ne yazdığını anlayamaz. Rivayetlere göre ebcet hesabını cahiliye devrindeki şairler de kullanıyorlardı. Kur’an’ı Kerim’de de bunun kullanılmış olduğunu iddia edenler oldu. “Hz. Muhammed’e bu şiir okuyan bir şairdir.” dediler. Bu bir iftiradır. İlgili ayetler aşağıdadır.

69: HAKKA / 41. O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

69: HAKKA / 42. Bir kâhin sözü de değildir ne de az düşünüyorsunuz!

69: HAKKA / 43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

Hiçbir İlahi Dinin büyü ve büyücülükle ilgisi yoktur. Allah büyü yapmaktan müminleri men etmektedir. Büyü yapan kimse kâfir olur. Büyü yaptırmak için kâfir olmayı göze almak gerekir Tövbe etmek bir işe yaramaz çünkü bu günah bile bile işlenmiş olur.

2: BAKARA / 102. Onlar, Süleyman’ın mülkü hakkında şeytanların uydurdukları şeylere tabi oldular. Süleyman kâfir olmadı ama şeytanlar kâfir olmuştu. Onlar, insanlara sihri ve Harut, Marut adında iki meleğe indirilen şeyi öğretiyorlardı. O iki melek, ondan hiçbir şey öğretmedikleri gibi hatta “Bize indirilen bu şey, kesinlikle (insanı) küfre götüren bir fitnedir.” diyorlardı. İnsanlar, şeytanlardan yarar veren şeyi değil zarar veren şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onu satın alanlar, onu ne için satın aldıklarını bilerek satın alıyorlardı. Karı ile kocayı ayıracak şeyi öğreniyorlardı fakat Allah’ın izni olmaksızın onlar, onunla hiç kimseye zarar veremezler. Onların ahirette hiçbir nasibi yoktur. Nefislerini sattıkları şey ne kötü! Keşke bilselerdi!

Ak büyü günah değil, kara büyü günah diye bir şey yoktur. Hepsi büyüdür ve haramdır. Büyücüler şeytanlarla iş birliği içinde olur. Gerçek olmayan bir şey gözünüze gerçekmiş gibi gösterilir. Karşı büyü yaptırarak büyü bozulmaz, bunu yaptıran kimse de kâfir olur. Allah bu konuda ayetler indirmiştir. Allah’a sığınırsak büyü ile kimse kimseye zarar veremez. Gerek kendi dilimizde dua ederek gerek Felak, Nas ve Ayetel Kürsi Surelerini okuyarak Rabbimize sığınabiliriz.

Güvenen Allah’a güvensin!

DÜŞÜN…

Hayatım boyunca hiçbir şeyi körü körüne kabullenemedim, her şeyin kaynağına inmek istedim. Gördüm ki her yol Allah’a çıkıyor. Kendimi O zat’ın karşısında çok aciz hissettim. Beni ben yaratmadım, beni sen de yaratmadın! Ne doğumuma ben karar verdim ne de ölümüme ben karar verebileceğim. Gölgem benim istediğim yöne düşmüyor. Doğal felaketlere engel olamıyorum. Ne bir meyve ne de bir sebze yaratabiliyorum. Atmosferi ve yaşayabilmemizi sağlayan bu kusursuz ortamı da ben yaratmadım, sen de yaratmadın. Bizim ilmimiz O’nun ilminin yanında bir hiçtir. Bu gerçeği dilimle inkâr etsem aklımla inkâr edemem, sen de edemezsin. Anladım ki ancak ve ancak böyle bir ilim sahibi böyle bir güç böyle bir merhamet sahibi karşısında boyun eğilebilir. Hürmet ve itaat ancak ona karşı yapılabilir.

Hz. İbrahim iyi kalpli bir insan ve iyi bir gözlemciydi. Etrafına baktığı zaman gördüğü her şeyi mantık süzgecinden geçiriyor ve öyle kabullenebiliyordu. Kavminin gelenek görenekleri ona çok mantıksız geliyordu. O hep düşünüyor, düşünüyordu…

Niçin dünya, gündüz çalışabilmek için aydınlık, niçin gece dinlenebilmek için karanlık oluyordu?

Bütün meyve ve sebzeler aynı topraktan besleniyordu fakat nasıl oluyor da farklı farklı tat ve lezzetlere sahip olabiliyorlardı?

Nasıl olup da bir bitki, topraktan hangi besini alması gerektiğini bilebiliyordu?

Niçin bitkilerin tohumları, yaprakları, çiçekleri ve meyveleri farklı büyüklüklerde farklı modellerdeydi?

Niçin, güneşin sıcağıyla dünya kuraklaşıp gitmiyordu, yağmurlar farklı farklı bölgelere dengeli bir biçimde yağıyordu, dünyayı sel su alıp götürmüyordu?

Niçin denizler daha çok sakin oluyor, sık sık fırtınalar kopmuyor, insanların gemilerde taşınmasına izin veriyordu.

Niçin bütün canlılar eşeyli üremekteydi, onları eşeyli yaratan kimdi?

Niçin bütün canlılar ölünce toprak olup gidiyorlardı? 

Niçin gökteki cisimler birbirleriyle çarpışmıyorlar da uyum içinde hareket edip duruyorlardı?

Niçin, dünya insanın her türlü ihtiyacını karşılayabilecek bir yapıdaydı?

Soru üstüne soru. O bıkıp usanmadan düşünüyordu. Ailesi ve kavmi kendi elleriyle yonttukları taşlara secde ediyorlardı. Halbuki o taşlar cansız varlıklardı. Kendileri canlı varlıklar oldukları halde hiçbir şeye gücü yetmeyen cansız varlıklara tapıyorlardı. İnanılır gibi değildi. Onların bu davranışları ona çok mu çok saçma geliyordu. İbrahim putlara gidip sesleniyor: “Hadi benimle konuşsanız ya… Niçin yemek yemiyorsunuz hadi yeseniz ya…” diyordu. Onlara vuruyordu. Hiçbir tepki alamıyordu.

Bütün bunları bina edip sevk eden, çok akıllı, çok bilgili, çok güçlü, her şeye hâkim biri olmalıydı. Kimdi o? Onu bulmalıydı. Aramaya başladı. Aya dikkatlice baktı ve dedi ki: “İşte bu benim aradığım zat olabilir.” Sabah güneş doğunca ay kayboldu. Hz. İbrahim bundan hoşlanmadı. Sonra güneşe baktı, güneş gelince ay kaybolmuştu: “Bu daha büyük ve daha güçlü, aradığım zat bu olabilir.” dedi fakat akşam olunca güneşte kayboldu. O zaman o dedi ki: “Ben yok olanlardan hoşlanmam, sen aradığım zat olamazsın.”

O kavmine diyordu ki: “Bu yaptığınız iş çok saçma, niçin düşünmüyorsunuz?” Babası dahil bütün kavmi, düşündüğü için ona düşman olup çıktılar ama o vatanından, ailesinden vazgeçti, düşünmekten asla vazgeçmedi. Sonunda Rabbi onu seçti ve onunla konuştu. Aradığı gerçeğe nihayet ulaşmıştı. O ayı, güneşi Rab zannettiği için Rabbi ona küsmedi çünkü o doğruya ulaşmaya çalışıyordu.

Rabbimiz der ki: “Düşünün, doğadaki ahengi, ihtişamı, nizamı! Düşünün gönderdiğim kitaplardaki hükümleri, bu hükümlerin adalete ve sizin menfaatlerinize uygunluğunu! Ben size küsmem, doğruyu bulmanıza yardım ederim. Yeter ki düşünün, ben akıl sahiplerine değer veririm. Varlığımı ve hükümlerimin değerini ancak akıl sahipleri anlar!”

KADINLARDAN PEYGAMBER OLAN OLDU MU?

Kendisine her vahiy gelen kadın olsun erkek olsun kim olursa olsun peygamber olmaz. Peygamber olması için kendine elçilik görevi verilmiş olması gerekir. Elçilik görevi oldukça ağır bir görevdir. Allah, kullarına kaldıramayacağı yükleri yükleyerek zulmetmez. Bu görev için Allah, peygamberleri insanların erkeklerinden seçip görevlendirmiştir. Peygamberler ağır baskılar ve zulümler altında, canları pahasına görevlerini yerine getirebilmişlerdir. Tarih boyunca birçok peygamber öldürülmüştür. Hatırlarsak Hz. Yunus Peygamber görevinin ağırlığından dolayı memleketinden kaçmaya kalkmıştı fakat Allah onu denizde yakalayıp görevini tamamlaması için sıkıştırıvermişti. O, zelle (hata) yaptığını anlayıp tövbekâr olmuştu. Allah’ta onun tövbesini kabul edip onu büyük bir topluluğa peygamber yapmıştı.

21: ENBİYA / 87. Zünnun, hani öfkelenerek gitmişti de… Bizim asla kendisini sıkıştıramayacağımızı sanmıştı, derken… karanlıklar içinde: “Senden başka İlah yoktur. Sen’i tenzih ederim. Ben gerçekten zalimlerden oldum.” diye yalvardı.

21: ENBİYA / 88. Biz de duasını kabul ettik. Kendisini üzüntüden kurtardık. Biz müminleri işte böyle kurtarırız.

22: HAC / 52. (Ey Muhammed!) Biz senden önce hiçbir elçi göndermedik ki o tebliğ etmeyi arzu ettiği zaman, şeytan onu ümitsizliğe düşürmesin. Bunun üzerine Allah şeytanın verdiği ümitsizliği giderir. Sonra da delillerini güçlendirir. Allah hikmet sahibidir, bilir.

Örneğin: Allah, Hz. Meryem’e, Firavunun eşi Hz. Asiye’ye ve Hz. Musa’nın annesine de vahiy etmiştir ama onları peygamber olarak görevlendirmemiştir. Hz. Meryem ve Firavunun eşi Hz. Asiye cennetlik oldukları müjdelenen iki kadındır. Hz. Nuh’un eşi ve Lut’un eşinin ise cehennemlik olduğu bildirilmiştir. Allah’ın yanında kadınla erkeğin arasında ayrıcalık bulunmaz. Allah, sadece erkeklerden peygamberler gönderdiğini bildiriyor. Bunun nedeni her peygamberin fiziki güce ihtiyacı olmuş olmasıdır. İnanmayanlar inanmamakla kalmayıp onlara karşı savaş açmışlar ve birçok peygamberi de katletmişlerdir.

16: NAHL / 43. (Ey Peygamber!) Senden önce de kendilerine vahiy ettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsan Tevrat ve İncil’in âlimlerine sor.

21: ENBİYA / 7. (Ey Muhammed!) Biz, senden önce de sadece kendilerine vahiy ettiğimiz birtakım erkekleri elçi olarak gönderdik. Şayet bunu bilmiyorsan Kitap Ehli olanlara sor.

12: YUSUF / 109. Biz, beldelerin halkına senden önce de erkeklerden başkasını vahiy ile göndermedik. Onlar arzı dolaşmıyorlar mı ve görmüyorlar mı kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğunu? Ahiret yurdu takva sahipleri için daha hayırlıdır. Hala, aklınızı kullanmayacak mısınız?

KISKANÇLIĞIN BEDELİ

Fatma Hanım çalışkan bir kadındı. Hem bahçe işi hem ev işi hem de hayvan larının bakımıyla uğraşıyordu. Evde beş kişiydiler: Kocası, kızı, oğlu, kayınvalidesi. Kimseye muhtaç olmayalım, çocuklarımızı okutalım sevdasıyla gücünün üstünde emek sarfediyordu. Çok ama çok çalışıyordu.

Onu takdir edecek ne bir koca ne de bir kayınvalide vardı. Kayınvalide tansiyon hastasıydı. Tuzlu gıdalardan uzak durması gerekiyordu. Her akşam yemeğinde kızıl kıyamet kopuyordu. Kayınvalide: “Oğlum, bu gelin beni öldürmek istiyor, yemeğe olan tuzu basmış yine!” diyordu. Yemekler gerçekten çok tuzlu oluyordu.

Adam inşaat işçisiydi zaten eve yorgun geliyordu. Olup bitene sinirleniyor ve: “Ben sana tuzlu yapmayacaksın demiyor muyum, sen hala akıllanmayacak mısın, kasıtlı mı yapıyorsun?..” diye karısını dövmeye başlıyordu.

Aradan üç beş yıl geçti. Kadın çaresizdi. Boşansa iki çocuğu vardı. Devam etse canından bezmişti. Onu hayata bağlayan tek şey evlatlarıydı. Bir gün ocağa yemekleri koydu ve süt sağmak için dışarı çıktı. Yemeklerin altını kısmayı unuttum galiba, ben dönesiye yanabilirler diye düşündü. Geriye döndü. Kayınvalidesi mutfakta ocağın başındaydı. Yerinden zor kalktığını söyleyen suyunu bile içmeye kalkmayan kadının, ocağın başında ne işi vardı?..

Fatma Hanım, mutfak kapısında onu izlemeye başladı. Kocasının da gelmesi yakındı. Kayınvalidesi yemeklere tuz atıyordu. Fatma Hanım şoke oldu: “Allah’tan korkmaz kadın!.. Yemeklere tuz atıp da her gün beni kocama dövdürüyordun ve bundan büyük bir zevk alıyordun demek, yazıklar olsun sana!.. Sana hizmet ediyor, yemeğini, suyunu önüne getiriyordum. Çamaşırını yıkıyordum. Seni annem biliyordum!.. ” diye avazının çıktığı kadar bağırıyordu. Kocası merdivenlerden çıkarken bağrışmaları işitti. Koşarcasına mutfağa geldi. “Ne oluyor burada?.. diye haykırdı!

İşte şimdi olup biten anlaşılmıştı. Adamcağız; yaşlı, yanımızda rahat eder düşüncesiyle onu yanlarına almıştı. Annesi ise onu eşine karşı çok mahcup etmişti. Annesinin neden böyle yaptığına bir anlam verememiş ve çok sinirlenmişti.

Yaşlı kadın: “Ben kendi evimde kalayım.” dedi ve merdivenlere doğru yürüdü artık oğlunun da gelininin de torunlarının da yüzüne bakacak yeri kalmamıştı. Gelinini çok kıskanıyordu. Hilesinin bir gün ortaya çıkacağını hiç hesaba katmamıştı. Bitişikteki gece kondu ona aitti. Anahtarını alıp indi gitti. Arkasından gitme, kal demelerini bekledi fakat kimsenin gıkı çıkmadı

UYKU, RÜYA, ÖLÜM VE KABİR AZABI.

Rüyalarımız

Uyku ve gece, canlıların dinlenmesi için yaratılmıştır. Bütün canlılar uyuyup dinlenmeye ihtiyaç duyar. Bir canlı olarak insanlar da mutlak surette uyur. Uyku anında bazı rüyalar görürüz. Çoğumuz rüyalarımızın etkisi altında kalırız.

UYKU, RÜYA, ÖLÜM VE KABİR AZABI. yazısının devamı

RABBİM SEN KULLARINA ZULMETMEZSİN!

Rabbim, bizim bilerek ya da bilmeyerek işlemiş olduğumuz günahlarımızı affet. Her türlü şeytanı bizlerden uzak tut. Bizleri ana, babamıza, çocuklarımıza, kardeşlerimize, akraba ve dostlarımıza tekrar kavuştur. Bizleri evlerimizde hapsetme! Evlerimiz sanki birer hapishane oldu. Birbirimize hasret kaldık. Kulların işe gitse hastalık ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Ev de kalsa açlık tehlikesiyle karşı karşıya. Korana virüsten kurtulmamıza yardım et!

RABBİM SEN KULLARINA ZULMETMEZSİN! yazısının devamı