Kategori arşivi: Ana sayfa

ALLAH, AİLE İÇİ ŞİDDETİ VEYA KADINA ŞİDDETİ TAVSİYE ETMEZ.

Dayak cennetten çıkmadı. Allah, aile içi şiddeti veya kadına şiddeti tavsiye etmez. Her bir evlilik aynı zamanda birer ortaklıktır. Bir yuva kurulduğu zaman iki farklı kültürden ve iki ayrı aileden gelen iki üyeli bir ortaklık kurulmuş olur. Ortaklıklar adil gittiği sürece ortakların aralarındaki sevgi ve merhamet hasar görmez.

ALLAH, AİLE İÇİ ŞİDDETİ VEYA KADINA ŞİDDETİ TAVSİYE ETMEZ. yazısının devamı

İKİ DENİZ BİRBİRİNE KARIŞMIYOR MEALLERİ DOĞRU MU? TATLI SULARDAN İNCİ VE MERCAN ÇIKARILIR MI?

İki deniz birbirine karışmıyor mealleri hatalıdır. Kur’an’ı Kerim akla hitap eder: “Onlar akıllarını da kullanmıyorlar.” cümlesine yabancı değilsiniz. Kur’an’ı Kerim’de bu cümlenin sık sık geçtiğine hepimiz şahidiz.

İKİ DENİZ BİRBİRİNE KARIŞMIYOR MEALLERİ DOĞRU MU? TATLI SULARDAN İNCİ VE MERCAN ÇIKARILIR MI? yazısının devamı

İMAM NİKAHINI GİZLİ KIYMAK CAİZ Mİ?

İmam nikahını gizli kıymak gelenek halini almıştır. İnsanlar, bu geleneğin nasıl oluştuğunu, gerçek amacının ne olduğunu ve kime hizmet etmekte olduğunu pek düşünmezler. Bunun dinen doğru yani geçerli bir nikah kıyma yöntemi olup olmadığını da bilmezler. 

İMAM NİKAHINI GİZLİ KIYMAK CAİZ Mİ? yazısının devamı

HZ. MUSA KISSASI VE DUA

Allah, dua edenin duasına nasıl karşılık verir? Bir insan, yeryüzünde insanlardan ve şeytanlardan olmak üzere birçok şer gruplarıyla yaşamaktadır. Bu şer gruplarının ne zaman, nerede, nasıl yoluna çıkacağını bilemez. Kendini bunlardan kendi imkanlarıyla koruyamaz. Gizlenenleri de açıklananları da en iyi bilen Rabbimiz, dua ederek kendisine sığınan kulunu herhangi bir şekilde korur. İnsan; Allah’ın kendisini ne şekilde, nasıl, nerede, ne zaman koruduğunu fark edemez. Başına gelen olaya üzülür. Şeytan vesvese verir ve dualarının kabul olmadığı endişesine kapılabilir. Aradan zaman geçince başına gelen ufak bir üzücü olay sayesinde büyük bir felaketten kurtulduğunun, Rabbinin kendisini unutmadığının, kendisinin dualarına cevap verdiğinin farkına varır. Allah’a teşekkür eder. Rabbi de ona olan nimetini artırır. Allah, iyi insanların dualarına mutlaka cevap verir çünkü onları dost edinir. 

Hakikaten insan, Allah’a inanıyor ve dua edip kendisini korumasını diliyorsa Allah onu korur. Onun yaşantısında kötü gidecek olan şeylere müdahale eder. Bu müdahale, ilk bakışta kişinin aleyhine gibi gözükebilir. Kişiyi bu müdahale üzmüş olabilir fakat sonuç itibariyle kişinin lehinedir. İnsan biraz acelecidir. Duasının anında kabul olmasını bekler. Muhakkak ki Rabbinin bir hesabı vardır.

Allah, dua edenin duasına nasıl karşılık verdiğini bize, Hz. Musa’nın kıssası ile izah etmiştir. Hz. Musa, Allah’tan bir istekte bulunur. Rabbim, beni ileri derecede ilim vermiş olduğun bir zatla tanıştır, diye dua eder. Allah, Hz. Musa’nın bu duasını kabul eder. Hz. Musa, o zatla buluşmak için adamını da yanına alıp yola koyulur.

Hz. Musa’nın ettiği dua kabul oldu ve alim kişiyle buluştu mu?

18: KEFH / 60, 61, 62. (Ey Muhammed!) Bir vakit Musa, genç adamına demişti ki: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim yahut daha uzun süre gideceğim.” Bunun üzerine ikisi de iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde bir yol tutup kaybolmuştu. İki denizin birleştiği yeri geçtikleri zaman Musa genç arkadaşına: “Yemeğimizi getir, biz bu yolculuğumuzda gerçekten çok yorulduk.” dedi.

18: KEFH / 63, 64., 65. Adam: “İşin doğrusu, kayaya sığındığımız vakit ben balığı unutmuştum. O, denizde acayip bir yol tutup gitmişti. Onu sana söylemeyi şeytan bana unutturdu.” dedi. Musa da demişti ki: “İşte aradığımız bu idi.” Bunun üzerine gerisin geri gittiler. Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. 

18: KEFH / 66. Musa ona: “Allah’ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” dedi.

18: KEFH / 67, 68. O dedi ki: “Doğrusu sen benim yapacaklarıma asla sabredemezsin. İçyüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredeceksin ki?”

18: KEFH / 69. Musa: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve ben senin yaptığın hiçbir işe karşı çıkmayacağım.” dedi.

18: KEFH / 70. O dedi ki: “Tamam, o halde bana tabi olacaksın. Ben sana sırrını anlatmadıkça hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.”

Hz. Musa, aralarındaki anlaşmaya uydu ve sabır gösterebildi mi?

18: KEFH / 71 Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman kulumuz gemiyi deldi. Musa ona şöyle dedi: “Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın.”

18: KEFH / 72. O: “Sen benim yaptıklarıma asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.

18: KEFH / 73. Musa dedi ki: “Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bundan dolayı bana güçlük çıkarma.”

18: KEFH / 74, 75, 76. Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında kulumuz hemen onu öldürdü. Musa: “Bir can karşılığı olmadan suçsuz bir canı katlettin. Doğrusu çok çirkin bir iş yaptın.” dedi. Kulumuz dedi ki: “Sen benim yapacaklarıma asla sabredemezsin demiştim ben sana?” Musa dedi ki: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaş olma! Bundan sonra tarafımdan ileri sürülebilecek bir mazeret kalmayacak.”

18: KEFH / 77, 78. Bunun üzerine yine yürüdüler nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler fakat köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken… Orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Kulumuz hemen onu onardı. Musa: “İsteseydin karşılığında bir ücret alabilirdin.” dedi. Kulumuz dedi ki: “İşte, bu yaptığın şey beraberliğimizi sona erdirmiştir. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.”

Dua sonucunda gerçekleşen olayların içyüzü neydi?

18: KEFH / 79. “Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedik çünkü onların yollarının üstünde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.”

18: KEFH / 80, 81. “Oğlana gelince onun ana, babası mümin kimselerdi. Bu çocuğun, onlara kötülük yapmasından ve onları inkâra zorlamasından korktuk. İstedik ki Rableri onlara onun yerine ondan daha hayırlı daha temiz daha merhametli bir evlat versin.”

18: KEFH / 82. “Duvar ise o şehirde yaşayan iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rablerinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” (Dedi.)

Dua neden önemli, kıssadan çıkarılacak hisse nedir? 

Yukarıda gördüğümüz kıssada gemi sahibi yoksullar, yetim çocukların ailesi ve öldürülen çocuğun ailesi mümin kimselerdi. Allah’a inanır, güvenir ve daima dua ederlerdi. Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesmezlerdi. Onların duaları onları koruyan birer kalkan oluşturuyordu. Allah, onları dost edinmiş ve onları her türlü şerden korumaktaydı. Hz. Musa, Allah’ın tarafından kendisine bir ilim verilmiş olan bu kulla yaptığı yolculuktan sonra duaların karşılıksız kalmadığını öğrendi. 

Gemideki hasar tamir edilecek cinstendi. Gemi sahipleri, gemileri delinince üzüldüler fakat yollarının üzerindeki tehlikeyi gemideki delik sayesinde atlatınca büyük bir sevinç yaşadılar: “İyi ki gemimiz delinmiş.” dediler. Allah’ın kendilerini koruması sayesinde rızıklarını kazanmaya devam ettiler. 

Allah iyi insanları dost edinir. Kıssada öldürülen çocuğun ailesi Allah’ın mümin kullarındandı. Allah’tan hayırlı bir nesil istiyorlar, nesillerinin cehennem ateşinden korunmasını diliyorlardı: “Rabbim bizi ve neslimizi cehennem ateşinden koru.” diye dua ediyorlardı. Allah, bu mümin aileyi işitiyor ve dualarına iştirak ediyordu. Allah, onların dualarını kabul etti ve neslini cehennem ateşinden korudu. Nasıl mı?.. 

Allah, çocuğun cennete gitmesi ve cennette ailesiyle birlikte olması için ileride zalim biri olacak olan bu çocuğu henüz günahsızken öldürdü. Eğer çocuk yaşasaydı zalim birisi olacaktı. Hem anne babasına hem de diğer insanlara zulmedecekti. İnsanları ve ailesini küfre zorlayacaktı. Günahlarından dolayı da cehenneme gidecek, ebedi cehennemde kalacaktı. 

Aile, çocukları ölünce üzüldü ama Allah’a isyan etmedi: “Allah dosttur, mutlaka Allah’ın bizim bilmediğimiz bir hikmeti vardır.” dediler ve sabrettiler. Allah da onları hayırlı bir evlat ile ödüllendirdi. Duaları sayesinde hem hayırlı bir evlat sahibi oldular hem de günahsızken ölen çocukları, cennette onlarla birlikte olacakdı.

Üçüncü aile de mümin bir aileydi. Allah’a itaatte kusur etmemeye çalışırlardı. Yetimlere yardım eder, insanlar içerisinde merhamet duygusunun yayılmasına gayret gösterirlerdi. Kötü merhametsiz insanların oturduğu bir kasabada oturuyorlardı. Ölünce arkalarına iki yetim çocuk bıraktılar. Bu çocuklar Allah’a emanetti. Allah’tan daha güzel bir vekil olabilir miydi? Allah, o iki yetim çocuğun duvarın altında bulunan mirasını elbette koruyacaktı ve korudu. Duvarı çocuklar yetişinceye kadar yıkılmayacak bir şekilde kuluna tamir ettirdi. (Eskiden insanlar tasarruflarını ya yastık altında muhafaza eder ya da gömerlerdi.)

Her olayda Allah’ın bir hikmeti vardır. İnanmayan bir insan, Allah’ın Kitaplarını okusa da hikmetini anlayamaz çünkü ön yargıyla yaklaşır. Böyle kişiler Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinirler. Şeytanları da sürekli onlara vesvese verir. Örneğin: Şeytan, dostlarına der ki: “Allah, henüz günah işlememiş bir çocuğu öldürdü.” Aklını kullanmayan kişi, şeytanı haklı bulur. İşlerin bir arka planı olduğunu kesinlikle düşünmez. 

Güvenen Allah’a güvensin!

DİNDE AKLI KULLANMANIN ÖNEMİ VE YERİ NEDİR?

Dinimiz aleyhindeki kara propagandalar neslimizi esir almaktadır. Biz bu tür kara propagandaları ancak aklımızı kullanarak dizginleyebiliriz. Aklımızı kiraya verirsek şikayet etmeye hakkımız olmaz çünkü kiracı dilediği gibi kullanacaktır. Kimse bizim yerimize düşünüvermemeli. Allah herkese bir akıl bahşetmiştir. Beyin bir et parçasından ibaret değildir. Din akıl sahiplerine hitap eder. 

Allah, Kur’an’ı Kerim’i ağır ağır okumamızı ve hikmetini düşünüp anlamaya çalışmamızı emretmiştir. Bizim yerimize başkalarının düşünüvermesi doğru değildir. Önce Allah’a inanıp güvenmemiz gerekiyor. Allah’a inanıp güvenirsek her şey hallolacaktır. Eğer O’na inanır güvenirsek “Kur’an’ı Kerim’deki hikmetleri görmemize yardım edeceğine dair söz vermiştir.” Eğer Kur’an Kerim hakkında bir bilgimiz yoksa her söylenene inanırız. Eğer şartlar el veriyorsa her insan iyi bir Arapça öğrenmeye çalışmalıdır. Kur’an’ı Kerim’de oldukça basit cümleler kullanılmış ve bol tekrarlar yapılmıştır. İnsanların kolay anlayabilmesine odaklanmış; nurlu ve mükemmel bir kitaptır. İçerisinde kesinlikle adaletsizlik yoktur. Adaletsiz gösterilmeye çalışılmıştır. Allah, insanı ne kadar mükemmel yaratmışsa insana yol gösterici olarak indirdiği Kitaplar da o kadar mükemmeldir. Tarih boyunca siyasete kurban edilmeye çalışılmıştır fakat Ana Kitaplar Allah tarafından korunmaya devam etmektedir.

Bir kara propagandayı, karşı fikir üreterek dizginleyebilme şansımız vardır.  Fikre ancak fikirle cevap verilebilir. En medeni yol da fikre fikirle cevap vermektir. İçinde bulunduğumuz şartlar, bizim elimizi kolumuzu bağlıyorsa fikir üretsek de etkilenen kesime fikrimizi ulaştıramaz, mağlup duruma düşeriz. Şartlar ne olursa olsun, yaşam tarzımızla insanlara güzel örnek olmamız gerekir. İnsanlar üzerinde etkili olabilecek yollardan biri de budur çünkü gördükleri güzel davranışlar insan hafızasında daha kolay yer bulur.

Ürettiğimiz fikrin içeriği çok önemlidir. Yalanlarla desteklenen kara propagandalar, insanların aklını karıştırabilir. Yalanı ortaya çıkaracak dökümanları toplar ve ona göre karşı fikirler geliştirebilirsek, akıl karışıklığına mâni olabiliriz.. 

Dini yorumlarda yapılan Kur’an dışı yorumlar çelişki ve adaletsizliklerle doludur. Halbuki Allah, emirlerinde çelişki ve adaletsizlik olmadığını söylemektedir. Öyleyse Allah’ı yalancı çıkarmaya odaklanmış akımları destekleyerek gerçek Müslümanlar olamayız. Haksızlık karşısında susmak da bu akımları desteklemekle eşdeğerdir.

Bugün gençlerimiz İslam’dan uzaklaşmıştır. Bunun nedeni sorguluyor olmalarıdır. Sorgulayıp mantıksız buldukları konuların hangileri olduğunu  belirlemek ve Kur’an’a aykırı düşmeyen çözümler bulmak yerine onların sekülerleşmesine göz yummak Allah’ın emirlerine hizmet etmez. Atalarımızın hatalarına sıkı sıkıya sarılmak bize evlatlarımızı kaybettirmemelidir. Bu sorunu çözmek zorundayız. 

Slogan paylaşmakla İslam’a hizmet edemeyiz. İslami gerçekleri öne çıkarmamız gerekir. Sorun Kur’an’da değil onu yorumlayan insanlardadır. Allah’ın Kitaplarında hiçbir adaletsizliğe rastlanmaz. Bunu bize Rabbimiz söylemektedir. Dini uygulamalarda bir tutarsızlık ve bir adaletsizlik varsa mutlaka insan aklının ürünüdür. Mutlaka şeytanların vesveselerinden etkilenerek şekil almıştır. Bir Müslüman olarak bütün bunları dikkate almamız, doğruyu arayıp bulmamız, imanını kurtarmamıza yardımcı olacaktır. Bizim doğruyu yakalayıp çocuklarımıza iyi örnekler olmamız çocuklarımızı da doğru yola yöneltecektir. Aşağıdaki ayet meallerini okuyup dikkate almak sağlıklı düşünmemize yön verebilir.

4: NİSA / 82.  Hâlâ onlar, Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlıklar bulurlardı.

6: ENAM / 115. Rabbinin sözü (Kuran’ı Kerim), doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek (O’ndan daha adil, O’ndan daha doğru bir söz söyleyecek) kimse yoktur. O işitendir, bilendir.

Bu ayetlere muhalif olursak Kur’an’dan uzaklaşmış ve iman çerçevesinin dışına çıkmış oluruz. Rabbim bizleri koru. Şeytanları bizlerden uzak tut. O şeytanların hem cinlerden hem insanlardan olduğunu bize Sen söyledin ve biz de Sana sığınmaya karar verdik. Sen sana sığınanı yalnız bırakmazsın, yegane dostumuz , İlahımız ve yardımcımız sensin.

Keyifli okumalar. Allah’a emanet olun. Selam ve sevgiyle kalın.

SOSYAL ADALET VE MEDENİYET İLİŞKİSİ

Biz insanlar, Rabbimizin tavsiyelerine ve emirlerine uymuyoruz. Gelenek görenek dindarlarıyız. Kendi kendimizi överek iyi bir sonuç elde edemeyeceğimiz aşikardır. Bunun yerine bir öz eleştiri yapsak hatalarımızı görürüz ve hatalarımızı düzelterek daha iyi sonuçlar elde edebiliriz.

Allah’ın emir ve tavsiyelerini anlamak ve yaşamak hayatımızı değiştirecek, bizi bilimde ve sosyal adalette zirveye ulaştıracaktır. Kimseyi taklit etmek zorunda değiliz. Dünyada taklit edebileceğimiz, insan haklarını sağlama konusunda başarılı, sosyal adaletin gerçekten hakim olduğu bir ülke göremiyoruz. İnsanlar acılar ve çaresizlikler içinde kıvranmaktadır. 

İnsanlar kanaat önderlerini değerlendirirken bile o kişinin sakalına, sarığına, cübbesine bakarak değerlendiriyorlar. Bu kişilerin ağızlarından çıkan ve insanlara yön veren sözler ne kadar insan haklarına ne kadar Allah’ın emirlerine uygundur diye düşünebilecek kapasiteyi yakalamış insanlar,  maalesef mevcut değildir.

İnsanlarda bir övünme, bir kibirdir almış başını gidiyor. Benim atam, senin atanı döver… İnsanlar atalarını adeta ilahlaştırıyor. Atalarının yaşantıları hakkında gerçek bir öz eleştiride bulunmadıkları için onların yapmış oldukları hataları göremiyorlar. Onların hatalarını göremedikleri için de ne medeniyet konusunda ne de din konusunda bir adım ileriye gidemiyorlar. İşte böylece tarih tekerrürden ibaret oluyor.

Bir toplum, güzel ahlakı hakim kılamıyorsa orada kan vardır, zulüm vardır, rüşvet vardır, cana can karşılığı olmaksızın insanları öldürme vardır. Sosyal haklar hasır altı edilmiştir. Para ekonomiyi harekete geçirmekten uzaklaşmış, zenginlerin küplerini dolduran, övünme aracı bir meta haline gelmiştir. 

Yeni bir buluş, yeni ve iyi bir çalışmanın eseridir yani tecrübe üstüne yeni tecrübeler edinmenin sonucunda gerçekleştirilir. Bilimde ilerlemek medeniyet göstergesi olarak lanse edilmemelidir çünkü her yeni buluştan menfaatlenecek bir gurup varsa o da muhakkak ki yine zenginlerdir. Fakir insanlar için refah bir hayal olmaktan öteye gidemez. Ne zaman ki bilimin getirdiği refahtan fakirlerin hissesine de bir şeyler düştü işte o zaman o toplum medeniyete kucak açmış, mutlu yaşamayı haketmiş olacaktır. 

Medeniyet göstergesi ancak ve ancak paylaşılabilen güzelliklerdir. Bulunduğu toplumdaki insanların ayrımcılığa uğramadan yaşamasını amaçlayan ve bunu gerçekleştirebilen rejimler, medeniyete örnek gösterilmeye layıktır. 

Yanlışı fark ettiğimizde doğruyu bulmaya çalışmalıyız. Şikayet ederek doğruya ulaşamayız. İnsanların fikirlerini ifade edebileceği bir ortam medeniyetin göstergesidir. Bir atasözü vardır: “Kabaklar çarpışınca çekirdekler ortaya çıkar, fikirler çarpışınca gerçekler ortaya çıkar.”  Ne pahasına  olursa olsun doğru ve adil olana ulaşmaya gayret göstermeliyiz.  Gayret bizden, yardım Allah’tandır.

Keyifli okumalar. Selam ve sevgiyle kalın. 

KADER NEDİR?

Allah’ın insanı mükemmel yaratmış olması ve onun ihtiyacı olabilecek her bir şeyi eksiksiz yaratmış olması kader ile oluşmuştur. Kader: Allah’ın takdir etmesi, planlaması, hesaplaması, kayıt tutması, yaratması ve idare etmesini ifade eden bir sözcüktür. Allah güçlü ve âlimdir. Âlim, Arapça bir sıfattır. Türkçe karşılığı: Bilgin sıfatıdır. Çok derin bilgisi olan, demektir. Allah, hesapsız kitapsız hiçbir şeyi yaratmaz. Kısacası kader, yaratılışta bir rastlantının bulunmadığını ifade eder. Aşağıda konuyla ilgili bir ayet meali görmektesiniz. 

54: KAMER / 49. Haberiniz olsun ki biz her şeyi bir ölçü ve hesapla yaratmışızdır. 

Göklerin ve yerin yaratılışı; güneş, ay ve gezeğenlerin belirlenmiş bir yörüngede hareket ediyor olması; gece ve gündüzün birbirini takip ediyor olması; mevsimlerin oluşması, yağmurların yağması, suların depolanması, iklim değişiklikleri, doğal afetler, atmosferdeki gazların canlıların yaşamına uygun olması kader ile (ölçü ve hesap ile) oluşmuştur.

Hayvanların yaratılışı, bakteri, virüs gibi canlıların yaratılışı; bitkilerin yaratılışı, bitkilerin yaprak, çiçek, meyve, çekirdek modelleri ve bünyelerinde farklı kimyasallar taşıyor olmaları, canlıların bitkilerle ve etle beslenmeleri kader ile oluşmuştur.

Meleklerin, cinleri ve insanların yaratılışı; İnsanın ne zaman doğacağı, kadın mı yoksa erkek mi doğacağı, anne babasının kim olacağı, ne zaman öleceği, tekrar ne zaman dirileceği, ırkı, fiziki görüntüsü kaderdir. 

Vücudumuzdaki bütün organların ve sistemlerin, insan vücudunun sağlıklı kalabilmesi için uyum içerisinde çalışması; organlarla, kan damarları ve sinirlerle birbirine bağlı olması yani insanın anatomik ve fizyolojik özellikleri kader ile oluşmuştur. 

İmtihan edilmemiz için yaratılmış olan seçenekler kader ile oluşmuştur. Örneğin: İnsan kiminle evleneceğine özgür iradesiyle karar verir. Bunu nereden anlıyoruz: Allah, müşriklerle ve zina yapanlarla evlenmeyin, demekte ve bizi uyarmaktadır. Demek ki evlenip evlenmeme kararını verebiliyoruz. Uyarı var ama müdahale yok. Bu bizim irademize bırakılmış ve bize seçme şansı verilmiştir. Bize seçenekler sunulmuş olması, seçme şansı verilmiş olması bir imtihandır. İmtihanın planlanıp, hesaplanıp, kayıt altına alınıp, insan eyleme geçince eylem doğrultusunda yaratılmaya başlaması ise kaderin sonucudur.

Kader: Allah’ın takdir etmesi, planlaması, hesaplaması, kayıt tutması, yaratması ve idare etmesini ifade eden bir sözcüktür, demiştik. Böyle olunca insanın alacağı nefes, ihtiyacı olan su ve yiyecek, uyuyacağı uyku; aklımıza gelen veya gelmeyen, bildiğimiz veya bilmediğimiz, gördüğümüz veya görmediğimiz her şey Allah tarafından hesaplanarak yaratılmıştır. Tesadüfe yer yoktur.  

Rahim ve rahman; güçlü ve âlim olan Rabbimize sonsuz teşekkürler. Rabbimiz bizi nankör kullarından eyleme. Dinini öğrenmeyi ve yaşamayı nasip et. Dinimizi, malımızı, canımızı, evlatlarımızı, imanımızı müşriklerin, münafıkların, şeytanların, ahmakların şerrinden koru. Sen yardım etmezsen biz helak oluruz. Bizi bize bırakma. Âmin!

Keyifli okumalar. Sevgiyle kalın.

DOĞAL AFETLER ALIN YAZISI MIDIR?

Allah, Kitaplarında insanların dostu olduğunu, insanlara zulmetmediğini fakat insanların kendi kendilerine zulmettiklerini söylüyor ve bize diyor ki: “İnsanların doğru yoldan çıkmasını ve kaoslar yaşamasını isteyenler şeytanlardır, huzur içinde yaşamalarını isteyen ise sizin Rabbinizdir çünkü O, sizin dostunuzdur. O’nun tavsiyelerine uyarak şeytanın düşmanlıklarından korunabilirsiniz. Yeryüzünde mutlu bir ömür sürebilir ebedi yaşamınızda da ebediyen mutlu olabilirsiniz.”

DOĞAL AFETLER ALIN YAZISI MIDIR? yazısının devamı

ALIN YAZISI NE DEMEK, ALIN YAZISINA İNANMAK DOĞRU MU?

Hayatımız boyunca yaşayacaklarımız bizim alnımıza önceden yazılmış mıdır? Önceden yazılmışsa imtihana ne gerek vardı da imtihana tabi tutuluyoruz? Şayet önceden yazılmamışsa başımıza gelen iyi ve kötü olayları neye bağlamalıyız?

Şeytan, insanın düşmanıdır çünkü insanı kıskanmaktadır. Âdem’i de neslini de doğru yoldan çıkaracağına ve dolayısıyla cehenneme sürükleyeceğine dair yemin etmiştir. Allah da ona: “Seni dost edinenleri seninle beraber cehenneme hapsedeceğim, benim dostlarımı yoldan çıkarmaya güç yetiremeyeceksin.” demiştir. Merhametinden dolayı tövbe kapısını da açık bırakmıştır.

Şeytan, Hz. Âdem’e vesvese verip dilediği düşmanlığı gerçekleştirebilmiştir. Âdem, şeytan tarafından kandırılmış sonra kandırıldığını anlamış, pişman olmuş ve tövbe etmiştir. Şeytan böylece insana vesvese vermenin ne kadar işe yaradığı konusunda tecrübe edinmiştir. 

Merhameti ve rahmeti bol olan Rabbimiz, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın sesine kulak vermiş, tövbelerini kabul etmiş ve onlara bir şans daha tanımıştır. Hz. Âdem, eşi ve şeytan yeryüzüne indirilmiştir. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyu cennete tekrar girebilmek için yeryüzünde imtihana tabi tutulmuştur. İnsan ya şeytanı dost edinecek ya da Rabbini. Seçim insanın iradesine bırakılmıştır ama nasıl?

İnsanlara düşmanlık besleyen şeytan, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyunu vesveseleriyle yönlendirir. Böylece insan kendine ve çevresine zarar verecek şeyler düşünmeye başlar. Allah, insanın kalbinden geçirmeye başladığı kötü düşünceleri ilmiyle bilir, bundan dolayı insana: “Eğer şeytan sana vesvese verirse hemen Allah’a sığın.” demektedir

41: FUSSİLET / 36. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın çünkü O her şeyi işitir ve bilir.

Kalplerden geçenler illa da vuku bulacak diye bir şey yoktur. İnsanlar, Rablerine sığınarak Rablerinin yardımıyla şeytanların kurduğu tuzakları fark edebilirler. Yollarını değiştirerek doğru yola yönelip iyi insanlar olabilirler. İşte Allah, bundan dolayı insanlara Peygamberler göndermiş ve nasihatler etmiştir. Allah insanı irade sahibi yapmasaydı, imtihanın bir anlamı kalmaz, Allah, kullarına karşı adaletsiz davranmış olurdu. Allah adildir ve kullarının da adil olmalarını istemektedir.

87: A’LA / 8, 9, 10, 11, 12, 13. (Ey Muhammed!) Seni en kolaya muvaffak kılacağız. O halde eğer öğüt fayda verirse öğüt ver. Allah’ın rızasını kaybetmekten korkan kimse öğütten yararlanacaktır. Öğütten kaçınan kötü kimse, büyük bir ateşe girer ve orada ne yaşar ne de ölür.

Temsilde hata aranmaz. Diyelim ki bir yemek daveti veriyorsunuz. Misafirlerinizi memnun etmek için bir açık büfe hazırladınız. Niçin açık büfe hazırladınız sorusuna cevabınız ne olurdu? Sanırım: “Herkes iradesini kullanarak kendi yemeğini seçsin. İstemediği sevmediği şeyleri veya kendine dokunacak yemekleri yemek zorunda kalmasın, diye.” olurdu.

Peki, bu yemek davetini vermek için neler yapardınız? Öncelikle planlardınız, sonra ne kadar malzemeye ihtiyacınız olacak hesaplardınız. Sonra bunları kayıt altına alırdınız. En sonunda da kayıt altına aldıklarınızı eyleme dönüştürürdünüz. Açık büfenizi hazırladınız, diyelim. Bazı yemeklerin bazı insanlara rahatsızlık verebileceğini de az çok bilirsiniz zaten bundan dolayı açık büfe olarak hazırladınız değil mi? Hastalığı olan insanlar da kendilerine hangi yiyeceklerin dokunacağını hangi yiyeceklerin iyi geleceğini ayırt edebilecek bir akla sahipse… 

Misafirleriniz geldi. Misafirlerinizden bazıları kendi iradeleriyle midelerine dokunacak yemekleri bile bile seçip yediler ve sonra da rahatsızlandılar. Halbuki kendileri için birçok alternatif yiyecek mevcuttu. Onlardan yiyebilirlerdi ama yemediler. Sonra da sizi suçlayıp: “Siz nefsimizin çekeceği yemekler hazırlamışsınız, biz de dayanamadık onlardan yedik. Sizin yüzünüzden bak şimdi hasta olduk.” dese sizce bu, doğru olur muydu?  Elbette olmazdı çünkü onların iyiliğini düşünerek birçok alternatif yemek hazırlamıştınız. Teşekkür etmelerini beklerdiniz değil mi?

Dünya da açık büfe misalidir: Rabbimiz yaşayabileceğimiz her türlü alternatifi mevcut kılmıştır. Dilediğimiz her şey elimizin altındadır. Biz nasıl bir hayat yaşamak istediğimize, özgür irademizle, kendimiz karar veririz. Yolumuzu kendimiz seçer, yapmış olduğumuz iyilik ve kötülüklerin sonuçlarına yine kendimiz katlanırız. Allah kimseye zulmetmez. Allah adildir, adil kullarını sever.

Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Planlamadan, hesaplamadan ve kayıt altına almadan hiçbir işi yapmaz. Hiçbir şeyi rastgele ve boş yere yaratmaz. Allah, kulunun kötü yollardan birini seçtiğinde de iyi yollardan birini seçtiğinde de hayatının nasıl biçimleneceğiyle ilgili bütün olası yolları önceden bilir ve insanları imtihan etmek için bütün olası yolları önceden planlar. 

27: NEML / 74, 75. “Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki bu apaçık bir kitapta yazılı bulunmasın.” Robbin elbette onların sinelerinde gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir.

Allah, bir insanın yaşayabileceği iyi ve kötü olası bütün yolların alternatiflerini planlayıp, hesaplayıp katında bir Kitap’a kaydetmiştir. Geriye sadece yaratmak kalmıştır. İnsan hür iradesiyle bu alternatif yollardan birisini seçip eyleme geçince Allah yaratmaya başlar. Bunları planlamak, hesaplamak, kaydetmek ve insan eyleme geçince yaratmak, Allah’a göre çok kolaydır. 

57: HADİD / 22. “Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir şey yoktur ki biz onu yaratmadan önce o bir Kitap’ta yazılı olmasın.” Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.

Allah, rastgele hiçbir şeyi yaratmaz. Allah kainattaki bütün olayları, yaratmadan önce planlar, hesaplar ve bir Kitap’a kaydeder. Allah’ın yaratacağı şeyleri önceden planlayıp, hesaplayıp, bir Kitap’a kaydetmesine KADER denir. İmtihan da bir kaderdir çünkü Allah, bizleri imtihan etmek için hayal bile edemeyeceğimiz kadar çok seçenek hazırlamıştır. Bu seçeneklerin her birini takdir edip, planlayıp, hesaplayıp bir Kitap’a kaydetmiştir ve insan tercihini yapıp eyleme geçince yaratmaya başlamaktadır.

Allah’ın plan, program, hesap ve kayıt yaparak yaratma işlemlerini gerçekleştirmesine “KADER” denir. İnsanın imtihanı da KADER çerçevesi içerisinde hazırlanmıştır. İnsan kendine bir yol seçer. Allah, insanın bir eylemi gerçekleştirmesi esnasında nelere ihtiyacı olacağını önceden hesaplamış ve kayıt altına almıştır. Geriye sadece yaratmak kalmıştır.

42: ŞURA / 30. Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. Buna rağmen yine de Allah, bir çoğunuzu affediyor.

Allah, imtihan için seçenekler koymuş, iyi ve kötü yollardan birini seçme iradesini de insana bırakmıştır. İnsan kendi iradesiyle seçtiği yolda beğenip arzu ettiği rolleri oynar ve Allah da insanın seçtiği rolleri oynayabilmesi için gereken her bir şeyi yaratır. Zaten olası her bir şeyin hesabını önceden yapmış ve bir Kitap’a kaydetmiştir. Allah, hesapsız hiçbir şeyi yaratmaz.

İnsan, samimi bir tövbe edecek olur da Rabbinin korumasına sığınırsa Rabbi onu kötü yolda bırakmaz, şeytanın şerrinden korur. Dünyada ve ahirette hayırlı olacak bir yaşama ulaştırır. Rabbimiz tövbe kapısını daima açık tutar çünkü O, dosttur, rahmet ve merhamet sahibidir. 

İnsan, Allah’ın yardımı olmaksızın şeytanın tuzağına düşebilir. Rabbimiz bize yardım etmek için elçiler vasıtasıyla kitaplar indirmiştir. Dünya ve ahirette nasıl mutlu olabileceğimizin yollarını göstermiştir. Allah, izin vermezse şeytan insana hiçbir zarar veremez. 

64: TEĞABÜN / 11. (Allah’a sığının.) Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet insana isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa Allah, onun kalbini doğru yola yöneltir. Allah her şeyi bilir.

Allah insanların alnına inkârcı olsun, günah işlesin diye yazmaz çünkü O, kullarının inkâr etmelerinden hoşlanmaz, teşekkür etmelerinden hoşlanır. Teşekkür etmek insanların lehlerine olduğu için teşekkür etmelerinden hoşlanır çünkü Allah, dosttur, nankörlük etmeyip teşekkür eden insanları dost edinip cennetlerde misafir ederek mükafatlandıracağına dair söz vermiştir. Allah sözünden caymaz.

37: ZÜMER / 7. Eğer inkâr ederseniz şüphesiz Allah size muhtaç değildir. Allah, kullarının inkâr etmelerine razı olmaz ama lehlerine olmasından dolayı teşekkür etmelerine razı olur. Hiçbir günahkâr diğerinin günahını yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. Şüphesiz sinelerdekini çok iyi bilen ve size yapmış olduklarınızı haber verecek olan O’dur. 

41: FUSSİLET / 31, 32. “Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır. Bu, çok bağışlayıcı ve çok merhametli olan Rabbiniz tarafından bir ağırlanmadır.

13: RAD / 9, 10. Allah, görüneni de görünmeyeni de bilir. Büyüktür ve yücelerden yücedir. Sizden sözü gizleyenle açığa vuran; gece gizlenenle, gündüz açığa çıkan O’nun bilmesi açısından eşittir.

6. ENAM / 59. Bilinmeyenlerin anahtarları O’nun yanındadır. Onları O’ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olanları O bilir. Onun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Ne toprağın karanlıklarında bir tohum ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki o her şeyi açıklayan Kitap’ta yazılı bulunmasın.

Hayatımız boyunca yaşadığımız olayların hepsi, önceden bizim alnımıza Allah tarafından yazılmış ve biz bunları yaşıyoruz diye düşünmek kesinlikle yanlıştır. Kaderi kavrayamayanlar bu yanılgıya düşmüş, diğer insanları da düşürmüşlerdir. Hiçbir Peygamber, Allah’ın ayetlerine muhalefet eden sözler söyleyemez. Şayet böyle olsaydı ne olurdu?

69: HAKKA / 43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

69: HAKKA / 44. O (peygamber), bize isnaden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı.

69: HAKKA / 45. Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.

69: HAKKA / 46. Sonra da onun şah damarını keser atardık.

69: HAKKA / 47. O zaman sizden hiçbiriniz ona siper olamazdınız.

Allah insanları imtihan etmek için seçenekler yaratmıştır. Bir insan, iyi ve kötü olmak üzere iki türlü haslete sahip yaratılmıştır. Bazı insanlarda kötü haslet yüksek, bazı insanlarda iyi haslet yüksek diye bir şey yoktur, bütün insanlarda eşit derecededir. 

42: ŞURA / 30. Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. Buna rağmen yine de Allah bir çoğunuzu affediyor.

Her insan iyi ve kötüyü ayırt edebilecek bir akla sahiptir ve seçim yaparken aklını kullanır. Aklını yeterince kullanmayan bir insan şeytan tarafından kolayca aldatılır ve kendini doğru yolda zanneder. Kendi öz irademizle yaptığımız hiçbir şey alın yazısı değildir. Yaptıklarımızdan kesinlikle hesaba çekileceğiz. Selam ve dua ile hoşça kalın.

MELEKLERİN GÖREVLERİ

Melekler Allah’ı zikrederler ve Allah’ın her emrine itaat ederler. Melekler Allah’ın kullarıdır ve çeşitli görevleri yerine getirmekte olan memurlarıdır. Melekler, iyi insanları dost edinirler, onların gıyabında onların affedilmesi için dua ederler. Semada görevli, uzayımızda görevli, yeryüzünde görevli, insanın üzerinde görevli, cennette ve cehennemde görevli melekler bulunmaktadır. 

Bütün canlılarda olduğu gibi meleklerde de hiyerarşik bir sınıflama mevcuttur. Mikail’e bağlı melekler vardır. Cebrail’e bağlı melekler vardır. Ölüm meleğine (Azrail’e) bağlı melekler vardır. Azrail’in ismi Kur’an’ı Kerim’de ölüm meleği olarak geçer.  Daha başka melekler de vardır. İsrafil ismi ve bir boynuzla sura üfüreceği gibi bir ayet Kur’an’ı Kerim’de geçmez. Meleklerle ilgili meallerden birkaçı aşağıdadır. 

33: AHZAP / 43. Sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren O’dur. O, müminlere karşı çok merhametlidir.

86: TÂRIK / 1, 2, 3, 4. Yemin olsun semaya ve Târik’a! Târik nedir biliyor musun? O, karanlıkları delen bir yıldızdır. Her nefis üzerinde bir koruyucu vardır.

16: NAHL / 32. Takva sahipleri o kimselerdir ki melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar: “Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennete!” derler.

8: ENFAL / 50. Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve “Tadın bakalım cehennem azabını!” diye diye canlarını alırken onların hallerini bir görmeliydin…

66: TAHRİM / 6. Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun çünkü onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Onun başında şiddet açısından gayet katı ve Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen, emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.

Melekler insan suretinde gözükebilirler. Hz. İbrahim ve Hz. Lut Peygambere gelen melekleri hatırlayalım. Çok yakışıklı iki erkek suretinde gözükmüşlerdi de o kavmin eşcinsel erkekleri, onlardan yararlanmaya kalkmışlardı. Hz. Meryem’e Hz. İsa hakkında vahiyde bulunan melek insan suretinde gözükmüştü.

Hz. Muhammed, müşriklerle yaptığı savaşlarda yeterli insan gücüne sahip değildi. Allah, ona ve ordusuna yardım için üç bin melek gönderdi. Bu melekler müşriklere insan suretinde gözüküyor, gözlerini korkutuyor ve müminlere yardım ediyorlardı. Ayrıca atılan okların hedefini bulmasını sağlıyorlardı. Bunları ve ne yaptıklarını müminler görmüyorlardı fakat hissediyorlardı. Savaş sırasında, meleklerin peygamberimize nasıl yardım ettikleri aşağıdaki ayet meallerinde görmekteyiz.

3: ALİ-İMRAN / 121. Hani sen, sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın… Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.

3: ALİ-İMRAN / 122. O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah, onların yardımcısı idi. Müminler, yalnız Allah’a dayanıp güvensinler!

3: ALİ-İMRAN / 123. Ant olsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir’de de size yardım etti. O halde, Allah’ın yasakladıklarını yapmaktan sakının ki O’na teşekkür etmiş olasınız.

3: ALİ-İMRAN / 124, 125, 126.  O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: “İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?” Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder. Allah bunu, sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.

Melekler müminlerin dostudur. Müminleri Allah bağışlasın diye dua ederler. Müminler için nasıl dua ettiklerini aşağıdaki ayet meallerinde görmekteyiz.

23: MÜMİN / 7,8,9. Arş’ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O’na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! Rabbimiz! Onları da onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi olanları da kendilerine vaat ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz azîz ve hakîm olan sensin! Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen, kimi kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur.”

Melekler dünyada ve dünyadan çok farklı ortamlarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bizlere, meleklerin neden yaratıldığına dair herhangi bir ilahi bilgi verilmemiştir. Sadece şeytanın ateşten, insanın su ve topraktan yaratıldığına dair bilgi verilmiştir.

15: HİCR / 26, 27. Ant olsun biz insanı, sulu topraktan yarattık. Cinleri de daha önce ateşten yaratmıştık.

Melekler yaratılış açısından, toprak ve sudan yaratılan canlılara benzemez. Onlar, havaya ve suya ihtiyaç duymayan “farklı farklı yaratılmış” canlılardır. Peygamberimize Cebrail As. gerçek suretiyle iki kez gözükmüştür. Bu ayetlerde bildirilmektedir. Melekler insan ya da hayvan gibi farklı görüntülerle de insanlara görünebilirler. Örneğin: Kabil, kardeşini öldürmüş, ne yapacağını bilemez halde şaşkın şaşkın ortalıkta dolaşırken, karga suretinde bir melek, toprağı deşeleyerek ona yol göstermiştir. O da kardeşini gömmüştür. İnsan eğitilmeye ihtiyaç duyan bir varlıktır. 

35: FATIR / 1. Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a hamdolsun. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.

22: HAC / 75. Allah meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.

17: İSRA / 95. Şöyle de: “Eğer yeryüzünde huzur içinde yürüyüp duran melekler olsaydı, elbette onlara gökten peygamber olarak bir melek indirirdik.”

Rabbimiz yarattığı kullarından elçiler seçerek kullarını bilgilendirir ve sonra onları imtihan eder. Allah, kullarını imtihan etmeden cezalandırmaz ve mükafatlandırmaz. Allah, yarattıklarının yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Kalplerinde taşıdıkları hasletleri bilir. Şeytan konusunda kullarını uyarmak için elçiler gönderir. Günahta ısrar eden kötü kullarının, kötülüğünü belgelemeden ve şahitler oluşturmadan onları cezalandırmaz. Allah adaleti sever. Kullarına yardım etmek, yol göstermek onun şefkat ve merhametindendir çünkü yarattıklarına iyiyi, kötüyü ayırt edebilecek akıl nimeti vermiştir. Akıllarını kullanmalarını ve iyi insanlar olmalarını istemektedir. Allah, insanın yaratıcısı ve dostudur. Allah, iyi insanlardan dost edinir. Dostlarını cennetlerde misafir edeceğini ısrarla bildirir. 

Güvenen Rabbine güvensin.
Allah’a emanet olun.




MELEKLERİN İMTİHANI

Meleklerin imtihanı: Melekler Allah’ın canlı ve akıllı kullarıdır. Meleklerin farklı farklı görevleri vardır. Bir zamanlar İblis de (şeytan da) görevli bir melekti. Allah, kibirli, kıskanç ve buyruklarına karşı gelecek olan melekleri ortaya çıkarmak ve cezalandırmak istedi: “Muhakkak ki ben yeryüzünde melekler için bir halef oluşturacağım.” dedi. İblis, yeryüzünde meleklere halef bir canlı yaratılmasından hoşlanmadı, kıskandı. Yaratılacak olan insana karşı kötü hasletler beslemeye başladı. Öyle ki nefret duygusu hat safhalara çıktı: “Çamurdan yaratılmış bir varlık yeryüzünde meleklerin yerini nasıl alabilir ki?” diye kendi kendini yedi, bitirdi çünkü yeryüzünde huzur içinde yürüyecek olanlar artık melekler değil insanlar olacaktı. Melekler ise görevleri icabı yeryüzünde bulunacaklardı. Sabah namazı vaktinde görevli meleklerin, nöbet değişikli yaptığı ayetlerde bildirilmektedir. Allah, şu anda yeryüzünde huzur içinde yürüyüp duranların melekler değil, insanlar olduğunu bize bildirmektedir. 

17: İSRA / 95. Şöyle de: “Eğer yeryüzünde huzur içinde yürüyüp duran melekler olsaydı, elbette onlara gökten peygamber olarak bir melek indirirdik.”

2: BAKARA / 30. Rabbin: “Muhakkak ki ben yeryüzünde melekler için bir halef oluşturacağım.” dediğinde, melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah: “Sizin bilmiyor olduklarınızı muhakkak ki ben bilirim” dedi.

Rabbimiz meleklere cevaben: “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi. Her işi ölçülü, ahenkli ve hikmetli olan Rabbimiz yüce ilmiyle kalplerdekini bilmekteydi. İblis kibirli, kıskanç, şımarık ve itaatten çıkmaya hazır bir varlıktı. Meleklerin, şeytanın kalbinden geçenleri bilmesi imkansızdı. Allah, şeytanın gerçek yüzünü ortaya çıkarmak istiyor ve suçuna şahitler oluştuktan sonra, onu cezalandırmak istiyordu çünkü böylesi adildi. Allah kimseye zulmetmez, imtihan edip azgınlığını ortaya çıkarmadıkça ve şahitler oluşturmadıkça hiçbir kulunu cezalandırmaz. Meleklerin ve meleklerden biri olan İblis’in imtihanı ise Hz. Âdem olacaktı. Allah dedi ki:

15: HİCR / 29. “Ben onun yaratılışını tamamlayıp ruhumdan üflediğim zaman (saygı için) ona secdeye kapanın.”

Kalplerde taşınan iyi ve kötü hasletleri ancak Allah biliyordu. Nihayet Allah Âdem’i yarattı. Böylece meleklerin imtihan süreci başlamış oldu. Allah, melekleri yarattığında meleklere bir lisan öğretmişti. Allah, Hz. Âdem’i de konuşma ve öğrenme kabiliyetlerine sahip, akıllı bir varlık olarak yaratmıştı. Rabbi, ona meleklerin bilmedikleri şeylerin isimlerini öğretti yani ona iletişim kurabileceği bir lisan öğretti. 

2: BAKARA / 31. Allah, Âdem’e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arz edip: “Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin.” dedi.

2: BAKARA / 32. Melekler: “Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hâkim olan yalnızca sensin.” dediler.

2: BAKARA / 33. Allah: “Ey Âdem! Onların isimlerini meleklere bildir.” dedi. Âdem onların isimlerini meleklere bildirince Allah: “Ben size, muhakkak göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilirim. Hatta neyi açıklayıp neyi gizlediğinizi de bilirim, dememiş miydim?” dedi.

Allah, meleklerden Âdem’e secde etmelerini istedi. Allah, meleklerin Hz. Âdem’e saygı secdesi etmelerini isteyince melekler, Allah’ın emrine itaat ederek Âdem’e secde ettiler fakat şeytan isyan etti, kibirlenip Âdem’e secde etmedi ve imtihanı kaybetti. Meleklerin hepsi ve Hz. Âdem, şeytanın kibirli, kıskanç, kötü birisi olduğuna şahit oldular. Gördüğünüz gibi Allah İblis’e zulmetmedi. İblis kendi kendine zulmetti. Allah kullarında iyi ve kötü hasletler yaratmıştır. İblis tercihini kötü hasletlerden yana yaptı, istese iyi birisi de olabilirdi ama o, şımarık, kötü, kıskanç, Rabbine karşı itaatsiz birisi olmayı tercih etti. Allah dosttur ve daima iyilerle beraberdir. Allah, kullarının kendisine itaat etmelerini bekler. Kendimizden bir örnek verecek olursak: Robotlar yapmış olsak, robotların bize karşı saygısızlık ve şımarıklık yapmasına, bizden daha akıllı daha güçlü olmasına, arzu ettiğimiz davranışların dışına çıkmasına izin verir miydik? Tabi ki vermezdik.

17: İSRA / 61, 62. Meleklere: Âdem’e secde edin! demiştik. İblis’in dışında hepsi secde ettiler. İblis dedi ki: “Ben, çamurdan yarattığın bir kimseye secde mi edeceğim? Şu benden üstün kıldığına da bir bak! Yemin ederim ki eğer beni kıyamete kadar yaşatacak olursan, çok azı hariç, onun neslini emrimin altına alacağım!”

17: İSRA / 63, 64. (Allah Şeytan’a): “Git!” dedi: Sana onlardan kim tabi olursa muhakkak ki cezanız cehennemdir. Mükemmel bir ceza! Onlardan kime gücün yeterse dininden çıkar. Vesvesenle yaygaraya boğ. Atlılarınla, yayalarınla mallarına ve evlatlarına ortak ol. Vaatlerde bulun. Şeytan, insanı aldatmaktan başka bir vaatte bulunamaz.”

17: İSRA / 65. Kesinlikle, dostlarımın üzerinde senin hiçbir etkin olmayacak. Koruyucu olarak Rabbin yeter. (Dedi.)

Rabbimiz, şeytanların vesveselerini bizlerden uzak tut. Şeytanların şerlerinden sana sığınıyoruz. Yalnız sana ibadet eder yalnız senden yardım bekleriz! Bizleri dost kulların arasına al. Amin!

KUR’AN’DAKİ AYETLER IŞIĞINDA EVREN VE EVRENİN OLUŞUMU

İlah: Tek olan, diri olan, öncesi ve sonrası olmayan, daima var olandır. İlah, doğmaz ve doğurmaz. Her şey ona muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç değildir. Hiçbir şey O’nun dengi, benzeri ve ortağı olamaz. Her şeyi emrine boyun eğmiş olarak yaratan odur. Yaratmakta, emretmekte O’na mahsustur. Yaratıcı yarattıklarıyla iletişim kurar onları sevk ve idare eder. Yaratan da dini belirleyen de O’dur. O alimdir. Akıl, mantık, ilim ve süreyi kullanarak sistematik bir olgu ile daha önce benzeri bulunmayan, mükemmel tasarlanmış, kusursuz yapılar ortaya koyabilen ve yarattıklarını sevk ve idare edebilendir. Evren onun eseridir. Onun gücü her şeye yeter.

16: NAHL / 40. Şayet biz bir şey dilediğimiz zaman ona “Ol!” deriz, olur.

Allah’ın iradesinin üzerinde bir irade daha olması mümkün değildir. Herhangi bir şey ancak Allah, dileyip de “Ol!” derse olur. Onun sözünün üzerine söz koyacak, hayır olmaz diyebilecek bir irade sahibi daha yoktur. İnsan, isyan etse neye yarar? Mülk Allah’ındır. Yaratan ve yöneten O’dur.

20: TAHA / 98. Sizin ilâhınız, kendisinden başka ilâh olmayan Allah’tır. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.

50: KAF / 6, 7, 8. Onlar, üstlerindeki göğe hiç bakmadılar mı ki onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz hem de onun hiçbir kusuru yoktur. Yere hiç bakmadılar mı ki onu nasıl yaydık: Oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada her cins bitkiden bitirdik. Bütün bunlar Rabbine yönelen her insanın basiretini açmak ve ona ibret vermek içindir.

21: ENBİYA / 30. Şüphe yok ki gökler ve yer bitişikti de biz ikisini ayırdık. İnkâr edenler görmüyorlar mı ki canlı her bir şeyi sudan yarattık. Hala inanmayacaklar mı?

11: HUD / 7. “Hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, arşı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Yemin ederim ki “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” desen, inanmayanlar derhal: “Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir” derler.

14: İBRAHİM / 33. Düzenli seyreden eden ay ve güneşi; geceyi ve gündüzü sizin hizmetinize sundu.

21: ENBİYA / 33. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzüyor.

21: ENBİYA / 32. Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar, bu delilleri görmezden geliyor.

41: FUSSİLET / 9. Siz, iki günde yer yüzünü yaratanı inkâr ediyor ve O’na eşler mi koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.

41: FUSSİLET / 10. O, içindekileri üstlerinden sabitledi. Dünyada yaşayacak olanların ihtiyaç duyacakları şeyleri ve onların gıdalarını hesaplayıp dört gün içinde yarattı ve bereketli (sürekli artan) kıldı.

67: MÜLK / 1. Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O’nun her şeye gücü yeter.

41: FUSSİLET / 11, 12. Sonra Allah, semayı yaratmaya yöneldi. O duman halindeydi. Göklere ve yere: “İsteseniz de istemeseniz de buyruğuma girin!” dedi. Onlar, isteyerek girdiklerini söylediler. Allah, onları yedi gök olmak üzere iki gün içinde düzenledi. Her bir semaya vahye uymasını emretti. Dünya semasını aydınlatıcılarla süsledik ve koruduk. İşte bunlar, güçlü ve bilgili olan Allah’ın takdiridir.

Allah’ın ilmi, gökleri ve yeri kapsar. Allah, gökleri ve yeri yaratırken yaratmaya yeryüzünden başladı. İlk iki günde yeri ve güneş sistemimizi yarattı. Yeryüzünü Güneş’in uydularından biri yaptı. Güneş’in uydularından her birine bir yörünge tayin etti.

Gezegenler birbirlerine Dünya’ya ve Güneş’e olması gereken en mükemmel uzaklıklardadır. Allah, her bir gezegeni farklı bir yer çekimine sahip yaptı. Güneş ve gezegenler arasında ki farklı yer çekimi kuvvetleri sistemde ki gezegenleri bir arada tutup onların uzay boşluğuna fırlayıp gitmesini engellemektedir. Ayrıca bu gezegenlerden bazılarının kendi uyduları da vardır. Bu uydular gezegenleri olumlu yönde etkilemektedir. Örneğin: Dünya’mızın uydusu Ay’dır. Ay’ın yer çekimi sayesinde gel-git olayları gerçekleşir. Okyanuslar kara parçalarını basmaz. Dünyadaki suların durgunlaşması engellenir.  Güneş sistemimizdeki gezegen ve uydular arasında oluşabilecek herhangi bir çekim değişikliği nedeniyle gerçekleşen çarpışma bütün sistemin çökmesine, gezegenlerin ve yıldızların parçalanıp dağılmasına neden olacaktır. Allah, yarattıklarını ilmi ve gücüyle korumaktadır. İnsan ve cinlerin imtihanı sona erdiği zaman kıyamet kopacak, her şey tekrar toz duman haline dönecektir. Aynı gün içerisinde yeni bir yaratılış süreci başlayacaktır. Dünya başka bir dünyaya gökler de başka göklere çevrilecektir. Bu çöküş ve dönüşüm için Allah, bir vakit tayin etmiş ve bu vaktin çok yaklaştığını, kıyamet alametlerinin geldiğini elçisi Hz. Muhammed ile kullarına bildirip onları uyarmıştır. İnsanlara kıyametin ne zaman kopacağı hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir.

Allah’ın verdiği nimetler saymakla bitmez: Magma tabakası, dünyayı sallayıp depremlere neden olmasın diye Allah, dünyanın merkezine kadar inen sabit dağlar yerleştirdi.  İnsanlar gidebilsinler diye açıklıklar yaptı. Yönlerini tayin edebilsinler diye yıldızları yarattı. Zamanın tayini için ise, insanlar ay ve güneşin hareketlerinden yararlanmaktadırlar.

21: ENBİYA / 31. Yeryüzü onları çalkalamasın diye baskılar oturttuk. Rahatça gezinebilsinler diye bol bol açıklıklar yaptık.

6: ENAM / 97. Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulabilesiniz diye yıldızları sizin için yaratan O’dur. Şüphesiz biz, bilecek bir toplum için “delilleri” geniş bir şekilde açıkladık.

14: İBRAHİM / 32. Allah, öyle bir Allah’tır ki gökleri ve yeri yarattı. Gökten su indirdi. Onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı. Irmakları hizmetinize verdi. Gemileri yüzdürmeniz için denizleri de hizmetinize verdi. 

“Arşı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.”  Gökler ve yer bitişikti. Allah, onları ayırıp duman haline getirdi. İlk dört gün içinde güneş sistemimizi ve yeri yaratıp işlevsel hale getirdi. Sonra sırayla en yakın gökten başlayarak üst üste yedi kat gök inşa etti. Gökleri ve yeri toplam altı günde yarattı.” Allah’ın bahsettiği bir gün çok büyük bir zaman dilimine tekabül eder. Bizim kullandığımız zaman ölçüsü sadece bizim güneş sistemimiz içinde geçerlidir.

Rabbimiz atmosferi yarattı. Dünya, atmosfer sayesinde uzaydan gelen gök taşları ve zararlı UV ışınlardan korunabilmektedir. Atmosferimizdeki hava sayesinde bütün canlılar yaşamlarını sürdürebilmektedir. Yine hava sayesinde konuşulanları işitebilmekteyiz. Allah, atmosferi yaratıp tamamladıktan sonra yani üçüncü ve dördüncü gün yararlı bakterileri, yer yüzündeki bitkileri ve arkasından hayvanları yarattı. Denizlerdeki tuzlu sular buharlaşarak tatlı sulara dönüşüyor. Bulutlar oluşuyor. Bulutları farklı farklı bölgelere taşıyan rüzgarlar sayesinde farklı bölgelere yağmurlar yağıyor. Sular yer yüzünde devir daim ediyor ve türlü türlü sebze ve meyveler yetişebiliyor. Bu sayede canlıların her tür besin gereksinimleri karşılanmış oluyor. Allah’ın bizim için yarattıklarını saymakla bitiremeyiz. O’na ne kadar teşekkür etsek azdır.

Rabbimiz bize üstümüze inşa edilmiş semaların dışında insanoğlunun hayal bile edemeyeceği nimetler ve güzellikler olduğunu bildiriyor. Birinci kat gökte, dünyamızdan başka, yaşayabileceğimiz niteliklere sahip olan, ikinci bir gezegen daha olmadığını bildiriyor. Yaratılış sürecine bakacak olursak insanın anlayamayacağı bir şey söz konusu değildir. Rabbi insana her bir süreci izah etmiştir fakat insan duyma, görme ve düşünme kabiliyetinden yoksun olmayı tercih etmiştir.

55: RAHMAN / 5. Güneş de ay da bir hesap ile yaratıldı.

13: RAD / 2. Görüyorsunuz ki gökleri bir direk olmadan yükselten sonra Arş’a istiva eden O’dur. Güneşi ve ayı koyduğu (İlahi) kurallara tabi tuttu. Her biri belirlenmiş bir süre için akıp gider. İşi, O düzenleyip yönetiyor. Kesin olarak Rabbinizle karşılaşacağınızı bilesiniz ve inanasınız diye sizin için delilleri açıklayan da O’dur.

10: YUNUS / 5. O Allah’tır ki, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye güneşi bir ışık kaynağı, ayı da bir nur yaptı. Aya menziller tayin etti. Allah, her birini kusursuz yarattı. O, bilecek olan bir kavim için delillerini ayrıntılı olarak açıklar.

79: NAZİAT / 26. Kuşkusuz bunlarda, Allah’a saygı duyacaklar için bir ibret vardır.

79: NAZİAT / 28. Yeryüzünün tavanını yükseltti ve düzene koydu.

79: NAZİAT / 29. Gecesini kararttı ve gündüzünü aydınlattı.

79: NAZİAT / 30. Bundan sonra da onu döşedi.

79: NAZİAT / 31. Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.

79: NAZİAT / 32. Dağlara bitkileri yerleştirdi.

79: NAZİAT / 33. Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.

88: GAŞİYE / 17. Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış?

88: GAŞİYE / 18. Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş?

88: GAŞİYE / 19. Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmiş?

88: GAŞİYE / 20. Yere bakmıyorlar mı, nasıl döşenmiş?

88: GAŞİYE / 21. Haydi şimdi öğüt ver, sen sırf bir öğütçüsün.

88: GAŞİYE / 22. Onların üzerinde bir zorba değilsin.

15: HİCR / 14, 15. İnkâr edenlere gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar yine de inanmazlar: “Gözlerimiz boyandı, bize büyü yapıldı.” derler.

67: MÜLK / 3, 4. Yedi göğü üst üste yaratan O’dur. Rahman’ın yarattıkları içinde bir uyumsuzluk göremezsin. İstersen bir göz gezdir. Bir düzensizlik görebiliyor musun? Sonra tekrar tekrar bak! O göz, bitkin düşmüş ve umudunu kesmiş olarak sana geri döner.

79: NAZİAT / 27. Yaratılış olarak siz mi daha çetinsiniz, yoksa gökyüzü mü?.. Onu Allah bina etti.

67: MÜLK / 2. O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür ve bağışlayıcıdır.

Selam ve sevgiyle kalın.