Kategori arşivi: Ana sayfa

PEYGAMBERİMİZ MÜŞRİKLERDEN DEĞİLDİ.

Peygamberimiz bir tabuyu yerle bir etmiş, kendinden yaşça on beş yaş büyük ve dul bir kadınla evlenmiştir. Peygamberimiz mutlu bir evlilik yapmış, gençliğinin yirmi beş yılını Hz. Hatice validemizle geçirmiştir. Onu kaybettiğinde elli yaşındadır. İbrahim hariç bütün çocukları Hz. Hatice validemizden olmuştur. 

Peygamberimiz mümin bir kimse idi ama hiç bir İlahi Kitap’ı okumamıştı. Hz. Hatice validemiz de mümin bir kimse idi. İncil’in hükümlerine tabi idiler. Kur’an’ı Kerim’de İncil ismi geçer. İncil’e inananlar da Nasraniler olarak geçer. Hristiyan olmakla Nasrani olmak aynı şey değildir. Hristiyanlar, Nasranilere karşı savaş açmışlardır. Nasraniler Ehli Kitap’ın müminleridir. Hristiyanlar kâfirleridir çünkü Allah’a şirk koşmuşlardır. En büyük günah Allah’a şirk koşmaktır. Nasraniler Hz. Muhammed’e peygamberlik gelmiş olmasına çok sevinmişler ve yanında yer almışlardır. Ona muhalif olmamışlardır çünkü Mü’min olanlar Allah’ın peygamberlerinden ve Kitaplarından hiçbirini inkâr etmezler. Nasraniler bütün kitaplara inanırlar. Kendi şeriatlarını yaşamaları onları kâfir yapmaz. Bu, zaten Allah’ın emridir.

Hz. İsa okur yazar bir peygamberdi. İncil’i kendi elleriyle yazdı. Tevrat’ı tasdik etti. Hahamların elleriyle yazmış oldukları tercüme ve tefsirleri eleştirdi çünkü bu kitaplar Allah’a iftiradan besleniyordu. Yahudi Hahamlar eleştirileri hazmedemediler. Onun Allah’ın peygamberi Mesih olduğunu biliyorlardı, buna rağmen onu yok etmeye karar verdiler. Allah onu öldürmelerine izin vermedi. 

Aklınıza şu sorunun takılacağını biliyorum: Peki, Peygamberimiz dünyaya geldiğinde İncil bozulmamış mıydı? Allah’ın hiçbir Kitap’ı bozulmuş değildir. Allah buna izin vermez. Nasıl Allah, Kur’an’ı Kerim’de: “Onu indiren de koruyan da biziz.” demişse Tevrat ve İncil’de de aynı şeyi demiştir. Allah’ın sünneti değişmez. Tercüme ve tefsirler bozuktur. Bugün piyasada gördüğümüz kitaplar İncil değildir. Bunlar; tercüme, tefsir, siyer ve biyografi kitaplarıdır. Bunlara İncil denemez. Bu insanların yazıp yakıştırmalarıdır. Hz. İsa’nın Peygamberliğinden sonraki ilk iki yüz yıl içerisinde yazılmış olan bu kitapların sayısı oldukça uçuktu. Kaosa neden olmaktaydı. Buna bir son vermek için bir konsül toplandı ve bu kitapların içinden dört kitap seçildi. Bu kitaplar kutsal kitap kabul edildi ve her biri yazarlarının adıyla anıldı yine de bunların aralarında yıllar süren mezhep savaşları oldu. Daha sonraları da konsüller toplanmaya devam etti. 

Bu olaylar Hz. İsa’nın doğumundan yaklaşık iki yüz yıl sonra gerçekleşti. İnsanlar bu kitapların peşi sıra gittiler. Allah’a şirk koştular. Hristiyan adıyla anıldılar. Bunda en büyük rolü bir Yahudi Haham olan Nasrani düşmanı Pavlus oynadı. Pavlus Hz. İsa’yı yıllar sonra gördüğüne dair yalan söyledi hatta daha da ileri giderek kendisine vahiy geldiğini ilan etti. Kendisine inananları, Mesih’in “geri döneceğim” dediğine inandırdı. “Mesih Tanrı’nın oğlu, kendini bizim günahlarımız için feda etti.” dedi. 

Peygamberimiz miladi takvime göre 20 Nisan 1571 yılında dünyaya geldi. Allah’ın bir Peygamberi olarak İncil’i ve Tevrat’ı tasdik etti. İncil’e ve Tevrat’a inanan müminler de onun peygamberliğini tasdik etti çünkü zaten geleceğini biliyorlar, gelmesini bekliyorlardı. Müşrikler ve Ehli Kitaptan Allah’a şirk koşanlar peygamberimize karşı savaş ilan etti. İncil’e ve Tevrat’a savaş açanların Kur’an’ı Kerim’e de savaş açmalarından daha doğal bir şey olamazdı. 

5: MAİDE / 66. Eğer insanlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirileni dosdoğru uygulamış olsalardı muhakkak ki onlar hem üstlerinden hem de ayak bastıkları yerlerden bolca rızıklanırlardı. İçlerinde orta yolu tutan bir toplulukta bulunmakta fakat çoğu çok kötü şeyler yapıyor.

5: MAİDE / 69. Şüphe yok ki Müslümanlar, Yahudiler, Sabiiler, Nasranilerden her kim Allah’a ve ahiret gününe iman edip dürüstçe çalışırsa artık onlara korku yoktur ve onlar üzülecek de değiller.

Müminler kardeştir. Peygamberler arasında ayrım yapamayız. Allah her peygambere bir şeriat indirmiştir. Hepsi hak peygamberdir. İnsanlar, hangi peygamberin şeriatına tabi ise ondan imtihan edilmektedir. Ehli Kitap’ın müminleri ile evlenmek, yediklerini ve kestiklerini yemek helaldir. Bu söylediklerimin kaynağı Kur’an’ı Kerim’dir. 

Keyifli okumalar. Allah’a emanet olun

İMAM NİKAHINI GİZLİ KIYMAK CAİZ Mİ?

İmam nikahını gizli kıymak gelenek halini almıştır. İnsanlar, bu geleneğin nasıl oluştuğunu, gerçek amacının ne olduğunu ve kime hizmet etmekte olduğunu pek düşünmezler. Bunun dinen doğru yani geçerli bir nikah kıyma yöntemi olup olmadığını da bilmezler. 

İmam nikahının gizli kıyılmasının ana kaynağı büyü ve büyücülerdir. Büyü iki kısma ayrılır: Ak büyü, kara büyü. Kara büyü zarar vermek için yapılan büyü türüdür. Ak büyü, kara büyünün etkisini ortadan kaldırmak için yapılan büyü türüdür. Kara büyüyü de ak büyüyü de medyumlar yapar yani sonuçta her ikisi de büyüdür ve yapılması günahtır.

Ak büyüyü din hocalarından bazıları da yapmaktadır. Bunun günah olduğunu kendilerine hatırlatan olursa da cevapları: “Niyet iyidir, günah olsa bile Allah’ın bu günahı affedeceğini umuyoruz.” derler. Halbuki günahı kullanarak sevap işlenmez. Hele o günah insanı küfre sürükleyecekse. 

Bir zamanlar medyumlardan biri yeni bir kara büyü türü ortaya çıktığını ve bu büyüyü kendisinin bozduğunu iddia ediyor ve karşılığında maddi menfaat sağlıyormuş. Müşteri sayısını artırabilmek için türlü türlü yollar deneyen bu kişi, yalanlara baş vuruyor ve insanlara şöyle diyormuş: “Öyle kötü bir kara büyü yapıyorlar ki bu büyüyü çözebilmek için çok uğraşıyorum.  Bu kara büyü, nikah kıyılma aşamasında yapılıyor. Damadı bu kara büyü ile bağlıyorlar ve çiftler gerdek yapamıyor. Çok zor da olsa ben bu büyüyü bozuyorum ve onların karı koca olmalarını sağlıyorum. Bu kara büyü bozulmazsa damat üç gün içerisinde çatlayıp ölüyor.” Adamın işi işmiş çünkü kara büyüyü yapan da bozan da kendisiymiş. Kara büyüyü yaparken de bozarken de büyük maddi menfaatlar sağlıyormuş.

Bu olaydan sonra insanları korkutarak menfaat sağlamaya çalışan diğer medyumlar da aynı yolu izlemeye başlamışlar ve insanlara bazı tavsiyelerde bulunmuşlar: “İmam nikahı kıyılırken gizli kıyın. İki şahit bulunsun, fazla insan bulunmasın çünkü nikah esnasında: “Erkek aldım kabul ettim, dediği sırada kötü niyetli birisi, bir şeyler okuyarak bir ipe bir düğüm atarsa o damat bağlanmış olur. O düğüm çözülmediği sürece damat bağlı kalır, gerdek yapamaz. Üç gün içinde çatlar ölür.” diye yaymışlar. 

O gündür bu gündür insanlar bu korkuyu taşıyor. Gerdek yapamayan çiftler medyumlara ya da bu işi yapan hocalara koşuyor. Medyumlar veya hocalar, bir yumurtanın üzerine ve bir kâğıda Arapça bir şeyler yazıyor. Yumurtanın yenmesini ve kâğıdın suya ıslatılıp mürekkep suya çıkınca, suyun içilmesini sonra da kağıtların bir çiçek saksısına gömülmesini öneriyor.

Bizim insanımız dini bilgiden yoksundur. Bazı din adamlarının da katkılarıyla din dışı şeyleri dinden zannederler. Dini bir birikime sahip olmayan bu insanlarımız; büyü gibi şeylerin, karşı büyüyle bozulacağına inanmaya yatkındırlar ve kolayca inanırlar. Halbuki ak büyü dedikleri yani büyüyle büyü bozma işleri de dinen haram kılınan şeylerdir. Böyle bir sıkıntı olduğunda Nas, Felak Sureleri ve Ayetel Kürsi’yi okuyarak Allah’a sığınmak lazım. Allah insana şah damarı kadar yakındır. Duaları işitir ve karşılık verir. Büyü gibi günahlardan her Müslümanın kaçınması gerekir. Büyü yapan da yaptıran da kâfir olur. 

İkinci bir husus, büyücüler gizli evlenmeyi tavsiye etmişlerdir. Halbuki gizli evlenmek dinimizde de diğer ilahi dinlerde de haram kılınmıştır. Allah, ayetlerinde açıkça bize: “Zina etmeyin ve gizli evlenmeyin.” demektedir. Diğer dinlerde resmî nikah, kilise ve havrada insanların huzurunda kıyılmaya devam ediyor. Peygamberimiz zamanında Müslümanların nikahları da böyle kıyılıyordu. Bir imam gelip iki erkek şahit huzurunda evde imam nikahı kıymazdı. Nikah da boşanma da resmî işlemlerle dini mekanlarda halka açık kıyılırdı. Hatta nikahın arkasından bir de yemek verilirdi. Şimdi ne değişti de hırsızlık yapar gibi gizli gizli nikah kıyılıyor? 

4: NİSA / 25. Sizden her kim hür mümin kadınlardan birini nikahlayacak bir zenginliğe gücü yetmiyorsa genç mümin cariyelerinizden birini nikahlamaya izin verilmiştir. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensinizO halde sahiplerinin iznini alarak zina yapmamış ve gizli evlenmemiş olmaları halinde, Allah’ın uygun gördüğü şekilde mehirlerini kendilerine vererek, onların iffetli olanlarıyla evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa o vakit onlara hür kadınlara verilen zina cezasının yarısı verilir. Evlenme izni, sadece içinizden günah işlemekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır.” Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Bugün gençlerimizi okumaları için uzak uzak memleketlere gönderiyoruz. Gençlerimiz ailesinden habersiz iki arkadaşının şahitlik etmesiyle imam nikahı kıydırıp evleniyor ve bu öğrenciler beraber yaşıyorlar. Eğer aileleri izin vermezse erkekler resmî nikahla evliliğe yanaşmıyor. Hamile kalıpta resmî nikah kıydıramayanlar, mecburen bebeklerini aldırıyorlar ve Allah’ın indinde katil oluyorlar. Kürtaj olanlardan çoğu da bir daha hamile kalamıyor. Kürtaj esnasında rahimde fazla kazıntı olması, hamile kalmasını engelliyor. Erkek öğrencilerin herhangi bir kaybı olmuyor gibi gözükse de onlar da bu durumda Allah’ın indinde katil oluyor. Dinini din simsarlarından öğrenen bu zavallı gençler, iki aylık bir bebeği aldırmanın günah olmayacağını zannediyorlar. 

Erkekler ikinci bir eş almak ve bunu gizlemek için de iki şahitle imam nikahı kıydırma yolunu seçiyor. Allah’ın emrettiği gibi halka ilan edilen resmî bir nikah yapılmıyor. Allah tarafından zina ile eş tutulan gizli evlenme ön plana çıkıyor. Evlenme dairelerinde kıyılan resmî nikah dinen daha geçerlidir ama halkımız bunu bilmiyor. Mehir meselesini de evlenecekler aralarında halledebilirler ve resmiyete dökebilir. Gizli gizli kıyılan nikahın ve resmiyete dökülmeyen bir mehrin hiçbir anlamı yoktur. Mehir evlilik sigortasıdır ve peşin ödenir. Medeni kanun buna engel olmuyor. 

Allah’ın indinde bir imamın ettiği dua ile Allah’a şirk koşmadan inanan bir insanın duası arasında kutsallık farkı yoktur. Sizin ve ailelerinizin duaları belki de o imamın duasından daha hayırlı olacaktır. Birkaç dakikalık dua ile bir ömür boyu mutlu olamayız. Öyleyse Rabbimizin rahmet ve merhametine güvenerek evliliğimiz boyunca duayı eksik etmememiz gerekir. Dua kapısı her zaman açıktır çünkü Allah dosttur. Allah’ın razı olacağı bir evlilik yaparak Allah’ın rahmet ve merhametiyle mutlu olabiliriz. 

Gizli evlenmenin diğer bir sakıncası da insanlar resmen gayri meşru bir hayat yaşıyor ve kınanacağını aklı kesince iki yalancı şahit buluyor. İmam nikahımız var o benim imam nikahlı karım deyip çıkıyor. Allah’ın Müslümanları gizli evlenmekten neden men etmiş olduğu açıkça görülüyor olmasına rağmen, gizli nikahla gizli evlenmeler gelenekleşmiş olarak devam ediyor. Allah’ın emirleri insanlara yeterince doğru olarak aktarılmıyor. Her türlü şerden Rabbimizin rahmet ve merhametine sığınıyoruz.

Allah’a emanet olun. Sevgiyle kalın.

.

KUTUPLARDA NAMAZ VE KUTUPLARDA ORUÇ

Kutuplarda namaz nasıl kılınır: Namaz vakitleri Kur’an’ı Kerim’de bildirilmiştir. Namaz; sabahın başlangıcında, akşamın başlangıcında, gündüzün içinde (öğle, ikindi) ve gece olmak üzere beş vakittir. Namazın şartlarından birisi fiziki şartların oluşarak vaktin girmesidir. 

Bizim bulunduğumuz bölgedeki gün sayısı senede üç yüz atmış beş iken kutuplardaki gün sayısı senede birdir. Biz, beş vakit farz namazı, senede üç yüz atmış beş kez kılarken kutuplardaki bir insan, beş vakit namazı senede bir defa kılarak farz olan beş vakit namaz borcunuzu yerine getirmiş olur. 

Oluşmayan vaktin namazı kılınmaz. Örneğin, bazı ülkelerde gece oluşmaz. Akşamın başlangıcı devam ederken sabahın başlangıcı başlar. Böyle olunca yatsı namazı vakti oluşmaz. 

Şöyle düşünenler olabilir: Biz üç yüz altmış beş gün beş vakit namaz kılıyoruz ama kutuplarda yaşayan insanlar, senede bir gün namaz kılmakla namaz borçlarını ödemiş oluyorlar. Bu büyük bir haksızlık olmaz mı? Hayır, olmaz çünkü siz de gidip kutuplarda yaşarsanız beş vakit farz namazı senede bir defa kılacaksınız. Dilediğiniz kadar nafile namaz kılabilirsiniz.

Kutuplarda oruç nasıl tutulur: Bulunduğunuz yerde gün, insanın açlığa tahammül sınırını aşacak kadar ve sağlığını tehdit edecek kadar uzun sürüyorsa oruç tutulmaz. Allah insanın kaldıramayacağı bir yükü insana yüklemez. Kişi oruç tutabileceği şartlara kavuşursa oruçlarını kaza eder. Kişinin yaşadığı yerdeki yani memleketindeki şartlar oruç tutmaya elverişli değilse tutamadığı oruçların karşılığı olarak fakirleri doyurur. 

2: BAKARA / 286. Allah hiçbir kulunu, gücünün yetmeyeceği şeyden sorumlu tutmaz...

Şayet uzayda iseniz zaman ve gün kavramı yoktur. Şartlar oluşmadığı için farz namaz kılınmaz. Dilediğiniz zaman namaz kılıp Allah’a teşekkür edebilirsiniz fakat gün oluşmadığı için oruç tutamazsınız çünkü iftar ve imsak vakti oluşmamaktadır. Daha sonra orucunuzu kaza ederseniz.

Rabbimizin emir ve tavsiyelerini rehber edinelim ki rahmeti ve merhameti dairesinde kalalım. Âmin!

PEygamberimizin ZEYNEP ANNEMİZLE EVLENMESİ VE EVLATLIK MESELESİ

Dinimizde evlatlık almak bazı şartlara bağlandı. Bu şartları şöyle özetleyebiliriz: Evlatlık aldığınız çocuğa yalan söylemeyeceksiniz ve çocuğu öz babasının soy adıyla çağıracaksınız. Babalarını bilmiyorsanız onlar sizin çocuklarınız değil, din kardeşlerinizdir. 
Ailesi olan çocukları ailesinden ayırmayın. Onlara maddi ve manevi yardımda bulunarak kendi ailesinin kanatları altında büyümesini sağlayın. Bu onlar için daha hayırlıdır. Allah, kullarının üzülmesinden asla hoşlanmaz fakat insanların çoğu bunun farkında değillerdir.

PEygamberimizin ZEYNEP ANNEMİZLE EVLENMESİ VE EVLATLIK MESELESİ yazısının devamı

HANGİ DURUMLARDA NAMAZLAR KISALTILABİLİR?

Ölüm tehlikesi olan durumlarda namazlar kısaltılabilir. Tehlike anlarında, namaz kısaltılarak tamamlanıyor fakat korkudan kurtulunca namaz tam erkanı ile kılınıyor. Tehlike dışında namazı kısaltmak Allah’ın emirleriyle bağdaşmıyor. Allah: “Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde farzdır.” diyor. Ayrıca Kur’an’ı Kerim’de de bize namaz vakitleri bildiriliyor. Namazın nasıl kılınacağı Peygamberimize öğretilmiştir ve Allah Peygamberimize: “Namazını Allah’ın sana öğrettiği gibi kıl.” diye emretmiştir. Peygamberimizden bu yana namaz kesintiye uğramamıştır. Allah’ın öğrettiği gibi kılınmaya, devam ede gelmiştir. Konu ile ilgili ayet mealleri aşağıdadır.

4: NİSA / 101. Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır.

4: NİSA / 102. Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan gafil olduğunuz bir an olsa da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah, kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

4: NİSA / 103. O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta iken gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde iken hep Allah’ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda, namazı tam erkanı ile kılın çünkü namaz müminlere, belirli vakitlerde farzdır.

4: NİSA / 104. Düşman topluluğunu takip etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Oysa siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri ümit etmektesiniz. Kuşkusuz Allah, her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

Tehlikenin olmadığı durumlarda ise asla namaz kısaltılamaz. Allah buna müsaade etmemiştir. Normal yolculuklarda namazı kısaltmanın vebali vardır çünkü hiçbir tehlike söz konusu değildir. İslam’ın sıkıntılı günlerinde tehlike söz konusu olduğundan dolayı bazı yolculuklar esnasında da namazların kısaltılarak kılınmış olduğunu görmekteyiz. Yine benzer bir durum yaşanacak olursa namazlar kısaltılabilir.Namazın tehlike dışında kısaltılabileceğine dair herhangi bir ayet yoktur. 

Keyifli okumalar. Selam ve sevgiyle kalın.

HZ. MUSA KISSASI VE DUA

Allah, dua edenin duasına nasıl karşılık verir? Bir insan, yeryüzünde insanlardan ve şeytanlardan olmak üzere birçok şer gruplarıyla yaşamaktadır. Bu şer gruplarının ne zaman, nerede, nasıl yoluna çıkacağını bilemez. Kendini bunlardan kendi imkanlarıyla koruyamaz. Gizlenenleri de açıklananları da en iyi bilen Rabbimiz, dua ederek kendisine sığınan kulunu herhangi bir şekilde korur. İnsan; Allah’ın kendisini ne şekilde, nasıl, nerede, ne zaman koruduğunu fark edemez. Başına gelen olaya üzülür. Şeytan vesvese verir ve dualarının kabul olmadığı endişesine kapılabilir. Aradan zaman geçince başına gelen ufak bir üzücü olay sayesinde büyük bir felaketten kurtulduğunun, Rabbinin kendisini unutmadığının, kendisinin dualarına cevap verdiğinin farkına varır. Allah’a teşekkür eder. Rabbi de ona olan nimetini artırır. Allah, iyi insanların dualarına mutlaka cevap verir çünkü onları dost edinir. 

Hakikaten insan, Allah’a inanıyor ve dua edip kendisini korumasını diliyorsa Allah onu korur. Onun yaşantısında kötü gidecek olan şeylere müdahale eder. Bu müdahale, ilk bakışta kişinin aleyhine gibi gözükebilir. Kişiyi bu müdahale üzmüş olabilir fakat sonuç itibariyle kişinin lehinedir. İnsan biraz acelecidir. Duasının anında kabul olmasını bekler. Muhakkak ki Rabbinin bir hesabı vardır.

Allah, dua edenin duasına nasıl karşılık verdiğini bize, Hz. Musa’nın kıssası ile izah etmiştir. Hz. Musa, Allah’tan bir istekte bulunur. Rabbim, beni ileri derecede ilim vermiş olduğun bir zatla tanıştır, diye dua eder. Allah, Hz. Musa’nın bu duasını kabul eder. Hz. Musa, o zatla buluşmak için adamını da yanına alıp yola koyulur.

Hz. Musa’nın ettiği dua kabul oldu ve alim kişiyle buluştu mu?

18: KEFH / 60, 61, 62. (Ey Muhammed!) Bir vakit Musa, genç adamına demişti ki: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim yahut daha uzun süre gideceğim.” Bunun üzerine ikisi de iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde bir yol tutup kaybolmuştu. İki denizin birleştiği yeri geçtikleri zaman Musa genç arkadaşına: “Yemeğimizi getir, biz bu yolculuğumuzda gerçekten çok yorulduk.” dedi.

18: KEFH / 63, 64., 65. Adam: “İşin doğrusu, kayaya sığındığımız vakit ben balığı unutmuştum. O, denizde acayip bir yol tutup gitmişti. Onu sana söylemeyi şeytan bana unutturdu.” dedi. Musa da demişti ki: “İşte aradığımız bu idi.” Bunun üzerine gerisin geri gittiler. Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. 

18: KEFH / 66. Musa ona: “Allah’ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” dedi.

18: KEFH / 67, 68. O dedi ki: “Doğrusu sen benim yapacaklarıma asla sabredemezsin. İçyüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredeceksin ki?”

18: KEFH / 69. Musa: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve ben senin yaptığın hiçbir işe karşı çıkmayacağım.” dedi.

18: KEFH / 70. O dedi ki: “Tamam, o halde bana tabi olacaksın. Ben sana sırrını anlatmadıkça hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.”

Hz. Musa, aralarındaki anlaşmaya uydu ve sabır gösterebildi mi?

18: KEFH / 71 Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman kulumuz gemiyi deldi. Musa ona şöyle dedi: “Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın.”

18: KEFH / 72. O: “Sen benim yaptıklarıma asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.

18: KEFH / 73. Musa dedi ki: “Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bundan dolayı bana güçlük çıkarma.”

18: KEFH / 74, 75, 76. Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında kulumuz hemen onu öldürdü. Musa: “Bir can karşılığı olmadan suçsuz bir canı katlettin. Doğrusu çok çirkin bir iş yaptın.” dedi. Kulumuz dedi ki: “Sen benim yapacaklarıma asla sabredemezsin demiştim ben sana?” Musa dedi ki: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaş olma! Bundan sonra tarafımdan ileri sürülebilecek bir mazeret kalmayacak.”

18: KEFH / 77, 78. Bunun üzerine yine yürüdüler nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler fakat köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken… Orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Kulumuz hemen onu onardı. Musa: “İsteseydin karşılığında bir ücret alabilirdin.” dedi. Kulumuz dedi ki: “İşte, bu yaptığın şey beraberliğimizi sona erdirmiştir. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.”

Dua sonucunda gerçekleşen olayların içyüzü neydi?

18: KEFH / 79. “Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedik çünkü onların yollarının üstünde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.”

18: KEFH / 80, 81. “Oğlana gelince onun ana, babası mümin kimselerdi. Bu çocuğun, onlara kötülük yapmasından ve onları inkâra zorlamasından korktuk. İstedik ki Rableri onlara onun yerine ondan daha hayırlı daha temiz daha merhametli bir evlat versin.”

18: KEFH / 82. “Duvar ise o şehirde yaşayan iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rablerinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” (Dedi.)

Dua neden önemli, kıssadan çıkarılacak hisse nedir? 

Yukarıda gördüğümüz kıssada gemi sahibi yoksullar, yetim çocukların ailesi ve öldürülen çocuğun ailesi mümin kimselerdi. Allah’a inanır, güvenir ve daima dua ederlerdi. Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesmezlerdi. Onların duaları onları koruyan birer kalkan oluşturuyordu. Allah, onları dost edinmiş ve onları her türlü şerden korumaktaydı. Hz. Musa, Allah’ın tarafından kendisine bir ilim verilmiş olan bu kulla yaptığı yolculuktan sonra duaların karşılıksız kalmadığını öğrendi. 

Gemideki hasar tamir edilecek cinstendi. Gemi sahipleri, gemileri delinince üzüldüler fakat yollarının üzerindeki tehlikeyi gemideki delik sayesinde atlatınca büyük bir sevinç yaşadılar: “İyi ki gemimiz delinmiş.” dediler. Allah’ın kendilerini koruması sayesinde rızıklarını kazanmaya devam ettiler. 

Allah iyi insanları dost edinir. Kıssada öldürülen çocuğun ailesi Allah’ın mümin kullarındandı. Allah’tan hayırlı bir nesil istiyorlar, nesillerinin cehennem ateşinden korunmasını diliyorlardı: “Rabbim bizi ve neslimizi cehennem ateşinden koru.” diye dua ediyorlardı. Allah, bu mümin aileyi işitiyor ve dualarına iştirak ediyordu. Allah, onların dualarını kabul etti ve neslini cehennem ateşinden korudu. Nasıl mı?.. 

Allah, çocuğun cennete gitmesi ve cennette ailesiyle birlikte olması için ileride zalim biri olacak olan bu çocuğu henüz günahsızken öldürdü. Eğer çocuk yaşasaydı zalim birisi olacaktı. Hem anne babasına hem de diğer insanlara zulmedecekti. İnsanları ve ailesini küfre zorlayacaktı. Günahlarından dolayı da cehenneme gidecek, ebedi cehennemde kalacaktı. 

Aile, çocukları ölünce üzüldü ama Allah’a isyan etmedi: “Allah dosttur, mutlaka Allah’ın bizim bilmediğimiz bir hikmeti vardır.” dediler ve sabrettiler. Allah da onları hayırlı bir evlat ile ödüllendirdi. Duaları sayesinde hem hayırlı bir evlat sahibi oldular hem de günahsızken ölen çocukları, cennette onlarla birlikte olacakdı.

Üçüncü aile de mümin bir aileydi. Allah’a itaatte kusur etmemeye çalışırlardı. Yetimlere yardım eder, insanlar içerisinde merhamet duygusunun yayılmasına gayret gösterirlerdi. Kötü merhametsiz insanların oturduğu bir kasabada oturuyorlardı. Ölünce arkalarına iki yetim çocuk bıraktılar. Bu çocuklar Allah’a emanetti. Allah’tan daha güzel bir vekil olabilir miydi? Allah, o iki yetim çocuğun duvarın altında bulunan mirasını elbette koruyacaktı ve korudu. Duvarı çocuklar yetişinceye kadar yıkılmayacak bir şekilde kuluna tamir ettirdi. (Eskiden insanlar tasarruflarını ya yastık altında muhafaza eder ya da gömerlerdi.)

Her olayda Allah’ın bir hikmeti vardır. İnanmayan bir insan, Allah’ın Kitaplarını okusa da hikmetini anlayamaz çünkü ön yargıyla yaklaşır. Böyle kişiler Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinirler. Şeytanları da sürekli onlara vesvese verir. Örneğin: Şeytan, dostlarına der ki: “Allah, henüz günah işlememiş bir çocuğu öldürdü.” Aklını kullanmayan kişi, şeytanı haklı bulur. İşlerin bir arka planı olduğunu kesinlikle düşünmez. 

Güvenen Allah’a güvensin!

DİNDE AKLI KULLANMANIN ÖNEMİ VE YERİ NEDİR?

Dinimiz aleyhindeki kara propagandalar neslimizi esir almaktadır. Biz bu tür kara propagandaları ancak aklımızı kullanarak dizginleyebiliriz. Aklımızı kiraya verirsek şikayet etmeye hakkımız olmaz çünkü kiracı dilediği gibi kullanacaktır. Kimse bizim yerimize düşünüvermemeli. Allah herkese bir akıl bahşetmiştir. Beyin bir et parçasından ibaret değildir. Din akıl sahiplerine hitap eder. 

Allah, Kur’an’ı Kerim’i ağır ağır okumamızı ve hikmetini düşünüp anlamaya çalışmamızı emretmiştir. Bizim yerimize başkalarının düşünüvermesi doğru değildir. Önce Allah’a inanıp güvenmemiz gerekiyor. Allah’a inanıp güvenirsek her şey hallolacaktır. Eğer O’na inanır güvenirsek “Kur’an’ı Kerim’deki hikmetleri görmemize yardım edeceğine dair söz vermiştir.” Eğer Kur’an Kerim hakkında bir bilgimiz yoksa her söylenene inanırız. Eğer şartlar el veriyorsa her insan iyi bir Arapça öğrenmeye çalışmalıdır. Kur’an’ı Kerim’de oldukça basit cümleler kullanılmış ve bol tekrarlar yapılmıştır. İnsanların kolay anlayabilmesine odaklanmış; nurlu ve mükemmel bir kitaptır. İçerisinde kesinlikle adaletsizlik yoktur. Adaletsiz gösterilmeye çalışılmıştır. Allah, insanı ne kadar mükemmel yaratmışsa insana yol gösterici olarak indirdiği Kitaplar da o kadar mükemmeldir. Tarih boyunca siyasete kurban edilmeye çalışılmıştır fakat Ana Kitaplar Allah tarafından korunmaya devam etmektedir.

Bir kara propagandayı, karşı fikir üreterek dizginleyebilme şansımız vardır.  Fikre ancak fikirle cevap verilebilir. En medeni yol da fikre fikirle cevap vermektir. İçinde bulunduğumuz şartlar, bizim elimizi kolumuzu bağlıyorsa fikir üretsek de etkilenen kesime fikrimizi ulaştıramaz, mağlup duruma düşeriz. Şartlar ne olursa olsun, yaşam tarzımızla insanlara güzel örnek olmamız gerekir. İnsanlar üzerinde etkili olabilecek yollardan biri de budur çünkü gördükleri güzel davranışlar insan hafızasında daha kolay yer bulur.

Ürettiğimiz fikrin içeriği çok önemlidir. Yalanlarla desteklenen kara propagandalar, insanların aklını karıştırabilir. Yalanı ortaya çıkaracak dökümanları toplar ve ona göre karşı fikirler geliştirebilirsek, akıl karışıklığına mâni olabiliriz.. 

Dini yorumlarda yapılan Kur’an dışı yorumlar çelişki ve adaletsizliklerle doludur. Halbuki Allah, emirlerinde çelişki ve adaletsizlik olmadığını söylemektedir. Öyleyse Allah’ı yalancı çıkarmaya odaklanmış akımları destekleyerek gerçek Müslümanlar olamayız. Haksızlık karşısında susmak da bu akımları desteklemekle eşdeğerdir.

Bugün gençlerimiz İslam’dan uzaklaşmıştır. Bunun nedeni sorguluyor olmalarıdır. Sorgulayıp mantıksız buldukları konuların hangileri olduğunu  belirlemek ve Kur’an’a aykırı düşmeyen çözümler bulmak yerine onların sekülerleşmesine göz yummak Allah’ın emirlerine hizmet etmez. Atalarımızın hatalarına sıkı sıkıya sarılmak bize evlatlarımızı kaybettirmemelidir. Bu sorunu çözmek zorundayız. 

Slogan paylaşmakla İslam’a hizmet edemeyiz. İslami gerçekleri öne çıkarmamız gerekir. Sorun Kur’an’da değil onu yorumlayan insanlardadır. Allah’ın Kitaplarında hiçbir adaletsizliğe rastlanmaz. Bunu bize Rabbimiz söylemektedir. Dini uygulamalarda bir tutarsızlık ve bir adaletsizlik varsa mutlaka insan aklının ürünüdür. Mutlaka şeytanların vesveselerinden etkilenerek şekil almıştır. Bir Müslüman olarak bütün bunları dikkate almamız, doğruyu arayıp bulmamız, imanını kurtarmamıza yardımcı olacaktır. Bizim doğruyu yakalayıp çocuklarımıza iyi örnekler olmamız çocuklarımızı da doğru yola yöneltecektir. Aşağıdaki ayet meallerini okuyup dikkate almak sağlıklı düşünmemize yön verebilir.

4: NİSA / 82.  Hâlâ onlar, Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlıklar bulurlardı.

6: ENAM / 115. Rabbinin sözü (Kuran’ı Kerim), doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek (O’ndan daha adil, O’ndan daha doğru bir söz söyleyecek) kimse yoktur. O işitendir, bilendir.

Bu ayetlere muhalif olursak Kur’an’dan uzaklaşmış ve iman çerçevesinin dışına çıkmış oluruz. Rabbim bizleri koru. Şeytanları bizlerden uzak tut. O şeytanların hem cinlerden hem insanlardan olduğunu bize Sen söyledin ve biz de Sana sığınmaya karar verdik. Sen sana sığınanı yalnız bırakmazsın, yegane dostumuz , İlahımız ve yardımcımız sensin.

Keyifli okumalar. Allah’a emanet olun. Selam ve sevgiyle kalın.

SOSYAL ADALET VE MEDENİYET İLİŞKİSİ

Biz insanlar, Rabbimizin tavsiyelerine ve emirlerine uymuyoruz. Gelenek görenek dindarlarıyız. Kendi kendimizi överek iyi bir sonuç elde edemeyeceğimiz aşikardır. Bunun yerine bir öz eleştiri yapsak hatalarımızı görürüz ve hatalarımızı düzelterek daha iyi sonuçlar elde edebiliriz.

Allah’ın emir ve tavsiyelerini anlamak ve yaşamak hayatımızı değiştirecek, bizi bilimde ve sosyal adalette zirveye ulaştıracaktır. Kimseyi taklit etmek zorunda değiliz. Dünyada taklit edebileceğimiz, insan haklarını sağlama konusunda başarılı, sosyal adaletin gerçekten hakim olduğu bir ülke göremiyoruz. İnsanlar acılar ve çaresizlikler içinde kıvranmaktadır. 

İnsanlar kanaat önderlerini değerlendirirken bile o kişinin sakalına, sarığına, cübbesine bakarak değerlendiriyorlar. Bu kişilerin ağızlarından çıkan ve insanlara yön veren sözler ne kadar insan haklarına ne kadar Allah’ın emirlerine uygundur diye düşünebilecek kapasiteyi yakalamış insanlar,  maalesef mevcut değildir.

İnsanlarda bir övünme, bir kibirdir almış başını gidiyor. Benim atam, senin atanı döver… İnsanlar atalarını adeta ilahlaştırıyor. Atalarının yaşantıları hakkında gerçek bir öz eleştiride bulunmadıkları için onların yapmış oldukları hataları göremiyorlar. Onların hatalarını göremedikleri için de ne medeniyet konusunda ne de din konusunda bir adım ileriye gidemiyorlar. İşte böylece tarih tekerrürden ibaret oluyor.

Bir toplum, güzel ahlakı hakim kılamıyorsa orada kan vardır, zulüm vardır, rüşvet vardır, cana can karşılığı olmaksızın insanları öldürme vardır. Sosyal haklar hasır altı edilmiştir. Para ekonomiyi harekete geçirmekten uzaklaşmış, zenginlerin küplerini dolduran, övünme aracı bir meta haline gelmiştir. 

Yeni bir buluş, yeni ve iyi bir çalışmanın eseridir yani tecrübe üstüne yeni tecrübeler edinmenin sonucunda gerçekleştirilir. Bilimde ilerlemek medeniyet göstergesi olarak lanse edilmemelidir çünkü her yeni buluştan menfaatlenecek bir gurup varsa o da muhakkak ki yine zenginlerdir. Fakir insanlar için refah bir hayal olmaktan öteye gidemez. Ne zaman ki bilimin getirdiği refahtan fakirlerin hissesine de bir şeyler düştü işte o zaman o toplum medeniyete kucak açmış, mutlu yaşamayı haketmiş olacaktır. 

Medeniyet göstergesi ancak ve ancak paylaşılabilen güzelliklerdir. Bulunduğu toplumdaki insanların ayrımcılığa uğramadan yaşamasını amaçlayan ve bunu gerçekleştirebilen rejimler, medeniyete örnek gösterilmeye layıktır. 

Yanlışı fark ettiğimizde doğruyu bulmaya çalışmalıyız. Şikayet ederek doğruya ulaşamayız. İnsanların fikirlerini ifade edebileceği bir ortam medeniyetin göstergesidir. Bir atasözü vardır: “Kabaklar çarpışınca çekirdekler ortaya çıkar, fikirler çarpışınca gerçekler ortaya çıkar.”  Ne pahasına  olursa olsun doğru ve adil olana ulaşmaya gayret göstermeliyiz.  Gayret bizden, yardım Allah’tandır.

Keyifli okumalar. Selam ve sevgiyle kalın. 

KADER NEDİR?

Allah’ın insanı mükemmel yaratmış olması ve onun ihtiyacı olabilecek her bir şeyi eksiksiz yaratmış olması kader ile oluşmuştur. Kader: Allah’ın takdir etmesi, planlaması, hesaplaması, kayıt tutması, yaratması ve idare etmesini ifade eden bir sözcüktür. Allah güçlü ve âlimdir. Âlim, Arapça bir sıfattır. Türkçe karşılığı: Bilgin sıfatıdır. Çok derin bilgisi olan, demektir. Allah, hesapsız kitapsız hiçbir şeyi yaratmaz. Kısacası kader, yaratılışta bir rastlantının bulunmadığını ifade eder. Aşağıda konuyla ilgili bir ayet meali görmektesiniz. 

54: KAMER / 49. Haberiniz olsun ki biz her şeyi bir ölçü ve hesapla yaratmışızdır. 

Göklerin ve yerin yaratılışı; güneş, ay ve gezeğenlerin belirlenmiş bir yörüngede hareket ediyor olması; gece ve gündüzün birbirini takip ediyor olması; mevsimlerin oluşması, yağmurların yağması, suların depolanması, iklim değişiklikleri, doğal afetler, atmosferdeki gazların canlıların yaşamına uygun olması kader ile (ölçü ve hesap ile) oluşmuştur.

Hayvanların yaratılışı, bakteri, virüs gibi canlıların yaratılışı; bitkilerin yaratılışı, bitkilerin yaprak, çiçek, meyve, çekirdek modelleri ve bünyelerinde farklı kimyasallar taşıyor olmaları, canlıların bitkilerle ve etle beslenmeleri kader ile oluşmuştur.

Meleklerin, cinleri ve insanların yaratılışı; İnsanın ne zaman doğacağı, kadın mı yoksa erkek mi doğacağı, anne babasının kim olacağı, ne zaman öleceği, tekrar ne zaman dirileceği, ırkı, fiziki görüntüsü kaderdir. 

Vücudumuzdaki bütün organların ve sistemlerin, insan vücudunun sağlıklı kalabilmesi için uyum içerisinde çalışması; organlarla, kan damarları ve sinirlerle birbirine bağlı olması yani insanın anatomik ve fizyolojik özellikleri kader ile oluşmuştur. 

İmtihan edilmemiz için yaratılmış olan seçenekler kader ile oluşmuştur. Örneğin: İnsan kiminle evleneceğine özgür iradesiyle karar verir. Bunu nereden anlıyoruz: Allah, müşriklerle ve zina yapanlarla evlenmeyin, demekte ve bizi uyarmaktadır. Demek ki evlenip evlenmeme kararını verebiliyoruz. Uyarı var ama müdahale yok. Bu bizim irademize bırakılmış ve bize seçme şansı verilmiştir. Bize seçenekler sunulmuş olması, seçme şansı verilmiş olması bir imtihandır. İmtihanın planlanıp, hesaplanıp, kayıt altına alınıp, insan eyleme geçince eylem doğrultusunda yaratılmaya başlaması ise kaderin sonucudur.

Kader: Allah’ın takdir etmesi, planlaması, hesaplaması, kayıt tutması, yaratması ve idare etmesini ifade eden bir sözcüktür, demiştik. Böyle olunca insanın alacağı nefes, ihtiyacı olan su ve yiyecek, uyuyacağı uyku; aklımıza gelen veya gelmeyen, bildiğimiz veya bilmediğimiz, gördüğümüz veya görmediğimiz her şey Allah tarafından hesaplanarak yaratılmıştır. Tesadüfe yer yoktur.  

Rahim ve rahman; güçlü ve âlim olan Rabbimize sonsuz teşekkürler. Rabbimiz bizi nankör kullarından eyleme. Dinini öğrenmeyi ve yaşamayı nasip et. Dinimizi, malımızı, canımızı, evlatlarımızı, imanımızı müşriklerin, münafıkların, şeytanların, ahmakların şerrinden koru. Sen yardım etmezsen biz helak oluruz. Bizi bize bırakma. Âmin!

Keyifli okumalar. Sevgiyle kalın.

DOĞAL AFETLER ALIN YAZISI MIDIR?

Allah, Kitaplarında insanların dostu olduğunu, insanlara zulmetmediğini fakat insanların kendi kendilerine zulmettiklerini söylüyor ve bize diyor ki: “İnsanların doğru yoldan çıkmasını ve kaoslar yaşamasını isteyenler şeytanlardır, huzur içinde yaşamalarını isteyen ise sizin Rabbinizdir çünkü O, sizin dostunuzdur. O’nun tavsiyelerine uyarak şeytanın düşmanlıklarından korunabilirsiniz. Yeryüzünde mutlu bir ömür sürebilir ebedi yaşamınızda da ebediyen mutlu olabilirsiniz.”

18: KEHF / 50. Hani biz meleklere: “Âdem’e secde edin.” demiştik. İblis hariç, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı: “Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz oysa onlar sizin düşmanınızdır. Bu taraf değişikliği, zalimler için bir kasvettir.

Peki, mademki Allah dost, biz o zaman niçin doğal afetler yaşıyoruz, diyeceksiniz. Bunu şöyle izah edebiliriz: Rabbimizin rahmeti ve merhameti sürekli üzerimizdedir. Buna rağmen biz ona teşekkür etmeyiz. Bizi Peygamberleriyle uyarmıştır ama biz yine de günah işlemeye devam ederiz. Allah, bize süre verir ve tövbe etmemizi bekler. Biz günahlarda ısrar eder ve tövbe etmeyiz. Böylece Rabbimizin sevgi ve merhametini kaybetmeye başlarız yine de Allah, rahmetini üstümüzden tamamen kaldırmaz fakat bir miktar kısar. Allah’ın rahmetinde ve merhametinde çok küçük bir kısıtlama olunca başımıza ufak tefek doğal felaketler gelmeye başlar. Bu kısıtlamanın verdiği mesaj: “Ey, insanoğlu sen Rabbinin rahmet ve merhametine muhtaç olduğunu unutuyorsun ve şımarıyorsun! Şimdi tövbe et ve Rabbinin günahlarını affetmesini, üzerindeki felaketi kaldırmasını dile! Umudunu yitirme çünkü O, rahmeti ve merhameti bol olandır!” İçimizden bazıları bu mesajı algılar ve durumunu düzeltir. Çevresindekilere de tövbe etmeleri için tavsiyelerde bulunur çünkü insanlara güzel şeyler tavsiye etmek Rabbimizin bizlere tavsiyesidir. Kendi durumlarını düzelten ve diğer insanlara da iyilik yapmayı tavsiye edenler, Rabbimizin rahmet ve merhametine tekrar kavuşur. 

10. YUNUS / 61. Hangi işi yaparsanız yapın, Kur’an’dan ne okursanız okuyun ne işte çalışırsanız çalışın unutmayın ki siz ona dalıp gitmişken biz sizin yaptıklarınıza şahidiz. Ne yer de ne de gökte zerre kadar ne zerreden daha küçük ne de ondan daha büyük hiçbir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Bunların hepsi sadece apaçık bir Kitap’tadır.

6: ENAM / 160. Kim iyilik getirirse ona onun on katı mükafat var. Kim kötülük getirirse o sadece onun dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. 

18: KEHF / 51. Ben onları ne göklerin ve yerin yaradılışına ne de bizzat kendilerinin yaratılışlarına şahit tuttum. Ben (kullarımı) yoldan çıkaranları yardımcı edinecek değilim.

14: İBRAHİM / 34. O, Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah’ın nimetini saymak isteseniz sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim ve çok nankördür. 

Bazı insanlar çok zalim ve çok nankördür. Gerçek dostları olan Rablerini unutmuşlar, şeytanları dost edinmişlerdir. Allah’ı inkâr ederler. Sürekli günah işlerler. Allah’ın dinlerini yok etmeyi amaçlarlar, bundan dolayı inananlara zulmederler ve kendileri gibi onların da Allah’ı inkâr etmelerini isterler. İçlerinden birçoğu münafıktır. Kendi dünyevi menfaatlerinden başka hiçbir şeyi düşünmezler. Kim güçlüyse onun yanındaymış gibi gözükürler. Allah’ı unutup şeytanları dost edinmişlerdir. Halbuki dost edindikleri şeytanların, onları Allah’a karşı koruma gücü yoktur çünkü o da Allah’a muhtaçtır. İnsanları vesvese vererek kandırmıştır. Şeytanı dost edinenler hem dünyalarını hem de ahiretlerini mahvetmiş olurlar. Ne dünyada mutlu olabilirler ne de ahirette. 

14: İBRAHİM / 11. İnkâr edenler peygamberlerine dediler ki: “Ya bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka sizi yurdumuzdan çıkarırız!” Rableri de onlara: “Zalimleri mutlaka helak edeceğiz.” diye vahiy etti.

10: YUNUS / 13. Andolsun ki biz, sizden önceki devirlerde birçok kavmi, peygamberleri birçok delille geldikleri halde, iman etmeyip kendilerine zulmettikleri için helak ettik.

Kafir ve münafık insanlar, günahta ısrar ederler. Tövbe etme gibi bir niyetleri yoktur. Zaten Allah, tövbe etmeleri için onlara yeterince zaman tanımıştır. Allah, günahta ısrar edenlerin üzerlerinden rahmet ve merhametini tamamen kaldırır. Allah, üzerlerinden rahmet ve merhametini kaldırınca onlar Rablerinin korumasından tamamen çıkmış olurlar çünkü onlar Allah’ı anmayı çoktan unutmuşlardır. Kendi kendilerini koruma gücüne de sahip değillerdir. 

Konuyu daha iyi kavramak için (Bakara suresi 255. ayetin son cümlelerini hatırlayalım: “O’nun kürsü (yedinci kat gök) gökleri ve yeri içine almıştır. Onları korumak O’na zor gelmez. O, büyüktür ve yücedir.” İnkarda ısrarlarından dolayı Allah onlara değer vermez ve onları korumaz. Allah’ın rızasını kaybedip onun korumasından çıkanları koruyabilecek Allah’tan başka kimse olmadığı için büyük felaketler onları haritadan silip süpürüp. Eğer içlerinde gerçek müminler varsa Allah onları ya kurtarır ya da şehit eder. Bunun örnekleri İlahi Kitaplarda bolca verilmektedir. 

9: TÖVBE / 70. Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh’un, Âd’ın, Semûd’un, İbrahim’in kavminin haberi, Medyen Ashabının ve o yerle bir olanların haberi gelmedi mi? Peygamberleri onlara Allah’ın ayetlerini açıklamışlardı. Demek ki Allah, onlara zulmetmedi fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler.

6: ENAM / 133. Rabbin, hiçbir şeye muhtaç değildir, merhamet sahibidir. Sizi, başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi dilerse sizi de yok edip sizden sonra yerinize dilediği kimseleri getirir.

Allah, insanların yaptıklarını bilir. Yapacaklarını yani kalplerinden geçenleri de bilir. İnsan eyleme geçmedikçe defterine günah diye bir şey kaydedilmez. Günah ve sevap bir eylemin sonucu olarak ortaya çıkar. İnsanın kalbinden geçirdiği kötülükler, Allah’ın öğütleriyle yerini iyiliklere bırakabilir. 

Şeytanların vesvese vermesiyle kalplerdeki kötü hasletlere meyleden insanlar, şeytanın süslü gösterdiği kötü yolu tercih ederek iyilikten ve iyilerden uzaklaşırlar. Eyleme geçtiklerinde defterlerine günah yazılmaya başlar. Bunların kötülüğü tercih edip iyilikten ve iyilerden uzaklaşmış olduklarına Allah, melekler, cinler ve insanlar şahit olurlar. Suçlular da işlemiş oldukları günahların şahidi olmuşlardır, yaptıklarını inkâr edemezler. Kötüler iyilerden ayırılır ve önceden uyarılmış oldukları konularda bile bile suç işlemiş olduklarından dolayı cezalarını çekerler. Böylece kimse haksızlığa uğramaz. Allah’ın adaleti yerini bulur.

Şeytanın şerrinden Allah’a sığınanlar, Allah tarafından korunur çünkü şeytanın Allah’a sığınanların üstünde herhangi bir gücü yoktur. Onun gücü ancak kibirlenip de Rabbine sığınmayan, namaz kılmayan, zekât vermeyen, zorba, merhametsiz, kötü kimseleri yoldan çıkarmaya yeter.

16: NAHL / 98. Kur’an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın!

16: NAHL / 99. Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti yoktur.

16: NAHL / 100. Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah’a ortak koşanlaradır.

16: NAHL / 97. Erkekten ve kadından her kim mümin olarak güzel iş yaparsa elbette biz ona güzel bir hayat yaşatacağız ve yapmış olduklarından daha güzel bir karşılık vereceğiz.

Keyifli okumalar. Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi üzerimize olsun. Amin!

ALIN YAZISI NE DEMEK, ALIN YAZISINA İNANMAK DOĞRU MU?

Hayatımız boyunca yaşayacaklarımız bizim alnımıza önceden yazılmış mıdır? Önceden yazılmışsa imtihana ne gerek vardı da imtihana tabi tutuluyoruz? Şayet önceden yazılmamışsa başımıza gelen iyi ve kötü olayları neye bağlamalıyız?

Şeytan, insanın düşmanıdır çünkü insanı kıskanmaktadır. Âdem’i de neslini de doğru yoldan çıkaracağına ve dolayısıyla cehenneme sürükleyeceğine dair yemin etmiştir. Allah da ona: “Seni dost edinenleri seninle beraber cehenneme hapsedeceğim, benim dostlarımı yoldan çıkarmaya güç yetiremeyeceksin.” demiştir. Merhametinden dolayı tövbe kapısını da açık bırakmıştır.

Şeytan, Hz. Âdem’e vesvese verip dilediği düşmanlığı gerçekleştirebilmiştir. Âdem, şeytan tarafından kandırılmış sonra kandırıldığını anlamış, pişman olmuş ve tövbe etmiştir. Şeytan böylece insana vesvese vermenin ne kadar işe yaradığı konusunda tecrübe edinmiştir. 

Merhameti ve rahmeti bol olan Rabbimiz, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın sesine kulak vermiş, tövbelerini kabul etmiş ve onlara bir şans daha tanımıştır. Hz. Âdem, eşi ve şeytan yeryüzüne indirilmiştir. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyu cennete tekrar girebilmek için yeryüzünde imtihana tabi tutulmuştur. İnsan ya şeytanı dost edinecek ya da Rabbini. Seçim insanın iradesine bırakılmıştır ama nasıl?

İnsanlara düşmanlık besleyen şeytan, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyunu vesveseleriyle yönlendirir. Böylece insan kendine ve çevresine zarar verecek şeyler düşünmeye başlar. Allah, insanın kalbinden geçirmeye başladığı kötü düşünceleri ilmiyle bilir, bundan dolayı insana: “Eğer şeytan sana vesvese verirse hemen Allah’a sığın.” demektedir

41: FUSSİLET / 36. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın çünkü O her şeyi işitir ve bilir.

Kalplerden geçenler illa da vuku bulacak diye bir şey yoktur. İnsanlar, Rablerine sığınarak Rablerinin yardımıyla şeytanların kurduğu tuzakları fark edebilirler. Yollarını değiştirerek doğru yola yönelip iyi insanlar olabilirler. İşte Allah, bundan dolayı insanlara Peygamberler göndermiş ve nasihatler etmiştir. Allah insanı irade sahibi yapmasaydı, imtihanın bir anlamı kalmaz, Allah, kullarına karşı adaletsiz davranmış olurdu. Allah adildir ve kullarının da adil olmalarını istemektedir.

87: A’LA / 8, 9, 10, 11, 12, 13. (Ey Muhammed!) Seni en kolaya muvaffak kılacağız. O halde eğer öğüt fayda verirse öğüt ver. Allah’ın rızasını kaybetmekten korkan kimse öğütten yararlanacaktır. Öğütten kaçınan kötü kimse, büyük bir ateşe girer ve orada ne yaşar ne de ölür.

Temsilde hata aranmaz. Diyelim ki bir yemek daveti veriyorsunuz. Misafirlerinizi memnun etmek için bir açık büfe hazırladınız. Niçin açık büfe hazırladınız sorusuna cevabınız ne olurdu? Sanırım: “Herkes iradesini kullanarak kendi yemeğini seçsin. İstemediği sevmediği şeyleri veya kendine dokunacak yemekleri yemek zorunda kalmasın, diye.” olurdu.

Peki, bu yemek davetini vermek için neler yapardınız? Öncelikle planlardınız, sonra ne kadar malzemeye ihtiyacınız olacak hesaplardınız. Sonra bunları kayıt altına alırdınız. En sonunda da kayıt altına aldıklarınızı eyleme dönüştürürdünüz. Açık büfenizi hazırladınız, diyelim. Bazı yemeklerin bazı insanlara rahatsızlık verebileceğini de az çok bilirsiniz zaten bundan dolayı açık büfe olarak hazırladınız değil mi? Hastalığı olan insanlar da kendilerine hangi yiyeceklerin dokunacağını hangi yiyeceklerin iyi geleceğini ayırt edebilecek bir akla sahipse… 

Misafirleriniz geldi. Misafirlerinizden bazıları kendi iradeleriyle midelerine dokunacak yemekleri bile bile seçip yediler ve sonra da rahatsızlandılar. Halbuki kendileri için birçok alternatif yiyecek mevcuttu. Onlardan yiyebilirlerdi ama yemediler. Sonra da sizi suçlayıp: “Siz nefsimizin çekeceği yemekler hazırlamışsınız, biz de dayanamadık onlardan yedik. Sizin yüzünüzden bak şimdi hasta olduk.” dese sizce bu, doğru olur muydu?  Elbette olmazdı çünkü onların iyiliğini düşünerek birçok alternatif yemek hazırlamıştınız. Teşekkür etmelerini beklerdiniz değil mi?

Dünya da açık büfe misalidir: Rabbimiz yaşayabileceğimiz her türlü alternatifi mevcut kılmıştır. Dilediğimiz her şey elimizin altındadır. Biz nasıl bir hayat yaşamak istediğimize, özgür irademizle, kendimiz karar veririz. Yolumuzu kendimiz seçer, yapmış olduğumuz iyilik ve kötülüklerin sonuçlarına yine kendimiz katlanırız. Allah kimseye zulmetmez. Allah adildir, adil kullarını sever.

Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Planlamadan, hesaplamadan ve kayıt altına almadan hiçbir işi yapmaz. Hiçbir şeyi rastgele ve boş yere yaratmaz. Allah, kulunun kötü yollardan birini seçtiğinde de iyi yollardan birini seçtiğinde de hayatının nasıl biçimleneceğiyle ilgili bütün olası yolları önceden bilir ve insanları imtihan etmek için bütün olası yolları önceden planlar. 

27: NEML / 74, 75. “Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki bu apaçık bir kitapta yazılı bulunmasın.” Robbin elbette onların sinelerinde gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir.

Allah, bir insanın yaşayabileceği iyi ve kötü olası bütün yolların alternatiflerini planlayıp, hesaplayıp katında bir Kitap’a kaydetmiştir. Geriye sadece yaratmak kalmıştır. İnsan hür iradesiyle bu alternatif yollardan birisini seçip eyleme geçince Allah yaratmaya başlar. Bunları planlamak, hesaplamak, kaydetmek ve insan eyleme geçince yaratmak, Allah’a göre çok kolaydır. 

57: HADİD / 22. “Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir şey yoktur ki biz onu yaratmadan önce o bir Kitap’ta yazılı olmasın.” Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.

Allah, rastgele hiçbir şeyi yaratmaz. Allah kainattaki bütün olayları, yaratmadan önce planlar, hesaplar ve bir Kitap’a kaydeder. Allah’ın yaratacağı şeyleri önceden planlayıp, hesaplayıp, bir Kitap’a kaydetmesine KADER denir. İmtihan da bir kaderdir çünkü Allah, bizleri imtihan etmek için hayal bile edemeyeceğimiz kadar çok seçenek hazırlamıştır. Bu seçeneklerin her birini takdir edip, planlayıp, hesaplayıp bir Kitap’a kaydetmiştir ve insan tercihini yapıp eyleme geçince yaratmaya başlamaktadır.

Allah’ın plan, program, hesap ve kayıt yaparak yaratma işlemlerini gerçekleştirmesine “KADER” denir. İnsanın imtihanı da KADER çerçevesi içerisinde hazırlanmıştır. İnsan kendine bir yol seçer. Allah, insanın bir eylemi gerçekleştirmesi esnasında nelere ihtiyacı olacağını önceden hesaplamış ve kayıt altına almıştır. Geriye sadece yaratmak kalmıştır.

42: ŞURA / 30. Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. Buna rağmen yine de Allah, bir çoğunuzu affediyor.

Allah, imtihan için seçenekler koymuş, iyi ve kötü yollardan birini seçme iradesini de insana bırakmıştır. İnsan kendi iradesiyle seçtiği yolda beğenip arzu ettiği rolleri oynar ve Allah da insanın seçtiği rolleri oynayabilmesi için gereken her bir şeyi yaratır. Zaten olası her bir şeyin hesabını önceden yapmış ve bir Kitap’a kaydetmiştir. Allah, hesapsız hiçbir şeyi yaratmaz.

İnsan, samimi bir tövbe edecek olur da Rabbinin korumasına sığınırsa Rabbi onu kötü yolda bırakmaz, şeytanın şerrinden korur. Dünyada ve ahirette hayırlı olacak bir yaşama ulaştırır. Rabbimiz tövbe kapısını daima açık tutar çünkü O, dosttur, rahmet ve merhamet sahibidir. 

İnsan, Allah’ın yardımı olmaksızın şeytanın tuzağına düşebilir. Rabbimiz bize yardım etmek için elçiler vasıtasıyla kitaplar indirmiştir. Dünya ve ahirette nasıl mutlu olabileceğimizin yollarını göstermiştir. Allah, izin vermezse şeytan insana hiçbir zarar veremez. 

64: TEĞABÜN / 11. (Allah’a sığının.) Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet insana isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa Allah, onun kalbini doğru yola yöneltir. Allah her şeyi bilir.

Allah insanların alnına inkârcı olsun, günah işlesin diye yazmaz çünkü O, kullarının inkâr etmelerinden hoşlanmaz, teşekkür etmelerinden hoşlanır. Teşekkür etmek insanların lehlerine olduğu için teşekkür etmelerinden hoşlanır çünkü Allah, dosttur, nankörlük etmeyip teşekkür eden insanları dost edinip cennetlerde misafir ederek mükafatlandıracağına dair söz vermiştir. Allah sözünden caymaz.

37: ZÜMER / 7. Eğer inkâr ederseniz şüphesiz Allah size muhtaç değildir. Allah, kullarının inkâr etmelerine razı olmaz ama lehlerine olmasından dolayı teşekkür etmelerine razı olur. Hiçbir günahkâr diğerinin günahını yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. Şüphesiz sinelerdekini çok iyi bilen ve size yapmış olduklarınızı haber verecek olan O’dur. 

41: FUSSİLET / 31, 32. “Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır. Bu, çok bağışlayıcı ve çok merhametli olan Rabbiniz tarafından bir ağırlanmadır.

13: RAD / 9, 10. Allah, görüneni de görünmeyeni de bilir. Büyüktür ve yücelerden yücedir. Sizden sözü gizleyenle açığa vuran; gece gizlenenle, gündüz açığa çıkan O’nun bilmesi açısından eşittir.

6. ENAM / 59. Bilinmeyenlerin anahtarları O’nun yanındadır. Onları O’ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olanları O bilir. Onun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Ne toprağın karanlıklarında bir tohum ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki o her şeyi açıklayan Kitap’ta yazılı bulunmasın.

Hayatımız boyunca yaşadığımız olayların hepsi, önceden bizim alnımıza Allah tarafından yazılmış ve biz bunları yaşıyoruz diye düşünmek kesinlikle yanlıştır. Kaderi kavrayamayanlar bu yanılgıya düşmüş, diğer insanları da düşürmüşlerdir. Hiçbir Peygamber, Allah’ın ayetlerine muhalefet eden sözler söyleyemez. Şayet böyle olsaydı ne olurdu?

69: HAKKA / 43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

69: HAKKA / 44. O (peygamber), bize isnaden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı.

69: HAKKA / 45. Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.

69: HAKKA / 46. Sonra da onun şah damarını keser atardık.

69: HAKKA / 47. O zaman sizden hiçbiriniz ona siper olamazdınız.

Allah insanları imtihan etmek için seçenekler yaratmıştır. Bir insan, iyi ve kötü olmak üzere iki türlü haslete sahip yaratılmıştır. Bazı insanlarda kötü haslet yüksek, bazı insanlarda iyi haslet yüksek diye bir şey yoktur, bütün insanlarda eşit derecededir. 

42: ŞURA / 30. Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. Buna rağmen yine de Allah bir çoğunuzu affediyor.

Her insan iyi ve kötüyü ayırt edebilecek bir akla sahiptir ve seçim yaparken aklını kullanır. Aklını yeterince kullanmayan bir insan şeytan tarafından kolayca aldatılır ve kendini doğru yolda zanneder. Kendi öz irademizle yaptığımız hiçbir şey alın yazısı değildir. Yaptıklarımızdan kesinlikle hesaba çekileceğiz. Selam ve dua ile hoşça kalın.

MELEKLERİN GÖREVLERİ

Melekler Allah’ı zikrederler ve Allah’ın her emrine itaat ederler. Melekler Allah’ın kullarıdır ve çeşitli görevleri yerine getirmekte olan memurlarıdır. Melekler, iyi insanları dost edinirler, onların gıyabında onların affedilmesi için dua ederler. Semada görevli, uzayımızda görevli, yeryüzünde görevli, insanın üzerinde görevli, cennette ve cehennemde görevli melekler bulunmaktadır. 

Bütün canlılarda olduğu gibi meleklerde de hiyerarşik bir sınıflama mevcuttur. Mikail’e bağlı melekler vardır. Cebrail’e bağlı melekler vardır. Ölüm meleğine (Azrail’e) bağlı melekler vardır. Azrail’in ismi Kur’an’ı Kerim’de ölüm meleği olarak geçer.  Daha başka melekler de vardır. İsrafil ismi ve bir boynuzla sura üfüreceği gibi bir ayet Kur’an’ı Kerim’de geçmez. Meleklerle ilgili meallerden birkaçı aşağıdadır. 

33: AHZAP / 43. Sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren O’dur. O, müminlere karşı çok merhametlidir.

86: TÂRIK / 1, 2, 3, 4. Yemin olsun semaya ve Târik’a! Târik nedir biliyor musun? O, karanlıkları delen bir yıldızdır. Her nefis üzerinde bir koruyucu vardır.

16: NAHL / 32. Takva sahipleri o kimselerdir ki melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar: “Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennete!” derler.

8: ENFAL / 50. Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve “Tadın bakalım cehennem azabını!” diye diye canlarını alırken onların hallerini bir görmeliydin…

66: TAHRİM / 6. Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun çünkü onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Onun başında şiddet açısından gayet katı ve Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen, emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.

Melekler insan suretinde gözükebilirler. Hz. İbrahim ve Hz. Lut Peygambere gelen melekleri hatırlayalım. Çok yakışıklı iki erkek suretinde gözükmüşlerdi de o kavmin eşcinsel erkekleri, onlardan yararlanmaya kalkmışlardı. Hz. Meryem’e Hz. İsa hakkında vahiyde bulunan melek insan suretinde gözükmüştü.

Hz. Muhammed, müşriklerle yaptığı savaşlarda yeterli insan gücüne sahip değildi. Allah, ona ve ordusuna yardım için üç bin melek gönderdi. Bu melekler müşriklere insan suretinde gözüküyor, gözlerini korkutuyor ve müminlere yardım ediyorlardı. Ayrıca atılan okların hedefini bulmasını sağlıyorlardı. Bunları ve ne yaptıklarını müminler görmüyorlardı fakat hissediyorlardı. Savaş sırasında, meleklerin peygamberimize nasıl yardım ettikleri aşağıdaki ayet meallerinde görmekteyiz.

3: ALİ-İMRAN / 121. Hani sen, sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın… Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.

3: ALİ-İMRAN / 122. O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah, onların yardımcısı idi. Müminler, yalnız Allah’a dayanıp güvensinler!

3: ALİ-İMRAN / 123. Ant olsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir’de de size yardım etti. O halde, Allah’ın yasakladıklarını yapmaktan sakının ki O’na teşekkür etmiş olasınız.

3: ALİ-İMRAN / 124, 125, 126.  O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: “İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?” Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder. Allah bunu, sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.

Melekler müminlerin dostudur. Müminleri Allah bağışlasın diye dua ederler. Müminler için nasıl dua ettiklerini aşağıdaki ayet meallerinde görmekteyiz.

23: MÜMİN / 7,8,9. Arş’ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O’na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! Rabbimiz! Onları da onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi olanları da kendilerine vaat ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz azîz ve hakîm olan sensin! Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen, kimi kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur.”

Melekler dünyada ve dünyadan çok farklı ortamlarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bizlere, meleklerin neden yaratıldığına dair herhangi bir ilahi bilgi verilmemiştir. Sadece şeytanın ateşten, insanın su ve topraktan yaratıldığına dair bilgi verilmiştir.

15: HİCR / 26, 27. Ant olsun biz insanı, sulu topraktan yarattık. Cinleri de daha önce ateşten yaratmıştık.

Melekler yaratılış açısından, toprak ve sudan yaratılan canlılara benzemez. Onlar, havaya ve suya ihtiyaç duymayan “farklı farklı yaratılmış” canlılardır. Peygamberimize Cebrail As. gerçek suretiyle iki kez gözükmüştür. Bu ayetlerde bildirilmektedir. Melekler insan ya da hayvan gibi farklı görüntülerle de insanlara görünebilirler. Örneğin: Kabil, kardeşini öldürmüş, ne yapacağını bilemez halde şaşkın şaşkın ortalıkta dolaşırken, karga suretinde bir melek, toprağı deşeleyerek ona yol göstermiştir. O da kardeşini gömmüştür. İnsan eğitilmeye ihtiyaç duyan bir varlıktır. 

35: FATIR / 1. Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a hamdolsun. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.

22: HAC / 75. Allah meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.

17: İSRA / 95. Şöyle de: “Eğer yeryüzünde huzur içinde yürüyüp duran melekler olsaydı, elbette onlara gökten peygamber olarak bir melek indirirdik.”

Rabbimiz yarattığı kullarından elçiler seçerek kullarını bilgilendirir ve sonra onları imtihan eder. Allah, kullarını imtihan etmeden cezalandırmaz ve mükafatlandırmaz. Allah, yarattıklarının yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Kalplerinde taşıdıkları hasletleri bilir. Şeytan konusunda kullarını uyarmak için elçiler gönderir. Günahta ısrar eden kötü kullarının, kötülüğünü belgelemeden ve şahitler oluşturmadan onları cezalandırmaz. Allah adaleti sever. Kullarına yardım etmek, yol göstermek onun şefkat ve merhametindendir çünkü yarattıklarına iyiyi, kötüyü ayırt edebilecek akıl nimeti vermiştir. Akıllarını kullanmalarını ve iyi insanlar olmalarını istemektedir. Allah, insanın yaratıcısı ve dostudur. Allah, iyi insanlardan dost edinir. Dostlarını cennetlerde misafir edeceğini ısrarla bildirir. 

Güvenen Rabbine güvensin.
Allah’a emanet olun.




MELEKLERİN İMTİHANI

Meleklerin imtihanı: Melekler Allah’ın canlı ve akıllı kullarıdır. Meleklerin farklı farklı görevleri vardır. Bir zamanlar İblis de (şeytan da) görevli bir melekti. Allah, kibirli, kıskanç ve buyruklarına karşı gelecek olan melekleri ortaya çıkarmak ve cezalandırmak istedi: “Muhakkak ki ben yeryüzünde melekler için bir halef oluşturacağım.” dedi. İblis, yeryüzünde meleklere halef bir canlı yaratılmasından hoşlanmadı, kıskandı. Yaratılacak olan insana karşı kötü hasletler beslemeye başladı. Öyle ki nefret duygusu hat safhalara çıktı: “Çamurdan yaratılmış bir varlık yeryüzünde meleklerin yerini nasıl alabilir ki?” diye kendi kendini yedi, bitirdi çünkü yeryüzünde huzur içinde yürüyecek olanlar artık melekler değil insanlar olacaktı. Melekler ise görevleri icabı yeryüzünde bulunacaklardı. Sabah namazı vaktinde görevli meleklerin, nöbet değişikli yaptığı ayetlerde bildirilmektedir. Allah, şu anda yeryüzünde huzur içinde yürüyüp duranların melekler değil, insanlar olduğunu bize bildirmektedir. 

17: İSRA / 95. Şöyle de: “Eğer yeryüzünde huzur içinde yürüyüp duran melekler olsaydı, elbette onlara gökten peygamber olarak bir melek indirirdik.”

2: BAKARA / 30. Rabbin: “Muhakkak ki ben yeryüzünde melekler için bir halef oluşturacağım.” dediğinde, melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah: “Sizin bilmiyor olduklarınızı muhakkak ki ben bilirim” dedi.

Rabbimiz meleklere cevaben: “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi. Her işi ölçülü, ahenkli ve hikmetli olan Rabbimiz yüce ilmiyle kalplerdekini bilmekteydi. İblis kibirli, kıskanç, şımarık ve itaatten çıkmaya hazır bir varlıktı. Meleklerin, şeytanın kalbinden geçenleri bilmesi imkansızdı. Allah, şeytanın gerçek yüzünü ortaya çıkarmak istiyor ve suçuna şahitler oluştuktan sonra, onu cezalandırmak istiyordu çünkü böylesi adildi. Allah kimseye zulmetmez, imtihan edip azgınlığını ortaya çıkarmadıkça ve şahitler oluşturmadıkça hiçbir kulunu cezalandırmaz. Meleklerin ve meleklerden biri olan İblis’in imtihanı ise Hz. Âdem olacaktı. Allah dedi ki:

15: HİCR / 29. “Ben onun yaratılışını tamamlayıp ruhumdan üflediğim zaman (saygı için) ona secdeye kapanın.”

Kalplerde taşınan iyi ve kötü hasletleri ancak Allah biliyordu. Nihayet Allah Âdem’i yarattı. Böylece meleklerin imtihan süreci başlamış oldu. Allah, melekleri yarattığında meleklere bir lisan öğretmişti. Allah, Hz. Âdem’i de konuşma ve öğrenme kabiliyetlerine sahip, akıllı bir varlık olarak yaratmıştı. Rabbi, ona meleklerin bilmedikleri şeylerin isimlerini öğretti yani ona iletişim kurabileceği bir lisan öğretti. 

2: BAKARA / 31. Allah, Âdem’e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arz edip: “Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin.” dedi.

2: BAKARA / 32. Melekler: “Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hâkim olan yalnızca sensin.” dediler.

2: BAKARA / 33. Allah: “Ey Âdem! Onların isimlerini meleklere bildir.” dedi. Âdem onların isimlerini meleklere bildirince Allah: “Ben size, muhakkak göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilirim. Hatta neyi açıklayıp neyi gizlediğinizi de bilirim, dememiş miydim?” dedi.

Allah, meleklerden Âdem’e secde etmelerini istedi. Allah, meleklerin Hz. Âdem’e saygı secdesi etmelerini isteyince melekler, Allah’ın emrine itaat ederek Âdem’e secde ettiler fakat şeytan isyan etti, kibirlenip Âdem’e secde etmedi ve imtihanı kaybetti. Meleklerin hepsi ve Hz. Âdem, şeytanın kibirli, kıskanç, kötü birisi olduğuna şahit oldular. Gördüğünüz gibi Allah İblis’e zulmetmedi. İblis kendi kendine zulmetti. Allah kullarında iyi ve kötü hasletler yaratmıştır. İblis tercihini kötü hasletlerden yana yaptı, istese iyi birisi de olabilirdi ama o, şımarık, kötü, kıskanç, Rabbine karşı itaatsiz birisi olmayı tercih etti. Allah dosttur ve daima iyilerle beraberdir. Allah, kullarının kendisine itaat etmelerini bekler. Kendimizden bir örnek verecek olursak: Robotlar yapmış olsak, robotların bize karşı saygısızlık ve şımarıklık yapmasına, bizden daha akıllı daha güçlü olmasına, arzu ettiğimiz davranışların dışına çıkmasına izin verir miydik? Tabi ki vermezdik.

17: İSRA / 61, 62. Meleklere: Âdem’e secde edin! demiştik. İblis’in dışında hepsi secde ettiler. İblis dedi ki: “Ben, çamurdan yarattığın bir kimseye secde mi edeceğim? Şu benden üstün kıldığına da bir bak! Yemin ederim ki eğer beni kıyamete kadar yaşatacak olursan, çok azı hariç, onun neslini emrimin altına alacağım!”

17: İSRA / 63, 64. (Allah Şeytan’a): “Git!” dedi: Sana onlardan kim tabi olursa muhakkak ki cezanız cehennemdir. Mükemmel bir ceza! Onlardan kime gücün yeterse dininden çıkar. Vesvesenle yaygaraya boğ. Atlılarınla, yayalarınla mallarına ve evlatlarına ortak ol. Vaatlerde bulun. Şeytan, insanı aldatmaktan başka bir vaatte bulunamaz.”

17: İSRA / 65. Kesinlikle, dostlarımın üzerinde senin hiçbir etkin olmayacak. Koruyucu olarak Rabbin yeter. (Dedi.)

Rabbimiz, şeytanların vesveselerini bizlerden uzak tut. Şeytanların şerlerinden sana sığınıyoruz. Yalnız sana ibadet eder yalnız senden yardım bekleriz! Bizleri dost kulların arasına al. Amin!

KUR’AN’DAKİ AYETLER IŞIĞINDA EVREN VE EVRENİN OLUŞUMU

İlah: Tek olan, diri olan, öncesi ve sonrası olmayan, daima var olandır. İlah, doğmaz ve doğurmaz. Her şey ona muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç değildir. Hiçbir şey O’nun dengi, benzeri ve ortağı olamaz. Her şeyi emrine boyun eğmiş olarak yaratan odur. Yaratmakta, emretmekte O’na mahsustur. Yaratıcı yarattıklarıyla iletişim kurar onları sevk ve idare eder. Yaratan da dini belirleyen de O’dur. O alimdir. Akıl, mantık, ilim ve süreyi kullanarak sistematik bir olgu ile daha önce benzeri bulunmayan, mükemmel tasarlanmış, kusursuz yapılar ortaya koyabilen ve yarattıklarını sevk ve idare edebilendir. Evren onun eseridir. Onun gücü her şeye yeter.

16: NAHL / 40. Şayet biz bir şey dilediğimiz zaman ona “Ol!” deriz, olur.

Allah’ın iradesinin üzerinde bir irade daha olması mümkün değildir. Herhangi bir şey ancak Allah, dileyip de “Ol!” derse olur. Onun sözünün üzerine söz koyacak, hayır olmaz diyebilecek bir irade sahibi daha yoktur. İnsan, isyan etse neye yarar? Mülk Allah’ındır. Yaratan ve yöneten O’dur.

20: TAHA / 98. Sizin ilâhınız, kendisinden başka ilâh olmayan Allah’tır. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.

50: KAF / 6, 7, 8. Onlar, üstlerindeki göğe hiç bakmadılar mı ki onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz hem de onun hiçbir kusuru yoktur. Yere hiç bakmadılar mı ki onu nasıl yaydık: Oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada her cins bitkiden bitirdik. Bütün bunlar Rabbine yönelen her insanın basiretini açmak ve ona ibret vermek içindir.

21: ENBİYA / 30. Şüphe yok ki gökler ve yer bitişikti de biz ikisini ayırdık. İnkâr edenler görmüyorlar mı ki canlı her bir şeyi sudan yarattık. Hala inanmayacaklar mı?

11: HUD / 7. “Hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, arşı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Yemin ederim ki “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” desen, inanmayanlar derhal: “Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir” derler.

14: İBRAHİM / 33. Düzenli seyreden eden ay ve güneşi; geceyi ve gündüzü sizin hizmetinize sundu.

21: ENBİYA / 33. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzüyor.

21: ENBİYA / 32. Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar, bu delilleri görmezden geliyor.

41: FUSSİLET / 9. Siz, iki günde yer yüzünü yaratanı inkâr ediyor ve O’na eşler mi koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.

41: FUSSİLET / 10. O, içindekileri üstlerinden sabitledi. Dünyada yaşayacak olanların ihtiyaç duyacakları şeyleri ve onların gıdalarını hesaplayıp dört gün içinde yarattı ve bereketli (sürekli artan) kıldı.

67: MÜLK / 1. Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O’nun her şeye gücü yeter.

41: FUSSİLET / 11, 12. Sonra Allah, semayı yaratmaya yöneldi. O duman halindeydi. Göklere ve yere: “İsteseniz de istemeseniz de buyruğuma girin!” dedi. Onlar, isteyerek girdiklerini söylediler. Allah, onları yedi gök olmak üzere iki gün içinde düzenledi. Her bir semaya vahye uymasını emretti. Dünya semasını aydınlatıcılarla süsledik ve koruduk. İşte bunlar, güçlü ve bilgili olan Allah’ın takdiridir.

Allah’ın ilmi, gökleri ve yeri kapsar. Allah, gökleri ve yeri yaratırken yaratmaya yeryüzünden başladı. İlk iki günde yeri ve güneş sistemimizi yarattı. Yeryüzünü Güneş’in uydularından biri yaptı. Güneş’in uydularından her birine bir yörünge tayin etti.

Gezegenler birbirlerine Dünya’ya ve Güneş’e olması gereken en mükemmel uzaklıklardadır. Allah, her bir gezegeni farklı bir yer çekimine sahip yaptı. Güneş ve gezegenler arasında ki farklı yer çekimi kuvvetleri sistemde ki gezegenleri bir arada tutup onların uzay boşluğuna fırlayıp gitmesini engellemektedir. Ayrıca bu gezegenlerden bazılarının kendi uyduları da vardır. Bu uydular gezegenleri olumlu yönde etkilemektedir. Örneğin: Dünya’mızın uydusu Ay’dır. Ay’ın yer çekimi sayesinde gel-git olayları gerçekleşir. Okyanuslar kara parçalarını basmaz. Dünyadaki suların durgunlaşması engellenir.  Güneş sistemimizdeki gezegen ve uydular arasında oluşabilecek herhangi bir çekim değişikliği nedeniyle gerçekleşen çarpışma bütün sistemin çökmesine, gezegenlerin ve yıldızların parçalanıp dağılmasına neden olacaktır. Allah, yarattıklarını ilmi ve gücüyle korumaktadır. İnsan ve cinlerin imtihanı sona erdiği zaman kıyamet kopacak, her şey tekrar toz duman haline dönecektir. Aynı gün içerisinde yeni bir yaratılış süreci başlayacaktır. Dünya başka bir dünyaya gökler de başka göklere çevrilecektir. Bu çöküş ve dönüşüm için Allah, bir vakit tayin etmiş ve bu vaktin çok yaklaştığını, kıyamet alametlerinin geldiğini elçisi Hz. Muhammed ile kullarına bildirip onları uyarmıştır. İnsanlara kıyametin ne zaman kopacağı hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir.

Allah’ın verdiği nimetler saymakla bitmez: Magma tabakası, dünyayı sallayıp depremlere neden olmasın diye Allah, dünyanın merkezine kadar inen sabit dağlar yerleştirdi.  İnsanlar gidebilsinler diye açıklıklar yaptı. Yönlerini tayin edebilsinler diye yıldızları yarattı. Zamanın tayini için ise, insanlar ay ve güneşin hareketlerinden yararlanmaktadırlar.

21: ENBİYA / 31. Yeryüzü onları çalkalamasın diye baskılar oturttuk. Rahatça gezinebilsinler diye bol bol açıklıklar yaptık.

6: ENAM / 97. Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulabilesiniz diye yıldızları sizin için yaratan O’dur. Şüphesiz biz, bilecek bir toplum için “delilleri” geniş bir şekilde açıkladık.

14: İBRAHİM / 32. Allah, öyle bir Allah’tır ki gökleri ve yeri yarattı. Gökten su indirdi. Onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı. Irmakları hizmetinize verdi. Gemileri yüzdürmeniz için denizleri de hizmetinize verdi. 

“Arşı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.”  Gökler ve yer bitişikti. Allah, onları ayırıp duman haline getirdi. İlk dört gün içinde güneş sistemimizi ve yeri yaratıp işlevsel hale getirdi. Sonra sırayla en yakın gökten başlayarak üst üste yedi kat gök inşa etti. Gökleri ve yeri toplam altı günde yarattı.” Allah’ın bahsettiği bir gün çok büyük bir zaman dilimine tekabül eder. Bizim kullandığımız zaman ölçüsü sadece bizim güneş sistemimiz içinde geçerlidir.

Rabbimiz atmosferi yarattı. Dünya, atmosfer sayesinde uzaydan gelen gök taşları ve zararlı UV ışınlardan korunabilmektedir. Atmosferimizdeki hava sayesinde bütün canlılar yaşamlarını sürdürebilmektedir. Yine hava sayesinde konuşulanları işitebilmekteyiz. Allah, atmosferi yaratıp tamamladıktan sonra yani üçüncü ve dördüncü gün yararlı bakterileri, yer yüzündeki bitkileri ve arkasından hayvanları yarattı. Denizlerdeki tuzlu sular buharlaşarak tatlı sulara dönüşüyor. Bulutlar oluşuyor. Bulutları farklı farklı bölgelere taşıyan rüzgarlar sayesinde farklı bölgelere yağmurlar yağıyor. Sular yer yüzünde devir daim ediyor ve türlü türlü sebze ve meyveler yetişebiliyor. Bu sayede canlıların her tür besin gereksinimleri karşılanmış oluyor. Allah’ın bizim için yarattıklarını saymakla bitiremeyiz. O’na ne kadar teşekkür etsek azdır.

Rabbimiz bize üstümüze inşa edilmiş semaların dışında insanoğlunun hayal bile edemeyeceği nimetler ve güzellikler olduğunu bildiriyor. Birinci kat gökte, dünyamızdan başka, yaşayabileceğimiz niteliklere sahip olan, ikinci bir gezegen daha olmadığını bildiriyor. Yaratılış sürecine bakacak olursak insanın anlayamayacağı bir şey söz konusu değildir. Rabbi insana her bir süreci izah etmiştir fakat insan duyma, görme ve düşünme kabiliyetinden yoksun olmayı tercih etmiştir.

55: RAHMAN / 5. Güneş de ay da bir hesap ile yaratıldı.

13: RAD / 2. Görüyorsunuz ki gökleri bir direk olmadan yükselten sonra Arş’a istiva eden O’dur. Güneşi ve ayı koyduğu (İlahi) kurallara tabi tuttu. Her biri belirlenmiş bir süre için akıp gider. İşi, O düzenleyip yönetiyor. Kesin olarak Rabbinizle karşılaşacağınızı bilesiniz ve inanasınız diye sizin için delilleri açıklayan da O’dur.

10: YUNUS / 5. O Allah’tır ki, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye güneşi bir ışık kaynağı, ayı da bir nur yaptı. Aya menziller tayin etti. Allah, her birini kusursuz yarattı. O, bilecek olan bir kavim için delillerini ayrıntılı olarak açıklar.

79: NAZİAT / 26. Kuşkusuz bunlarda, Allah’a saygı duyacaklar için bir ibret vardır.

79: NAZİAT / 28. Yeryüzünün tavanını yükseltti ve düzene koydu.

79: NAZİAT / 29. Gecesini kararttı ve gündüzünü aydınlattı.

79: NAZİAT / 30. Bundan sonra da onu döşedi.

79: NAZİAT / 31. Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.

79: NAZİAT / 32. Dağlara bitkileri yerleştirdi.

79: NAZİAT / 33. Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.

88: GAŞİYE / 17. Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış?

88: GAŞİYE / 18. Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş?

88: GAŞİYE / 19. Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmiş?

88: GAŞİYE / 20. Yere bakmıyorlar mı, nasıl döşenmiş?

88: GAŞİYE / 21. Haydi şimdi öğüt ver, sen sırf bir öğütçüsün.

88: GAŞİYE / 22. Onların üzerinde bir zorba değilsin.

15: HİCR / 14, 15. İnkâr edenlere gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar yine de inanmazlar: “Gözlerimiz boyandı, bize büyü yapıldı.” derler.

67: MÜLK / 3, 4. Yedi göğü üst üste yaratan O’dur. Rahman’ın yarattıkları içinde bir uyumsuzluk göremezsin. İstersen bir göz gezdir. Bir düzensizlik görebiliyor musun? Sonra tekrar tekrar bak! O göz, bitkin düşmüş ve umudunu kesmiş olarak sana geri döner.

79: NAZİAT / 27. Yaratılış olarak siz mi daha çetinsiniz, yoksa gökyüzü mü?.. Onu Allah bina etti.

67: MÜLK / 2. O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür ve bağışlayıcıdır.

Selam ve sevgiyle kalın.

YARINLAR…

Hep hayaller kurar hesaplar yaparız, yarınlar için. Bizim için belki yarın hiç olmayacak. Her şeyin önünde tutarız kendi menfaatimizi. Garibin, yetimin, fakirin, hastanın, yaşlının yerine koymayız hiç kendimizi. Namazlarımızı geçiririz. Ahiretimizi dünyamıza kurban ederiz. Peşin olanı severiz, sürekli olan hiç gelmeyecekmişçesine. Ölüm hep ensemizdedir, sessizcesine. Ölümü getirmeyiz hiç bir gün aklımıza. O gün ayak ayağa dolaşır… Sevenlerimiz başucumuzda ağlaşır. O gün hesap defterimiz kapanır, hesap günü açılmak üzere. Rabbimiz, dinimizi öğrenmeyi ve yaşamayı nasip et bizlere. Rabbimiz, şeytanları bizlerden uzak tut, bizleri kolay hesap verecek, kullarından eyle. Amin!

İNSANLAR FARKLI FARKLI DİLLERİ, OKUMAYI VE YAZMAYI NASIL ÖĞRENDİ?

Allah, Hz. Âdem’i tohum ve Hz. Havva’yı tarla olarak yarattı yani insanın soyu Hz. Âdem ve Hz. Havva’dan geldi. Allah, onlara birçok oğul verdi. Oğulları için de eşler yarattı ve akrabalık bağları kurdurdu. Bu eşlerin yaratılışı da tıpkı Hz. Havva ve Hz. Âdem’in topraktan çıkışı gibi oldu. Onlar da döllenmiş yumurtalarla yaratıldı, toprak altında gelişimlerini tamamlayıp, yumurtalarını çatlatarak, toprak üstüne çıktılar.

Hatırlarsak Allah, Hz. Adem’i topraktan yarattıktan sonra ona her şeyin ismini öğretmişti yani bir lisan öğretmişti. Benzer bir şekilde topraktan çıkan kadınlara da Allah, farklı farklı dilleri, okumayı ve kalemle yazmayı öğretti çünkü insan öğrenebilen akıl sahibi bir varlık olarak yaratılmıştı. Önceleri kök boyalardan mürekkep yaparak taşa, deriye, ağaca yazarak yazışan insanlar, madenlerin kullanılmaya başlanmasıyla taşlara kalıcı yazılar da yazmaya başladılar. 

Hz. Adem’le Hz. Havva’nın oğulları farklı farklı dillere, farklı alfabelere ve farklı renklere sahip bu kadınlarla evlendiler. Böylece kız ve erkek çocukları oldu. Sonra kuzen kuzenle evlendi. İnsan nüfusu artmaya başladı ve farklı farklı dillere, farklı alfabelere sahip kavimler oluştu. İnsanlar farklı dilleri onları yetiştiren annelerinden öğrendiler. Böylece her kavmin bir ana dili oldu.

Bütün lisanlarda, İsim, sıfat, zamir, edat, fiil… mevcuttur. Bu kuralları insanlar koymamıştır. İnsanın bir lisanı ne kadar sürede ve ne kadar zor öğrendiğini hiç düşündünüz mü? İnsan yeni bir dil yaratmayı denemeye kalkışsa bugün dahi bunda başarılı olamaz. Ayetleri hatırlarsanız Allah, melekleri yarattığı zaman onlara da lisanlarını öğretmişti çünkü lisan, canlılar arasında bir iletişim aracıdır ve bütün canlılara dil eğitimi yaratıcı tarafından verilmiştir. Yaratıcı kendini tanıtmak için yarattığı canlılara akıl, göz, kulak verdiği gibi iletişim kurmak için de lisan öğretmiştir. Onları eğitmek için kendi içlerinden elçiler göndermiştir. Biz bu eğitime DİN eğitimi diyoruz. Din eğitimi insanlara stressiz bir hayat yaşamanın yollarını gösterirken ilerideki hayatını da garanti altına alır ve böylece iki dünyada da mutlu olmasını sağlar. Konuyla ilgili ayet meallerinden bir kısmını aşağıda görebilirsiniz.

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Allah’ın adıyla oku. O, insanı tek bir hücreden yarattı.

96: ALAK / 3, 4, 5. Oku! Kalemle yazmayı öğreten senin ikram sahibi Rabbindir. O insana bilmediği şeyi öğretti.

96: ALAK / 6, 7. Hayır, öyle değil! Muhakkak ki insan azıyorsa her açıdan kendini mükemmel zannetmesindendir.

2: BAKARA / 31. Allah, önce Âdem’e isimleri öğretti. Sonra Âdem’in isimlerini öğrenmiş olduğu şeyleri meleklere göstererek: “Şayet iddianız doğruysa şunların isimlerini bana bildirin.” dedi.

2: BAKARA / 32. Melekler: “Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinin dışında bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz âlim ve hakîm olan ancak sensin.” dediler.

2: BAKARA / 33. (Sonra:) “Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere bildir.” dedi. Âdem onların isimlerini meleklere bildirince: “Ben size, muhakkak göklerde ve yerde görülmeyenleri bilirim. Gizli veya açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim.” dedi.

NEML / 17. Nihayet onlar, Karınca vadisine geldiklerinde, karıncaların lideri şöyle dedi: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin! Süleyman ve ordusu farkında olmadan sizi ezmesin!”

Rabbimize ne kadar teşekkür etsek azdır. Bütün canlılara iletişim kurabileceği bir lisan öğretmiştir. Bütün canlılar kendi türleriyle ve Rableriyle iletişim içimdedir. İhtiyacımız olan her türlü şeyi bizlere öğretmiştir. Bizlerden hiç bir zaman desteğini esirgememiş, elçileriyle nasihatlarını bize ulaştırmış, mutlu ve stressiz yaşamanın yollarını bize göstermiştir. İlahi terbiyeden daha güzel ve daha mükemmel bir terbiye yoktur. O dosttur. Dinde zorlama yoktur. Rabbimiz dileseydi bizi irade sahibi yapmazdı.

Rabbimiz senin dost olduğunu biliyor ve seni çok seviyoruz. Sen kullarına asla zulmetmezsin. Kulların şeytanları dost edinerek kendi kendilerine zulmediyor. Bizi şeytanların vesvesesinden uzak tut. Senin sevgi ve merhametine sığınıyoruz. Sen yardım etmezsen şeytan bizi aldatır ve biz helak oluruz. Bize yardım et. Amin!

Keyifli okumalar. Allah’a emanet olun.

HZ. ADEM’İN ÇOCUKLARI KİMLERLE EVLENDİ?

Yeryüzünde sadece Âdem ve eşi varken insanlar nasıl çoğaldı, sorusunun cevabı bugüne kadar mantıklı bir yanıt bulamamıştır. Bu konu, bütün dinlerde din adamlarının kâbusu olmuş ve akla mantığa uygun bir açıklama getirememişlerdir. Hz. Havva’nın her seferinde bir erkek bir kız olmak üzere ikizler doğurduğunu ikizlerin çaprazlama evlendiklerini ileri sürmüşler ve daha mantıklı bir açıklama getirememişlerdir. Halbuki bu konular, ayetlerde açık açık belirtilmiştir ama onlar Allah’ın ayetleri karşısında gözlerini kapatmışlar, kulaklarını tıkamışlardır. Üzerinde fazla düşünmeden kendi kendilerine senaryolar yazarak rafları dini eser dedikleri laf kalabalığından ileri gitmeyen, Allah’ın ayetleriyle uzaktan yakından ilişkisi olmayan konularla şişirilmiş kitaplarla doldurmuşlardır. Kardeş kardeşle evlenmek kesinlikle haramdır. Hz. Adem’in çocukları birbirleriyle evlenmedi. Allah, ilk önce Hz. Âdem’i yarattı sonra Hz. Âdem için bir eş yarattı ve onlar evlendiler. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın evliliklerinden hep erkek çocuklar dünyaya geldi.

42: ŞURA / 11. O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyor. O, her şeyi işitir ve görür. O’nun benzeri olan hiçbir şey yoktur.

Ayetin ilk yaratılışa konu olan kısmı: “O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır.”  Allah, Hz. Havva’yı Hz. Âdem’e eş olarak yarattığı gibi Hz. Âdem’le  Hz. Havva’dan doğan bu erkek çocukların her biri için de bir eş yarattı. Bu eşler Hz. Havva’nın ve Hz. Âdem’in yaratılışına benzer bir şekilde döllenmiş kabuklu yumurtalarla toprak altında kuluçka dönemlerini tamamladılar ve yaşama ilk adımlarını attılar çünkü onların da anne ve babaları yoktu. 

Toprakta gelişimini tamamlayıp yaşama adım atan bu kadınlar, kendi cinslerinden olan Hz. Adem’le Hz. Havva’nın çocuklarıyla evlendiler. Böylece kız ve erkek çocuklara sahip oldular. Sonra kuzenler arasında evlilikler gerçekleşti. Kardeş kardeşle asla evlenmedi. İlk kayınvalide ve babaanne Hz. Havva’ydı. İlk kayınbaba ve dede Hz. Âdem’di.

Allah, İlk yaradılışı tamamladıktan sonra kadınları ve erkekleri birbirlerinden inşa etti. Erkek ve kadınları aşk ve merhamet duygularıyla birbirlerine bağladı ve böylece birbirleriyle evlenmelerini sağladı. Rahimlerde bebekler oluştu. İnsanlar  böylece çoğalıp yeryüzüne dağıldılar. İlgili ayet mealleri aşağıdadır:

30. RUM / 21. Sizin, evlenip birlikte yaşamanız için “kendi cinsinizden eşler” yaratmış olması, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuş olması da O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

6: ENAM / 98. Sizi birbirinizden inşa eden, bir karar verme yeri (dünya) ve bir emanet kalacağınız yer (kabir) yaratan O’dur. Anlayan bir toplum için delillerimizi ayrıntılı bir şekilde açıkladık.

İnsanların genetik kökenleri birçok kadından geldi. Hz. Adem ve Hz. Havva’nın çocuklarıyla evlenen bu kadınlar farklı farklı genetik kökenlere sahip yaratılmışlardı. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın oğullarından her birinin evlendiği kadının farklı bir genetik kökeni olduğu için insanlar farklı farklı göz, ten ve saç  rengine sahip oldu. Bir bebek, genlerinin yüzde ellisini anneden yüzde ellisini babadan alıyor. 

Bizi tek hücreden yaratan, güzel ve mükemmel yaratan, bize ihtiyacımız olan her şeyi ikram eden, dünyada mutlu olmamız için yol gösteren, günahlarımızı affetmek için tövbe kapısını açık tutan, bizi cennetlerde ağırlamak isteyen, yegane dostumuz ve yaratıcımız olan Rabbimize hamdolsun. O, tektir. Eşi benzeri yoktur.

Kur’an’ı Kerim üzerindeki araştırmalarım beni bu sonuçlara götürdü. Kardeşin kardeşle evlendiğine dair bir şey bulamadım. Daha önce bu konuda uzunca bir yazı yayınlamıştım. Bu yazımı vakti kasıtlı olanlar için özetleyerek yazdım. Ayetlerden çıkarabildiğim bu sonuçlara katılırsınız katılmazsınız bilemiyorum. Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum. Keyifli okumalar. Selamlar.

DİNDE REFORM HAREKETİ

Dini bir uygulamadan, insanların bir kısmı zarar görüyorsa o uygulama Kur’an dışıdır. Hadislere de dayansa o uygulama kendini temize çıkaramaz. Allah adildir, kullarının da adil olmasını ister. Merhametlidir, kullarının da merhametli olmasını ister. Allah, insanı mükemmel yaratmıştır. Şu organı olmasaydı insan daha mükemmel daha sağlıklı daha mutlu olurdu iddiasında bulunabilen birileri varsa çıksın ortaya. Bunu savunabilecek hiç kimse yoktur. Bu, Allah’ın alim olduğunu kabul ediyorsunuz demektir. Allah’ın alim olduğunu kabul ediyorsak Allah’ın insanı mükemmel yarattığı gibi insanlar arası adaleti sağlayacak yasaları da mükemmel yaratmış olması gerekir derim… Allah’ın indirdiği yasalarda zulüm ve adaletsizlik olmamalı derim…
Fıkıh kitaplarını şöyle bir karıştırıp baksak… Sonra sorsak birbirimize neden bu kadar çarpıklık ve haksızlık var bu uygulamalarda desek… İçimizden biri çıkıp da bize bunun kaynağı Kur’an’dır diyebilir mi? Tabi ki diyemez. Bunları savunmak için bunun kaynağı olarak bize hadisleri gösterecektir. Bunun adı konmasa da bu, dinde yapılmış bir reform hareketidir ve asırlarca önce yapılmıştır. Kur’an’a dönmek zor değildir ama engelleri aşmak zordur. Tabuları yıkmak imkansızdır.

İLAHİ KİTAPLARDAN BAHSEDİYORSAK KİTAP KELİMESİ NASIL YAZILMALI?

Kur’an’nı Kerim’den ve Kutsal Kitaplardan bahsederken kitap kelimesinin baş harfini büyük harfle yazmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Böyle olunca bu kelimeye gelen çekim ekini de ayırmamız gerekiyor ama nasıl? Kitap’ın yazarsak dile uyumsuz ve kulağa hoş değilmiş gibi geliyor. Kitab’ın yazarsak sanki daha uyumlu gelecek gibi geliyor bana fakat bunun yazılışını TDK Kitap’ın olarak belirlemiş. Yine de bir uzmana danışayım, dedim. Türkçe öğretmeni bir tanıdığımı aradım. O da bu kelimenin yazılışına takılıp daha önce araştırmışmış, tekrar bir bakarım, dedi. Sonra bana mesaj atmış. Gördüğü dini yazılarda Kur’an’nı Kerim’den bahsederken kelimenin baş   harfinin büyük yazıldığını diğer İlahi Kitaplardan bahsederken küçük yazıldığını görmüş ve çekim eki alınca Kitap’ın olarak yazıldığı bilgisine ulaşmış. Bana mesajında: “Kur’an’nı Kerim’den bahsederken kelimenin baş harfini büyük yazın diğer Kitaplardan bahsederken küçük yazarsınız.” demiş. Çok şaşırdım: “Diğer Kitaplar Allah’ın Kitap’ı değil mi, niçin küçük yazmalıymışım?” diye mesaj attım. Cevap şöyleydi: “Diğer kitaplar dejenere olduğu için küçük yazılmalı deniyor.” Doğrusu çok yadırgadım. Arkadaşım da bana katıldığını söyledi çünkü diğer kitaplar dedikleri insanların tercüme ettikleri, içine kendi yorumlarını kattıkları kitaplarsa bunu anlayabilirim zaten bunlar İlahi Kitapların aslı değildir. Allah’ın indirdiği Kitaplardan bahsedecek olursak büyük harfle başlamalı çünkü Allah indirdiği bütün Kitaplarda, indirdiği Kitapları koruyacağına dair, bir garanti vermiştir. Bozulan Ana Kitaplar değil, saptırılmış mealler, yorumlar ve siyer vari kitaplardır. Bu saptırmayı bütün dinlerde de görmekteyiz. Ayrıca bu Kitapların Allah’ın aslı, Levh-i Mahfuz’da da bulunmaktadır. En azından buna saygı duyulmalı ve İlahi Kitapların ilk kelimeleri büyük harfle başlamalı diye düşünüyorum. İlahi Kitaplardan bahsederken baş harflerinin büyük yazılmasını çok önemsiyorum. Sevgiyle, selamette kalın.

ALLAH, NEDEN BİZİ İMTİHAN EDİYOR?

Allah’ın insanı imtihan etmesine ne gerek vardı diye düşünenler olabilir: Allah, kullarından dost edinmek ve onlara lütufta bulunmak ister. Her varlık gibi insanlar da Allah’a muhtaçtır. Allah insanlara muhtaç değildir ama onların kibar ve teşekkür etmesini bilen kullar olmasından hoşlanır çünkü onlardan dostlar edinecektir.

İnanan insan Allah’a secde eder. Secde Allah’a teşekkür etmenin fiziki görüntüsüdür. Teşekkür etmenin duygusal kısmı namazın içinde okunanlardır. Namaz kılan namaz esnasında Rabbi ile bire bir muhataptır. Rabbi onu görür ve işitir.

1. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla (başlıyorum).

2. Alemlerin Rabbi olan Allah’a övgüler!

3. Rahman! Rahim!

4. Din gününün sahibi!

5. Yalnız sana ibadet ederim, yalnız senden yardım beklerim!

6. Bizi doğru yola ilet!

7. Nimet verdiklerinin yoluna. Sapmışların ve gazaba uğramışlarınkine değil!

(Bu Sure, namazların her bir rekatında mutlaka okunur.)

O Rab ki bütün yöneticileri yönetir. Dilediği zaman dilediğini görevden alır. Her şeyin yaratıcısı O’dur. Saygı duyulması gereken, övgüye layık olan yalnızca O’dur. Namaz kılmayanların, Allah’ın yanında, hiçbir değeri yoktur. İnsan namaz vasıtasıyla Allah’a olan sevgisini, minnettarlığını belirtmiş ve teşekkürlerini sunmuş olur. 

Allah, teşekkür eden kibar kullarıyla, teşekkür etmeyen kaba kullarını ayırt etmek için bu dünyayı yaratmıştır. İmtihan nedeniyle, bu dünyada Allah’ın nimetlerinden hem teşekkür edenler hem de nankörlük edenler yararlanmaktadır ama bu kısa bir süre için geçerlidir. İmtihan dönemi sona erince durum değişecektir: Cennetteki sonsuz nimetler arasında sadece Allah’a teşekkür edenler bulunacak ve onlar, orada da Allah’a teşekkür etmeye devam edeceklerdir.  Allah onlardan razı olacak, onlar da Allah’tan razı olacaklardır.

7: A’RAF / 32. De ki: “Allah’ın kulları için çıkardığı ziynetleri ve temiz rızıkları kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, bu dünya hayatında inananlar içindir ve kıyamet gününde de inananlara mahsustur.” İşte bilecek bir topluluğa delileri böyle açıklıyoruz.

7: A’RAF / 31. Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel giysilerinizi giyin, yiyin, için fakat israf etmeyin çünkü Allah israf edenleri sevmez.

Cehennemde ise kötülükten hoşlanan, Allah’a teşekkür etmeyen, nankörlük etmekte ısrar eden, Allah’ın yanında hiçbir değeri bulunmayan, kişiler bulunacaktır çünkü bu kafir kişiler, Allah’ın nimetlerinin dünyadakinden kat kat fazla olduğu bu cennetlere girecek olsalar orada da nankörlük etmeye ve inananlara zulmetmeye devam edeceklerdir. Allah, bundan dolayı onları cennetten uzak tutacak, layık oldukları bir mekânda hapsedecek ve bu değersiz, kaba insanlarla hiç ilgilenmeyecektir. Bu kişiler ebediyen cehennemde bırakılacaklardır. Ebedi hayat ölümün olmadığı hayattır.

67: MÜLK / 2. O, hanginizin daha güzel iş yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.

20: TAHA / 131. Kendilerini sınamak için onlardan bir kesimine vermiş olduğumuz dünya hayatının çekiciliğine sakın göz dikme! Rabbinin nimeti (cennet) hem daha hayırlı hem de daha süreklidir.

Allah, her şeyin yaratıcısıdır, her şeyi ilmiyle kuşatmıştır: Yarattığı akıllı varlıkları imtihan etmiştir, eder. Yarattığı varlıklar yoldan çıkmaya başlayınca, elçiler gönderip uyarmıştır. Allah, her insana Allah’ın varlığını idrak edebilecek ve Allah’a şirk koşmayacak nitelikte bir akıl bahşetmiştir. Uyarmadığı kimselerin kötülüklerini cezalandırmaz, iyiliklerini mükafatlandırmaz. Allah, adaletle hükmeder. Yarattıkları arasında da adaleti hakim kılmak ister. Bunun için dünyadaki her kavme bir elçi göndermiştir. Allah, kullarına zulmetmez. Kötü olmayı tercih eden biri, kendi kendine zulmeder. Düşünün… Suçluya gereken cezayı yazmayan bir hâkim sizce adil olabilir mi? Allah suçu olmayanı cezalandırmaz.

Allah, melekleri de imtihan etti. Bütün melekler imtihanı kazandı, sadece meleklerden biri olan İblis imtihanı kaybetti. Allah’ın yaratmış olduğu insanı kıskandı, küçümsedi ve yaratıcısına isyan etti. Âdem’e zarar vermek için planlar yapmaya başladı, kıyamete kadar yaşamak için Allah’tan izin aldı ve cennette yaşamaya devam etti. Ne zaman ki Hz. Âdem ve Hz. Havva’ya vesvese verip yasak ağaçtan yemelerine sebep oldu, o zaman hep birlikte cennetten çıkarılarak yeryüzüne indirildiler.

Şeytan iradesini kötüye kullanmayı tercih eden bir varlıktı. Her şeyin yaratıcısı ve her şeyi ilmiyle kuşatmış olan Allah, şeytanı cennetten durup dururken çıkarmış olsaydı, şeytana karşı adaletsiz davranmış olacak ve melekler Allah’ın adaletinden şüpheye düşeceklerdi. Allah, yarattığı her şeyi ilmiyle kuşattığı için, şeytanın kötü birisi olduğunu biliyordu ama buna Allah’ın kendinden başka şahit de yoktu. Allah, başka şahitler de olmasını istedi ve melekleri Âdem’le imtihan etti. Meleklerin tümü Âdem’e secde etti fakat İblis Âdem’e secde etmedi. Âdem’i küçümsedi ve kibirlenenlerden oldu. Bu imtihan sonucunda hem melekler hem de Âdem, Allah’ın adaletine, şeytanın ne kadar kötü ve kibirli bir yaratık olduğuna şahit oldu. Allah’ın ilmini ve adaletini tasdik ettiler. Melekler dediler ki: “Rabbimiz, biz senin bize bildirdiğinin dışında herhangi bir ilme sahip değiliz.”

İnsan, nasıl şeytanın imtihanı olmuş ve onun iyi meleklerin içinden uzaklaştırılmasına sebep olmuşsa, şeytan da insanın imtihanı olmuş ve iyi insanların kötü insanlardan ayrılmasına vesile olmaktadır. Şeytanın arkasına düşen kötü insan, şeytanla birlikte cehennem çatısı altında toplanacak cezasını çekecektir.

Allah, Âdem atamız ve Havva anamızı imtihan için cennetteki o lanetli ağacı yaratmıştı. Atalarımızı bu ağaca yaklaşmamaları için de uyarmıştı. Onlar şeytanın kendilerine düşman olduğunu da şahit olmuşlardı. Bütün bunlara rağmen, o ağacın meyvesinden yediler ve içinde bulundukları nimetlerden uzaklaştırıldılar. Allah’ın uyarılarını dikkate alıp, düşmanları olan şeytanın yalanlarına inanmasalar, sürekli cennette kalacaklardı.

Allah, insan için iki seçenek hazırlamıştı:

A) Cenneti yarattı: Orada yaşam rahattı.

B) Dünyayı yarattı: Orada yaşam yorucuydu.

Sonra da yarattığı dünya ve cennet hakkında insanı bilgilendirdi: Cennette yaşamak rahat, dünyada yaşamak ise yorucuydu. İnsan cennette kalmak istiyorsa lanetli ağaca yaklaşmaması gerekiyordu. Tercihi insana bıraktı. 

17: İSRA / 60. Hani sana: “Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır.” demiştik. Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur’an’da lânetlenen o ağacı ancak insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkutuyoruz fakat bu onların azgınlığını artırmaktan başka bir işe yaramıyor.

İlk insan, düşüncesiz davranarak, düşmanı olan şeytanın söylediklerine inanıp, aleyhine olan seçeneği tercih etti ama hatasını tez anladı, pişmanlık içinde Rabbine yalvarmaya başladı. Merhamet sahibi Rabbi, yeryüzüne indirilmeden evvel, onun tövbesini kabul etti. Yeryüzünde sen ve neslin bir müddet yaşayacak imtihan edileceksiniz. Nesline rehberlik edecek elçiler göndereceğim. Elçilerime uyanları cennetimde misafir edeceğim.” dedi. Böylece şeytanla birlikte yeryüzüne indirildiler.

Hz. Âdem’in tövbesini kabul eden Rabbi, ona ve soyuna bir şans daha tanımış oldu. Allah daha evvel dünyada iyi yol ve kötü yol olmak üzere iki seçenek yaratmıştı. Bu iki seçeneği: İnsan şeytan tarafından aldatılır, sonra pişman olur, tövbe ederse ona bir şans daha tanıyarak onu tekrar imtihan etmek ve tövbesindeki samimiyeti ortaya çıkarmak için yaratmıştı. 

İnsanın yaratılışında iyi ve kötü hasletler mevcuttur. Şeytan, insandaki kötü hasletlerin ortaya çıkmasını ister, onlara vesvese verir. Allah, kullarındaki iyi hasletlerin ortaya çıkmasını ister, onları doğru yola iletmek için elçiler gönderir çünkü şeytan insanların düşmanıdır. Allah ise insanların dostudur. Rabbimiz Müslüman kadın ve erkeklerin de birbirlerinin dostu ve yardımcıları olduğunu bizlere bildirir.

9: TÖVBE / 71. Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler; namazı kılarlar, zekâtı verirler; Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte onlar Allah’ın kendilerine merhamet edeceği kimselerdir. Muhakkak ki Allah azizdir ve hakîmdir.

9: TÖVBE / 72. Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara altlarından ırmaklar akan cennetler vaat buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaat etmiştir. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budur.

Allah insanların alnına inkârcı olsun, günah işlesin diye yazmaz. O, kullarının inkâr etmelerinden hoşlanmaz, teşekkür etmelerinden hoşlanır çünkü Allah’a teşekkür etmek insanların lehinedir. Allah, nankörlük etmeyip teşekkür eden insanları cennetlerde misafir ederek mükafatlandıracağına söz vermiştir. Allah sözünden caymaz.

37: ZÜMER / 7. Eğer inkâr ederseniz şüphesiz Allah size muhtaç değildir. Allah, kullarının inkâr etmelerine razı olmaz ama lehlerine olmasından dolayı teşekkür etmelerine razı olur. Hiçbir günahkâr diğerinin günahını yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. Şüphesiz o sinelerdekini çok iyi bilen ve size yapmış olduklarınızı haber verecek olandır. 

Anlaşılacağı gibi insanların doğru yoldan çıkmasını ve sıkıntılarla dolu bir yaşam sürmesini isteyen şeytanlardır, iyiliklerini isteyen ise Allah’tır. Onun için Allah, insanlara peygamberler göndermiş, yardım etmek ve doğru yola iletmek istemiştir. Allah insanın dostudur.

18: KEHF / 50. Hani biz meleklere: “Âdem’e secde edin!” demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz oysa onlar sizin düşmanınızdır. Bu taraf değişikliği, zalimler için bir kasvettir.

18: KEHF / 51. Ben onları (şeytanları) ne göklerin ve yerin yaradılışına ne de bizzat kendilerinin yaratılışlarına şahit tuttum. Ben (kullarımı) yoldan çıkaranları yardımcı edinecek değilim.

Şeytan, insana karşı kin beslemekte ve bundan dolayı insanın kötülüğü tercih etmesini istemektedir. Kötülüğü süslü göstererek insandan intikam almaya çalışır. İnsan, aklını kullanıp dostunu düşmanını ayırt edebilecek bir zekâ ile yaratılmıştır. Kalplerindeki kötü hasletlere meyledenler, şeytanın süslü gösterdiği kötü yolu tercih ederek iyilikten ve iyilerden uzaklaşırlar. Bunların kötülüğü tercih edip iyilikten ve iyilerden uzaklaşmış olduklarına Allah, melekler, cinler ve insanlar şahit olurlar. Suçlular da işlemiş oldukları günahların şahidi olmuşlardır, yaptıklarını inkâr edemezler. Kötüler iyilerden ayırılır ve önceden uyarılmış oldukları konularda bile bile suç işlemiş olduklarından dolayı cezalarını çekerler. Böylece kimse haksızlığa uğramaz. Allah’ın adaleti yerini bulur.

Şeytanın şerrinden Allah’a sığınanlar Allah tarafından korunur çünkü şeytanın Allah’a sığınanların üstünde herhangi bir gücü yoktur. Onun gücü ancak kibirlenip de Rabbine sığınmayan, namaz kılmayan, zekât vermeyen, zorba, merhametsiz, kötü kimseleri yoldan çıkarmaya yeter.

16: NAHL / 97. Erkekten ve kadından her kim mümin olarak güzel işler yaparsa elbette biz ona güzel bir hayat yaşatacağız ve yapmış olduklarından daha güzel ile karşılık vereceğiz.

16: NAHL / 98. Kur’an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın!

16: NAHL / 99. Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti yoktur.

16: NAHL / 100. Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah’a ortak koşanlaradır.

64: TEĞABÜN / 11. Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet insana isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa (güvenir ve sığınırsa) Allah, onun kalbini doğru yola yöneltir. Allah her şeyi bilendir.

Allah, iyiliği tercih edenleri cennetlerde misafir edeceğini, kötülüğü tercih edenleri cehennemlerde hapsedeceğini bizlere bildirdi. Ölümümüzden sonra tekrar dirileceğimizi ve bir daha ölmeyeceğimizi, dünyadaki tercihimizin bizim ebedi ömrümüzü etkileyeceğini, şeytanın atalarımızı kandırdığı gibi bizleri de kandırmak üzere iş başında olduğunu da özellikle vurguladı. Tercihimizi de bizim irademize bıraktı ve dedi ki: “Rabbin kimseye zulmetmez. Onları elçilerle uyarıp kötülerin kötülüğüne, iyilerin iyiliğine şahitler oluşturmadıkça cezalandırıp mükafatlandırmaz.”

17: İSRA / 15. Kim doğru yola gelirse sırf kendi iyiliği için gelir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü çekmez. Biz bir peygamber gönderip de uyarmadığımız kimseleri azap ediciler değiliz.

9: TÖVBE / 70. Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh’un, Âd’ın, Semûd’un, İbrahim’in kavminin, Medyen Ashabının ve o yerle bir olanların haberi gelmedi mi? Peygamberleri onlara Allah’ın ayetlerini açıklamışlardı. Demek ki Allah, onlara zulmetmedi fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler.

87: A’LA / 8, 9, 10, 11, 12, 13. (Ey Muhammed!) Seni en kolaya muvaffak kılacağız. O halde eğer öğüt fayda verirse öğüt ver. Allah’ın rızasını kaybetmekten korkan kimse öğütten yararlanacaktır. Öğütten kaçınan kötü kimse, (sonunda) büyük bir ateşe girer ve orada ne yaşar ne de ölür.

Rabbimiz bizleri şeytanın vesvesesinden, cehennem ateşinden uzak tutar, dostum dediği kulları arasına alır, cennetlerinde misafir eder inşallah. Amin!

EZAN VE DİĞER ÇAĞRILAR

BU GÜNE KADAR CAMİYE, KİLİSEYE VE HAVRAYA YAPILAN ÇAĞRILAR, PEYGAMBERLERİN İLK OKUTTUĞU ŞEKLİYLE OKUNA GELMİŞTİR:

ALLAH’ın indirdiği bütün dinlerde müminler, belli vakitlerde toplu ibadet etmek için ibadethanelere davet edilmişlerdir. Müslümanlar ezan ile davet edilmiş, Hristiyanlar çanla davet edilmiştir. Yahudilerin de kendilerine has bir ezanı vardır.

Dünyanın her bir tarafında ibadet için yapılan çağrılar, peygamberler zamanında uygulandığı gibi yani orijinal haliyle yerine getirilir. Dolayısıyla inanan kimseler dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar kendi dinine ait olan çağrıyı anlar ve ibadet yapmak için ibadethanesine gider. Bu, inananlar için her hangi bir olumsuzluk yaratmaz, tam tersine çok olumlu bir uygulamadır. “Niçin olumludur?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Diyelim ki dilini bilmediğimiz bir ülkeye gittik. O ülke, ezanı kendi dilinde okumuş olsaydı, biz bu okunanın ezan olup olmadığını anlayamazdık. Namaz vaktinin girip girmediğini bilemez, mağdur duruma düşerdik.
Çan yerine her ülkede farklı bir ses çıkartan farklı farklı aletler kullanılmış olsa Hristiyanlar bu sesin kiliseye çağrı olup olmadığını anlayamazlar, ibadetlerini yapamazlar ve mağdur duruma düşerlerdi.Yahudilerin ezanları farklı ülkelerde, farklı farklı dillerde okunsa Yahudiler ezanlarının okunup okunmadığını anlayamazlar, ibadetlerini yapamazlar ve mağdur duruma düşerlerdi.

İşte bu mağduriyetlerin yaşanmaması için çağrılar peygamberlerin ilk okuttuğu gibi orijinal halinde devam ettirilir ve her mümin kendi ibadethanesini, kendi ezanını bilir. Mağdur olmadan Allah’a kulluk görevini yerine getirir.

Bu güne kadar dünyanın hiç bir yerinde, hiç bir Hristiyan çan yerine farklı bir ses çıkaran başka bir alet kullanılsın dememiştir. Hiç bir Yahudi, ezanımızın farklı farklı dillerde okunması daha iyi netice verir, dememiştir. Hiç bir Müslüman ezanımızın dilini anlamadığım için camiye gidemiyor ve madur oluyorum dememiştir.

Müslüman camisini ve ezanını tanır. Hristiyan kilisesini ve çanını tanır. Yahudi havrasını ve ezanını tanır. Allah ise çağrıyı işitip de koşarak ibadete giden, Allah’a şirk koşmadan, canı gönülden ibadet eden kullarını tanır. Rabbim, bizleri razı olduğun kulların arasına al. Rahmetini merhametini üzerimizden eksik etme. Amin!

(Arapça Ezan Okunuşu):

Allâhü ekber, Allâhü ekber, Allâhü ekber, Allâhü ekber

Eşhedü en lâ ilâhe illallah, Eşhedü en lâ ilâhe illallah

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah, Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah

Hayye ale’s-salâh, Hayye ale’s-salâh

Hayye ale’l-felâh, Hayye ale’l-felâh

Allâhü ekber, Allâhü ekber

Lâ ilâhe illallâh

(Türkçe Anlamı): 

En büyük Allah’tır! En büyük Allah’tır! En büyük Allah’tır! En büyük Allah’tır.

Allah’tan başka ilah olmadığına şehâdet ederim, Allah’tan başka ilah olmadığına şehâdet ederim,

Muhammed (s.a.v)’in Allah’ın elçisi olduğuna şehâdet ederim! Muhammed (s.a.v)’in Allah’ın elçisi olduğuna şehâdet ederim!

Haydin namaza! Haydin namaza!

Haydin kurtuluşa! Haydin kurtuluşa!

En büyük Allah’tır! En büyük Allah’tır!

Allah’tan başka ilah yoktur!

Not: Sabah ezanında “Hayye ale’l-felâh” cümlesinden sonra 2 defa “Es-Salâtü hayrün mine’n-nevm” (Namaz uykudan hayırlıdır) denir.

(Yahudilerin Ezanı):  Yahudiler ezanla çağrı yapar ve ezanlarını yüksek bir yere çıkarak makamlı bir şekilde okurlar. Hristiyanlar kilisede bulunan büyükçe bir çanı kullanır.

RUH VE BİLİNÇ

— Ruhun olduğunu nerden çıkardınız?

— Ruhun olmadığını nereden çıkardınız?

— Ruh dediğiniz şey bilinçtir.

— Bilinç dediğiniz şey nedir?

— Farkındalık… Etkenleri duyularla ve deneyimlerle anlamdırma.

— Dediklerinizi  yapabilmeniz için ruha ihtiyacınız var. Düşünürseniz vücudunuzda iradeniz dışında binlerce olay gerçekleşiyor. Siz bunlardan hiçbirinin farkında olamıyorsunuz. Sizin söylediğiniz farkındalık yaşayanlara mahsus sınırlı bir özelliktir. Yaşıyorsanız duyularınızla deneyimlerinizi anlamlandırabilirsiniz ama bu tüm yaşayanlar için geçerli bir özellik değildir çünkü deliler deneyimlerini kullanamaz. Felçliler bazı duyularını kaybeder ama yaşamaya devam ederler. Vücutları çürümez. Ruh eşittir bilinç olamaz.

— Beynin nasıl çalıştığının tam olarak bulunamamış olmasını ruhun varlığına delil gösteriyorsunuz. Bilinmeyeni tanrı ile açıklıyorsunuz. Her keşfedilen gerçeklik çok daha fazla bilinmeyeni ortaya çıkarıyor. Dolayısı ile düşünce şekliniz için dayanak bulabiliyorsunuz. 

KURBAN KESİMİNİN DOĞAYA ZARARI DEĞİL YARARI VAR.

Doğada insanlar ve hayvanlar aynı düzen içinde çoğalmaktadır. Hiçbir canlı doğacak yavrusunun cinsiyetine kendisi karar veremiyor. Bununla beraber insanlar, genellikle erkek çocuklarına sahip olmak istiyor. Bazı toplumlardaki bazı insanlar, henüz bebek annesinin karnında iken sırf cinsiyetinden dolayı kız bebekleri aldırtıyor. Tabi ki bu bir katliam ve cinsel ayrımcılıktır. 

İnsanlar genellikle tek çocuk doğurabilmekte iken hayvanlar daha fazla doğuruyorlar. Vahşi hayvanlar birbirlerini yiyerek doğal seleksiyona katkıda bulunuyorlar ve böylece yeryüzünde metan gazının artması doğal yoldan önlenmiş oluyor. Vahşi hayvanlar için geçerli olan bu durum evcil hayvanlar için geçerli değil çünkü insanlar evcil hayvanları vahşi ortamlardan uzak tutarak besleyip onlardan yararlanıyor: Evcil hayvanlardan dişi olanların sütleri içiliyor ve sütlerinden peynir, yoğurt gibi yararlı besinler elde ediliyor. Erkek ve dişi besi hayvanlarının derilerinden ayakkabı ve giysi üretiliyor. Yünlerinden kıymetli giysiler, yatak, yorgan ve yastık yapılıyor. Dışkılarından doğal gübre ve metan gazı elde ediliyor.

İnsanlarımızın büyük bir çoğunluğu yeterli hayvansal gıdaya ulaşamıyor. Maddi imkansızlıkların yanı sıra dünyadaki kaynak kıtlığından dolayı evcil hayvanların yeterli miktarlarda yetiştirilememesi, yeterli hayvansal gıdaların alınamamasına neden oluyor. İnsanların doğaları gereği hayvansal gıdalara da ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Bundan dolayı yeterli sayıda evcil hayvan beslenmeye ihtiyacımız var. Peki, bunu nasıl becereceğiz? Tabi ki kıt olan kaynaklarımızı akıllıca kullanarak. 

Biz insanlar erkek çocuklara sahip olmayı isterken evcil hayvanlar dişi doğurunca sevinmekteyiz çünkü bu bizim menfaatlerimize daha uygun gözükmektedir. Evcil hayvanlar da bütün canlılarda olduğu gibi erkek ve dişi karışık yavrular doğuruyor. Dolayısıyla erkek hayvanları da dişi hayvanlarla beraber beslemek zorunda kalıyoruz. Bu durum doğada metan gazının artmasına neden oluyor. 

Doğada metan gazı, karbondioksit gazı ve su buharı artınca ne olur? Bu sera etkisine yol açar. Atmosferimizi kaplayan bu gazlar ve su buharları, dünyaya çarparak geri yansıyan güneş ısısının uzaya salınımını engeller. Böyle olunca da yeryüzü gereğinden fazla ısınır. Bitkiler kurur, canlılar ölür, genetik yapılarda hasarlar oluşur. Aşırı sıcaklar, suların buharlaşmasıyla genel bir kuraklığa sebep olur. Yeryüzündeki suların gereğinden fazla buharlaşmasıyla yağmur miktarları felaket getiren boyutlara ulaşır. Sel basmaları, toprak kaymaları, depremler kaçınılmaz hale gelir. Kurban bayramlarında hayvanların kurban edilmesi, atmosferde oluşabilecek sera etkisinin engellenmesinde önemli bir role sahiptir.

Kurban bayramları sayesinde genellikle evcil hayvanların erkekleri kurban edilir. Dişi hayvanların gençlerinin kesilmesi tercih edilmez, yaşlılarının ise dişleri falan eksik olur. Hasta olan, organ eksiği olan hayvanlar kurban edilemediği için bu hayvanlar kurban olarak kesilmez. Sağlıklı hayvanlar kurban olarak kesilir. Bu sağlıklı hayvanların etleri fakir insanlarla paylaşılır ve bir sosyal dayanışma oluşturulmuş olur. 

Kurban kesiminin sayısız yararları bulunuyor. Milyonlarca hayvanın birkaç gün içinde kesilmesi doğadaki metan gazının hızla düşmesine sebep oluyor. Bu kesilen hayvanların derileri, yağları ve iç organları da ekonomilere katkıda bulunuyor. Bu sayede hayvan besinlerindeki tüketim miktarları da yarı yarıya düşüyor. Bu durum yeni doğacak yavruların ve annelerinin iyi beslenmesine olanak tanıyor. 

İnsanların % 23’ü Müslüman, % 32’si Hristiyan, % 0,2’si Yahudi’dir. İlahi dinlerin hepsinde kurban kesimi vardır ve bir ibadettir. Dünyada her on kişiden sekizi bir ilahi dine inanıyor. Her dinin kurban kesimi tarihinin farklı farklı tarihlere rastlaması ve kurban kesimlerinin her yıl tekrarlanıyor olması doğadaki metan gazının aşırı artmasını engelliyor. 

108: KEVSER / 1, 2. Muhakkak ki biz sana Kevser’i verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

Bize yol gösteren Yüce Rabbimize hamd olsun. Rahmetini ve merhametini bizden esirgemediği için O’na sonsuz teşekkürler. Kurban Bayramınız mübarek olsun.

İLK İNSANDAN BU YANA İNSAN GENOTİPİNDE BİR DEĞİŞİKLİK OLDU MU?

Sağlıklı insanların kromozom sayısı Hz. Havva ile Hz. Âdem’den bu yana hiç değişmedi. Bazıları bu konuda büyük bir yanılgı içindeler çünkü insanın kromozom sayısındaki sayısal hatalar ve yapısal hatalar onu hasta bir birey yapar. Kromozom sayısındaki artış ve azalışlar ciddi bir önem taşır. Bölünme sırasında kromozomlarda bazı hatalar oluşabilir. Kromozomlar 46 yerine 47 ya da 45 olabilir. Bunlar sayısal hatalardır. Bir de yapısal hatalar vardır: Yapısal hatalar bölünme sırasında gerçekleşen hatalardır. Kopyalanırken kromozomun bir parçası kopabilir, ters yönde olabilir, başka bir kromozoma yapışabilir, bir parçası fazla olabilir. Bu hataların hamileliğin ilk günlerinde olması, çok ciddi problemler yaratır çünkü ilk hücre hatalıysa hatalı bölünmeler gerçekleşecektir. Öyleyse yaratılış inkâr edilemez bir gerçektir. İnsanın döllenmiş ilk hücresi mükemmeldi ve mükemmel kopyalar oluşturmaya devam etti. 

Hücrelerde arada sırada bazı sayısal ve yapısal hatalar oluştu. Bunun nedenini şöyle açıklayabiliriz: Rabbimiz bu hataların oluşmasına izin verdi ve böylece hücrelerdeki ufak tefek hataların bile neye mal olabileceğini bize gösterdi. Alim bir yaratıcı olmadan, sağlıklı bir hücrenin yaratılamayacağını anlamamızı sağladı. Rabbimize sonsuz teşekkürler… Sorun kendi kendinize, hatalı bir kromozomdan sağlıklı nesiller ortaya çıkabilir mi? Bu olasılık yüzde kaçtır?

Bu tip hatalar meydana geldiği andan itibaren hatalı bölünmeler başlayacaktır. Bölünen hücrelerin hepsi hatalı kromozomlar taşıyacaktır. Bugün tedavisi mümkün olmayan üç hastalığı Down sendromu, Edwards sendromu ve Patau sendromunu buna örnek verebiliriz. 

Bu veriler bize şunu göstermektedir: Hücre kompleks bir yapıdır. Kompleks bir yapı bozulduğu zaman tamiri imkânsız gözükmektedir ve bu durum aynen gelecek nesillere taşınmaktadır. Kanser hücreleri tamir edilemediği için onları öldürerek yok etme metodu uygulanmaktadır. Öyleyse ilk insanı meydana getiren o ilk hücre çok mükemmeldi. Mükemmel kopyalar oluşturdu ve canlılar bu günlere kadar sağlıklı olarak gelebildiler. Her canlı tek bir hücre ile yaşama adım atmaktadır. Bir hücrenin kendi kendine bu mükemmelliği yakalaması imkansızdır. Mükemmel bir hücre yaratacak mükemmel bir yaratıcıya ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.

Genotip üzerinde yapılan araştırmalar tamamen çözüme kavuşmuş değildir. Bilim adamları yakın zamana kadar, henüz mevcut araştırmalarıyla çözemedikleri bazı genleri işlevsiz buluyorlar ve onlara çöp muamelesi yapıyorlardı. Halbuki Allah, hiçbir şeyi boş yere yaratmadığını söylemektedir. Doğruların eninde sonunda ortaya çıkma gibi bir huyu vardır çünkü batıl iddialarla gerçekler yok edilemez.

Genotipi insana en yakın olan yaratıklar bile insani özellikleri taşıyamamaktadırlar. Maymunlar ve domuzlar buna örnek olarak gösterilebilir. Dikkat edilirse bu hayvanların genotiplerinin fenotipleri üzerindeki etkileri de insanların genotiplerinin fenotipleri üzerindeki etkilerinden çok farklıdır. Bu hayvanların dış görüntüleri insanlara benzemez. O zaman ilkel bir yapıdan kompleks bir yapıya geçiş söz konusu olamaz. İnsan hem fenotip olarak hem akıl yönünden diğer canlılardan daha mükemmel yaratılmış ve kendisine sorumluluk yüklenmiştir.

Evrimi savunanlar, ilkel ve cansız bir yapıdan kompleks bir yapıya geçişi savunurlar. İlahi dinler, kompleks yapılardan daha ilkel yapılara geçiş olduğunu örneklendirirken maymun ve domuzu örnek verirler. İlk canlıların ilk hücrelerinin mükemmel olduğunu ve mükemmel kopyalar oluşturduğunu savunurlar.

Örneğin: Kur’an’ı Kerim‘de Yahudilerle ilgili bir kıssa anlatılır. Yahudilerin ileri gelenlerinden bir kısım insan, fakirlere, yetimlere, kadınlara, esirlere ve diğer canlılara zulmediyorlardı. İnsanları hayır yapmaktan men ediyorlardı. Kendilerine sizi kim yarattı diye sorsan Allah diyorlardı ama Allah’ın emir ve tavsiyelerine muhalif hareket ediyorlardı. İnançlarında samimi değillerdi. Allah’ın emir ve tavsiyelerine uygun hareket etmek isteyen kimselere zulmediyorlardı. Sözlü vahiy diye uydurdukları hadislerle insanları aldatıyorlardı ve bu yaptıkları şeyleri de Allah’ın emriymiş gibi empoze ediyorlar insanları aldatıyorlardı. 

Cumartesi günü Yahudilerin ibadet günüydü. Allah böyle iki yüzlü insanların ibadetini istemedi. Onların menfaatlerine ne kadar düşkün olduklarını gerçekten inanan insanlar olmadıklarını su yüzüne çıkarmak istedi. İmtihan için onların üzerine gökten bir musibet indirdi. Bu musibet balıkları etkileyen bir musibetti. Arkasından cumartesi günleri balık avlamayı, haram kıldı. Cumartesi günler zalimlerin helâk olmasına neden olacak balıklar akın akın gelmeye başladı. Diğer günler bu kadar çok balık gelmiyordu. Allah uyarmadığı kimseye zulmederek onu cezalandırmaz. Allah, onları uyardı ve cumartesi gün balık yemeyin tavsiyesinde bulundu. İnanan bir insan, Allah’ı dost görür ve onun tavsiyelerinde kendi lehine bir şeyler olduğuna inanır ve bu sebepten Allah’ın tavsiyelerini uygulamaya çalışır. Bundan dolayı inanan Yahudiler, cumartesi gün akın akın gelen balıklara el sürmediler: “Rabbimizin bizi uyarması kesinkes bizim lehimizedir, Rabbimiz bizim dostumuzdur.” dediler. Balıkları yememeleri için kendilerini uyaran Rablerine teşekkür etmek için cumartesi günlerini ibadetle geçirdiler.

İnancında samimi olmayan kimseler Allah’ın emirlerine muhalefet eder ve daima tam tersini yaparlar. Yahudilerin zalimleri ve zorbaları da kendilerine yakışanı yaptı. Allah’ın nasihatine kulak vermediler. Cumartesi akın akın gelen balıkları avlayıp yediler. Bu balıkların etleri, insan genotipini olumsuz yönde etkiledi ve bir müddet sonra balıkları yiyenler maymunlara dönüştüler. 

Bu kıssa insanlara boşu boşuna anlatılmamıştır. Allah dostumuz olduğu için bizleri uyarır ve bu kıssada da Allah balıklar yememeleri için dostlarını uyarmıştır. Yediğimiz şeylerin insanların genotipi üzerindeki yıkıcı etkileri, ciddiyetle araştırılması gereken önemli bir konudur. İnsanların maymunlardan oluşmuş olması bilime aykırıdır ve mantığa uygun değildir. Maymunların bir kısmının, insan genetiğinde hafif bir hasarın meydana gelmesiyle oluşmuş olması mantığa daha uygundur. Allah, bilimle açıklanabilecek olan bu durumlar hakkında insana şöyle hitap etmektedir: “İleride bileceksiniz. Sonra ileride bileceksiniz!”

Bugün domuzların kalp kapakçıkları tıp alanında kullanılmaktadır. Kalp kapakçığı işlevini yitirmiş olan yaşlı hastalara domuzlardan alınan kapakçıklar takılmaktadır. Yaşlı hastalar için en iyi çözüm domuzlardan alınan kalp kapakçıkları gözükmektedir. Maalesef mekanik (metal) kalp kapakları bunun yerini tutamamaktadır. Mekanik kapak takılan hastalar düzenli kan tahlili yaptırmak ve düzenli kan sulandırıcı kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu durum küçük morluklara, mide kanamasına ya da ciddi kanamalara neden olabilir. Domuzların diğer organlarını da hastalara transfer etme çalışmaları henüz araştırma aşamasındadır.

Kur’an’ı Kerim‘de daha önceki yaşamış kavimlerde de benzer örnekler olup, insanlardan hayvanlara dönüşenler olduğu bildirilir. Büyük bir olasılıkla domuz etinin yasaklanması bu sebepten kaynaklanmış olabilir. İnsanlardan ilahi dinlere mensup olmayanların da domuz eti yemediği görülmektedir. Bu insanların ataları, domuza ve maymuna dönüşen insanları görüp de nesillerine bu hikâyeleri aktarmış olabilirler. Domuz etinden iğrenmelerine ve bu eti yememelerine bu durum sebep olmuş olabilir ya da bütün kavimlere uyarıcılar gönderen Allah, bunu yasaklamıştır ve böylece dejenere olan dinlerinden geriye kalmış bir alışkanlık olarak domuz eti yemiyor olabilirler.

Besinlerin, insan genotipi ve fenotipi üzerindeki etkilerine başka bir delil olarak da Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennette yemiş oldukları yasak ağacın meyvelerinin etkileri gösterilebilir. Bu meyveleri yedikten sonra avret mahalleri kendilerine gözükmüş ve cinsel arzulara sahip olmuşlardı. 

İlgili ayet meallerinden bazı örnekler aşağıdadır.

76: İNSAN / 28. Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

7: ARAF / 164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. Onlar da dediler ki: “Rabbimize biz üzerimize düşen görevi yaptık diyelim ve bir de belki günahlardan sakınırlar ümidiyle.”

7: ARAF / 165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık. Zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.

7: ARAF / 166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.

7: ARAF / 168. Onları (Yahudileri) grup grup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler de vardır, aşağılık olanlar da vardır. Belki doğru yola gelirler diye iyiliklerle ve kötülüklerle kendilerini denedik.

38: SAD / 87. Bu Kur’an ancak âlemler için bir öğüttür.

İNSANLAR NASIL YARATILDI VE NASIL ÇOĞALDI?

Dünyada tek bir aile var. Peki, tek bir aileden insanlar nasıl çoğaldı? Bu sorunun cevabı bugüne kadar mantıklı bir yanıt bulamamıştır. Bu konu, bütün dinlerde din adamlarının kâbusu olmuş ve akla mantığa uygun bir açıklama getirememişlerdir. Yahudilerin hadis kitabı olan Talmud’dan yararlanarak bir şeyler toparlayıp yazmışlardır: Adem ve Havva’nın çocuklarının hep ikiz olduğunu ve ikizlerin biri kız biri erkek doğduğunu, bunların çaprazlama evlendiğini, daha sonra şeriatın değiştiğini, kardeş evliliğin yasaklandığını ileri sürmüşlerdir. Bu bir varsayımdır. Allah’ın kitaplarında böyle bir açıklama yoktur. Kardeşin kardeşle evlenmesi helal olmaz. Bunu akla getirmek ve dine mal etmek hoş olmamıştır. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. Allah’ın kitaplarında farklı bir anlatımın söz konusu olduğunu gördüm. Kardeş evliliğinin kesinlikle olmadığı sonucuna ulaştım. Allah, Kur’an’ı Kerim’de bunları bize açıklamış. Ben de bu konuyu, ayetlerle delillendirerek sizlerle paylaşıyorum. Allah’ın dinlerini anlamak ve yaşamak zor değildir. Allah’ın indirdiklerinin üzerinde etraflıca düşünmek lazım. Allah’ın dinleri bir kandil misalidir. Kandil yakılırsa çevresini aydınlatır. Allah’ın dinleri hakiki anlamda yaşanırsa insanlar huzur bulur. Allah’ın indirdiklerinde tutarsızlık, adaletsizlik ve zorbalık yoktur

İlk yaratılan Hz. Âdem’di. Hz. Âdem, kadın ve erkek cinsel (XY) kromozomlarını hücrelerinde taşıyordu yani insanoğlunun tohumu oydu. Her tohum için bir tarla gerekir. İnsanoğlunun çoğalabilmesi için de bir tarla gerekiyordu. Allah, Hz. Âdem’in kendi cinsinden bir eş yarattı yani Hz. Âdem ve Hz. Havva aynı cinsten, iki ayrı döllenmiş kabuklu yumurtadan, birbirlerine eş olarak yaratıldı. Allah, yumurtaları inşa ederken zigotun her türlü ihtiyacını göz önünde bulundurdu: Yumurtayı yaratırken zigotun hava almasına, beslenmesine, beslenme artıklarının dışarı atılmasına, dış etkenlerden korunmasına uygun bir şekilde yarattı. Rabbimiz daha sonra insanları, döllenmiş yumurtalarla rahimlerde yaratmaya devam etti.

İlgili ayet meali Aşağıdadır.

39. ZÜMER / 6. Allah, canlı bir hücreden sizi yarattı. Sonrasında ondan çiftleri yaptı. Sizin için hayvanlardan sekiz çift indirdi. Annelerinizin karnında üç karanlık içindeki yaratmadan sonra bir yaratılışla sizi yaratıyor. İşte, Rabbiniz olan Allah budur, mülk O’nundur, O’ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen batıldan etkileniyorsunuz?

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ ۚ يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ۚ ذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَأَنَّىٰ تُصْرَفُونَ 

مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ : (Canlı tek hücreden.)

Arapçada müennes ve müzekker kelimeler vardır yani kelimeler erkek ve dişi olmak üzere gruplanmıştır. Bugüne kadar bu cümle: “Ondan onu yarattı.” diye meallendirilmiştir yani Âdem’den Havva’yı yarattı anlamında meallendirilmiştir. Bu mealler Allah, kadını Âdem’in kaburgasından yarattı ya da kuyruk kemiğinden yarattı gibi yorumlara sebep olmuştur. Halbuki (مِنْهَا زَوْجَهَا ) her iki kelimede de müennes zamir kullanılmış. Bundan dolayı “Ondan onu yarattı.” ya da “Adem’den Havva’yı yarattı.” diye tercüme edilemez. Burada مِنْهَا kelimesi dişiyi temsil ediyor. Sonunda dişi zamiri olan هَا zamiri var. Âdem’i temsil ediyor olamaz ancak cümlede geçen (müennes) dişi bir kelime olan نَفْس kelimesini temsil edebilir ama bu ayrıntı hep gözden kaçırılmıştır.

نَفْس kelimesi müennes (dişi) bir kelimedir. Bundan dolayı مِنْهَا ve زَوْجَهَا derken هَا zamiri kullanılmıştır. Burada ki bu zamir dişi veya erkek bir insanı temsil etmiyor. Kelimenin cinsi gereği bu zamir kullanılmıştır çünkü kelime müennes bir kelimedir. O zaman bu kelimeye karşılık gelen kelime “zigot” sözcüğüdür. Yıllar önce ilim yeterli değilken yani henüz ayetin tevili gelmemişken böyle anlaşılmıştır. Bugün bunun hücre kelimesini temsil ettiğini anlayabiliyoruz ve tevili ortaya çıkmış olan bir gerçek olduğunu kabullenebiliyoruz

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَمِنْهَا زَوْجَهَا

 Allah, canlı bir hücreden sizi yarattı. Sonrasında ondan çiftleri yaptı.

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Allah’ın adıyla oku. O, insanı tek bir hücreden yarattı.

75: KIYAME / 39. O, erkek ve dişi çiftleri ondan (aşılanmış yumurtalardan) yarattı.

Bugün her insanın yaşama tek hücreyle başladığı gerçeğine ulaşmış bulunuyoruz. Allah, yeryüzünde ilk zigot insan hücresini yarattı. Bu hücre XY cinsel kromozomlarına sahip bir hücreydi yani Hz. Âdem’in hücresiydi ve bu hücre, insan soyunu sürdürecek ilk ve yegane tohumdu. Daha sonra Allah, insanları birbirlerinden inşa etmek ve kalıtsal çeşni sağlamak için ona bir eş yarattı. Akrabalık bağları kurmak için bir insanın yaratılışını anne ve baba arasında yüzde elli-elli olmak üzere paylaştırdı. O ikisinden bir çok insanı yaratıp yaydı.

PEKİ, İNSANLAR NASIL ÇOĞALDI?

İlk yaratılışta Hz. Allah, Hz. Âdem’i döllenmiş kabuklu bir yumurta içinde geliştirdi. Toprak hem insanın yaratılış malzemesi hem de insanın ilk yaratılışında kuluçka makinası olma vazifesi gördü. Tesadüflerle oluşma diye bir şey doğru olamaz. Her şeyi, Rabbimiz planlayıp gerçekleştirdi. Hz. Âdem, gelişimini tamamlayınca yumurta çatladı, bulunduğu toprak altından toprağın yüzeyine çıktı fakat yapayalnızdı. Rabbi ona kendi cinsinden bir de eş yaratarak yalnızlığını giderdi.

71: NUH / 17.18. Allah, sizi bir ot gibi topraktan çıkarmıştır sonra onun içine döndürülür ve tekrar oradan çıkarılırsınız.

20: TA-HA / 55. Sizi topraktan yarattık yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi topraktan çıkaracağız.

Hz. Âdem ve Havva’yı insanların atası yaptı. İnsan soyu tamamı o ikisinden gelecekti. Böylece erkekler, yaratılıştan gelen ve ergenlik çağında işlevsellik kazanan sperm hücrelerine sahip oldu. Kadınlarda ergenlik çağında işlevsel hale gelecek yumurtalara sahip yaratıldı. Soy nesilden nesile aktarılmaya devam etti.

3: ALİ- İMRAN / 33, 34. Muhakkak ki Allah, birbirinden gelen nesli: Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ve İmran ailesini (Allah’a itaat etmelerinden dolayı) alemler üzerinde seçkin kıldı. Allah, işitir ve yaptıklarınızı bilir.

Ayeti kerimelerde insan soyunun Hz. Âdem’le Havva’dan geldiği apaçık görülmektedir. Hz. Âdem’in ismi de açıkça anılmaktadır. En az on beş ayette Hz. Âdem’in ismi geçmektedir. Hz. Âdem’den başka Âdemler bulunmuş olsaydı elbette Allah onlardan da bahsedecekti ya da Hz. Âdem’den hiç bahsetmeyecekti. Öyleyse Hz. Âdem’den başka Âdemler yoktu. Hz. Âdem’in çocukları biri kız biri oğlan olmak üzere ikizler olarak mı doğmaktaydı? Hayır, bunun doğru olduğunu tasdik eden tek bir ayet yok. Bu din adamlarının kurmuş olduğu basit bir senaryodan ibarettir. Peki, öyleyse insanlar nasıl çoğaldı hem de Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyu olarak. Bunun daha mantıklı bir açıklaması olamaz mıydı? Elbette vardı.

Bütün insanlar Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyundan geldi fakat kardeş kardeşle evlenmedi. Rabbimiz dünyada ilk insan olarak Hz. Âdem’i yarattı. Ona eş olarak da sadece Hz. Havva’yı yarattı, istese dilediği kadar eş yaratabilirdi ama yaratmadı. Hz. Âdem’in tek eşli olduğunu ilgili ayetlerde görmekteyiz çünkü Hz. Âdem’in iki eş arasında adaleti sağlaması mümkün değildi. İnsan oğlunun çoğalmaya ihtiyacı olmasına rağmen Allah Hz. Âdem için sadece bir eş yarattı. Allah adildir, adaleti sever.

2: BAKARA / 159. İnsanlar için indirdiğimiz apaçık delilleri ve doğru yolun kendisi olan ayetleri, biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenlere, Allah mutlaka lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.

İlk insan yaratılışa başlarken sadece aşılanmış bir hücreydi. Anne rahmine düştüğünde de sadece aşılanmış bir hücre olarak düşmektedir. İnsan, yeniden yaradılışı inkâr ediyor. Halbuki vücudunda milyonlarca zigot hücre var. Düşen bir saç telinizi veya kesip çöpe attığınız tırnağınızı düşünün… Her birinde kaç tane zigot hücre var? Maalesef insan bunun farkında değil görünüyor. Allah ilk yaradılışlarımızı kayıt altına almıştır. Toprağın insandan eksilttikleri insana geri kazandırılacaktır. Allah bize şöyle bir soru soruyor: “İlk yaradılış mı daha zor yoksa sizi yeniden yaratmak mı?”

Kadın yumurtası ile erkek spermi bir hücre oluşturmazsa ne bir erkek ne de bir kadın dünyaya gelebiliyor. Allah, önce Hz. Âdem’i yarattı sonra Hz. Âdem için bir eş yarattı. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın birlikteliklerinden hep erkek çocuklar dünyaya geldi.

42: ŞURA / 11. O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyorO, her şeyi işitir ve görür. O’nun benzeri olan hiçbir şey yoktur.

Ayetin ilk yaratılışa konu olabilecek kısmı: “O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır.”  Allah, Hz. Havva’yı Hz. Âdem’e eş olarak yarattığı gibi Hz. Âdem’in oğullarının her biri için de bir eş yarattı. Bu eşler Hz. Havva’nın yaratılışına benzer bir şekilde döllenmiş kabuklu yumurtalar olarak toprak altında kuluçka dönemlerini tamamladılar ve yaşama ilk adımlarını attılar. Her biri Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın oğullarından biriyle evlendi ve böylece kız ve erkek çocuklar dünyaya geldi. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın torunları çoğaldı. Hz. Havva, Âdem oğullarının anası ve oğullarının evlenmesiyle de dünyadaki ilk babaanne ve ilk kayınvalide oldu. Hz. Âdem de dünyadaki ilk dede ve ilk kayınbaba olmuş oldu. Hz. Allah, erkek ve kadınları aşk ve merhamet duygularıyla birbirlerine bağladı ve böylece evlenmelerini sağladı. İlk yaradılışı tamamladıktan sonra kadınları ve erkekleri birbirlerinden inşa etti. Rahimlerde bebekler oluştu. İnsanlar Hz. Âdem’in soyu olarak yeryüzüne yayıldılar. İlgili ayet mealleri aşağıdadır:

30. RUM / 21. Sizin, evlenip birlikte yaşamanız için “kendi cinsinizden eşler” yaratmış olması, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuş olması da O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

6. ENAM / 98. Sizi birbirinizden inşa eden, bir karar verme yeri (dünya) ve bir emanet kalacağınız yer (kabir) yaratan O’dur. Anlayan bir toplum için delillerimizi ayrıntılı bir şekilde açıkladık.

Özetlersek, soy kesinlikle Hz. Âdem ve Hz. Havva’dan geldi. Allah, nesillerini sürdürebilmeleri için onlara oğullar bahşetti. Oğulları için de eşler yarattı ve akrabalık bağları kurdurdu. Bu eşlerin yaratılışı da tıpkı Hz. Havva ve Hz. Âdem’in topraktan çıkışı gibi oldu. Onlar da döllenmiş yumurtalardan toprak altında gelişimlerini tamamlayıp toprak üstüne çıktılar. Bu kadınlar farklı farklı ten, göz ve saç renklerinde yaratıldılar. Böylece insanlar farklı ten, göz ve saç renklerine sahip oldular çünkü bir bebek, genlerinin yüzde ellisini babadan yüzde ellisini anneden almaktadır.

Hatırlarsak Allah, Hz. Adem’i topraktan yarattıktan sonra ona her şeyin ismini öğretmişti yani bir dil öğretmişti. Benzer bir şekilde topraktan çıkan kadınlara da Allah, farklı dilleri, okumayı ve kalemle yazmayı öğretti çünkü insan öğrenebilen akıl sahibi bir varlık olarak yaratılmıştı. Önceleri kök boyalardan mürekkep yaparak taşa, deriye, ağaca yazarak yazışan insanlar, madenlerin kullanılmaya başlanmasıyla taşlara kalıcı yazılar da yazmaya başladılar. Alak Suresine bir göz atacak olursak:

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Allah’ın adıyla oku. O, insanı tek bir hücreden yarattı.

96: ALAK / 3, 4, 5. Oku! Kalemle yazmayı öğreten senin ikram sahibi Rabbindir. O insana bilmediği şeyi öğretti.

96: ALAK / 6, 7. Hayır, öyle değil! Muhakkak ki insan azıyorsa her açıdan kendini mükemmel zannetmesindendir.

96: ALAK / 8, 9. Görmedin mi namaz kılacağı zaman bir kulu engelleyeni? Şüphesiz dönüş Rabbinedir… 

Toprakta gelişimini tamamlayıp yaşama adım atan bu kadınlar, kendi cinslerinden olan Hz. Adem’in oğullarıyla evlendiler ve çocuk sahibi oldular. Amca çocukları (kuzenler) birbirleriyle evlendiler. Yeryüzünde insanlar çoğaldılar. Farklı dillere farklı alfabelere ve farklı renklere sahip kavimler oluştu. İnsanlar farklı dilleri onları yetiştiren annelerinden öğrendiler. Böylece her kavmin bir ana dili oldu.

Bütün lisanlarda, yazım kuralları mevcuttur. İsim, zamir, sıfat, edat, fiil… Bu kuralları insanlar koymamıştır. İnsanın bir dili ne kadar sürede ve ne zorlukta öğrendiğini hiç düşündünüz mü? İnsan yeni bir dil yaratmayı denemeye kalkışsa bugün dahi bunda başarılı olamaz. Allah, melekleri yarattığı zaman onlara da lisanlarını öğretmişti çünkü lisan, canlılar arasında bir iletişim aracıdır ve bütün canlılara dil eğitimi yaratıcı tarafından verilmiştir. Yaratıcı kendini tanıtmak için yarattığı canlılara akıl, göz, kulak verdiği gibi iletişim kurmak için de lisan öğretmiştir. Onları eğitmek için kendi içlerinden elçiler göndermiştir. Biz bu eğitime DİN eğitimi diyoruz. Din eğitimi insanlara stressiz bir hayat yaşamanın yollarını gösterirken ilerideki hayatını da garanti altına alır ve böylece iki dünyada da mutlu olmasını sağlar.

2: BAKARA / 31. Allah, Âdem’e eşyaların isimleri öğretti. Sonra onları meleklere göstererek : “Şayet iddianız doğruysa şunların isimlerini bana bildirin.” dedi.

2: BAKARA / 32. Melekler: “Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz âlim ve hakîm olan ancak sensin.” dediler.

2: BAKARA / 33. (Allah:) “Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat.” dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca: “Ben size, muhakkak göklerde ve yerde görülmeyenleri bilirim. Gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim.” dedi.

Allah, kadını tarlaya (rahime) erkeği tohuma (sperme) sahip olmakla onurlandırdı. Doğacak çocukta, eşlerden her ikisini de yüzde ellilik genetik katkı sahibi yaptı. İlk yaratılıştan sonra insanlar toprak altından çıkmadı. Erkek ve kadının cinsel birlikteliğiyle rahimde zigot oluştu ve gelişti sonra bir bebek olarak doğdu. Böylece insanların hepsi Âdem ile Havva’nın soyundan gelmeye devam etti. Tohum sahibi Hz. Âdem’di. Bu eşler vasıtasıyla insanların dilleri ve ten, saç ve göz renkleri belirlendi. Âdemoğulları kabileler ve milletler olarak yer yüzüne dağıldılar. Bu günlere kadar geldiler. En doğru bilgi Allah’ın yanındadır. Allah diyor ki: “Sonra, ilerde bileceksiniz.” Ben de buradan yola çıkarak araştırma yapmaya karar verdim. Bazı ayetlerin tevillerinin ortaya çıkmış olabileceğini düşündüm. İlgili ayetleri bir araya getirerek ve bilimsel yolları kullanarak bu sonuca vardım. Bilimle ayetlerin inkâr edilemeyeceğini tam tersini bilimin ayetleri nasıl tasdik ettiğini gördüm ve mümin kardeşlerimle ulaştığım sonuçları paylaşmak istedim.

22: HAC / 5. Ey insanlar, eğer öldükten sonra diriltilmekten şüphede iseniz şunu iyi bilin ki biz sizi ilk önce topraktan yarattık. Size kudretimizi gösterelim istedik sonra sizi sperm yaptık ve spermle aşılanmış bir yumurta meydana getirip ana rahmiyle bağ kurdurduk. Döllenmiş yumurtayı et parçasına çevirdik sonra ona şekil verip oluşumunu tamamladık. Dilediğimizi bir süre rahimlerde tutarız sonra onu bir bebek olarak çıkarırız sonra sizden bir kısmınız olgunluk çağına ulaştırılır bir kısmınız da erken vefat ettirilir, diğer bir kısmınız da ömrünüzün en zayıf çağına ulaştırılır. Bilirken bilmez olur, güçlüyken güçsüz düşer. Yeryüzü kuruduğu zaman onun üzerine yağmur indirdik. O, kabarıp hareketlendikçe bitkilerden de çiftler yetiştirdik.

Her bir canlının vücut hücresi bir çift cinsel kromozoma sahip yaratılmıştır yani döllenmiş durumdadır ve kendi bünyesi içinde eşleniktir. Bölünebilir ve çoğalabilir. Bölünürken kendi kopyasını oluşturur. Allah bütün canlıları çift yaratmıştır. Bakterilerin ve diğer bazı organizmaların çoğalması da aynen vücut hücrelerinin çoğalmasına benzer. Kendi bünyelerinde eşleniktirler yani çift cinsel kromozoma sahiptirler. Kendi kopyalarını oluşturarak bölünüp çoğalırlar ve bütün canlılar için geçerli olan fiziki ve biyolojik kurallar vardır. Örneğin: Bazı bakterilerde eşeyli üreme benzeri bir durum izlenir ve diğer canlılarda olduğu gibi onlarda da kalıtsal çeşitlilik ortaya çıkar. Bakteriler de diğer canlılar gibi enerjiye ihtiyaç duyarlar. Toprak ve sudan yaratılmış bütün canlılar benzer kurallar içerisinde doğadaki yerlerini almışlardır. Organizmalar ürerken ve beslenirken karşılıklı ilişkiler içerisinde bulunurlar. Yaratıcıyı inkâr etmek yaratana asla zarar vermez. İnkâr ancak ve ancak insan aklına ve mantığına zarar verir.

Güvenen Rabbine güvensin! O, merhameti ve rahmeti bol olandır. Her bir şey O’nun ilminin eseridir. O, dosttur. Kim doğru yolu bulmayı dilerse Rabbi onu doğru yola iletir. Rabbimiz bizi doğru yola ilet. Gören göze, işiten kulağa sahip olan kullarından eyle. Âmin!

(SEVGİLİ OKUYUCULARIM, BU ÖZGÜN İÇERİĞİ SİZLER İÇİN ARAŞTIRIP YAZDIM. BU MAKALENİN BİR BENZERİNİ DAHA ÖNCE HİÇ BİR YERDE OKUMADINIZ.) Keyifli okumalar. Selam ve sevgiyle kalın.

HZ. HAVVA’NIN YARATILIŞI

Allah, hammaddesi toprak ve su olan insanoğlunun atası Hz. Âdem’i canlı ve tek hücreden yarattı. İlk insan Hz. Âdem ana rahminde değil kabuklu bir yumurta içinde gelişti. Allah, toprak altında yumurtanın çatlaması ve gelişmesi için gereken ortamı sağladı yani toprak tıpkı bir kuluçka makinası gibiydi.

Hz. Âdem’e analığı toprak yaptı. Hz. Âdem gelişimini tamamlamış bir birey olarak bir bitki misali topraktan çıktı. Allah, O’na dilini ve dinini öğretti. O meleklerle konuştu. Yeniden yaratılışta işte böyle olacak. İnsanlar birer erişkin olarak mezarlarından kalkacak ve hesap verecek.

6: ENAM / 95. Tohumun ve çekirdeğin çatlamasını sağlayan, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran muhakkak ki Allah’tır. İşte Allah budur. O halde nasıl batıl varsayımlardan etkileniyorsunuz?

76: İNSAN / 2. Şüphesiz biz, insanı döllenmiş bir yumurtadan yarattık. Onu imtihan etmek için işitir ve görür kıldık.

Allah, meleklere Âdem’e secde edin dediği zaman Hz. Âdem hem erkeği hem de dişiyi temsil ediyordu çünkü o, hücrelerinde XY kromozomu taşıyordu. Hz. Havva bu olaydan daha sonra Hz. Âdem’e eş olarak döllenmiş bir yumurta içinde yaratıldı. O da Hz. Âdem misali toprakta gelişimini tamamladı ve topraktan bir bitki gibi çıktı çünkü onu doğuracak bir anne yoktu. Ona da anneliği toprak yaptı. O Âdem’in kaburgasından alınmış bir parça değildi.

75: KIYAME / 39. O, erkek ve dişi iki çifti ondan (aşılanmış yumurtalardan) yarattı.

75: KIYAME / 40. Buna yapan, ölüleri diriltmeye de muktedirdir, değil mi?

Gelecek nesillerdeki genlerin %50’sini etkileyecek olan insan, Allah’ın kulu Hz. Âdem’di. İnsan soyu ondan türeyecekti. Hz. Âdem tohum vazifesini Hz. Havva tarla vazifesini görecek ve böylece iki insanın birlikteliğinden yeni insanlar oluşacaktı. Daha önce de değindiğimiz gibi Hz. Havva ile Hz. Âdem aynı kromozom sayısına sahipti. Kromozom sayıları 2N=46’ıydı. Onlar, 22 adet otozom ve bir çift cinsel kromozoma sahiplerdi. Otozom kromozomlar cinsiyet tayininden sorumlu değillerdi. Hz. Havva’nın hücreleri XX cinsel kromozomu, Hz. Âdem’in hücreleri XY cinsel kromozomu taşımaktaydı. Bu kromozomlar insanların cinsiyetlerini yani kadın mı erkek mi olduklarını belirliyordu. Vücut hücrelerinin tamamında XY kromozomu taşıyan bireyler erkek, XX kromozomu taşıyan bireyler kadındı. Allah erkekten kadını kadından erkeği çıkardı. Bu birbirinden bağımsız iki insan için Allah iki ayrı zigot hücre yarattı. Sonra da onları birbirlerinden inşa etti. Gelelim cinsel kromozomların eksikliği ve fazlalığının sebep olduğu bazı sorunlardan örnekler vermeye: 

         1. Kadınlarda görülen Turner Sendromu: Genetik bir hastalıktır. Kız bebeklerde X kromozomlarından bir tanesinin eksik olması ya da bir kısmının hasar görmesi sonucu oluşmaktadır. Cinsel gelişme olmaz. Kısırlık görülür. Boy kısalığı gibi etkileri mevcuttur. Sebebi bilinmemektedir. Tıbbi destek ile çocuk sahibi olabilirler. Sağlıklı doğum yapabilirler.

         2. Erkeklerde görülen Kllnefelter Sendromu: Kromozom sayısı 47’dir.  Kromozom dizilişleri XXY şeklinde olur. Kısırlık görülür. Tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olma şanları %50’leri bulmaktadır.

         3. Erkeklerde görülen Süper Erkek Sendromu: Kromozom sayısı 47’dir. Kromozom dizilişleri XYY şeklinde olur. Uzun boyluluk dışında bir etkisi görülmez. Sağlıklı bireylerin elde edilebilmesi için tıbbi desteğe ihtiyaç duyarlar. Tıbbi müdahale olmazsa 47 kromozomlu yani XYY karyotip bozukluğu olan çocuklara sahip olurlar.

         4. Kadınlarda da erkeklerde de görülen Frajil X Sendromu: Kızlarda kavrama ve davranış sorunları; kısırlık ve erken menopoz gibi bazı sorunlara yol açar. Erkeklerde zihinsel gerilik ve otizme neden olur.

İnsan evrimleşmiş olamaz. Görüyorsunuz işte, insanın genetik yapısındaki en ufak bir kusur bile nelere mal olabiliyormuş. İnsanın uçarak kaçarak şimdiki haline geldiğini iddia etmek doğru değildir. Bütün canlıların ilk yaratılışı mükemmeldi ve mükemmel kopyalar oluşturarak bugünlere kadar geldi. İnsanı ilim sahibi Allah yarattı. 

İnsanların, beyaz kan hariç, her bir hücresi birer zigot olarak yaratılmıştır. Bu zigot hücreleri kullanarak insanoğlu klonlama yapabilir ve aynı insandan milyonlarca üretebilir fakat bu mümkün değil. Bunu yapabilmek için aynı zamanda besi görevi de gören dişi insan yumurtalarına ve dişi yumurtasından X kromozomunun ayrılıp çıkarılmasına ihtiyaç vardır. İnsanın bunları yapabilmesi oldukça zordur. Klonlamayı gerçekleştirebilmek için Allah’ın yarattığı zigot hücrelere ve dişi yumurtalara ihtiyaç duyar. Dişi yumurtası elde etmek biraz zordur çünkü kadınlar ayda bir defa yumurtlarlar. Belki ilerde bu deneylerde kanatlıların yumurtaları kullanılabilir çünkü onlar her gün yumurtluyor hem de kuluçka dönemleri oldukça kısadır. Klonlama bilim insanlarının işidir. Benim bu konuda bilgilerim nazaridir.

Bilim insanları, klonlamayı denedi ve zor da olsa sonuçlar aldı. Bu deneyler, özel eğitim görmüş kişilerce, özel laboratuvarlarda, Allah’ın yarattığı dişi yumurtasını ve zigot hücreyi kullanarak yapılabildi. Sizce insanın yaratılışı bir tesadüf eseri olabilir mi? Akılsız doğa eşeyli, mükemmel hücreler inşa etmiş ve onları çoğalmaya programlamış olabilir mi? Onların yaşamak için ihtiyaç duyacağı ortamı önceden düşünüp, tasarlayıp, inşa etmiş olabilir mi? 

Hz. Âdem ve Hz. Havva ayrı ayrı yumurtalardan ve aynı cinsten birbirlerine eş olarak yaratılmışlardır. Böylece genetik farklılıklar oluşmuştur. Allah böyle dileyip böyle yapmıştır. Bunu da varlığının delillerinden biri kılmıştır.

Keyifli okumalar. Sevgiyle kalın.

KUR’AN’I KERİM’İN ANLAŞILAMAZ BİR KİTAP OLDUĞU DOĞRU MU?

İnsanların, Allah’ın hükümlerini sindire sindire kavraması için Kur’an’ı Kerim yirmi üç yılda tamamlanmıştır. Cahiliye devrinin hükümlerinin ortadan kaldırılması uzunca bir zamana yayılmıştır çünkü insanlar yeniliklere karşı direnç gösterirler. Yeniliklerin, geleneksel inançlarını silip süpürmesinden korkarlar. Yenilikler toplum nazarında güç kazanmaya başladığı zaman aşırı direnç gösterenler yeni bir kimliğe bürünürler. Halkın kutsallarını kullanarak kabul görmüş yeniliklere zarar vermeye çalışırlar. Müslümanlıkta da bu böyle olmuştur, peygamber sevgisi istismar edilmiş Kur’an’ı Kerim’in içeriği ört bas edilmeye çalışılmıştır.

Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmaksızın herhangi bir ayeti kendiliğinden getiremez. Allah, elçisinin kendi nefsine göre hüküm vermesine müsaade etmemiştir. Devrinin geleneksel hükümlerine ses çıkaramamış, susmuş olması o hükümleri peygamber tasdik ediyordu anlamına gelmez. Peygamberler vahye göre hareket etmek zorundadır. Aşağıdaki ayet meallerine bakarsanız Hz. Peygamberin kendi kendine bu Allah tarafındandır, bu Allah’ın emridir demesinin ne kadar imkânsız olduğunu görürsünüz. 

69: HAKKA / 41. O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

69: HAKKA / 42. Bir kâhin sözü de değildir ne de az düşünüyorsunuz!

69: HAKKA / 43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

69: HAKKA / 44. O (peygamber), bize isnaden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı.

69: HAKKA / 45. Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.

69: HAKKA / 46. Sonra da onun şah damarını keser atardık.

69: HAKKA / 47. O vakit sizden hiçbiriniz de ona siper olamazdınız.

69: HAKKA / 48. O Kur’an, hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.

69: HAKKA / 49. Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar da var.

23: MÜ’MİNÜN / 78. Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, anlatmadığımız kimseler de var. Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmaksızın herhangi bir ayeti kendiliğinden getiremez. Allah’ın emri gelince hak uygulanır ve o zaman bâtılı seçenler hüsrana uğrayacaklardır.

20: TAHA / 2, 3,4. Biz, Kuran’ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik. Bu Kitap yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir.

Dinlerin bozulmasında hadisler önemli bir yer tutar. Çoğu zaman siyasi amaçlarla hadisler yazdırılmış, piyasaya sunulmuştur. Allah, bu konularda insanları ayetlerle uyarmış daha önce yapılan hataların tekrarlanmamasını istemiştir. Bütün bu uyarılara rağmen Müslümanız elhamdülillah diyenler aynı hataya düşmüşlerdir. “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak içinden sadece bir tanesi cennete girecek.” diye uydurma bir hadis ortaya sürülmüş ve bu hadisle Müslümanlar kolayca parça parça edilmişlerdir. Hizipleşenlerden her biri cenneti garantilemiş diğer yetmiş iki fırkayı cehenneme göndermiştir. Halbuki Allah’ın dostum dediği Hz. İbrahim bile cenneti garantiledim dememiş, sadece umduğunu söylemiştir.

Kur’an’ı Kerim basılı bir kitap olarak inmedi. Peygamber Allah’ın o konuda ne indireceğini ne hüküm vereceğini bilmezken kendiliğinden bir hüküm vermesi ve kendiliğinden bir olaya mâni olması düşünülemezdi. Bundan dolayıdır ki peygamber sadece Kur’an’ı Kerim’i kayıt altına aldırmıştır. Kendi sözlerinin yazılmasına izin vermemiştir. Bundan bir buçuk asır sonra hadis ilmi diye bir ilim ortaya atılmış rivayet yoluyla toplanan sözlerden kitaplar üretilmiş ve maddi menfaatler elde edilmiştir. Kur’an’ın Arapçasının anlaşılamadığını ileri sürenler ne hikmetse rivayetlerin Arapçasını anlaşılır bulmuşlardır. Kur’an’ı Kerim’de ki hükümleri de rivayetlere göre açıklamışlardır. 

2: BAKARA / 174. Muhakkak ki Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir şeyi gizleyip de karşılığında biraz para alanlar, işte onların karınlarına ateşten başka bir şey girmez. Kıyamet günü Allah onlarla ne konuşur ne de kendilerini temize çıkarır. Onlar için elim bir azap vardır.

İnsanlar, hadisleri aktarırken cahiliye devrinde peygamberin, onların yaptıklarına ses çıkarmayışını peygamber tasdiklemiş gibi bir algı yaratma yoluna gitmişlerdir. Hadis aktarımlarında sıkça gördüğümüz aktarım şekli şudur: “Biz peygamber zamanında böyle yapardık.” Bir şeyi peygamber zamanında yapmış olmak Allah’ın indinde hiç bir şey ifade etmez. Vahiy tamamlanmış ve Allah hidayet nasıl bulunacak adresi belirtmiştir. O adres Kur’an’ı Kerim’dir.

Peygamber, Allah’ın vahiy yoluyla indirdiği hükümlere göre konuşmak mecburiyetinde idi. Kendisine inen hükümleri yazdırmakta ve ezberletmekteydi. Kur’an’ı Kerim ince deri üzerine satır satır yazılmıştı. Vahyin dışındaki uygulamalar cahiliye devrinin uygulamalarıydı. Allah elçisine der ki, “Sen onlara sert davranırsan etrafından dağılıp giderler.” İşte bu sebepten vahiy sindire sindire indirilerek tamamlanmıştır. 

52: TUR / 1, 2. Andolsun Tûr’a, yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış Kitaba!

52: TUR / 4, 5. Mamur eve, yükseltilmiş tavana. (Kâbe ve semaya)

54: KAMER / 22. Andolsun, biz Kur’an’ı öğüt almaları için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

24: NUR / 46. Andolsun, biz açıklanmış ayetler indirdik. Kim ki hidayeti diler, Allah onu doğru yola iletir.

2: BAKARA / 159. İnsanlar için indirdiğimiz ve doğru yolun kendisi olan apaçık ayetleri, biz Kitap’ta açıkladıktan sonra insanlardan gizleyenlere Allah mutlaka lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.

Allah, okuma yazması olan her bireyi, Kur’an’ı Kerim’i okumaya ve ondan öğüt almaya davet etmiştir.  Bir insan, Allah’ın varlığına inanmıyorsa ve Allah’tan doğru yolu talep etmiyorsa Kur’an’ı Kerim’i okuduğu zaman ondaki hikmetleri göremez çünkü inanmadığı için ön yargılıdır. İman etmiş bir insan Kur’an’ı Kerim’i okuduğu zaman ondaki hikmetleri görür ve Rabbine karşı içten içe bir yakınlık ve saygı duyar. 

Hadislere dayanarak hüküm verilince ortaya çıkan uygulamalar Kur’an’a Kerim’e aykırı düşmektedir. Cahiliye devrinin uygulamalarından örnekler verebiliriz: Bu örneklerden bir tanesi de Müt’a nikahıdır. İslam’da Müt’a nikahı var iddiasını ele alalım: “Biz peygamber zamanında geçici (birkaç günlük) nikah yapardık, İbni Ömer yasakladı.” Bu hadis gibi hadis kitaplarında gördüğümüz şeyler cahiliye devrinin alışkanlıklarından kaynaklanan henüz Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan uygulanan ve peygamberimizin gördüğü halde susmuş olduğu konulardan bir tanesidir. Peygamberimiz susmuştu çünkü kendisine o konuda henüz bir ayet indirilmemişti. Kur’an’ı Kerim’in yirmi üç senede indiğini hatırlamalıyız.

İslam’da (Kur’an’da) boşamak ve boşanmak üzerine kurulmuş süresi belli, “kadın kiralamak” gibi bir evlilik türü yoktur. Evlilik kurumu ciddi bir kurumdur. Hz. Peygamber kendisine gelen vahye paralel olarak tebliğ yapmakla yükümlü kılınmıştır. Boşamanın ve boşanmanın kuralları Yüce Kitap’ta açıkça belirtilmiş olduğu halde insanlar bu kuralları delmek ve cahiliye devrindeki alışkanlıkları sürdürebilmek isterler. Bunun için de peygamberimizin vahiy gelmeden susmuş olmasını emellerine ulaşmak için kullanırlar. Hadislerle emellerini desteklemeye çalışırlar. Kitap’taki emir ve yasakları görmezden gelirler. Peygamberler vahye paralel konuşur. 

Örneğin: Bazı hadislerle ayetler arasında birçok tutarsızlıklar görürsünüz. Bunun nedeni Allah’ın Kitap’ı tamamlanmamış olduğu zamanlarda yaşanmış olan ve Hz. Peygamberin görüp de susmuş olduğu olayların Kuran’ı Kerim’in tamamlanmasından sonraki zamana aktarılmasındandır demiştik. Allah’ın ayetlerinde tutarsızlık bulunmaz. Kur’an’ı Kerim’i cahiliye devrinde yaşanmış olayların katkısı ile yorumlarsanız, Allah’ın ayetlerini kendi içinde çelişkili ve anlaşılmaz bir duruma sokmuş olursunuz. Nitekim de öyle olmuştur. 

33: AHZAB / 49. Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâh edip de sonra dokunmadan onları boşarsanız sizin onların üzerlerinde iddet hakkınız yoktur. Derhal mehirlerini verip onları güzel bir şekilde salıverin.

2: BAKARA / 237. Eğer temas etmeden önce onları boşamış olursanız onlar için takdir edilmiş olan mehrin yarısını onlara vermeniz size farz kılındı. Ancak boşamış olduğunuz kadın veya kadının yetkilendirdiği şahıs mehir borcunuzu bağışlarsa başka fakat sizin bağışlamanız takvaya daha yakın olur. Aranızdaki fazileti unutmayın. Şüphesiz Allah ne iş yaptığınızı görür. 

Örneğin: Tamamlanması sona ermiş olan Kur’an’ı Kerim’de şu hüküm vardır: Gerdeğe girmeden boşanan erkek, boşandığı kadına anlaştıkları mehrin yarısını vererek özür dileyip gönlünü alır. Beraber olmadıkları için kadının iddet beklemesine de gerek yoktur. Erkek bu konuda herhangi bir hak iddia edemez. Bu statüde olan boşanmış kadınlar, iddet beklemeden başkasıyla evlenebilir. Böylece kadına haksızlık edilmemiş olur.

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi Allah, bizden ne istediğini gayet açık ve net bir şekilde bize açıklamıştır. Temas etmeden boşama durumunda uygulanması gereken hükümler açıkça belli olmuştur. Burada anlaşılmayacak bir durum ve herhangi bir adaletsizlik yoktur.

Şimdi bu konuyla ilgili bir hadisi ele alalım: Bu hadiste anlatılan durumun, Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan çok önce yaşanmış bir olaya değindiği çok belirgindir çünkü Kur’an’ı Kerim’in aksine hükümler içeriyor. Böyle hadisler dikkate alınıp hüküm çıkarılamaz. Bu hadis uydurulmuş da olabilir. Ayrıca bazı hükümler, Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan önce, Allah tarafından kaldırılmış veya değiştirilmiştir. Kur’an’ı Kerim’in tamamlanmış halindeki hükümler göz önünde bulundurulmalıdır. Kaldırılmış ayetlerden ve hadislerden hüküm çıkarmaya çalışmak doğru değildir. Aşağıda Kur’an’ı Kerim’e ters düşen bir hukuk örneği görmektesiniz. 

Ravi: İbnu Mes`ud

Hadis: Ravinin anlattığına göre ona, kocası ölen bir kadından soruldu, kocası ona mehir tespit etmemiş, henüz kendisiyle gerdek de yapmamış. Kadına şu cevabı verdi: “Kadın mehrin tamamını alır, iddet bekler ve mirasa da iştirak eder. Ma`kıl İbnu Sinan söz alarak dedi ki: “Resulullah (s.a.v.)`ı işittim, Berva` Bintu Vaşık için bunun misli bir hüküm vermişti.” Bu açıklamaya İbnu Mes`ud sevindi.

Hadis No: 3464

Kur’an’ı Kerim’deki hükümleri dikkate alırsak yukardaki hüküm tamamen yanlıştır.  Mehir tespit edilmemiş olan bir nikah Allah’ın hükmünde haram olduğuna göre bu hadiste bahis konusu olan bu nikah geçerli bir nikah olamaz. Bu sebepten dolayı kadın mirasa iştirak edemez. Mehir tayin edilmemiş olduğu için mehir de alamaz. Gerdek yapmamış olduğu için iddet de beklemez. Mirasçılar haklı olarak bu durumdaki kadının mirasçı olmasına da itiraz edebilir.

Mehiri belirlenmiş ve nikahı ilan edilmiş bir kadının kocası eğer gerdeğe girmeden gerdek öncesi ölecek olursa o kadın her türlü kanuni haktan yararlanır çünkü evliliğin şartları yerine getirilmiştir ve kocası onu boşamamıştır. Kadın kocasını ölüm nedeniyle kaybettiği için gerdek yapılamamıştır. Mehir alır, mirasa iştirak eder. Gerdek yapmamış olduğu için de iddet beklemeden bir başkasıyla evlenebilir. Dilerse bu haklarından vaz geçede bilir.

Buradan şu gerçeğe ulaşabiliriz. Kur’an’ı Kerim’in hükümlerine paralellik göstermeyen hadisler Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan önce yaşanan olayları kapsar. Böyle hadislerden yararlanmaya kalkmak doğru bir yöntem olamaz. Kur’an’ın Kerim’in hükümleri dikkate alınmalıdır fakat açıklanmaya çalışılan konuları açıklarken insanların hafızasında pekiştirmek için vahye paralellik gösteren hadislerden de yararlanıla bilinir. Bunun da bir sakıncası vardır. İnsan üzerinden zaman geçince ya bu hadis miydi yoksa ayet miydi diye hadis ve ayeti karıştırmaya başlayabilir. Hadise ayet diyebilir ve Allah’a iftira atması nedeniyle küfre gidebilir. Allah’ın bu konulardaki tavsiyelerini aşağıda görmektesiniz.

5: MAİDE/ 101. Ey iman edenler, her aklınıza gelen konuda soru sormayın. Kur’an indirilirken gerekli açıklamalar yapılıyor. Kur’an haricindeki yapılan açıklamalar sizin yoldan çıkıp helak olmanıza sebep olur. Allah daha önceki hatalarınızı affetmiştir. Allah çok merhametli olan ve kusurları bağışlayandır.

5: MAİDE/ 102. Yapılan bu tür hatalar, sizden önceki bir kavmin yoldan çıkarak kâfir olmasına sebep oldu.

Hadislerin sahih olma veya olmama ihtimallerini araştırmak gerekir. İhtimal diye söz ediyorum çünkü kesin bu bir hadistir denemez. Rivayet yoluyla gelmiştir. Sadece sahih olma ihtimalinin veya olmama ihtimalinin yüksek olduğu gözüküyor denebilir. Bunun bir vebali olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Hadislerin peygamberimizin ağzından çıktığı gibi bize gelmiş olma ihtimalleri çok düşüktür çünkü kişiden kişiye rivayet edilerek gelmişler ve kayda geç alınmışlardır. 

Kur’an’ı Kerim’in tamamlanması ile cahiliye devrindeki uygulamaların hepsi sona ermiş oldu. Hz. Peygamber kendiliğinden hüküm vermediğine ve vahye göre konuştuğuna göre vahiy de kitaplaştığına göre dilden dile aktarılmış fazla söze de çok ihtiyaç yoktur. İşte bu Kitap, bir Müslüman’ın bilmesi gereken, uyması gereken her hükmü içermektedir. Allah, indirdiği Kitap’ın üzerine yemin etmiş: “Andolsun, biz Kur’an’ı öğüt almaları için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?” demiştir. Kur’an eksik kalmış, tamamlanması gereken bir kitap değildir. “Allah, Kur’an’ı Kerim indirilirken indirilen ana hükümlerin dışında kalan hükümleri kanun yapıcılara bırakmıştır: Kanun yapıcıların da adaleti gözeterek hükümler vermeleri gerektiğini bildirmiştir.” Öyleyse serbest bırakılmış olan uygulamalarda adalet gözetilmelidir. Cahiliye devrindeki uygulamalara gitmek, onlardan hüküm çıkarmaya çalışmak doğru değildir. 

Maalesef, Allah’ın kanun yapıcılara bıraktığı konularda cahiliye devrinden gelen rivayetlerden yararlanma yoluna gidilmiştir. Her bir konuda birbiriyle çelişen rivayetlerin olması mezhepleri ortaya çıkarmıştır. Bu durum Müslümanları parçalamıştır. O kadarına ki birbirlerini sapıklıkla suçlayanlar olmuştur. Halbuki akıl ve mantıkla hareket etselerdi ve Allah’ın vermiş olduğu bu ruhsatı yerli yerince kullanmış olsalardı, Müslümanlar yer yüzünde adalet örneği olacaktı. Aynı hatalar diğer İlahi dinlerde de yapılmıştır.

İslam: Sosyal, siyasal, ekonomi, bilim, inanç, ibadet, temizlik, ahlak, adalet, yeme ve içmeyi düzenleyen ilahi bir terbiyedir. Ana kaideler, kesin hükümler Kur’an’ı Kerim’de açık bir şekilde bildirilmiştir. En ağır ceza cana kıyanın cezasıdır. Bildirilmeyen konular ise ihtiyaca göre düzenlenmek üzere serbest bırakılmıştır. Örneğin: Allah, zina edenlere, hırsızlık yapanlara, cana kıyanlara nasıl bir ceza verilmesi gerektiğini bildirirken; içki içenin, kumar oynayanın cezasını kanun yapıcılara bırakmıştır. Allah’ın inşa edilmesine izin verdiği hükümlerin inşasında adalete dikkat edilmesi gerekir. Kanun yapıcılar, kesin hükümlerin dışında kalan konularla ilgili bütün hükümleri ihtiyaca göre inşa edebilir. Bu hükümler değişmez değildir. Ana konular dışında kalan konulardaki hükümler ihtiyaca göre yeniden düzenlenebilir. Bu uygulama, insanları dinden çıkarıp Müslümanları parça parça etmez. Kanun yapıcılar, Allah’ın kesin hükümlerini dikkate almazlarsa ve adaletten ayrılırlarsa ancak o zaman kafir olurlar. Kur’an’ı Kerim’de ana hükümler açıkça belirtilmiştir. Çok söze ihtiyaç yoktur. 

4: NİSA / 82: Hala Kur’an üzerinde gerektiği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o Allah’tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı onda birçok tutarsızlıklar bulurlardı.

KÖLELİK VE CARİYELİĞİN DİNDEKİ YERİ NEDİR?

Cahiliye devrindeki kavimler, kendilerine hiçbir zararı dokunmayan gözlerinden kestirdikleri, zayıf kavimlere savaş açarlardı. Cahiliye devrindeki savaşlar, toprak genişletmek, ganimet toplamak, köle ve cariye elde etmek için yapılırdı. Savaş esnasında zayıf düşen kavimlerin kadın ve çocuklarına hatta erkeklerine tecavüz ediyorlardı. İnsanları kuyulara atarak, idam ederek, diri diri toprağa gömerek boğuyorlardı ya da toplu halde yakıyorlardı. İşe yarayanlarını da esir alıyorlardı. İnsanlar, Allah’ın hükümlerinden uzaklaştıkça vahşileşiyorlardı. Üstelik yapmış oldukları vahşetleri Allah’a nispet ederek yapıyorlardı. Bugün de insanlar bu vahşeti din adına yapıyorlar. Maalesef, Allah’ın men ettiği kölelik ve cariyelik müessesesini helal görüyorlar. 

Cahiliye devrinde köleler köle pazarlarında alınıp satılıyordu. Merhamet yoksunu insanlar, esir düşen aileleri parçalayarak ayrı ayrı müşterilere satıyorlardı. Esirlerin çocuklarını, annelerinden ayırmakta hiçbir sakınca görmüyorlardı. Köle sahibi kölesini dilediği gibi kullanıyordu. İstediği zaman cariyesine tecavüz ediyor, bebek dünyaya getirirse bebeği anneden ayırıp satıyordu. Köle sahibi, kölesini ve cariyesini fuhşa zorluyor, bu yolla maddi menfaat sağlıyor veya ikram amacıyla onları arkadaşlarının da kullanmasına izin veriyordu. Kölelerin çocukları köle statüsündeydi. Köleler eşyadan bile değersizdi. Hiçbir hakları yoktu. Kölesini öldüren ceza giymezdi.

Allah, bu tür savaşlardan ve etik olmayan davranışlardan bütün müminleri (Müslüman, Nasrani, Musevi) men etti. Ganimet toplamak için savaş açmayı, savaş sırasında insanları yakarak ve boğarak öldürmeyi yasakladı. Müminler arası (Müslüman, Nasrani, Musevi) savaşları yasakladı. Allah: “Mümin bir kavim haksız yere diğer mümin bir kavime savaş açarsa buna göz yummayın. Tüm mümin kavimler bir araya gelerek haksızlık eden kavimi ortadan kaldırsın çünkü o kavim yer yüzünde fesat çıkarmıştır. Müşrik de olsa dost davranan, fesat çıkarmayan insanlarla iyi geçinin.” dedi. Peygamberlerine: “Siz bir diktatör değilsiniz, ben dileseydim, insanların hepsini mümin yapardım ama onları irade sahibi yaptım. Kim ki Rabbini tanımak ister, ona müjdemi ve uyarılarımı iletin fakat Ehli Kitap’tan ayrılıp kâfir olanlardan ve müşriklerden kim müminleri yok etmeye çalışır, zorbalık yapar, insanların ibadet etmesine engel olacak olursa onları yok edinceye kadar savaşın, bu nefsi müdafaadır, günah değildir.” dedi.

Kuran’ı Kerim inmeye başladıktan sonra köleler (esirler) lehine pey der pey hükümler gelmeye başladı: İlk etapta, bir aile esir düştüğü zaman onları parçalayarak ayrı ayrı satmak yasaklandı. Çocukların ailesinin elinden alınıp başkasına satılması yasaklandı. Köle sahiplerinin, kölelerine tecavüzü yasaklandı. Genç kızların erkeklere para karşılığı satılması yasaklandı. Allah, evlenme imkânı bulamayan mehir vermeye gücü yetmeyen erkeklerin namuslarını korumalarını emretti. Fuhuş yapmak ve genelevler yasaklandı: “Ellerinizin altında bulunanlar (esirler) yanınızda ücretli çalışmak isterlerse siz de onlarda iyi hal görüyorsanız onlarla anlaşma yapın. Allah’ın size vermiş olduğu mallardan siz de onlara verin, onları maaşa bağlayın.” denildi. 

24: NUR / 33. Evlenme imkânı bulamayanlara gelince Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye genç kızlarınızı namuslu kalmak isterlerken, fuhşa zorlamayın. Kim onları zorda bırakırsa, bilinmelidir ki, Allah çok merhametlidir. Tecavüze uğradıkları için onların kusurlarını bağışlar (fakat sizin kusurunuzu bağışlamaz). Ellerinizin altında bulunanlar (esirler) yanınızda ücretli çalışmak isterlerse, siz de onlarda iyi hal görüyorsanız onlarla anlaşma yapın. Allah’ın size vermiş olduğu mallardan siz de onlara verin.

Köleleri hürriyetine kavuşturmak için bazı uygulamalara gidildi. Cahiliye devrindeki uygulamalara son verilip kölelik sistemi ortadan kaldırıldı. O dönemdeki mevcut savaş esirleri hürriyetlerine kavuşturuldu. Kölelere kötü muamelenin bir insanlık suçu olduğu, müminlerin bu günahtan uzak durması gerektiği vurgulandı. Bundan sonra esir alınanlara nasıl muamele edileceği ve esirlerin hakları ile ilgili yeni hükümler getirildi. Köleliğin nasıl tasfiye edilmiş olduğunu aşağıdaki ayet meallerinde birebir görmektesiniz: 

5: MAİDE / 89. Allah, bilmeyerek yaptığınız boş yeminlerinizden sizi sorumlu tutmaz ancak bile bile kendinizi bağladığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bunun da keffareti çoluk-çocuğunuza yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri doyurmak yahut giydirmek veya bir köle azat etmektir. Bunlara gücü yetmeyen üç gün oruç tutar. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur! Bununla beraber, yeminlerinizi gözetin. Allah size hükümlerini böylece açıklıyor ki teşekkür edesiniz.

4: NİSA / 92. Hata dışında bir mümin diğer bir mümini öldüremez. Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır. Eğer öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin bir köle azat etmesi gerekir. Eğer öldürülen sizinle aralarında antlaşma olan bir kavimden ise öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve bir köle azat etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından tövbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir (her şeyi bilendir), hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir).

58: MÜCADELE / 1. Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah sizin konuşmanızı işitir çünkü Allah işitendir, bilendir.

58: MÜCADELE / 2. İçinizde zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadındır. Şüphesiz onlar çirkin ve yalan bir söz söylüyorlar. Kuşkusuz Allah affedici ve bağışlayıcıdır.

58: MÜCADELE / 3. Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerine pişman olup eşlerine geri dönmek isteyenler, eşleriyle temastan önce bir köleyi hürriyetine kavuşturmalıdır. Bağışlanmanız için size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

58: MÜCADELE / 4. Buna imkân bulamayan kimse, temas etmeden önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurmalıdır. Bu, Allah’a ve Resulüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah’ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.

Görüldüğü gibi her fırsatta kölelerin hürriyetlerine kavuşturulması için farklı kapılar açılmıştırİlahi dinlerde zayıflar, yetimler, kadınlar, köleler ve fakirler korunur. Köleler de birer insandır. Unutmayın siz de bir gün esir düşebilirsiniz. Bugünkü savaşlarda da insana yakışmayacak davranışlar sergilenmektedir. Böyle davrananlar kendilerinin mümin olduklarını iddia etmektedirler. Hz. Muhammed’e, Hz. İsa’ya ve Hz. Musa’ya inen hükümlere inandıklarını söyleyenlerin hepsi, müşrikler gibi bu çirkin davranışları helal görmektedir. Müşrikler yeniden dirilip hesap vermeyeceklerine inanıyor ve şeytanın emirlerini yerine getiriyor diyelim… Peki, mümin olduklarını iddia eden kimseler bu vahşetin affedileceğini mi zannediyor? Din adamlarından bazıları insanları uyarmadıkları gibi bu çirkin davranışları Allah’ın emriymiş gibi lanse etmekte ve Allah’a iftira atmaktadırlar. Savaşlarda esir düşen kadınları seks köleleri olarak görmek insanı insanlıktan uzaklaştırır. Allah buna müsaade etmemiştir. Bunun aksini söyleyen her kimse kâfir olur. 

İslam’ın gelişiyle esirler, evlere dağıtılmaya, evlerde misafir edilmeye ve evin üyelerinden biri sayılmaya başlandı. Esir sahiplerinin esirler üzerindeki sorumlulukları şunlar oldu: Onların velisi olmak, koruyup kollamak, bekar olanları evlendirmek, haklarına ve namuslarına tecavüz etmemek vs.

Bekar esirler, velilerinin izniyle evlendirilmeye başlandı. Müslümanlar, esirlerin evlendirilmesi ve hürriyetlerine kavuşturulması için maddi yardımlar yapmaya başladılar. Müminler, zekatlarını bir havuzda toplayarak esirleri satın aldılar. Hürriyetlerine kavuşturdular. Bugün, maalesef bu uygulamaların tam tersi yapılıyor. Müminlere yakışmayacak davranışlar sergileniyor. Ey müminler uyanın insafa gelin, tövbe edin ki dünyanız cennete dönüşsün! Merhamet edin ki Allah da size merhamet etsin, sizi ebedi hayatınızda cennetinde misafir etsin!

24: NUR / 32. Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden rüştünü ispat etmiş olanları da evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah, lütfuyla onları zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olan ve (her şeyi en iyi) bilendir.

Hür kadınla evlenmeye gücü yetmeyenlerin, zina etmemiş mümin cariyelerden birisiyle evlenmesine izin verildi. Hür kadınla evlenmeye gücü yetenlerin, cariyeyle evlenmesine izin verilmedi çünkü iki ülke arasında çok kötü bir savaş geçmişti. İki ülkenin insanları arasına kin ve nefret tohumları ekilmişti. Evliliğin sevgiye saygıya dayalı olması gerekiyordu. Anlayan kimse için Allah’ın emirleri hikmet doludur. Yaralar sarılıp esirler memleketlerine döndüğü zaman yani herkes hürriyetine kavuştuğu zaman başka. O zaman onlarla evlenmeye izin verildi.

4: NİSA / 25. Sizden her kim hür mü’min kadınları nikah edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa sahiplerinin rızasını alarak mü’min olan cariyelerden nikahlayabilirsiniz. Siz birbirinizdensiniz. Allah sizin imanınızı çok daha iyi bilir. O halde sahiplerinin izniyle mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Şayet onlar, evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa o zaman hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı ile (elli değnekle) onları cezalandırın. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.

24: NUR / 3. Zina eden erkekle, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası evlenemez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Zina edenle evlenmek, müminlere haram kılınmıştır.

Savaşta esir alınan kimseler evlere, aile yanlarına dağıtılarak oralarda misafir edilmeye başlandı. Okuma-yazma ve meslek bilen köleler öğretmenlik yapma karşılığında hem ücret aldılar hem de hürriyetlerine kavuşturuldular. Bunlar, kaldıkları ailelerin yanında hem İslami yaşantıyı görüp, gözlemleyip, öğreniyorlar hem de Arapça öğreniyorlardı. Ev sahipleri de esirlerin dillerini öğreniyor ve aralarında bir yakınlaşma oluyordu. Hürriyetlerine kavuşanların birçoğu kendi arzularıyla Müslüman oluyor ve ülkelerine birer tebliğ edici olarak dönüyordu. Bazıları ise ülkelerine dönmek istemiyor, İslâm’a hizmet için Hz. Peygamberin yanında yer alıyordu. 

4: NİSA / 26. Allah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin (iyi ve kötü) yollarını size göstermek ve tövbenizi kabul etmek istiyor. Allah her şeyi çok iyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

Kur’an’ı Kerim’in Vahiy Kâtibi Hz. Zeyd idi. O da bir zamanlar köleydi. Allah onu Vahiy Kâtibi seçti. Kur’an’ı Kerim’i ince deri üzerine satır satır yazdı. Allah ondan razı olsun. Âmin! Allah Köle insanların da hür insanların da Rabbidir. Kullarından hiç birisine adaletsizlik yapılsın istemez. 

24: NUR / 58. Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (Çalışanlarınız, köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz erginlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar mahrem halde (soyunmuş olarak) bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. (Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz.) İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Allah, her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Sahiplerinin soyunmuş olabileceği muhtemel olan vakitlerde yatak odalarına aile fertlerinin, çalışanların, köle ve cariyelerin kapıyı çalmaksızın girmeleri yasaklandı. Diğer vakitler dışında yani giyiniklerken görüşmelerine izin verildi. Bu bize şunu gösteriyor: İslâmiyet’te cariyelik diye bir şey yok. Köle (esir) kadınların yatak odasının kapısını çalmadan içeri girmesi ve evin erkeğini mahrem halde görmesi dahi haramdır. Müslüman bir kimsenin bir cariyeyi yatağına alması nasıl helal olabilir ki? Bugün biz bunları helal görüyoruz. Tıpkı cahiliye devrindeki gibi. Kendimizi de Müslüman zannediyoruz. Biz bu davranışlarımızla aşağılanmayı hak ediyoruz. Allah der ki: “Siz durumunuzu düzeltmedikçe Allah sizin durumunuzu düzeltmez.” Bunun anlamı şudur: Biz kendimize çeki düzen verip İslâmiyet’i tam olarak yaşamadıkça halimiz harap olacak ve Allah asla bizlere yardım etmeyecektir. İslâmiyet’i yaşamak içinse gerçek İslâm’ı öğrenmek gerekir. Sultanmış, evliya imiş, şeyhmiş, imammış fark etmez. Allah’a itaat etmeyene itaat edilmez. Allah’a itaat etmeyenin adaletine ve merhametine güvenilmez.

Bu konuda birimizin durumu diğerimizinkinden farklı değildir. Çocuklarımıza gerçekleri öğretemedik çünkü bize de gerçek İslâm öğretilmemiştir. Müslüman Müslüman’a, mümin mümine, Türk Türk’e, kardeş kardeşe düşman edilmiştir. İnsanlığı bu duruma düşürenler vebal altındadır. Tabi ki bizler de bize her söylenenin doğruluğunu sorgulamadan onu doğru kabul ettiğimiz için vebal altındayız. Kendi kendimize şunu sormalıydık: “Allah’ın Kitap’ında çelişki ve adaletsizlik olabilir mi?”  Bu soruyu kendimize soramadık. Gerçek şu ki Allah, zorbalıktan hoşlanmaz ve bize merhameti emreder. Allah’ın emirlerinde çelişki ve adaletsizlik olmaz. İşte, gerçek İslâm budur. 

Güvenen Allah’a güvensin! Allah adildir ve adil davranan kullarını sever!

CANLILAR EVRİMLEŞEMEZ, SOYUMUZ HZ. ADEM VE HZ. HAVVA’DAN GELDİ.

Yeryüzünde hayat nasıl başladı? Allah, Güneş Sistemimizi iki günde yarattı. Üçüncü ve dördüncü günde sırasıyla atmosferimizi, suyumuzu yarattı. Sonra yine sırasıyla küçük virüs, bakteriler gibi canlıları, bitki örtüsünü bundan sonra da hayvanları yarattı ve böylece dünya işlevsel hale geldi. Dünyamız ve bulunduğumuz Güneş Sistemi dört günde tamamlanmış oldu. Bundan sonra duman halindeki gökyüzüne yöneldi. İki günde üstümüze yedi kat gök inşa etti. Toplam bu süreç altı günü buldu. Allah’ın altı gün olarak bize bildirdiği bu süreç insan tarafından ölçülüp değerlendirilemez. Allah, bu süreci ölçebilmemiz için bir ölçü birimi vermedi. İnsanoğlu bu konuda varsayımlardan öteye gidemez.

Bizim zaman ölçü birimi olarak kullandığımız gün, ay ve yıl kavramı: Dünya ve Ay’ın kendi yörüngelerinde kat etmiş oldukları yollar baz alınarak hesaplanır. Katedilen yol zaman olarak karşımıza çıkar.  Buradan yola çıkarsak Kur’an’ı Kerim’de meleklerin katettiği yol, meleklerin ulaşım hızı göz önünde tutularak (bizim anlamamız için) bizim yılımıza çevrilerek bize bildirilmiştir. Melekler buradan elli bin yılda yükselirken işlerin bin yılda yükselmesi, işlerin farklı bir hızla yükseldiğini gösterir. Bu yükseliş meleklerin kat ettiği hızın elli katıdır. Bu iki konuda zaman ölçüsü olarak katedilen yol kullanılmıştır fakat göklerin ve dünyanın yaradılışı sürecinde kullanılmış olan zaman ölçü birimi nedir? Allah, herhangi bir şeyi baz almış mıdır, almışsa neyi baz almıştır? Bilemeyiz. Bu süreci sadece Allah biliyor fakat yer ve göklerin bir süreçte yaratıldığı konusunda bilgi verilmiştir. Ayrıca bu yaratılanların rasgele değil de bir hesapla yaratıldığı ayetlerde bildirilmektedir.

Kıyametin kopması da bir süreç içerisinde gerçekleşecektir. Kıyamete ulaşmak için bir yol katedilmektedir. Biz bu süreç içerisindeyiz. Bu süreç ne kadardır insan tarafından bilinemez. Yüce Allah, bu bilgiyi kullarıyla paylaşmamıştır.

Canlılar aynı ortak atadan gelmezler. Canlıların tek ortak noktası her birinin yaşama tek bir hücreyle başlamış olmasıdır. Her birinin hücre yapıları farklı tasarlanmıştır. Her biri erkek ve dişi olarak inşa edilmiştir. Bu ilk yaratılıştan sonra çiftlerin birleşmeleriyle erkek ve dişi canlılar dünyaya gelmiştir. Canlılar arasında geçiş yoktur. İki farklı canlının birleşmesinden daha farklı bir canlı cinsi meydana gelmez. Tek bir istisna mevcuttur: Atla eşeğin genetik yapıları birbirine çok yakındır. Dişi atla erkek eşeğin birleşmesinden erkek veya dişi katır yavrusu dünyaya gelir fakat bunlar neslini devam ettiremez. Bir katır elde edebilmek için her zaman bir erkek eşekle bir dişi ata ihtiyaç vardır. Birkaç defa dişi katırın doğurduğu gözlenmiştir. Yavru cılız doğmuş ve neslini sürdürememiştir. Bütün bunlar alim bir yaratıcının olduğunu gösterir. Yaratıcı, bu hücreleri toprak-su gibi cansız maddelerden inşa etmiştir. Bundan sonra onları canlı kılmıştır. Bugün hakkında hiçbir bilgimizin olmadığı RUH canlı varlıklarda bulunur. Biz ruh dediğimiz şeyi gözümüzle göremiyoruz. Ruhun bedenden ayrılmasına mâni olamıyoruz. Canı çıkmışları ölü diye isimlendiriyoruz. İlim bu kadar gelişmiş olmasına rağmen biz ölülere hayat veremiyoruz. Yaratıcı ölü malzemeden yarattığına can verebilendir. Yaratıcı yoksa hayat yok demektir. Allah, bütün canlıların atalarının hücrelerini cansız malzemeden, övülmeye layık ilmiyle, çiftler olarak inşa eden ve sonra onlara ruh vererek bölünüp şekil almasını sağlayandır.

Soru: Ölüden alınan taze, bir kemik hücresi, o ölünün genetik yapısını aynen taşır mı taşımaz mı?

Cevap: Evet, taşır.

Soru: Bu hücrede can var mıdır yok mudur?

Cevap: Yoktur.

Soru: Bu hücrede genetik bir dizilim mevcut mudur?

Cevap: Evet, mevcuttur.

Soru: Bu hücre ölü durumdayken bölünebilir mi?

Cevap: Hayır, bölünemez.

Diyelim ki çok çok düşük bir varsayım da olsa evrimi savunanların iddia ettiği gibi doğada kendi kendine tesadüflerle cansız materyallerden bir hücre oluştu. Bu hücrenin bölünüp çoğalabilmesi için bugün “ruh” diye bildiğimiz ve hücreyi bir canlıya dönüştürebilecek olan şeye ihtiyaç olacaktır. Cansız varlıkların bölünerek çoğalamadığını hepimiz görüp gözlemlemekteyiz. 

Sonuç: Ölü bir hücre bölünüp çoğalamıyorsa, çoğalması için ruha ihtiyaç duyuyorsa, bu ruhu ona verecek birine ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.

Evrim teorisinde ısrar edenlerden haklı bir talebimiz olacak. Bilim insanları, hiç olmazsa ilkel diye sınıflandırdıkları hücrelere benzer hücreler inşa etsinler. İnşa ettikleri hücrelere de hayat versinler. Evrim teorisinin ispatlanabilmesi için evrim hakkında makale yayınlamak yeterli değildir. Evrimcilerin bunu, deliller yaratarak örneklendirmeleri gerekiyor.

Onların bu hummalı iddiaları bu mevcut atmosfer içerisinde vuku bulduğuna göre daha ne bekliyorlar? Suni atmosfere falan hiç gerek yok. Atmosfer dahil kullanabilecekleri bütün malzeme doğada mevcuttur. Kopya için hücre örnekleri de mevcuttur. İddia sahibi tüm bilim adamları bir araya gelerek doğadaki cansız malzemelerden erkek ve dişi hücreler inşa etsinler. “Bu hücrelere hayat versinler. Bu hücreler de bölünerek çoğalsınlar.” Un hazır, şeker hazır, hadi helva yapın bakalım, bekliyoruz…

Her yeni ölmüş varlık, genetik yapısını koruyorsa ve eğer bu can verme işini bilim adamları başarabilirlerse ölenleri de diriltmeye güçleri yetecektir. Onlardan ölenlerin diriltilmesi için yardım istenecektir. O zaman insanlar, bunu iddia eden bilim adamlarıyla gurur duyacaklar, onları övülmeye layık bulacaklardır. Evrim teorisini de baş tacı yapacaklardır.

Eğer akıllı bir varlık ve bilim insanları olarak bunu yapamayacak olurlarsa ne olacak? İşte o zaman akılsız kör tabiat, tesadüf eseri en ilkel hücrelerin genetik dizilimlerini inşa etmiş olsa bile bunun “ruh” olmadan bir işe yaramayacağını anlayacaklardır ve evrim teorisini çöpe atacaklardır ya da evrim teorisini ispatlamaya çalışırlarken çelişkilerle dolu yalan denizinde boğulmaya mahkûm olacaklardır.

2: BAKARA / 30. Rabbin: “Muhakkak ki ben yeryüzünde melekler için halef oluşturacağım.” dediğinde melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah: “Sizin bilmiyor olduklarınızı muhakkak ki ben biliyorum.” dedi.

15: HİCR / 29. “Ben onun yaratılışını tamamlayıp ruhumdan üfürdüğüm zaman (saygı için) ona secdeye kapanın.”

Her canlı varlığın tohumu ya da yumurtası vardır. Allah, bu tohumları ve yumurtaları, ilk yarattığında doğadaki toprak ve su gibi cansız malzemeleri kullanmıştır yani ruh verilmeden önce bunların hepsi cansız birer cesetti. Allah onlara ruh verdi. Ruhun yaratıcısı da kullanıcısı da Allah’tır. Ruh, ölü cesedi diri hale getirip harekete geçiren şeydir. Allah, bunu ifade ederken üfürme fiilini kullanmıştır. Üfürme fiili harekete geçirmek, canlandırmak anlamlarında kullanılmıştır.

6: ENAM / 95. Tohumun ve çekirdeğin çatlamasını sağlayan, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran muhakkak ki Allah’tır. İşte Allah budur. O halde nasıl batıl varsayımlardan etkileniyorsunuz?

2: BAKARA / 28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki siz ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek sonra yine diriltecek sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.

49. HUCURAT / 13. Ey Âdemoğulları! Elbette biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için, sizi milletler ve kabileler yaptık. “Allah’ın yanında, sizin en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.” Muhakkak ki Allah alimdir, her şeyden haberdardır.

Allah, insanın erkek ve dişisini ayrı ayrı döllenmiş yumurtalardan yaratmıştır. Çoğalma işinde ise kadın ve erkeğe eşit rol dağıtmıştır. Döllenmiş bir yumurta, taşıdığı özelliklerin yüzde ellisini anneden yüzde ellisini babadan almıştır. Canlıların nesilleri bu nizama uygun olarak çoğalmaktadır. Erkek hücreler XY cinsel kromozomuna dişi hücreler XX cinsel kromozomuna sahiptir.

Allah, gezinebilen canlıların hücrelerini tasarlayıp toprak ve su gibi cansız malzemelerden yaratmıştır demiştik. İlk tasarlanıp yaratıldıklarında bunların hepsi ölü durumda oldukları halde Allah, bunlara ruh vererek harekete geçirmiş ve sonra bu hücreler, kabuklu yumurtalar içerisinde, Allah’ın programlandığı gibi gelişip bölünmeye başlamışlardır. Karadakiler, gelişimlerini tamamladıktan sonra bir canlı olarak topraktan çıkıp, yaşam zincirine katılmışlardır. Sudakiler de gelişimlerini tamamladıktan sonra su içerisinde yaşam zincirine katılmışlardır. Deniz kaplumbağaları gibi bazı canlıların, döllenmiş yumurtalarını toprak altına bırakmalarını ve yumurtaların kuluçka döneminin sona ermesiyle yumurtaları kırıp topraktan çıkarak yeryüzüne dağılmalarını ilk yaratılışa örnek verebiliriz. Allah böylece ölüden diriyi çıkarmıştır.

Canlıları oluşturan organlar vardır. Organları oluşturan hücrelerden her biri ana canlıdan ayrı bir ruha sahiptir yani ayrı ayrı canlılardır. Her hücre döllenmiş bir yumurtadır. Bir hücre öldü diye ana canlı herhangi bir zarara uğramaz fakat ana canlı ölürse bütün organlar ölür. Şöyle bir örnek verecek olursak: İnsanların çocuk yapıp nesillerini devam ettirdikleri ve sonra yaşlanıp öldükleri gibi hücrelerin de bir yaşam serüveni vardır. Bir hücre bölünerek neslini devam ettirir. Hücrenin nesli kendi kopyasıdır. Her hücre bir çift cinsel kromozoma sahiptir yoksa bölünüp çoğalamaz. Hücreler de her canlı gibi doğar, yaşar, ölür ve görevlerini genç hücrelere bırakırlar. Sonuç olarak Allah, diriden ölüyü çıkarmaktadır.

Bugün organ ve deri nakli yapılabilmektedir. Kullanılacak organlar henüz hücre ölümü gerçekleşmeden alınmalıdır. Bu sebepten dolayı her ölenden organ nakli yapılamaz. Hastanın hastanede ve belli şartlarda ölmesi gerekir. Hastanın solunum cihazına bağlı olması, beyin ölümü gerçekleştikten sonra kısa bir süre daha kalp dokusuna oksijen gelmesini sağlar ve böylece beyin öldükten sonra kalp kısa bir süre daha çalışmaya devam eder. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra kalbin solunum makinası ile çalıştırılması, organların “24-36 saat” gibi kısa bir süre daha canlı kalmasına olanak tanır. Organlar fonksiyonlarını kaybetmeden alınarak, hastalara nakledilir. İnsan sağlığında organ bağışında bulunarak bir veya birkaç kişiye hayat verebilir.

5: MAİDE / 32. Kim bir kimseye hayat verirse o bütün insanlara hayat vermiş gibi sevap kazanır.

Canlılar kompleks yapılardır. Bir canlı vücudunda işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz herhangi bir organ yoktur. Bu sebepten hasta organ tedavi edilebilirse tedavi edilir fakat her zaman bu mümkün değildir. Eğer değişmesi mümkün olan bir organsa başka bir canlıdan alınır.

İnsanlar bir gün herhangi bir organı inşa etmeye çalışacaklar ama yine Allah’ın yaratmış olduğu zigot hücrelere başvuracaklardır. Canlıların her hücresi bir zigottur. Allah’tan başka hiç kimse bir hücre yaratıp ona can vermeye muktedir olamaz ve olamayacaktır.

Tıpkı Canlıların organları gibi hücrelerinin de organelleri vardır. Hücreler de kompleks yapılardır. Hücrelerin organelleri arasında işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz bir organel mevcut değildir. Her canlı yaşama döllenmiş tek bir hücreyle başlar. İlk yaratılışta da bu böyle olmuştur.

Konuyu biraz daha açacak olursak: Allah, yaratılış konusunda bizleri bilgilendirdi. Bütün canlılar çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yaratıldı. İlk yaratılışta canlıların annesi babası yoktu. Öyleyse nasıl oluştular? Allah, memelilerin atalarını da çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yarattı. Bu hücreleri yumurtalar içinde besleyip geliştirdi. Yumurtaları kabuk ve zar ile korudu. Toprağı bir kuluçka makinası gibi kullandı. Böylece memelerin ataları dünyaya geldi. Sürüngenler, kuşlar gibi diğer canlılar da benzer şekilde yumurtaların içinde beslenip gelişimlerini tamamladılar. Deve kuşunun yumurtasıyla karıncanın yumurtası aynı büyüklükte değildir fakat her ikisi de tek bir (zigot) hücreden yaratılmış ve yaratılıyor.

Bildiğiniz gibi yumurtaların dışında koruyucu, sert, kalsiyum ağırlıklı bir tabaka bulunur. Onun altında ise zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar canlıyı dış etkenlerden korur, hava almasını sağlar. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yarı sıvı maddeye sitoplazma denir. Yumurtanın içinde gerekli besi mevcuttur. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca yumurtanın içindeki hücre, bölünmeye başlar. Canlı oluşumunu tamamlayınca, yumurtayı kırarak dışarı çıkar. Ömrünü tamamlayınca ölür ve toprak olur. Dünyaya gelmiş olan yavrularıyla ölenin nesli sürmeye devam eder.

Allah, yeryüzünü farklı bitkilerle donattı: Bitkilerin tohumlarını da erkek ve dişi olarak, ayrı ayrı inşa etti. İnşa ederken toprak ve su gibi cansız maddeleri kullandı. Sonra onlara can verdi. Toprak altında ve sularda uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) sağlayarak tohumların çatlamasını sağladı. Topraktan başını çıkaran bitkiler, gelişmelerine uygun hazırlanmış olan ortamda büyüyüp geliştiler. Böylece her bitkinin atası ortaya çıkmış oldu. 

Bitkilerin tohumlarının dışında selüloz adı verilen maddeden oluşmuş bir tabaka ve hemen onun altında da zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar, hücrenin hava almasına ve dış etkenlerden korunmasına olanak verir. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yumuşak maddeye sitoplazma denir. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca çekirdek çatlar. Bundan sonra bitki topraktan başını çıkarmaya başlar. Güneş, hava, su ile topraktan beslenerek gelişimini tamamlar. Ömrünü tamamlayınca çer çöp olur gider. Geriye tohumları kalır. Neslini tohumlarıyla sürdürür.

Allah, yeryüzünde çekirdekler ve yumurtalarla ilk yaratılışı tamamladıktan sonra, bazı canlıları çoğaltmak için rahimleri görevlendirdi. İnsanlar bu canlıların en akıllı olanıdır. Diğer bazı canlıların çoğalması ve kendi neslini sürdürmesi ise vücutlarından dışarı atılan kabuklu yumurtalarla devam etmektedir. Bitkilerinki de tohumlarla devam etmektedir. Dünyanın en akıllı yaratığı olan insanoğlu, bir hücrenin zarını dahi yapmaya muktedir değilken kör tabiatın canlıları inşa etmiş olmasını düşünmek akla mantığa ve bilime ne derece uygun olur?

76: İNSAN / 1. İnsan yaratılmazdan önce (dünya üzerinden) uzunca bir zaman geçmedi mi?

19: MERYEM / 67. İnsan, hiç düşünmez mi ki daha önce o hiçbir şey değilken bizim onu yarattığımızı?

76: İNSAN / 2. Şüphesiz biz insanı bir zigottan yarattık. Onu imtihan etmek için işitir ve görür kıldık.

21: ENBİYA / 35. Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak, kötülük ve iyilik ile deneyeceğiz. Hepiniz sonunda (diriltilip) bize döndürüleceksiniz.

Rabbimizin rahmeti ve merhameti üzerimizde olsun. Kur’an’dan imandan ayırmasın. Âmin!

LİNKİ not alırsanız müsait olduğunuz zaman arzu ettiğiniz yazılarımı okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar dileğiyle. Allah’a emanet olun.

HZ. ADEM’İN OĞULLARI ARASINDAKİ KISKANÇLIĞIN NEDENİ NEYDİ?

Anlatılan hikayelerde Kur’an dışı bir anlatım vardır. Bu hikayelere göre Hz. Havva ikiz doğurmaktadır ve her doğumunda bir kız bir erkek dünyaya getirmektedir. İkizler kız kardeşlerini değiş tokuş ederek evlenmektedirler. Birisi kendi ikizi ile evlenmek ister çünkü kendi ikizi daha güzeldir. Bu sebepten oğlan kardeşini öldürür. Sonuç olarak bu hikâyeyi uyduranlar içine şehvet sokmayı da ihmal etmemiş gözükmektedir. 

Kur’an’ı Kerim’de böyle bir şey anlatılmıyor. Sundukları kurban yüzünden Hz. Âdem’in iki oğlundan biri, diğer kardeşini kıskanarak öldürüyor. Onun ölüsünü nasıl ortadan kaldıracağını bilemiyor. Ne yapacağını kara kara düşünmeye başlıyor. Karga suretinde bir melek geliyor ve ona ne yapması gerektiğini gösteriyor. O kendi kendine: “Şu karga kadar olamadım.” diye hayıflanıyor. Bu olay, insanın eğitilmeye muhtaç olduğunu gösteriyor. Allah, elçiler göndererek insanları eğitiyor çünkü insan eğitilmeye muhtaç bir varlıktır. İnsanın eğitimi beşikte başlar, mezara kadar sürer.

Hz. Âdem’in iki oğlunun ismi Kur’an’ı Kerim’de geçmez. Onların hikayesinin (kıssasının) nasıl vuku bulmuş olduğu, Kur’an’ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: 

5: MAİDE / 27. Âdem’in iki oğluyla ilgili haberi onlara oku. Hani her ikisi de birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşini kıskanarak): “Seni öldüreceğim.” demişti. Diğeri ise şöyle demişti: “Allah, ancak kendisinden korkanlarınkini kabul eder.”

5: MAİDE / 28. “Allah’a yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatmayacağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”

5: MAİDE / 29. “Ben isterim ki sen beni öldürmenin günahını da diğer günahlarını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur.”

5: MAİDE / 30. Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi, onu kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.

5: MAİDE / 31. Derken… Allah, bir karga gönderdi. Karga, kardeşinin cesedini ne yapacağını ona göstermek için toprağı eşeliyordu: “Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olamadım!” dedi. “Kardeşimin cesedini gömmeyi düşünmekten aciz miyim ben?” diyerek nefsini kınayanlardan oldu.

Allah, bu kıssa ile bize, kötü sadakaların kendisi tarafından kabul edilmeyeceğini, iyi sadakalar verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Allah’tan gerçek anlamda korkanların, bayağı şeyleri sadaka olarak veremeyeceğini ima etmektedir. Bu, insanın ilahi terbiyeye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Bu kıssada geçen olay, Allah’tan korkmayan insanların merhametsiz olduğunun ve haksız yere cana kıyabildiğinin de bir delilidir. İnanan bir insan Allah’ın rızasını kaybetmekten korkar ve kötülüklerden uzak durur. Allah iyi kimselerin dostudur.

SELAMÜNALEYKÜM, HOŞ GELDİNİZ!

Sevgili okurlarım, sizi blogum hakkında bilgilendirmek için bu satırları paylaşıyorum. Rabbimizin selamı, rahmeti ve bereketi hepimizin üzerine olsun. Rabbimiz, tavsiyelerini öğrenmemizi ve razı olacağı şekilde yaşamamızı nasip eder inşallah. Amin!

Akıllara takılan güncel konular hakkında bir yazı dizisi hazırlamış bulunuyorum. Yazılarımı az ve öz tutmaya özen gösterdim. Öz Türkçe kullanmaya çalıştım. Sizin de takdir edeceğinizi umduğum dört yıllık araştırma çalışmalarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. İhtilaflı dini mevzuları nasıl çözdüğümü bir de benden duymaya hazırsanız biraz zaman ayırın yeter. Maddi bir beklenti içinde değilim. Allah rızası için yapılmış bir çalışmadır. Dualarınız kafidir.

Evren nasıl oluşmuştur? Canlıların, tesadüflerle oluşma olasılığı nedir? İnsan kime halef yaratıldı? İlk insan kimdi? İnsan nasıl yaratıldı? İnsanlar nasıl çoğaldı? Genetik farklılıklar nasıl oluştu? Evrende insandan başka akıllı varlıklar da mevcut olabilir mi? Niçin dünyaya geldik? Dünya bir imtihan yeri midir? Niçin imtihan ediliyoruz? Alın yazısı var mı? Allah kullarına zulmeder mi? Namazları kazaya bırakmak veya tamamen terk etmek doğru mu?

Kıyamet alametleri geldi mi? Mehdi gelecek mi? Hayata yeniden dönüş olacak mı? Dinde zorlama var mı? Kadınlardan peygamber oldu mu? Evlenirken mehir vermek, sözleşme yapmak ve evliliği ilan etmek farz mı sünnet mi? Zıhar ve hüllenin dindeki hükmü ne? Kadınların dışarda çalışması günah mı? Kur’an’ı Kerim’e göre mal rejimi uygulaması nasıl  yapılıyor? Rüştünü ispat etmemiş çocuklarla evlenmenin dinde yeri var mı? Hz. Aişe validemiz kaç yaşında evlendi? Bir Müslüman, kimlerle evlenebilir kimlerle evlenemez?

Ehli Kitap ne demek? Hristiyan ve yahudiler Ehli Kitap mıdır, Ehli Kitap kaça ayrılır? Kur’an’ı Kerim’in taşlara, hurma yapraklarına ve bezlere yazılıp sonra toplatılarak mushaf haline getirildiği eksik ayetler olduğu doğru mu? Kafirlik alametleri nelerdir? Hadis inkar eden kafir olur mu? Hz. Adem ismi Kur’an’ı Kerim’de kaç defa geçiyor? Daha fazlasını bilmek istiyor musunuz? Sizler için araştırmış ve hazırlamış olduğum özgün bilgilere, yazılarımı takip ederek ulaşabilirsiniz. Hayırlı okumalar, selam ve sevgiyle kalın!

Rehberimiz Rabbimiz olsun! Tüm sorunlarımız çözüm bulsun! Amin!

SİZİN İLÂHINIZ SİZİ YARATAN ALLAH’TIR.

Allah, ilk insanın heykelini yapıp içine ruh üfürmemiştir. Allah, Hz. Havva’yı Hz. Adem’in herhangi bir yerinden koparıp alarak yaratmamıştır. Bunu ima eden ya da açıktan açığa tasdik eden hiçbir ayet yoktur. Bu inanış, insanların kurmuş olduğu bir senaryodan ibarettir. Hala bu senaryolar kurulmaya devam etmektedir. Mealler çok dikkatsizce ve çok hatalı yapılmaktadır. Böyle hatalar, Allah’ın ayetlerini birbiriyle çelişkiliymiş gibi göstermektedir. Allah’ın ayetlerinde bir tutarsızlık göremezsiniz. Allah, her canlının erkek ve dişisini ayrı ayrı yaratmıştır. Bütün canlı çiftler döllenmiş çekirdeklerden, tohumlardan, yumurtalardan oluşmuş ve oluşmaktadır. 

20: TA-HA / 98. Sizin İlahınız ancak kendisinden başka İlah olmayan Allah’tır. İlmiyle her bir şeyi kuşatmıştır.”

38: SAD / 88. “O’nun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok daha iyi öğreneceksiniz.”

54: KAMER / 49. Muhakkak ki biz, yaratırken her bir şeyi hesaba katarak yarattık.

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı aşılanmış bir yumurtadan yarattı.

42: ŞURA / 11. O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyor. O, her şeyi işitir ve görür. O’nun benzeri olan hiçbir şey yoktur.

30: RUM / 21. Sizin evlenerek birlikte yaşamanız için kendi cinsinizden eşler yaratmış ve aranıza bir sevgi ve bir merhamet koymuş olması da O’nun delillerindendir. Muhakkak ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler var. 

71: NUH/ 17. Allah sizi topraktan bir bitki gibi çıkarttı.

Bitkilerin topraktan nasıl çıktığını düşünecek olursak… Tohumun erkeği ve dişisi olur. Her bitki bir adet tohumdan çıkar. Bitkinin çıkabilmesi için tohum toprakla buluşmalıdır. Uygun ortam, sıcaklık ve nem gereklidir. İşte, insanın topraktan çıkışı da bunu benzer: İnsan ilk yaratılışında bugün ana rahmindeki yaratılışı gibi döllenmiş bir yumurtadan yaratıldı. İlk yaratılışında kabuklu bir yumurta içerisindeydi ve ana rahminde değil, bir çekirdek gibi toprak altında gelişip yaşama adım attı yani bu ilk yaratılış toprak altında uygun ortamın oluşmasıyla gerçekleşti. Diğer gezinebilen canlıların her birinin atalarının yaratılışları da kabuklu bir yumurta içerisinde gerçekleşti.

20: TA-HA / 55. Sizi topraktan yarattık. Sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi topraktan çıkaracağız.

39. ZÜMER / 6. O, sizleri canlı bir hücreden yarattı. Sonrasında hücrenin eşini de canlı bir hücreden yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz çift indirdi. O, sizi ananızın karnında, üç karanlık içinde, halden hale geçirerek yaratıyor. İşte, Rabbiniz olan Allah budur, mülk O’nundur, O’ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen batıldan etkileniyorsunuz. 

Temsilde hata olmaz: Döllenmiş bir tavuk yumurtasını kısaca ele alalım. Dişi tavuğun yumurtası bir civcivi oluşturabilecek yeterli besine ve bir X cinsel kromozomuna sahiptir. Horozun spermi tavuğun yumurtasını dölleyince içinde tam bir hücre oluşur. Bu tek hücre bölünüp çoğalmaya hazırdır. İlk adımlarını henüz tavuğun vücudundan dışarı atılmadan atar yani daha uterusta iken zigotta bölünmeler başlar fakat tavuğun vücudundan dışarı çıkan yumurtada bölünme durur. Uygun ortamı, gerekli sıcaklık ve nemi bulunca tekrar bölünme başlar. Yirmi bir günlük kuluçka dönemi üçe ayrılır: Morula, Blastula, Gastrula. Bu dönemlerde embriyoda birçok değişiklikler olur. İlk etapta kan damarları ve kalp oluşur. Zigotun içinde yüzdüğü zigotun çevreleyen yumurta akından alınmış su ile dolu ve oksijenle doyurulmuş vaziyette olan “amnion” kesesi oluşur. Yumurta sarısı üzerinden gelen kan damarları solunum işini yüklenmiş olur. Bundan sonra gıda alma işlemi başlamış olur. Sindirilen besin artıklarının dışarı atılması gerekir. Artıkların dışarı atılması ikinci ve dördüncü gün arasında gelişimini tamamlayan allantois aracılığıyla gerçekleşir. Sonunda zigot, gelişimini tamamlamış artık bir civciv olmuştur. Allah’ın izniyle yumurtayı kırıp çıkar. Yaratılış, yaratanın planladığı gibi yürümektedir. Bunların hiç birisi tesadüf olamaz.  Her canlıdan çiftler oluşmuş olmasını nasıl açıklayabilirsiniz ki?  Milyonlarca çift canlı oluşmuş olması asla tesadüf olamaz. 

Erkek olsun dişi olsun bütün canlıların yaşama serüveni, tek bir hücreyle başlar. Her canlının döllenmiş yumurtası farklı kalıtsal bilgilerle donatılmıştır. Kalıtsal bilgilerin yüzde ellisi anneden, yüzde ellisi babadan gelir.

Bir yumurtanın döllenip bir civciv olarak ortaya çıkabilmesi için tavuk cinsinden bir erkek ve bir dişiye ihtiyaç vardır. Döllenmiş bir yumurtadan ya erkek ya da dişi bir civciv çıkar. Demek ki tavuk ve horozu elde edebilmek için iki ayrı yumurtaya ihtiyaç vardır. Peki, dünyada hiç tavuk ve horoz yokken ilk yumurta çifti nasıl oluştu? İlk yaratılışta bu iki döllenmiş yumurtayı ilim, kudret ve hikmet sahibi olan Yüce Allah inşa etti. Hareket edebilen bütün canlıların yaratılışı da benzer şekilde iki çift döllenmiş yumurta ile oldu. Yeryüzünde dolaşabilen bütün canlılar eşeyli olarak toprak, su gibi cansız malzemelerden yaratılmış ve kendilerine ruh verilmiştir. İlk yaratılışta bazı canlıların yumurtaları toprakta bazı canlıların yumurtaları suda gelişip çatlamıştır. Böylece hem erkek hem de dişi canlıların ataları ortaya çıkmıştır. Bu ilk yaratılıştan sonra hareket edebilen canlılar, çiftleşerek çoğalmaya başlamışlardır. Allah, bitkilerin tohumlarını, ağaçların çekirdeklerini de toprak ve su gibi cansız malzemelerden yaratmış, onlara can vermiştir. Bitkileri ve ağaçları da eşeyli olarak yaratmıştır. Döllenmelerini rüzgarlar ve arılar vasıtasıyla sağlamıştır.

İlk yaratılışta yumurta, çekirdek ve tohumun tesadüflerle hem de çiftler olarak oluşmuş olmasını aklın kabul etmesi mümkün değildir. Su ve topraktan yaratılmış bütün canlıların hayat serüveni aşılı bir hücreyle başlamıştır. Bütün canlıların ataları döllenmiş kabuklu yumurtalardan, çekirdeklerden ve tohumlardan yaratılmıştır. Canlılar çift cinsel kromozom taşırlar. Erkek hücresi XY kromozomu, dişi hücresi XX cinsellik kromozomu taşımaktadır. 

Kromozomların sayısı türden türe değişiklik gösterir ama hemen hemen tümünde çifttir. İnsanlarda kromozom sayısı 2N=46’dır yani 22 adet otozom ve bir çift cinsel kromozom bulunmaktadır. Bugün şunu biliyoruz ki “akyuvarlar hariç” erkeklerin organizmalarındaki bütün hücreler XY kadınların organizmalarındaki bütün hücreleri XX cinsel kromozomu taşımaktadır. Her hücre bölünürken kendi hücresinin bir kopyasını oluşturarak bölünür. Bu da bize, kadının erkeğin herhangi bir uzvundan yaratılmadığını göstermektedir. Eğer kadın erkeğin herhangi bir uzvundan yaratılmış olsaydı şu anda XY cinsel kromozomu taşıyor olmalıydı fakat görüyorsunuz ki XX cinsel kromozomu taşımaktadır. Kadın ve erkek aynı cinsten birbirlerine eş olarak yaratılmışlardır. Bütün canlıların erkeği ve dişisi de benzer şekilde birbirlerine eş olarak yaratılmışlardır. Bu durum, ayetlerde açık açık bildirilmiştir. Görmezden gelinemez.

Kadın hücresi XX cinsel kromozomu taşımaktadır. Dişiler cinsiyet belirleme özelliğine sahip değillerdir ama bir erkek hücresinde dişiliği belirleyen X kromozomu ve erkekliği belirleyen Y kromozomu bulunmaktadır. Dünya kuruldu kurulalı aşılanmış her yumurtada erkeklik ve dişiliği belirleyen yine erkeklerdeki cinsel kromozomlardır. Bir canlının dünyaya gelebilmesi için hem anneye hem de babaya ihtiyacı vardır. Tarımsal toplumlarda erkek gücüne ihtiyaç duyulur ve kız çocuklar istenmezdi. Cahiliyet devrinde insanlar doğacak çocuğun cinsiyetini annenin belirlediğini düşünmekteydiler. Kız çocuk doğuran kadınlara kötü davranmakta ve onları kakalamaktaydılar. Bugün de Çin ve Hindistan gibi bazı ülkelerde kız çocuklarına karşı ayrımcılık yapılmakta daha ana rahminde yaşam hakkı ellerinden alınmaktadır. Aynı zamanda bu gibi ülkelerde aynı işi yapan erkek ve kadın arasında ayrımcılık yapılmakta ve kadınlara hak ettikleri ücretlerin yarısı ödenmektedir. Bu büyük bir haksızlık ve zulümdür. 

2: BAKARA / 223. Müminleri bilgilendir: “Kadınlarınız sizin için bir tarladır (tohum atan sizlersiniz). Dilediğiniz zaman kendilerinizi onlara takdim edin ve tarlalarınıza yaklaşın. Allah’a kavuşacağınızı bilin ve onlara güzel davranın. 

75. KIYAME / 36. İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?

75: KIYAME / 37. O, akıtılan meninin içinde bir sperm değil miydi?

75: KIYAME / 38. Sonra da aşılanmış bir zigot olmuş, derken… Allah onu yaratıp şekillendirmişti.

75: KIYAME / 39. Spermden iki çifti, erkek ve kadını yaratan O’dur.

75: KIYAME / 40. O halde Allah’ın ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?

Bütün hücreleri XY kromozomu taşıyan bir erkeğin ameliyatla cinsel organının değiştirilmesi onun cinsiyetini değiştiremez çünkü cinsel organı değiştirilmiş bir erkeğin, tükürüğü dahi XY cinsel kromozomu taşımaya devam edecektir. Maalesef bazı insanlar, duygu sömürüsü yaparak cahil insanları aldatmaktadır: “Allah böyle yaratmış, kendini kadın gibi hissediyormuş bundan dolayı ameliyat olup cinsiyet değiştirmiş vs.”  Halbuki hormonlar cinsiyet kromozomlarının etkisi altındadır. Kadına kadınlığını hissettiren, erkeğe erkekliğini hissettiren hormonlarıdır. Hücrelerinde XY cinsel kromozomu taşımakta olan bir erkek kendini kadın hissedebilir mi? Öyleyse bunun başka bir açıklaması olmalı.

79: NAZİ’AT / 27, 28, 29. Sizi yaratmak mı daha güç yoksa gökyüzünü yaratmak mı? Gökyüzünü Allah bina etti. Yükseltip düzene koydu, gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.

79: NAZİ’AT / 30, 31, 32, 33. Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendinizin ve hayvanlarınızın faydalanması için yerden suyu ve bitkileri çıkardı. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.

2: BAKARA / 29. O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı sonra semaya yöneldi, onu yedi gök olarak yaratıp düzenledi. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

64: TEĞABUN / 3. Zira gökleri ve yeri kusursuz yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O’nadır.

23: MÜ’MİNÜN / 57. Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

Kısacası Allah, canlı ve cansız her şeyi emrine itaatkâr olarak yarattı. Âdem ve Havva’nın malzemesi de diğer canlılar gibi toprak ve suydu. İlk yaratılışta toprak, döllenmiş bir yumurtayı olgun bir canlıya dönüştürebilecek uygun ortama sahip kılınmış ve kuluçka makinası vazifesini üstlenmişti. Allah’ın iradesiyle atalarımız kabuklu yumurtalar içerisinde toprakta geliştiler ve bir bitki gibi toprağın içinden çıktılar. Daha sonra işler, Allah’ın dilediği düzende yürüdü.

Yaşamın başlangıcında ilk canlıların yumurtalarının çatlaması için uygun bir ortam, sıcak ve nem gerekliydi. Yaratıcı, bu ilk yumurtaların çatlayıp vücut bulmalarını, toprak ya da su da gerçekleşebilecek şekilde programlamıştı. Bundan dolayı bütün canlıların yumurtalarının çatlaması ve yaşama adım atması toprak ya da suda gerçekleşmişti. İlk yaratılış tamamlandıktan sonra canlılardan bazıları rahim dışında bazıları ise rahimlerde gelişimlerini tamamlayarak yaşama adım atmışlardır. 

6. ENAM / 95. Şüphesiz Allah, tohumu ve çekirdeği çatlatandır, ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkarandır. İşte Allah budur. O halde Allah’tan niçin yüz çeviriyorsunuz?

Yeryüzündeki bütün canlılar toprak ve su karışımından yaratılmıştır demiştik. Kısaca özetleyecek olursak: İlk yaratılışta ve ilk yaratılıştan sonra da bitkiler aşılanmış tohumlarla toprak ve suda yetişmeye devam etmişlerdir fakat hareket halindeki canlıların bazıları aşılanmış yumurtalarla toprakta, suda, annelerinin ısıttığı ortamlarda ya da kuluçka makinalarında; canlılardan bazıları ise aşılanmış yumurtalarla anne rahimlerinde gelişmektedir. Aşılanmış her bir yumurta hayatı boyunca ihtiyacı olabilecek programlarla donatılmış kalıtsal bir çekirdeğe sahiptir. Değişen koşullara uyum sağlayabilmektedir. Her bir canlının erkeği ve dişisi mevcuttur. Cinsel XY kromozomu ile erkek ve dişi belirlenmiştir. Her canlının erkek ve dişisi olması Allah’ın varlığının delillerindendir.

Özetlersek Allah, her canlı çiftin aşılanmış yumurtalarını yaratıyorken onlara bir ömür tayin etmiş ve hayat serüveni boyunca ihtiyacı olabilecek her türlü programı da yüklemiştir. Canlıların ölümü yaratıcı tarafından programlanmış kaçınılmaz bir gerçektir. İlk yaratılışta toprak ve su bir kuluçka makinası gibiydi. Karalardaki ilk canlı çiftlere toprak, sulardaki ilk canlı çiftlere ise su analık yaptı. Bunca kompleks canlı, bunca kompleks sistem tesadüf eseri değildi. O, bütün canlıları ölü malzemelerden yaratıp onlara can verdi. Bütün canlılar tekrar ölüyorlar ve toprak, su gibi ölü malzemelere dönüşüyorlar. İnsanlar başka bir yaratılışla ölümsüz olarak, ikinci defa toprak, su gibi cansız malzemelerden yaratılacaklardır. Allah’ın insana vadi var. Allah vadinden dönmez, muhakkak tekrar yaratacaktır. İman edip iyilik yapanları cennetlerde misafir edeceğine söz vermiştir. 

Güvenen Allah’a güvensin çünkü varlığının delilleri aşikârdır. Bizleri gören göze, işiten kulağa, ölçüp tartacak akla sahip kılar inşallah. Âmin! 

İNSAN KİME HALEF YARATILDI?

Bazı din adamlarının iddia ettiği gibi Hz. Âdem’den önce yeryüzünde başka Âdemler yoktu. Bu varsayım, mantık dışıdır. Allah’ın Kitap’ında buna delil gösterebilecekleri herhangi bir ayet yoktur. Bütün insanlar Hz. Âdem’in soyundan geldi. İlk insan olan Hz. Âdem uzun yıllar yaşadı. Bunu Hz. Nuh’un ömründen yola çıkarak anlayabiliyoruz. Hz. Nuh dokuz yüz elli yıl tufandan önce elli yıl da tufandan sonra yaşamıştır, bu bize bir ayetle bildirilmektedir. Doğada  olumsuz koşulların gelişmesiyle İnsan ömrü kısaldı ve fiziki gücü de asgariye indi fakat insan evrim geçirmedi. Genetik yapısında bir değişiklik olmadı. İnsanların ömürleri yavaş yavaş kısaldı. Bugün doksan, yüz yıl yaşayanları parmakla gösterir olduk.

Bir zamanlar yeryüzünde melekler dolaşıyor, Allah’a itaat ve ibadet ediyorlardı. Yeryüzü sakin huzur içinde, Allah’ın çok anıldığı, övülerek tesbih ve takdis edildiği; çok temiz ve çok güzel bir yerdi. Melekler canlı ve akıllı yaratıklardı. Allah’ın izin verdiği her yerde dolaşmaya muktedir yaratılmışlardı. Allah, yeryüzünde insanı yaratmayı murat etti ve Âdem’i yarattı. İnsanlar Âdem’in soyundan geldiler ve yeryüzünde meleklerin yerini aldılar. Allah insanlara insanlardan peygamberler gönderdi. Dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını, şeytanların şerrinden nasıl korunabileceklerini de bildirdi. İnsanların yaratılışından sonra melekler yeryüzüne görevleri icabı inip çıkar oldular. Eğer yer yüzünde dolaşan melekler olsaydı Allah, meleklere meleklerden bir peygamber gönderecekti. 

22: HAC / 75. Allah hem meleklerden hem de insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah, her şeyi işitir ve görür.

17: İSRA / 95. Onlara söyle: “Eğer yeryüzünde huzur içinde gezinip duran melekler olsaydı, elbette gökten, peygamber olarak bir melek indirirdik.”

2: BAKARA / 30. Senin Rabbin: “Muhakkak ki ben, yeryüzünde meleklere halef oluşturacağım.” dedi. Onlar: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz, sen orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. O: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi.

“Neden insan meleklere halef yaratıldı?” gibi bir soru aklınıza gelebilir. Allah, kendini övsün, kendine itaat ve ibadet etsin diye insanı yaratmayı diledi. Melekler, kendilerine halef yaratılacak olan insanların, Allah’ın emirlerine itaat etmeyerek yeryüzünde kan dökebileceklerinden endişe ediyorlardı. Melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah onlara: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi. 

Melekler, Allah’ın insanı yaratmaktaki hikmetlerini tam olarak bilmiyorlardı. Biliyor olmaları da mümkün değildi çünkü kalplerdekini ancak Allah biliyordu. Bu sebepten Allah onlara: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi.

Melekler, Allah’ın yarattığı ve bazı görevlerden kendilerini sorumlu tuttuğu kullarıdır. Onların aralarında İblis adında bir melek vardı. Bu cinlerdendi ve insanın meleklere halef yaratılacak olmasından hoşlanmadı. Kıskanmaya başladı. Allah, İblis’in kalbinde kibir ve kıskançlık gibi bir hastalık olduğunu biliyordu fakat meleklerin bunu bilmesi imkânsızdı. İblis içlerinden biri olduğu için ona güvenmekteydiler. Allah, İblis’in gerçek yüzünü ortaya çıkarmayı, melekleri ve insanı da buna şahit tutmayı dilemekteydi. İşte, Allah’ın muradından birisi de buydu çünkü Allah, şahitsiz hiçbir kulunu cezalandırmayan, adaleti seven, Yüceler Yücesi İlah’tı.

38: SAD / 71. Rabbin meleklere demişti ki: “Ben muhakkak ki toprak ve sudan bir insan yaratacağım.” (Salsalden)

38: SAD / 72. “Onu tamamlayıp, ona ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın!”

2: BAKARA / 31. Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti sonra onları meleklere arz edip: “Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin.” dedi.

2: BAKARA / 32. Melekler: “Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakîm olan ancak sensin.” dediler.

2: BAKARA / 33. (Allah:) “Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat.” dedi. Âdem, onların isimlerini onlara anlatınca: “Ben size, muhakkak göklerde ve yerde görülmeyenleri bilirim hatta daha ilerisini, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim?” dedi.

2: BAKARA / 34. Hani biz, meleklere: “Âdem’e secde edin.” demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O, yüz çevirdi ve büyüklük tasladı. Böylece kâfirlerden oldu.

Cebrail Aleyhisselâm Allah’ın en seçkin, en büyük meleklerinden biridir. Allah, insanın yaratılışından daha önce, yaratmış olduğu meleklerine de dillerini ve dinlerini öğretmişti. Böylece melekler Rableriyle konuşabiliyor ve O’na ibadet ve itaat ediyorlardı. Daha sonra insanı yarattı. İlk insan Hz. Âdem’e de iletişim aracı olacak olan dilini ve ona rehberlik edecek olan dinini öğretti. Okumayı ve kalemle yazmayı öğretti çünkü insan, meleklere halef yaratılmış, akıllı, öğrenebilen bir varlıktı. Allah ve melekler insanların dostuydu. Hz. Âdem ve eşi bize bildirilmeyen bir süre yeryüzünde yaşadı. Yeryüzünde yaşamak yorucuydu. Allah, Hz. Âdem ve eşini cennete davet etti ama bir şartı vardı:

2: BAKARA / 35. Biz: “Ey Âdem! Sen ve eşin beraberce cennete yerleşin. Dilediğiniz zaman dilediğiniz yerdeki cennet nimetlerinden yiyin ve şu ağaca yaklaşmayın. Bundan yerseniz zalimlerden olursunuz.” dedik.

20: TA-HA / 117. Akabinde: “Ey Âdem!” dedik: “Şeytan hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır sakın sizi cennetten çıkarmasın sonra yorulur, sıkıntı çekersiniz.”

20: TA-HA / 118. “Kuşkusuz burada ne aç kalır ne de çıplak kalırsınız.”

20: TA-HA / 119. “Kesinlikle burada susuzluk çekmeyecek ve sıcaktan da bunalmayacaksınız.”

20: TA-HA / 120. Derken… Şeytan ona vesvese verip aklını karıştırdı: “Ey Âdem!” dedi: “Ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı sana göstereyim mi?”

20: TA-HA / 121. Nihayet o ağaçtan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. Âdem, Rabbine âsi olunca, olup bitene şaştı kaldı.

Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın ne kadar süre cennette kaldığı bize bildirilmemiştir. Sadece cennetten çıkarıldıktan sonra yeryüzünde ne kadar yaşadıkları bildirilmiştir. Onlar cennetteyken sadece birbirilerini çok seven iki iyi arkadaştılar ancak “yasak meyveyi yedikten sonra” avret mahalleri kendilerine gözükmüş ve şehevi duygulara sahip olmuşlardı. Büyük ve küçük abdest bozmaya ihtiyaç duymuşlardı. Hz. Âdem, kendisini affetmesi için Rabbine çok yalvarmıştı fakat cennette kalmalarına, cenneti kirletmelerine izin verilmemişti.

Cennetteki lanetli ağaç insanı imtihan için yaratılmıştı. Şeytan Hz. Âdem’i kandırdı. Böylece Âdem, Rabb’ine asi oldu. Atalarımız Âdem’le Havva, şeytanın hilesine yenik düşüp yasak ağacın meyvesinden yediler. Üçü de suçluydu, cennetten çıkarılarak hep beraber yeryüzüne indirildiler ve yeryüzünde hapsedildiler. Onların; uzayı aşamaması, ikinci uzay katına ulaşamaması için uzay içinde türlü türlü tuzaklar yaratıldı.

20: TA-HA / 122, 123, 124. Sonra Rabbi Âdem’i seçkin kıldı, tövbesini kabul edip onu doğru yola yöneltti ve dedi ki: “Bazınız bazınıza düşman olarak hepiniz oradan (cennetten) inin! Benden size bir hidayet geldiğinde artık içinizden kim benim hidayetime uyarsa o, sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.”

Allah, Hz. Âdem’in tövbesini kabul ettikten sonra onu kendi soyu içinde peygamber yaptı. Âdem’in nesline de peygamberler göndermeye devam etti. İnsanlardan bir kısmı, iman edip Allah’ın hidayetine uydu, dünya ve ahiretini bedbaht etmedi fakat çoğunluk şeytanın ardından gitti, kendi kendine zulmederek cehennemi hak etti.

81: TEKVİR / 19. Kur’an kuşkusuz değerli bir elçinin sözüdür.

Allah yeryüzünü insanların kullanımına verdi. Rabbimiz Hz. Âdem’in tövbesini kabul etmekle ona ve zürriyetine merhametini göstermiş oldu. Elçiler gönderip o elçilere uyanları cennetinde ebedi misafir edeceğine dair Hz. Âdem’e söz verdi çünkü insana iyiyi kötüyü ayırt edebilmesi için akıl nimeti vermişti. O gündür bu gündür birçok peygamberler gelip geçti. Nihayet peygamberlerin sonuncusu ve kıyamet alametleri geldi.

47: MUHAMMED / 18. Kıyamettin ansızın kendilerine gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Halbuki onun alametleri gelmiştir fakat kıyamet başlarına geldiği zaman ders almaları, kendilerine ne fayda verecek?

Rabbim sen İncil’de kıyametin yaklaştığını Kur’an’ı Kerim’de de kıyamet alametlerinin geldiğini bildiriyorsun ama biz, bin dört yüz senedir kıyamet alametlerinin gelmesini bekliyoruz yoksa şeytan, gözlerimizi kör, kulaklarımızı sağır mı etti? Rabbim, bizleri şeytanın şerrinden emin eyle. Gözlerimizi görür, kulaklarımızı işitir eyle! Günahlarımızı affeyle. Bize dinimizi öğrenmeyi ve rızana layık olarak yaşamayı nasip eyle. Cehaleti bizden uzak tut. Amin!

DİNDE İDDET BEKLEME VE YENİDEN EVLENME SÜRESİ

İddet beklemek nesebin ortaya çıkması açısından çok önemlidir. İlahi ve dünyevi kanunlarda bu hüküm mevcuttur. Doğacak çocuğun kime ait olduğunun belli olması gerekir. Belli olmazsa doğacak çocuk ilerde ensest bir evliliğe maruz kalabilir. Dinimizdeki iddet süresi, şu üç gurup kadını içine almaktadır:

     1. Ay hali görenler.

     2. Menopoz dönemine henüz girmiş olanlar.

     3. Menopozu kesinleşmiş olanlar.

Yukarıda gördüğümüz bu üç grup kadının üçünün de iddet süresi üç aydır. Bu üç ay içerisinde hamile olup olmadığı gözle görülür bir şekilde kesinleşmiş olur. Kadının hamile olduğu kesinleşmiş olunca iddet süresi uzar. Çocuk doğup hamilelik durumu sona erince hamile kadının iddeti de biter. 

Menopozdaki kadınlardan bazıları çok nadir de olsa menopoza girdiklerinden yıllar sonra bile hamile kalabiliyorlar. Bunların hepsi göz önünde bulundurulmuş ve hepsinde üç ay bekleme süresi söz konusu olmuştur. Allah kadını mağdur etmemek için iddet müddetini üç ay koymuştur. Hamile olmasının ortaya çıkmasıyla hamile olan kadının iddeti uzatılmıştır. Her kadının on ay iddet beklemesi mantıksızdır hatta bu kadına karşı yapılan bir zulümdür. Erkek boşandığı gün evlenebilmektedir. Bundan dolayı Allah, kadınların mağduriyetini asgariye indirmiştir. İlgili ayet meali aşağıdadır:

65: TALAK / 4. Kadınlarınızdan kısırlık çağına gelmiş olanların durumundan şüpheye döşerseniz onların iddeti üç aydır ve (artık) ay hali olmayanların ki de üç aydır. Hamile olanların süresi doğurmaları ile sona erer.

Dünyevi kanunlarda hamile olsun ya da olmasın kadınların hepsinin iddeti on aydır. On ay zarfında evlenen kadının evliliği geçersizdir. Yeniden evlenmek isteyen bir kadın, iddet müddetinin kaldırılması için mahkemeye başvurur, mahkeme kadını hastaneye sevk eder. Kadın hamile olmadığını belgeleyen bir rapor getirirse mahkeme yeni bir evlilik için on aylık iddet bekleme süresini kaldırabilir ve kadın evlenebilir.  Mahkemelerin çok ağır işlediği göz önünde bulundurulacak olursa ve evlenmek isteyen bir kadının bir sürü formaliteyi aşması gerekiyorsa… Bu, kadın için sıkıntılı bir durumdur. Kadınlar iddet müddetinin kaldırılması için mahkemeye baş vurdukları zaman toplum tarafından ayıplanmaktadır. Boşanmış kadınların üzerinde mahalle baskısı oluşmaktadır. 

Güvenen Allah’a güvensin! Allah kullarına zulmetmez.

ANA RAHMİNE DÜŞEN BİR BEBEĞE RUH NE ZAMAN GİRER?

Allah, her insanı rızkı ile yaratır, çocuklarımızı “besleyemeyiz” korkusuyla öldürmek (kürtaj ve düşük) haramdır. Yumurtanın aşılanmasına engel olmak, tedbir almak günah değil fakat döllendikten sonra onu yok etmek günahtır çünkü o, bir insan olmak üzere yola çıkmıştır. Onun yaşamına son vermekle insan dinen katil sayılmaktadır. Allah’ın emrini yerine getirirken insanlar gevşeklik göstermemelidir. Dönüş Rabbimizedir, O’nun huzuruna “katil” damgasıyla çıkmak istemiyorsak dinin emir ve yasaklarına dikkat etmeliyiz.

Din adamlarından bazıları, Allah’ın emirlerinden insanları uzaklaştırıp gevşeklik yapmaya yönelten fetvalar veriyorlar. Allah’ın ayetlerine muhalif bir tutum sergiliyorlar. İnsanları evlat katili yapıyorlar. Şöyle ki, Ruh ilk kırk günden veya ikinci kırk günden sonra girer diyerek bu devrede rahime düşmüş bebeğin hayatına son vermenin bir sakıncası olmadığını ileri sürüyorlar. Karı ve kocanın aralarında anlaşarak iki aylık veya daha erken bir bebeğin yaşamına son verebileceğini ve bunun bedelininse fakir birilerine “iki altın” vermek olduğunu söylüyorlar. Bu doğru değil, Allah buna müsaade etmiyor. Buna müsaade eden bir ayet göremezsiniz. Peygamber de Allah’a muhalefet olacak bir söz söylemeyeceğine göre… Bu fetvayı neye dayandırdıklarını çok merak ediyorum.

Çocuğunu öldüren bir Müslüman hesap günü mutlaka bunun hesabını verecektir. Hesap günü, diyebilir misiniz ki Allah’ım Hoca Efendi böyle fetva veriyordu. Ben de bebeğimin canına kıydım ve onun canının bedeli olarak da “iki altın” diyet verdim! Allah’ın ayetlerini değil de hocayı galeye alırsanız Allah’a şirk koşmuş olmayacak mısınız? 

Hz. İbrahim putlara seslenmişti de putlar cevap verememişti çünkü onlar canlı değillerdi. Hatırlarsanız Allah, putların ruhsuz (cansız) olduğunu Hz. İbrahim’in sorularına cevap veremediğini Kur’an’ı Kerim’de bize bildirir. Dikkat ederseniz yine ayetlerinde Rabbimiz, Âdemoğullarının bellerindeki zürriyetlerini, birer canlı olarak, muhatap almış, onlara soru sormuş ve cevap almıştır. Ölüler cevap veremez değil mi? 

7: ARAF / 172. Kıyamet günü: “Bizim, Rabbimizin varlığından, haberimiz yoktu.” demeyesiniz diye Rabbin, Âdemoğullarının bellerindeki zürriyetlerini muhatap alıp, onları kendi nefislerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi. O zaman onlar: “Evet, sen bizim Rabbimizsin, şahidiz.” dediler.

7: ARAF / 173, 174. “Kuşkusuz, bizim atalarımız önceden Allah’a ortak koştu. Biz onlardan sonra gelen bir nesil olduk. Rabbimiz! Biz sonradan gelmiş olduğumuz ve Rabbimizin kim olduğunu bilmediğimiz halde onların yaptığı şeyle bizi helâk mı edeceksin?” demeyesiniz diye. Biz, delillerimizi detaylandırıyoruz ki belki onlar inkârlarından dönerler.

İnsanoğlunun tohumları (spermler) gelişimlerini tamamladıklarında Allah, onlara Rabbiniz kim diye sormaktadır. Onlardan, Rabbimiz sensin cevabını almaktadır. Olgunlaşan spermler bulunduğu erkeğin vücudundan bağımsız hareket etmeye başlar. Bir mayi içerisinde yüzer. Allah, spermlere bir ömür tayin etmiştir. Her biri birer canlıdır. Allah, bunlardan dilediğini kadın yumurtasıyla eşleştirir. Bir insan olarak dünyaya getirir. Diğerlerini öldürür. Spermlerin içinden de hangisinin yaşayacağına ancak Allah karar verir. Eğer spermler, yaratılmaları tamamlandıktan sonra Allah’ın kendilerine sorduğu soruya cevap verebilmişlerse bu onların bir ruha sahip olduklarının kanıtıdır. Demek ki onlar birer canlıdır. Öyleyse döllenmiş her yumurta bir ruha sahiptir. Onu yok eden elbette katil olur. Konu ile ilgili ayetleri aşağıda görmektesiniz.

17: İSRA / 31. Geçim sıkıntısı endişesi ile (kürtaj veya düşük yaparak) evlatlarınızın canına kıymayın. Onların rızkını da sizin rızkınızı da veren biziz. Onları öldürmek çok büyük bir suçtur.

6: ENAM / 140. Bilgisizlikleri yüzünden “beyinsizce evlatlarını öldürenler” ve Allah’ın verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek, kendilerine haram kılanlar muhakkak ki ziyana uğradılar. Bunlar, doğru yoldan sapmışlardır, hidayete erecek de değillerdir.

6: ENAM / 151. De ki, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: “O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla evlatlarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.”

Rabbimizin rahmet ve bereketi üzerimize olsun. Bizleri cehaletten kurtarsın, dinimizi öğrenmemizi ve yaşamamızı nasip etsin. Âmin!

İLMİ SAĞLAM OLMAYANIN DİNİ SAĞLAM OLMAZ

Allah, insanı düşünmeye, araştırmaya ve doğa hakkında bilgi sahibi olmaya davet eder çünkü doğanın nasıl büyük bir ilimle yaratılmış olduğunu anlayabilmek, ilmi araştırmalara bağlıdır. Aklını kullanmayan insanlar, Allah’ın varlığını, ilmini ve kudretini idrak edemez. Bundan dolayıdır ki Kur’an Kerim, tarih, fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi konulara da insanların dikkatini çekmeye çalışır. İnsanın ve canlıların yaratılışı, dünyanın yaratılışı, uzay ve uzay dışı konularda bilgiler verir. Uzayımızın dışında başka yaşam alanları olduğunu bize bildirir ve insanları uyarır, iyi insanlar olmaya davet eder. İyi insanların buralarda (cennetlerde) sonsuza kadar misafir edileceğini, müjdeler. Kötü insanların yaptıkları kötülüklerin karşılıksız kalmayacağını, sonsuza kadar en kötü şartlarda hapis edilebilecek mekanlar (cehennemde) bulunduğunu bildirerek insanları uyarır. Kötülüklerden uzaklaştırmaya çalışır.

35: FATIR / 28. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da farlı renklerde olanlar vardır. Allah’ın kulları içinde, Allah’a saygı duyanlar ancak âlim olanlardır. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.

55: RAHMAN / 5. Güneş de ay da (rast gele oluşmamış) bir hesap ile yaratılmıştır.

Güneş sistemi, müşriklerin iddia ettiği gibi kendi kendine hesapsız kitapsız meydana gelmemiştir. İki gün gibi çok uzun bir sürede, ince hesaplarla yaratılmış, korunmakta ve yaratan tarafından yönetilmektedir. Burada ifade edilen gün dünya günü değildir. Henüz yaratılmamış bir sistemin nasıl günü olabilir ki? 

Allah, cisimlerin gölgelerinin kendi etraflarında dönerek seyretmesine insanların dikkatini çekmeye çalışır. İnsanoğlu, gölgenin cismin üzerindeki seyrinin nedenini merak edip deneylere dökecek olsaydı, Güneş sistemi hakkında bir ön bilgiye çok daha erken sahip olabilecekti. Allah’a ve indirdiği kitaplara olan imanları pekişecekti. Astronomide şu andakinden çok daha ileride olabilecekti. Kibir ve yaratıcı düşmanlığı insanları ilerlemekten alıkoymuştur.

25: FURKAN / 45. Görmedin mi Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını? Rabbin dileseydi onu sabit yapardı. Biz güneşi ona delil yaptık.

Güneşin ve dünyanın hareketli olduğunu vurgulayan bu ayeti kerime insanın hiç düşünmediğini, adeta bakar kör olduğunu, Allah’ın varlığının delillerini görmezden geldiğini ima ediyor. Rabbimiz, gölgenin uzayıp kısalmasından dünyanın ve güneşin sabit olmadığını insanın araştırıp anlamasını ve imanını pekiştirmesini arzu ediyor.

39: ZÜMER / 5. O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, (bir yumak gibi) geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ayı (insanın) istifadesine sunmuş, her biri belli bir süreye kadar (Allah’ın belirlediği yöne) akıp gitmektedir. İyi bil ki, çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan ancak O’dur.

Bu ayeti kerimede dünyanın kendi etrafında dönüşüne vurgu yapılıyor. Dünya bir yumağa benzetiliyor. Dünyanın, güneşin, ayın hareket halinde oldukları ve belirlenmiş bir yöne doğru dönmekte oldukları açıklanıyor. Onların bu hareketlerinin belli bir süreye (kıyamete) kadar devam edeceği bildiriliyor. Güneş ve ay yaratılmış, istifadenize verilmiş olmasa yaşamınızı sürdürebilir miydiniz, bunu hiç düşündünüz mü, diyor.

16: NAHL / 48. Görmüyorlar mı Allah’ın yarattığı şeylerden herhangi bir şeyi? O şeyin gölgesi Allah’a secde için sağdan sola dönüyor. Onlar (Allah’ın kudretine) tabidirler.

Allah, insanlara görmüyorlar mı diye bir soru yöneltiyor: Allah’ın yarattığı her şeyin bir gölgesi olduğunu hatırlatıyor. Aklını kullanan bir insanın, Güneş sistemini anlaması için nesnelerin gölgelerinin hareketli olmasının yeterli bir delil olabileceğini vurguluyor. Allah’ın kudretini, ilmini görmek ve anlamak için tek bir şeyin bile gölge hareketinin izlenmesinin yeterli olabileceğini dile getiriyor. İnsanın gözü önünde birçok delil bulunduğu halde bunları araştırmadığını, görmezden geldiğini söylüyor. Dünyanın sağdan sola dönerek yol aldığını, bunu rast gele değil de Allah’ın ilmine, kudretine ve emrine tabi olduğu için böyle yapmakta olduğunu vurguluyor.

İstese insan basit bir deney yapabilirdi: Eline limon gibi bir meyve alıp birkaç çöp çakıp ışık kaynağı karşısında meyveyi sapından tutarak sağdan sola doğru çevirebilirdi. Güneş ışıkları karşısında dünyadaki nesnelerin gölgelerinin sağdan sola nasıl düştüğünü anlayabilir ve buradan dünyanın sağdan sola döndüğünü çıkarabilirdi. Bu basit deneyle gölgelerin neden dolayı uzayıp kısaldığını görebilir gece ve gündüzün oluşumunu kavrayabilirdi. Dünyanın kendi etrafında dönmekte olduğunu da kolayca anlayabilirdi. Dünya ve uzay konusunda bilgilenebilir ve Allah’ın kudret ve hikmetini görebilirdi ama insan ön yargılı ve kördü: Allah’ın gökyüzündeki ve yeryüzündeki delillerini görmüyordu. Sağırdı: Allah’ın söylediklerini işitmiyordu. Akılsızdı: Düşünmüyor, araştırmıyor ve sadece hayvanlar gibi yiyip içiyordu. Kibirli ve inkarcıydı: Canlı, ilim sahibi, akıllı bir yaratıcının var olduğunu kabul etmiyordu. Dünyanın düz olduğunu veya öküzün boynuzları arasında olduğunu hayal ediyordu.

Bugün Dünyanın kendi etrafında ve güneşin etrafında sağdan sola doğru dönerek yol aldığını biliyoruz ama hala inkârcılar bu ayetleri görmezden gelmekteler, yaratıcılarını ve onun bin dört yüz elli sene önce göndermiş olduğu bu ilmi mesajlarını da inkâr etmekteler. Müminlere gerici yobaz diyerek hak etmedikleri hakaretlerde bulunuyorlar. İnsanları koyun gibi gütmek için seküler eğitimden başka bir eğitim istemiyorlar. Düşünüp sorgulayanlardan hoşlanmıyorlar çünkü Allah’a inanıp güveneni koyun gibi güdemeyeceklerini biliyorlar. İşte bu sebepten inananlara zulmediyorlar fakat aslında kendi kendilerine zulmediyorlar. Şuursuzluklarından ve kinlerinden dolayı da bunu fark edemiyorlar.

50: KAF / 6. Üstlerindeki göğe hiç bakmadılar mı ki onu nasıl bina etmişiz ve onu süslemişiz? Hem de hiçbir kusuru yoktur.

36: YASİN / 37. Geceyi gündüzden sıyırdığımız zaman karanlıkta kalıyorlar. Onlar için bu bir delildir.

36: YASİN / 40. Güneş’in Ay’ın yörüngesine girmesi, gecenin gündüzü geçmesi mümkün değil. Hepsi birer yörünge içinde yüzüyor.

50: KAF / 7. Yere hiç bakmadılar mı ki onu nasıl yaydık. Oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada her cins bitkiden bitirdik.

Allah, ey insanlar kör müsünüz, diyor: Göğe hiç bakmadınız mı, onu nasıl bir ilim ve nasıl bir kudretle inşa ettiğimizi görmüyor musunuz? Yere hiç bakmadınız mı, hesapsız kitapsız olabilecek herhangi bir şey görebiliyor musunuz? İlimsiz yaratılabilecek herhangi bir şey göremiyorsunuz değil mi? Öyleyse Allah’ı ve peygamberlerini niçin inkâr ediyorsunuz? Hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyleri inkâr ettiğinizin farkında değil misiniz? Size göz verdik, kulak verdik, akıl verdik, el verdik, ayak verdik. Sizi en güzel surette yarattık. Sizi araştırmaya ve anlamaya muktedir kıldık.  Öyleyse, Allah’ın kudretini görmek ve ona olan imanınızı pekiştirmek için bildirdiğimiz konuları, düşünüp araştırmaktan ve ona saygı duyup teşekkür etmekten sizi alıkoyan nedir? Size yardım elini uzatmış bir dostun elini havada mı bırakacaksınız? O sizi çok seviyor. Onun her şeyi sizin için yarattığını ve sizin yararınıza sunmuş olduğunu görmezden gelmeye devam mı edeceksiniz? Size kendi içinizden seçip gönderdiğimiz elçilerimizi her defasında yalanlayacak mısınız? 

Bizi gözünüzle görmek mi istiyorsunuz? Bizi gözünüzle görseydiniz muhakkak ki biz büyülendik diyecek ve yine inkâr etmeye devam edecektiniz. Biz de o zaman gördüklerinizin bir büyü değil de birer gerçek olduğunu size ispat etmek zorunda kalacaktık ve sizi anında mahvedecektik çünkü inkâr edenlerin Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Rablerinin nezdinde inkârcıların hiçbir değeri olmadığını size hatırlatan elçilerimiz de gelmişti değil mi? Düşünüp inkârdan ve Rabbinizin hoşlanmadığı kötü şeylerden vazgeçesiniz diye size zaman da tanıdık. Şeytanları dost ediniyorsunuz. O şeytanlar insanlardan da olur cinlerden de. Siz de iyilerle birlikte olup Allah’ın dostları olabilirsiniz fakat inkârı seçiyorsunuz. Allah ve dostlarına kin besliyorsunuz. Halbuki güçlü olan Allah’tır. Mülk de onundur. Allah ve meleklerini gördüğünüz gün sizin için çok geç olacak. Uyanın!

Hz. Muhammed’in, yalan söylediğini ve ona vahiy gelmediğini iddia ediyorsanız o zaman Kur’an’ı Kerim’deki bu delilleri çürütmeniz gerekiyor. Bilim insanları isteseler de istemeseler de Allah’ın kudreti karşısında boyun eğiyorlar. Bilimsel çalışmalarıyla Allah’ın varlığının ve delillerinin doğrulanmasında da ön ayak olmuş oluyorlar.

Gökyüzünde bir kusur yoktur. İnsanlar ozon tabakasındaki ufak tefek değişikliklerden bile hemen korkuya kapılıyorlar. Gezegenler kendi aralarındaki mesafeleri koruyorlar. Biri diğerinin yörüngesine girmiyor, birbirleriyle çarpışmıyorlar. Gündüz geceyi, gece gündüzü şaşırmaksızın takip ediyor. Gezegenler, Güneş, Dünya ve Ay tayin edilen yörüngelerinde yüzmekte ve belirlenmiş bir yöne dönmekte devam ediyor. Muhakkak ki hepsinin bir ömrü var. Bilim bunlardan hangilerini yalanlayabiliyor?

35: FATIR / 13. O, geceyi gündüze sokuyor, gündüzü de geceye sokuyor. Güneşi ve ayı emrine itaatkâr kılmıştır. Her biri mukadder bir gayeye akıp gidiyor. İşte bu gördüklerinizi yapan Allah sizin Rabbinizdir. Mülk (hükümranlık) O’nundur. O’ndan başka taptıklarınız ise bir çekirdek zarını bile idare edemez.

36: YASİN / 38. Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.

27: NEML / 88. Bakıp da hareketsiz sandığın dağlar (Uzaydan bakıldığında) bulutlar gibi gelip geçer. İşte bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatı. Şüphesiz O, sizin neyle meşgul olduğunuzdan haberdardır. 

31: LOKMAN / 10. O, gökleri direksiz yarattı, onu da görüyorsunuz. Yeryüzü sizi sarsar diye onun içinde yüksek ve sabitlenmiş dağlar oluşturdu. Hareket edebilen canlıların hepsini yaydı. Biz gökten su indirip, ikram ettiğimiz bitkilerin hepsinden, erkek ve dişi çiftler yetiştirdik.

16: NAHL / 15. Allah, yeryüzü sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yarattı.

74: MÜDDESSİR / 1,2. Büyük haberler hakkında birbirlerine sorular soruyorlar.

74: MÜDDESSİR / 3. Onlar, onda ihtilafa düşüyorlar. (İlk yaratılış ve yeniden yaradılış hakkında.)

78: NEBE / 4. Her ikisini de bilecekler.

78: NEBE/ 5. İleride, her ikisini de bilecekler.

78: NEBE / 6. Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?

78: NEBE / 7. Dağları da birer kazık kılmadık mı?

77: MÜRSELAT / 27. Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size tatlı bir su sunmadık mı?

Bugün, magma tabakasının üstünde oluşmuş bir kabuk üzerinde yaşamakta olduğumuzu, biliyoruz. Dünyadaki kara parçaları ovalardan ve dağlardan oluşmuştur. Ovalar ekilip dikilen ulaşım açısından insana kolaylık sağlayan kısımlardır. Ovalarda yaşamak dağlarda yaşamaktan çok daha rahattır. Ovalar insanların rahat ettikleri ve tercih ettikleri yerlerdir yani ovalar insanlar için tıpkı rahat ettikleri bir döşek gibidir.

Dağlar, yeryüzünün karkası gibidir. Dünyanın çekirdeği ile kabuğu arasında sabitlenmiş birer direk vazifesi görmektedir ve ovalarda depremlerin sık yaşanmasını engellemektedir. Eğer dağlar olmasaydı, ovalar depremlerden dolayı yaşanamayacak halde bulunurdu. Magma, zaman zaman yer kabuğunun zayıf alanlarını zorlayıp dışarı çıkmak için volkan tepeleri oluşturur.  Bu tepeler, ne kadar yüksek olursa olsun, birer dağ olarak nitelendirilemez çünkü bunlar, karkas vazifesi görmez. Tabanları sıvı tabaka yani magmadan oluşmaktadır. Allah, dünyayı yaşama uygun yaratmış ve insanların menfaatine sunmuştur. Buna rağmen çok az insan, Allah’a teşekkür ediyor.

82: İNFİTAR / 7. O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kıldı. Sana ölçülü bir biçim verdi.

82: İNFİTAR / 8. Seni dilediği gibi farklı organlardan oluşturdu.

36: YASİN / 39. Biz aya da evreler takdir ettik de O, böylece kurumuş hurma salkımının dalı gibi oluncaya kadar döndü.

6: EN’AM / 96. O, sabahı aydınlatan ve geceyi dinlenme zamanı yapandır. Güneş ve ayı birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, aziz olan ve pek iyi bilen Allah’ın takdiridir.

Eğer güneş ve dünya hareketsiz olsaydı; gece-gündüz ve zaman kavramı olmayacaktı. İnsanlar güneş ve ayın hareketleri sayesinde vakitleri hesaplayabilmektedir. Güneş ve ay takvimi olmak üzere, iki türlü takvim kullanabilmektedir. İnsanlar ne kadar yaşadıklarını sayabilmektedir. 

50: KAF / 8. Bütün bunlar Rabbine yönelen her insanın basiretini açmak ve ona ibret vermek için yaratılmıştır.

10: YUNUS / 31. De ki: “Size gökten ve yerden kim rızık veriyor, o kulaklara ve gözlere hükmeden kim, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kim, işleri idare eden kim?” Hemen, “Allah’tır” diyecekler. De ki: “O halde Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

41: FUSSİLET / 37. Gece ile gündüz ve güneş ile ay Allah’ın (varlığının) delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer onları yaratana kulluk yapmak istiyorsanız sadece Allah’a secde edin. 

50: KAF / 2, 3. Doğrusu inanmayanlar kendi içlerinden uyarıcı bir peygamber geldiğine şaşırdılar da dediler ki: “Bu şaşılacak bir şeydir! Öldüğümüz ve birer toprak olduğumuz vakit mi dirileceğiz? Bu dönüş (mantıktan) çok uzaktır.”

50: KAF / 4. Biz toprağın onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda her şeyi kaydedip muhafaza eden bir kitap var.

75: KIYAME / 4. Bilakis, onların parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. 

Bin dört yüz yıl önce Allah, bu durumu insanlara bildirdiğinde insanların bunu anlaması mümkün değildi. Allah, insanların parmak uçlarının farklı farklı olduğunun doğruluğunu insanın merak ederek araştırmasını, ileri sürmüş olduğu delillerin doğrulanmasını, insanların Allah’ın varlığından ve gönderdiği mesajlardan böylece daha emin olmasını istiyordu. Allah, boş konuşmuyordu ve konuşmaz. Bugün şunu biliyoruz ki her bireyin DNA dizilimi, tek yumurta ikizleri dahil kendine özgüdür. İnsanlar, parmak uçlarındaki bu sırra bilim sayesinde ulaştı. Bilim yapabilmek için insanın daima Allah’ın yarattığı hayata, zamana, mekâna, materyale ve akla ihtiyacı oldu ve de her zaman olacak. Allah, insanların ilim öğrenmesini zamana yaymıştır ve ileride bileceksiniz, sonra bileceksiniz demektedir. İnsan, ondan ilim sahibi olmayı dilerse Allah, ona yardım eder ve ilmini artırır. Bilim insanları binlerce deney yapar ancak Allah’ın izin verdiği kadarında başarılı olur.

38: SAD / 71. Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak killi toprak ve suyun karışımından bir insan yaratacağım. (Salsaldan)

55: RAHMAN / 14. Allah, insanı topraktan yarattı. İnsan su testisi gibidir.

İnsan, su testisinin yapıldığı toprak gibi nemli ve killi topraktan yaratılmıştır. Vücudu da su testisi gibi su ağırlıklıdır. Allah, insanın dikkatini buna çekmek istemiştir. İnsanın araştırmasını ve inancını pekiştirmesini beklemektedir. Gerçekten insan bir su testisi gibidir: Su testisinin kendisi, kemik ve iskelet yapımızı andırmakta, testinin içindeki su ise vücudumuzdaki suyun iskelet yapıya oranını andırmaktadır: Kanımız %94, beynimiz ve böbreklerimiz %83, gözlerimiz %95, kalbimiz %75, kaslarımız %75, akciğerlerimiz %85 su içerir.

23: MÜ’MİNÜN / 23. Andolsun biz, Nuh’u kavmine gönderdik: “Ey kavmim Allah’a kulluk edin, O’ndan başka İlahınız yoktur. Hâlâ sakınmayacak mısınız?” dedi.

23: MÜ’MİNÜN / 24, 25. Bunun üzerine, kavminin içinden inanmayan kodaman topluluğu: “Bu adam tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah, (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık. Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyleyse, bir süre kadar ona katlanıp, onu gözetleyin bakalım.” dediler.

23: MÜ’MİNÜN / 26. Nuh: “Rabbim! Beni yalancı çıkarmalarına karşı bana yardım et.” dedi.

23: MÜ’MİNÜN / 27. Bunun üzerine: “Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz geldiği zaman gemiye aydınlatacak ve yakacak al. (Etine, sütüne, yününe ihtiyacınız olacak) hayvanların hepsinden çiftler al ve bir de içlerinden, daha önce kendileri aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.” diye ona vahiy ettik.

23: MÜ’MİNÜN / 28. Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun!” de.

11: HUD / 44. Allah, dedi ki: “Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes!” Sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi Dağı üzerine oturdu. O zalim kavme: “Dünyadan uzak olun!” dendi.

11: HUD / 48. “Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte olanlara, soyunuzdan gelecek milletlere bizden selamet ve bereket dileğiyle. İlerde kendilerini birçok nimetten faydalandıracağımız ve sonra da nankörlükleri yüzünden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacak olan nice milletler de olacaktır.” dendi.

Bugün fosillerin büyük bir çoğunluğunun aynı zaman dilimi içerisinde ortaya çıkmış olduklarını görüyoruz. Nuh tufanı ile yeryüzündeki bazı canlıların soyu tükenmiştir ve yeni canlılar dünyaya gelmiştir. 

55: RAHMAN / 29. Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir.

Günler süren yağışlarla birlikte, yeryüzündeki kara parçalarının çoğunluğu sular altında kalmıştır. Altı ay ya da daha uzun sürdüğü tahmin edilen bu süreç sonunda yağmurlar bir anda kesilmiştir. Çok hızlı bir şekilde sular yeryüzünün çukur bölgelerine doğru akmış ve kutuplarda da buzullaşmalar gerçekleşmiştir. Böylece sular karalardan çekilmiş karalar yaşanabilecek bir ortama dönüşmüştür. Suların karalardan hızla çekilmesi bataklıkları oluşturmuştur. Bataklıklara hızla gömülen canlılar, dış etkenlerden süratle uzaklaşmışlardır ve bu sayede fosilleşme koşulları oluşmuş, fosilleşmişlerdir. Her ölen canlı fosilleşemez. Hızlı bir şekilde buzlaşmış sular, denizler, göller ve bataklıklar gibi ortamlar fosilleşmenin en iyi gerçekleşmiş olduğu ortamlardır. Fosiller, magmatik ve metamorfik kayaçlar içerisinde bulunmazlar. Sonradan oluşmuş, tortul kayaçların içinde bulunurlar.

2: BAKARA / 223. Müminlere müjdele: Kadınlarınız sizin için bir tarladır (tohum atan sizlersiniz). Dilediğiniz zaman kendilerinizi onlara takdim edin ve tarlalarınıza yaklaşın. Allah’a kavuşacağınızı bilin ve onlara güzel davranın.

Yıllar yılı kadınların bazıları, erkek çocuk veremedi diye, kocaları tarafından suçlanmış ve çoğu zaman üzerlerine kuma getirilmiştir. Bu suçlamalar hala bugün dahi devam etmekte ve erkekler sırf bu yüzden eşlerine kötü davranmaktadır. Genetik bilimi daha dünkü hikâye ama Allah, cinsiyeti belirleyen kromozomlara erkeklerin sahip olduğunu bin dört yüz sene önce insanlara bildirmiştir ve eşlerine iyi davranmalarını istemiştir. Kur’an’ı Kerimde Allah’ın araştırmamızı ve imanımızı pekiştirmemizi istediği birçok ayet görebiliriz. Allah’ın sünnetinde bir değişiklik göremezsiniz. Bu ayetlerin birçoğu İncil ve Tevrat’ta da mevcuttur. Maalesef Allah’ın kitapları mühürlenmiş gibidir. Açıp okuyan ve düşünen kimse yoktur. İnsanlar, yalan yanlış yorumların arkasına düşmüş ve onları din edinmişlerdir. Yorumlardaki çelişkilerden dolayı da yoldan çıkmışlardır.

Ay yarıldı kıyamet yaklaştı ayetini düşünelim. Bugün NASA’dan gelen bilgiler ışığında ayda çok uzun ve geniş dikdörtgen bir yarık olduğunu biliyoruz. Bunun, kesinlikle göktaşlarının eseri olmadığı yetkililer tarafından açıklanmış bulunuyor. Allah, “İleride bileceksiniz” diyordu ve bugün biliyoruz. Kur’an’daki bu ayet ile NASA’nın keşfi arasında bir çelişki yok. İnkâr edersek her ikisini de inkâr etmiş olacağız. Şayet kabul edecek olursak her ikisini de kabul etmiş olacağız.

21: ENBİYA / 33. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur; her biri bir yörüngede yüzüyor.

21: ENBİYA / 30. Şüphesiz ki gökler ve yer bitişikti de biz ikisini ayırdık. İnkâr edenler, görmüyorlar mı canlı olan her şeyi sudan yarattığımızı? Hala inanmayacaklar mı? (Su olmasaydı yeryüzünde canlılar oluşamayacaktı.)

11: HUD / 7. “Hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, arşı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratan odur.” Yemin ederim ki “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” desen, inanmayanlar derhal, “Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir” derler.

41: FUSSİLET / 11, 12. Sonra Allah, semayı yaratmaya yöneldi. O duman halindeydi. Göklere ve yere: “İsteseniz de istemeseniz de buyruğuma girin” dedi. Onlar, isteyerek girdiklerini söylediler. Allah, onları yedi gök olmak üzere iki gün içinde düzenledi. Her bir semaya vahye uymasını emretti. Dünya semasını kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bunlar, güçlü ve bilgili olan Allah’ın takdiridir.

Allah, bir bütünü parçalamış ve ondan gökleri ve yeri yaratmıştır. Bütün bunları arş su üzerindeyken yapmıştır. Böylece arş bundan etkilenmemiştir. Bir bütünün Allah tarafından duman haline gelinceye kadar parçalanarak bir plan, bir proje ve bir hesap ile yeni baştan düzenlenip yaratılmış olduğunu Kur’an’ı Kerim bize bildirmektedir. 

Bugün bazı bilim insanları, evrenin yaratılışı ile ilgili, büyük bir patlama olduğunu, rastgele kopan parçaların evrendeki gezegenleri ve yıldızları meydana getirdiğini ileri sürer ya da gaz bulutlarının rast gele evreni oluşturduğunu yani bu iddialara göre, bu düzen hesapsız kitapsız meydana gelmiştir. Allah ise bunu bir hesap bir kitap dahilinde yaptığını bildirmektedir. 

İnsan, evrenin yaratılışına şahit olmamıştır. İnsanın bu konudaki ilmi, zandan ileri gidemez. Zan peşine düşen hakikatten nasibini alamaz. İnsan, Allah’ın varlığını kabullenmek istemediği sürece bu saçma iddiaları ileri sürmeye devam edecektir.

Temsilde hata olmaz. Örneğin: Bir kâğıt fabrikası düşünün ki değerlendirmek için eski kağıtları satın almış ve işe yarar hale getirmek istiyor. Aldığı bu eski kâğıtları rasgele parçalara ayırarak mı kullanır yoksa hamur haline getirip yeni baştan ihtiyaca uygun kağıtlar üreterek mi dersiniz? Elbette hamur haline getirip ihtiyaca uygun kağıtlar üretecektir. Allah da bir bütünü en küçük birimlere ayırıp istediği gibi düzenlemiştir. Allah güç ve ilim sahibidir. Allah, düşünmemizi emrediyor.

4: NİSA / 82. Onlar hâlâ Kur’an’ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmayacaklar mı? Eğer o Allah’tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.

68: KALEM / 51. O inanmayanlar, Kur’an’ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar da “O bir deli” diyorlar.

İnanmayanlar, işittiklerinin bir delinin sözlerine, kesinlikle, benzemediğini görüyorlardı. Hasetlikle Hz. Muhammed’e bakıyorlardı. Hasetliklerinden dolayı “O bir deli” diyorlardı. Kur’an’ı Kerim hem ahlaki hem ilmi niteliklerinden dolayı evrenseldir. Gördüğünüz gibi içeriğindeki bilgilerin doğruluğu kıyamete kadar geçerliliğini sürdürecektir. İşte Allah’ın, “İnsanlar ve cinler bir araya gelse dahi Kur’an’ın bir suresini bile yazamazlar.” demesi bundan dolayıdır.

10: YUNUS / 38. Onu O uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyen kimselerseniz haydi siz de O’nun gibi (yerden ve göklerden, geçmişten ve gelecekten; doğru haberler veren) bir sure getirin  Allah’tan başka, buna güç yetirebilecek olan kimler varsa onları da yardıma çağırın.”

2: BAKARA / 23. Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimizden şüphe içinde iseniz haydi siz de O’nun gibi bir sure getirin. Eğer haklıyız diyorsanız, Allah’tan başka güvendiklerinizin hepsini de yardıma çağırın.

2: BAKARA / 24. Yok bunu yapamadıysanız ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.

Birçok insanın, ilmini kavrayamadıkları şeyleri inkâr ettikleri görülmektedir. Onlar ne göklerin ne yerin ne de canlıların yaratılışına şahit olmuşlardır. Zanlarına göre konuşmayı ve yalan söylemeyi yeğlemektelerdir. Allah der ki: “Bırakın onları, onlar cehennemi görüp de yanıncaya kadar inkâr etmeye devam edecekler.” Melekler onlara diyecekler ki: “İşte bu inkâr ettiğiniz cehennemdir!”

10: YUNUS / 97. Onlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı (cehennemi) görünceye kadar inanmazlar.

53: NECM / 31. Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah’ındır. Sonuç olarak, kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır.

2: BAKARA / 255. Allah’tan başka İlah yoktur; Diri ve baki olan, her şeyi idare eden O’dur. O’nu ne bir uyku ne de bir uyuklama tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzin verdiği hariç, O’nun huzurunda şefaat edebilecek olan kimdir? O, onların yapmakta olduklarını da yapmış olduklarını da bilir. “Allah’ın dilediğinden başkası O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamaz.” O’nun kürsü (yedinci kat gök) semaları ve yeri kapsadı. Onları korumak O’na zor gelmez. O çok yüce ve çok büyüktür.

İnanmayanlar: “Asıl olan evrim teorisidir. İslam bir inançtan ibarettir. Bu kitap bilimle çelişmekte. Bu bir bilim kitabı değil. İçinde hiç formül yok. Allah inancı bilime aykırıdır” dediler. Kısır bir inkârcılığa takılıp kaldılar.

Allah, her bir şeyi hassas hesaplarla yaratmış ve yaratmaktadır. Her bir şeyin formülü kendi katında kayıt altına alınmıştır. Kur’an’ı Kerim’de açıklanan delilleri anlayamayan bu insanlar, yaratılışın formülleri kendilerine indirilmiş olsaydı acaba bu formüllerin milyarda birini anlayabilecekler miydi? Allah, yarattıkları şeylerin formüllerini kelime kelime insanlara açıklayacak olsa ne kadar kâğıt ne kadar mürekkep gerekecekti?

İşte Allah’ın insanlara verdiği cevaplardan birkaçı:

31: LOKMAN / 27. Eğer yer yüzündeki ağaçlar kalem olsa deniz mürekkep olsa yedi deniz de ona destek olsa yine de Allah’ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.

45: CASİYE / 6. İşte bunlar, Allah’ın delilleridir. Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık onlar, Allah’a ve onun delillerine inanmadıktan sonra daha hangi söze inanacaklar?

44: DUHAN / 38. Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve bir eğlence olsun diye yaratmadık.

18: KEHF / 54. Hakikaten biz bu Kur’an’da insanların anlaması için her türlü delili sayıp döktük fakat tartışmaya en çok düşkün varlık, insandır!

53: EN-NECM / 28, 29, 30. Onların bu konularla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise şüphesiz hakikat bakımından hiçbir şey ifade etmez. İşte onların ilimden erişebilecekleri (son nokta) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, doğru yolda olanı da iyi bilir. Bunun için bizi anmaktan yüz çevirenlerden ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden sen de yüz çevir.

DOMUZLAR, MAYMUNLAR, EVRİM ve BİLİM

Allah, bütün kavimlere müjdeleyici ve uyarıcı elçiler göndermiştir. Kavimler gelen elçileri büyücülükle suçlamışlar, söylediklerine inanmamışlar ve Allah’ın elçilerine zulmetmişler hatta bazılarını öldürmüşlerdir. Elçiler de zalimlere karşı Allah’tan yardım istemişlerdir. Bu sebepten Allah’ın lanet ve gazabına uğrayanlar olmuştur. Allah, son peygamberine indirdiği ayetlerde, geçmişteki zalimlerin kendilerine zulüm ettiklerini, bundan dolayı da maymunlara ve domuzlara dönüştürüldüklerini bildirmektedir.

Evrimciler, insanların maymunlardan ve domuzlardan evrimleştiğini ileri sürüyorlar fakat bu bilimsel bir gözleme dayandırılamamıştır, dayandırılamayacaktır da. Evrim teorisini etkisiz kılmak için küçük bir örnek bile yeterlidir. Evrimciler bu hayvanların bir kısmının insanlardan evrimleştiğini söyleseler daha mantıklı olabilirdi çünkü kompleks bir yapıdan ilkele geçiş kolaydır ve bu gözlemlenebilmektedir. Böyle bir teori ilahi kitapları tasdik edeceğinden dolayı evrimcilerin işine gelmez ve bu nedenle hakkı gizlemeye gayret göstermektedirler. Halbuki Allah, hakkı batıla çarpar da batıl dağılır gider, hak karşısında tutunamaz.

Deli bir insanı düşünelim… Deli, akıllı bir insanın evrime uğramış bir modeli sayılabilir çünkü başkalaşım geçirmiştir. Normal bir insanı delirtmek mi daha kolay yoksa deli bir insanı akıllandırmak mı dersiniz?.. Gerçek bir deliyi akıllandırmak imkansızdır.  Görüyoruz ki kompleks bir yapıdan kolayca ilkele gidilebiliyor ama ilkelden kompleks bir yapıya gidemiyoruz. Delinin kaybettiğini yerine koyamıyoruz, koyabilecek yeterli ilme sahip değiliz. Bilim insanları kaybedilenleri yerine koyabilmek için yıllardır alın teri döküyor.

İlahi dinlerde domuz eti ve ürünleri yasak edilmiştir fakat sanıldığı gibi domuz eti sadece mevcut ilahi dinlerde yasaklanmamış, müşrik kavimlerde de domuz eti yemeyenler vardı. Allah, insanoğlunun bilimde ilerleyerek domuz ve maymunların genetik olarak insana yakınlıklarını anlayabilecek düzeye ne zaman geleceklerini bilendir. Allah ilmiyle her bir şeyi kuşatmıştır. Bin dört yüz sene önceki bir mümin bu ayetlere inanıyor, kâfir ise inkâr ediyordu. Bugünün kâfirleri bunu inkâr etmekte zorlanmaktadır çünkü deliller ortadadır.

5: MAİDE / 60. De ki: “Allah yanında cezaca bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah’ın lanet ettiği, gazabına uğrattığı, kendilerini maymunlara ve domuzlara dönüştürdüğü kimselerle Tağut’a tapanlar (zorbalığı ilah edinenler) işte bunlar yerleri en kötü olan ve doğru yoldan en çok sapanlardır.”

38: SAD / 87. Bu Kur’an, ancak âlemler için bir nasihattir.

58: SAD / 88. “Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok daha iyi öğreneceksiniz.

Belki de domuz etinin yasaklanması domuzların insan bozuntusu olmasından kaynaklanıyor olabilir çünkü domuzların hastalıkları da insanlara diğer hayvanlarınkinden daha kolay bulaşabilmektedir. Domuz eti içerisinde Taenia solium adı verilen domuz tenyası ve Trichinella spiralis isimli yuvarlak solucan bulunabilmektedir. Bu canlılar insan vücudunda parazit olarak yaşar, uzun sürede ciddi hastalıklara neden olur. Domuz çok ve sık doğurmaktadır. Bundan dolayı domuz eti yemenin doğru ve ekonomik olduğunu savunanlar da olmaktadır. Allah’ın buna cevabını aşağıdaki ayette görmekteyiz.

5: MAİDE / 100. De ki: “Pis ile temiz bir olmaz, pis olanın çokluğu tuhafınıza gitse bile…  O halde ey özü temiz ve düşünür olanlar, Allah’a sığının ki kurtuluşa eresiniz!”

Domuz hızlı üremesi nedeniyle çok ekonomik bir varlıktır fakat geviş getirmez. Domuz etini yemek haramdır ancak mecburiyet karşısında… O da öyle bir mecburiyet ki ucunda ölüm olsun. O zaman kişinin ölmeyecek kadar yemesine izin verilmiştir. Buradan yola çıkacak olursak ucunda ölüm olan hastalıklarda da domuz organlarının kullanılabileceğini düşünülebiliriz.

2: BAKARA / 172. Ey iman edenler! Size ikram ettiğimiz rızıkların hoş ve temiz olanlarından yiyin. Eğer sadece Allah’a kulluk ediyorsanız ona teşekkür edin.

2: BAKARA / 173. O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti; bir de Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar. Kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa başkasının hakkına tecavüz etmemek, zaruret ölçüsünü de geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez çünkü Allah çok bağışlayıcıdır ve çok merhametlidir.

Eğer açlıkla burun buruna gelir de domuz eti yemek zorunda kalırsak: Rabbimiz, mecburiyet karşısında işlediğimiz günahtan dolayı tövbe etmemizi, eğer tövbe edersek, kendisinin de bizi affedeceğini bildiriyor. Allah, Yahudilere Kur’an’ı Kerim’den şöyle sesleniyor:

2: BAKARA / 63. Sizden sağlam bir söz almıştık. Tûr dağının altında size verdiğimizi (Tevrat’ı) kuvvetle tutup içindekileri daima hatırlayın, umulur ki korunursunuz.

2: BAKARA / 64. Ondan sonra sözünüzden dönmüştünüz. Eğer sizin üzerinizde Allah’ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.

2: BAKARA / 65. İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de bu yüzden kendilerine: “Aşağılık maymunlar olun!” dediklerimizi elbette bilmektesiniz.

2: BAKARA / 66. Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakîler için de bir nasihat vesilesi kıldık.

Allah, kullarına zulmetmez ancak azgınlık yapanlar Allah’ın rahmetinden mahrum olurlar. Allah’ın yanında onların hiçbir değeri yoktur. Allah, sadece doğru yolda olanların dostudur.

7: ARAF / 161. Onlara denildi ki: “Şu şehirde (Kudüs’te) yerleşin. Oradaki nimetlerimizden dilediğiniz gibi yiyin. Bağışlanmak istiyoruz deyin. Kapıdan saygıyla eğilerek girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanımızı daha da artıracağız.”

7: ARAF / 162. Fakat onlardan zalim olanlar, sözü, kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirdiler. Biz de zulmetmelerinden ötürü üzerlerine gökten bir azap gönderdik.

7: ARAF / 163. Yahudilere deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar akın akın gelirdi, diğer günler gelmezlerdi. İşte biz, yoldan çıkmış olduklarından dolayı onları bu şekilde imtihan ediyorduk.

7: ARAF / 164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: “Rabbimize mazeret beyan edelim diye bir de belki sakınırlar ümidiyle.”

7: ARAF / 165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık. Zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.

7: ARAF / 166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.

76: İNSAN / 28. Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

7: ARAF / 168. Onları (Yahudileri) grup grup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler de vardır, aşağılık olanlar da vardır. Belki doğru yola gelirler diye iyiliklerle ve kötülüklerle kendilerini denedik.

38: SAD / 87. Bu Kur’an, ancak âlemler için bir öğüttür. 

YARATICI GERÇEĞİ

Doğum ve ölüm bir yaratıktır yani sonradan var olmuştur. Olmazsa olmaz değildir. O zaman başka bir boyutta hayatın bir başlangıcı ve bir sonu olmayabilir. Zamanı nasıl belirlemekte olduğumuzu düşünelim. Dünya’mızın Güneş ve kendi etrafında kat ettiği yola göre zamanı belirliyoruz. Öyleyse böyle bir sistemin olmadığı bir boyutta zaman kavramı da olmayacaktır. Zaman kavramının ve ölümün mevcut olmadığı bir boyutta ömür diye bir kavram da olamaz. Başlangıcı ve sonu olmayan bir şeyin gerçekliğini algılamak insan beynine ağır gelebilir çünkü insanın etrafında gördüğü her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır. İnsan her şeyi bu kriterlere göre değerlendirmek ister. Böyle olunca başlangıcı ve sonu olmayan bir yaratıcının varlığını da kabullenemez. Mesela: Kürs’ün (en üsteki göğün) dışında sonsuz bir su, sonsuz maden kütleleri, sonsuz nimetler, sonsuz bir yaşam var dendiği zaman insan yadırgar.  İnsan doğanın en şanslı ve en akıllı varlığının kendisi olduğunu zannederek kibirlenir. Halbuki onun için tayin edilmiş bir ömür ve bir ölüm vardır. Hayalleri hep yarım kalır. Tecrübelerinin birçoğu ölümüyle yok olur gider. İnsan ne kadar çaresiz ve ne kadar zayıf olduğunu ancak ölümle yüz yüze gelince anlar.

67: MÜLK / 2. O, hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O üstündür ve bağışlayıcıdır.

Doğada canlı cansız her şey kendine has fiziki (İlahi) kurallara bağlıdır. Hiçbir şey tesadüflerle oluşmaz. Her şeyin en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmış olduğunu görürsünüz. İnsanoğlu hep bir uzay istasyonu inşa etmeyi düşler ve çalışmalar yapar. Hiçbir insan, böyle bir uzay istasyonunun kendi kendine oluşmasını beklemez. Bu fikri aptalca bulur ama ne kadar gariptir ki milyarlarca insan; uzayın, dünyanın ve içindeki canlıların kendi kendine oluştuğunu düşünmektedir. İlahi kitaplara inananlar, bunun dışında kalır. Onlar akıllı, her türlü bilgiye, güce, materyale sahip; merhameti de şiddeti de çok güçlü bir yaratıcı olduğuna inanırlar. Allah, evrenin hem mimarı hem mühendisi hem de sahibidir.

Görkemli bir saray görsek, mimarını görmediğimiz halde, bunun çok yetenekli bir mimarının eseri olduğunu söyleyebiliriz. Kimse bizim aptalca bir şey söylediğimizi düşünüp sözümüzü yadırgamaz. Bu görkemli sarayın tasarımını yapan mühendisliğini yapan okuma yazması olmayan hesap kitap bilmeyen bir şahıstır dersek herkes bize aptalca konuşma der. Doğanın bunca görkemini gördükten sonra Allah’ı inkâr edersek…

Diyelim ki bu saray kiraya veriliyor ve siz kiralamak istiyorsunuz. Bir kira sözleşmeniz elbette olacaktır. Sözleşme yaptıktan sonra anahtarınızı alıp saraya taşınacaksınız fakat bu sözleşmeyi yapmak için saray sahibine ulaşamıyorsunuz çünkü o çok büyük bir kral. Peki, bu sözleşme işini nasıl halledeceksiniz? Elbette, saray sahibinin velayet verdiği bir kimseyle bu işi yürüteceksiniz ve sözleşmedeki şartları, elçi gönderdiği kimse size bildirecektir. Elçinin sizin önünüze koyduğu sözleşmeyi kabul edip etmemek ise size kalmış bir şeydir. Allah kralların Kral’ıdır. O bizim yaptığımız her şeyden haberdardır ama biz O’na ulaşamayız. O bize elçiler göndermiştir.  Bize düşen sözleşmeyi okuyup üzerinde etraflıca düşünüp bir karara varmaktır.

Biz müminler doğadaki tasarımlara ve inşa edilişlere bakarak güçlü, akıllı ve zevkli bir yaratıcının olduğunda karar kıldık. Gören ve aklını kullanan bir insanın, bunun tersini düşünmesini beklemiyoruz. Allah’ı görmedik ama elçilerini tanıdık. Cennete gidebilmek ve orada yaşayabilmek için sözleşme şartlarını bildik. Bu sözleşmeleri kabul edip etmemek bizim elimizdedir. Allah insanlara zulmetmez. İnsanlar kendilerine zulmederler. Allah’ın rahmet ve merhameti olmasaydı, taş üstünde taş kalmaz, her şey helâk olurdu. Allah tavsiye eder, uyarır, şeytan sizi aldatmasın o sizin düşmanınız, biz sizin dostlarınızız tavsiyelerimi dikkate alın der. 

Allah’ın tavsiyelerini dikkate almazsak bizi hemen helâk etmez çünkü o merhameti çok büyük olandır. Çok uzun bir süre tövbe etmemizi bekler. Rahmetini üzerimizden hiç eksik etmez. İnsan şirk koşsa dahi onu rızıklandırmaya ve korumaya devam eder. Bir tehlike varsa kullarını uyarır. Şeytan gece, gündüz mesaidedir. Kıskandığı için insanlara sürekli vesvese verir zaten  daha başka bir şeye gücü yetmez. 

Örneğin: Allah insanı yiyecekler konusunda uyarmıştır: “Yiyeceklerin temiz olanlarından yiyin.” demiştir. İnsanlar murdar olan şeyleri yemeye devam etmişlerdir. Allah onların helâk olmalarına izin vermemiş ve onları murdar şeylerden gelecek hastalıklara karşı korumaya devam etmiştir. Vahşi hayvanların taşıdıkları, insanlar için tehlikeli olan birçok virüs vardır. Düşünsenize… İnsanlar bu vahşi hayvanları yemişler ama buna rağmen bu virüsler yıllar yılı insanlara atlamamıştır. Bunlardan bir tanesi bile insanlara atladığında başımıza neler geldiğini görüyoruz… Rabbimiz bizi uyarmak için rahmetini üzerimizden birazcık kısmıştır. Bu virüslerden sadece birinin insana bulaşmasına izin vermiştir ve diğer virüsler bulaşmamıştır. Rabbimiz rahmetini ve merhametini üzerimizden tamamen çekmiş olsa başımıza nelerin gelebileceğini bir düşünsenize… Rabbimiz tövbe etmemizi beklemektedir ve üzerimizde rahmeti olmasa başımıza neler gelebileceğini bize hatırlatmaktadır. İmtihan bir zulüm değil bir hatırlatmadır. 

Rabbimiz insana zulüm etmez. Zulüm eden zalimlerden de asla hoşlanmaz. Hesap günü kullarının yaptıklarını değerlendireceğini ona göre cezalandırıp mükafatlandıracağını kullarına bildirmiştir. Günah işleyene günahına karşılık gelecek bir ceza vereceğini iyilik yapana ise on katı mükafat vereceğini bildirmiştir. Dikkat ederseniz günah işleyene on kat ceza vermiyor, adil davranıyor, hak ettiği kadar bir ceza veriyor. İyilik yapana ise yaptığına karşılık on katı ikramda bulunuyor. Bu durumu da önceden kullarına bildirmiş ki aralarında bir haksızlık olmasın. İnsan kendine ona göre çeki düzen versin. Şeytanın arkasından gitmesin.  Rabbine güvensin. Tavsiyelerine uysun, mutlu yaşasın, mutlu ölsün diye.

Rabbimizin Rahmeti ve bereketi üzerimize olsun. Sevgiyle kalın.

MÜTEŞÂBİH VE MUHKEM AYETLER

Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’deki ayetleri muhkem ve müteşâbih olmak üzere iki bölüme ayırmıştır. Her ikisine de inanmak dini inancın temelini teşkil eder.

1. MUHKEM AYETLER: Her bireyin okuyunca anlayabileceği manası çok açık olan ayetlerdir. Allah’ın varlık ve birliğini algılamak için sunulmuş deliller, gelecekte ortaya çıkması beklenen bilimsel olaylar, ibadetler, güzel ahlak, sosyal dayanışma ve sosyal ilişkiler, yasaklar ve bunların hukuki sonuçları bu kapsamdakilerdendir.

      a. Allah’ın varlık ve birliğinin algılanması için sunulan deliller.

      b. İbadetler: namaz, abdest, oruç, haç, zekât, kurban.

      c. Yasaklar ve hükümleri: Haramlar ve hukuki sonuçlarının nasıl uygulanacağına dair ayetler.

      d. Güzel ahlak, sosyal ilişkiler ve sosyal dayanışmayı içeren ayetler.

      e. Gelecekte tevilinin ortaya çıkması beklenen bilimsel olaylar yani henüz tevili gelmemiş, açıklığa kavuşmamış fakat gelecekte Allah’ın dilediği bir gün açıklığa kavuşacak olan ve inkâr edilmemesi gereken ileride bilimle ortaya çıkabilecek konularda ipucu veren ayetlerdir:

2. MÜTEŞÂBİH AYETLER: İnsanın hayatta iken görmesi mümkün olmayan, gördüğümüz şeylere benzetilerek tasvirlerle anlatılanlar ve bazı surelerin başlarında bulunan harfler bu kapsamdakilerdendir.

      a. Cennet ve cehennem tasvir edilmiştir. İnsan, cennet ve cehennemi henüz görmemiştir fakat tasvir edildiği şekilde onlara inanır.

      b. Melekler ve cinler biz insanlar tarafından görülmemiştir fakat insan onların varlığına, Kur’an’ı Kerim’de ki tasvir edilmiş olduğu gibi inanır.

      c. Bazı surelerin başlarında bazı harfler bulunmaktadır. Bunların neye tekabül ettiğini ancak Allah bilir. Bunların sadece Allah tarafından bilindiğine ve bu harfler konusunda insanların bilgi sahibi olmasına izin verilmediğine inanmak gerekir.

İlgili ayet aşağıdadır:

3: ALİ-İMRAN / 7, 8. Sana bu Kitap’ı O indirdi. Ayetlerinden bir kısmı (muhkem) açıktır. Bu ayetler Kitap’ın anasıdır (İlahi terbiye kısmıdır). Diğer bir kısmı ise (müteşâbih) tasvir edilen ayetlerdir. Bunların tevilini Allah’tan başkası bilmez. Kalplerinde hastalık taşıyan kimseler, kendi keyiflerince tevil edip fitne çıkarmak için ondan müteşâbih olan şeylerin arkasına düşerler. Gerçek ilim ve iman sahipleri: “Rabbimizden gelen bütün ayetlere inandık.” derler. Akılca üstün olanlardan başkası doğru düşünmez.

Allah’ın Kur’an’ı Kerim’de tasvir etmiş olduğu konuları, bir insanın tutup da inkâr etmesi haramdır. O insan art niyetlidir. Bir insanın, bilmediği, görmediği konulara, Kitap’ta bildirilenlerin dışına çıkarak, ilave tasvirler yapması da haramdır ve fitne alametidir. Kitap’taki bize bildirilen kadarıyla yetinmemiz, Allah’ın emir ve yasaklarına en uygun olandır. Fitne alametlerinden bazı örnekler:

Bazı insanlar; Kur’an’daki harfleri ve bazı surelerin başında bulunan harfleri toplayıp, çıkararak bazı rakamlar elde ediyorlar. Bunların, dünyada zuhur etmiş ve edecek olaylarla bağlantısı olduğunu iddia ediyorlar. Akılları sıra, geçmişteki olayların tarihlerini Kur’an’ı Kerim’den bulup çıkarıyorlar. Gelecekteki olacak olayların tarihlerini hesapladıklarını iddia ediyorlar. Hatta falan tarihte Mehdi gelecek filan tarihte kıyamet kopacak gibi şeyler söylüyorlar. Ne yazık ki vermiş oldukları tarihler, şimdiye kadar, hiç ama hiç isabet etmedi ve etmeyecek çünkü bunlar Allah’ın tasvip etmediği ve uyardığı yanlış davranışlardır. Allah bilmemizi dilediği her ne varsa zaten bize apaçık bildirmiştin. Allah’ın bilmemizi dilemiş olduğu bilgilerin dışına çıkarak doğru bilgiye ulaşamayız.

Kur’an’ı Kerim’in on dokuz rakamı üzerine bina edildiğini iddia ediyorlar sanki Allah, Kur’an’ı Kerim’i bir sayı üzerine inşa etmiş de o sayıyı tamamlamak için, ne anlama geldiğini bizim bilmediğimiz bu harfleri surelerin başlarına koymuşmuş. Kendilerince Allah’ın bu harfleri ne için koymuş olduğunu çözdüklerini, Allah’ın gizleyip açıklamadığı şeyi açığa çıkardıklarını insanlara kabullendirmeye çalışıyorlar. Allah’ın bildiği, insanlara bildirmek istemediği sırları açığa çıkarmaya güç yetirebildikleri fitnesini yayıyorlar. Bunu yaparken genellikle ebcet ilmini kullanıyorlar. On dokuz rakamının onların ileri sürdükleri şeylerle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. On dokuz rakamı ile ilgili ayetler aşağıdadır.

74: MÜDDESSİR / 23, 24, 25. Sonra büyüklük tasladı ve arkasını döndü. “Bu sadece bir insan sözüdür, bu başka bir şey değildir, öğretile gelen bir sihirdir.” dedi.

74: MÜDDESSİR / 26, 27. Ben onu sekâra sokacağım! Sekâr nedir, biliyor musun?

74: MÜDDESSİR / 28, 29. Durmadan derileri kavurur. Geriye bir şey bırakmaz.

74: MÜDDESSİR / 30,31. Üzerinde on dokuz (muhafız) bulunur. Biz, o ateşin bütün muhafızlarını meleklerden yaptık. Kendilerine Kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler, kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin imanları artsın (diye). Biz bunların sayılarını kâfirler için bir imtihan kıldık. Kâfirlerle kalplerinde hastalık bulunanlar (münafıklar): “Allah bununla ne demek istedi?” desinler (Bu rakamın peşine düşsünler, diye). Allah, dileyen kimseyi şaşırtır, dileyen kimseyi yola getirir.

Ebcet ilmi dedikleri nedir? Arapların tarihleri boyunca kullandıkları ve adına “cifir ilmi veya ebcet hesabı” denen aslında bir ilim olmayan Arap Alfabesinin harflerine rakamsal değerler yükleyen bu şey, dinen haramdır. Ebcet hesabı; büyü, muska yapılırken ve bazı tarihleri tahmin ederken (fal olarak) kullanılmaktadır. Kur’an’ı Kerim’de surelerin başında bulunan ne anlama geldiği bize bildirilmeyen arka arkaya sıralanmış harflerden, gelecek ve geçmişle ilgili tarihler çıkartırken de ebcet hesabını kullanmaktadırlar. Bu fala bakmakla eş değerdir. Yalan ve yanlıştır.

Ebcet hesabında harflerin yerine, harflerin rakamsal değerleri yazılır. Böylece muska ve büyü gibi şeyler şifrelenerek yapılmış olur ve ebcet hesabını bilmeyen biri, onların içinde ne yazdığını anlayamaz. Rivayetlere göre ebcet hesabını cahiliye devrindeki şairler de kullanıyorlardı. Kur’an’ı Kerim’de de bunun kullanılmış olduğunu iddia edenler oldu. “Hz. Muhammed’e bu şiir okuyan bir şairdir.” dediler. Bu bir iftiradır. İlgili ayetler aşağıdadır.

69: HAKKA / 41. O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

69: HAKKA / 42. Bir kâhin sözü de değildir ne de az düşünüyorsunuz!

69: HAKKA / 43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

Hiçbir İlahi Dinin büyü ve büyücülükle ilgisi yoktur. Allah büyü yapmaktan müminleri men etmektedir. Büyü yapan kimse kâfir olur. Büyü yaptırmak için kâfir olmayı göze almak gerekir Tövbe etmek bir işe yaramaz çünkü bu günah bile bile işlenmiş olur.

2: BAKARA / 102. Onlar, Süleyman’ın mülkü hakkında şeytanların uydurdukları şeylere tabi oldular. Süleyman kâfir olmadı ama şeytanlar kâfir olmuştu. Onlar, insanlara sihri ve Harut, Marut adında iki meleğe indirilen şeyi öğretiyorlardı. O iki melek, ondan hiçbir şey öğretmedikleri gibi hatta “Bize indirilen bu şey, kesinlikle (insanı) küfre götüren bir fitnedir.” diyorlardı. İnsanlar, şeytanlardan yarar veren şeyi değil zarar veren şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onu satın alanlar, onu ne için satın aldıklarını bilerek satın alıyorlardı. Karı ile kocayı ayıracak şeyi öğreniyorlardı fakat Allah’ın izni olmaksızın onlar, onunla hiç kimseye zarar veremezler. Onların ahirette hiçbir nasibi yoktur. Nefislerini sattıkları şey ne kötü! Keşke bilselerdi!

Ak büyü günah değil, kara büyü günah diye bir şey yoktur. Hepsi büyüdür ve haramdır. Büyücüler şeytanlarla iş birliği içinde olur. Gerçek olmayan bir şey gözünüze gerçekmiş gibi gösterilir. Karşı büyü yaptırarak büyü bozulmaz, bunu yaptıran kimse de kâfir olur. Allah bu konuda ayetler indirmiştir. Allah’a sığınırsak büyü ile kimse kimseye zarar veremez. Gerek kendi dilimizde dua ederek gerek Felak, Nas ve Ayetel Kürsi Surelerini okuyarak Rabbimize sığınabiliriz.

Güvenen Allah’a güvensin!

DÜŞÜN…

Hayatım boyunca hiçbir şeyi körü körüne kabullenemedim, her şeyin kaynağına inmek istedim. Gördüm ki her yol Allah’a çıkıyor. Kendimi O zat’ın karşısında çok aciz hissettim. Beni ben yaratmadım, beni sen de yaratmadın! Ne doğumuma ben karar verdim ne de ölümüme ben karar verebileceğim. Gölgem benim istediğim yöne düşmüyor. Doğal felaketlere engel olamıyorum. Ne bir meyve ne de bir sebze yaratabiliyorum. Atmosferi ve yaşayabilmemizi sağlayan bu kusursuz ortamı da ben yaratmadım, sen de yaratmadın. Bizim ilmimiz O’nun ilminin yanında bir hiçtir. Bu gerçeği dilimle inkâr etsem aklımla inkâr edemem, sen de edemezsin. Anladım ki ancak ve ancak böyle bir ilim sahibi böyle bir güç böyle bir merhamet sahibi karşısında boyun eğilebilir. Hürmet ve itaat ancak ona karşı yapılabilir.

Hz. İbrahim iyi kalpli bir insan ve iyi bir gözlemciydi. Etrafına baktığı zaman gördüğü her şeyi mantık süzgecinden geçiriyor ve öyle kabullenebiliyordu. Kavminin gelenek görenekleri ona çok mantıksız geliyordu. O hep düşünüyor, düşünüyordu…

Niçin dünya, gündüz çalışabilmek için aydınlık, niçin gece dinlenebilmek için karanlık oluyordu?

Bütün meyve ve sebzeler aynı topraktan besleniyordu fakat nasıl oluyor da farklı farklı tat ve lezzetlere sahip olabiliyorlardı?

Nasıl olup da bir bitki, topraktan hangi besini alması gerektiğini bilebiliyordu?

Niçin bitkilerin tohumları, yaprakları, çiçekleri ve meyveleri farklı büyüklüklerde farklı modellerdeydi?

Niçin, güneşin sıcağıyla dünya kuraklaşıp gitmiyordu, yağmurlar farklı farklı bölgelere dengeli bir biçimde yağıyordu, dünyayı sel su alıp götürmüyordu?

Niçin denizler daha çok sakin oluyor, sık sık fırtınalar kopmuyor, insanların gemilerde taşınmasına izin veriyordu.

Niçin bütün canlılar eşeyli üremekteydi, onları eşeyli yaratan kimdi?

Niçin bütün canlılar ölünce toprak olup gidiyorlardı? 

Niçin gökteki cisimler birbirleriyle çarpışmıyorlar da uyum içinde hareket edip duruyorlardı?

Niçin, dünya insanın her türlü ihtiyacını karşılayabilecek bir yapıdaydı?

Soru üstüne soru. O bıkıp usanmadan düşünüyordu. Ailesi ve kavmi kendi elleriyle yonttukları taşlara secde ediyorlardı. Halbuki o taşlar cansız varlıklardı. Kendileri canlı varlıklar oldukları halde hiçbir şeye gücü yetmeyen cansız varlıklara tapıyorlardı. İnanılır gibi değildi. Onların bu davranışları ona çok mu çok saçma geliyordu. İbrahim putlara gidip sesleniyor: “Hadi benimle konuşsanız ya… Niçin yemek yemiyorsunuz hadi yeseniz ya…” diyordu. Onlara vuruyordu. Hiçbir tepki alamıyordu.

Bütün bunları bina edip sevk eden, çok akıllı, çok bilgili, çok güçlü, her şeye hâkim biri olmalıydı. Kimdi o? Onu bulmalıydı. Aramaya başladı. Aya dikkatlice baktı ve dedi ki: “İşte bu benim aradığım zat olabilir.” Sabah güneş doğunca ay kayboldu. Hz. İbrahim bundan hoşlanmadı. Sonra güneşe baktı, güneş gelince ay kaybolmuştu: “Bu daha büyük ve daha güçlü, aradığım zat bu olabilir.” dedi fakat akşam olunca güneşte kayboldu. O zaman o dedi ki: “Ben yok olanlardan hoşlanmam, sen aradığım zat olamazsın.”

O kavmine diyordu ki: “Bu yaptığınız iş çok saçma, niçin düşünmüyorsunuz?” Babası dahil bütün kavmi, düşündüğü için ona düşman olup çıktılar ama o vatanından, ailesinden vazgeçti, düşünmekten asla vazgeçmedi. Sonunda Rabbi onu seçti ve onunla konuştu. Aradığı gerçeğe nihayet ulaşmıştı. O ayı, güneşi Rab zannettiği için Rabbi ona küsmedi çünkü o doğruya ulaşmaya çalışıyordu.

Rabbimiz der ki: “Düşünün, doğadaki ahengi, ihtişamı, nizamı! Düşünün gönderdiğim kitaplardaki hükümleri, bu hükümlerin adalete ve sizin menfaatlerinize uygunluğunu! Ben size küsmem, doğruyu bulmanıza yardım ederim. Yeter ki düşünün, ben akıl sahiplerine değer veririm. Varlığımı ve hükümlerimin değerini ancak akıl sahipleri anlar!”

KADINLARDAN PEYGAMBER OLAN OLDU MU?

Kendisine her vahiy gelen kadın olsun erkek olsun kim olursa olsun peygamber olmaz. Peygamber olması için kendine elçilik görevi verilmiş olması gerekir. Elçilik görevi oldukça ağır bir görevdir. Allah, kullarına kaldıramayacağı yükleri yükleyerek zulmetmez. Bu görev için Allah, peygamberleri insanların erkeklerinden seçip görevlendirmiştir. Peygamberler ağır baskılar ve zulümler altında, canları pahasına görevlerini yerine getirebilmişlerdir. Tarih boyunca birçok peygamber öldürülmüştür. Hatırlarsak Hz. Yunus Peygamber görevinin ağırlığından dolayı memleketinden kaçmaya kalkmıştı fakat Allah onu denizde yakalayıp görevini tamamlaması için sıkıştırıvermişti. O, zelle (hata) yaptığını anlayıp tövbekâr olmuştu. Allah’ta onun tövbesini kabul edip onu büyük bir topluluğa peygamber yapmıştı.

21: ENBİYA / 87. Zünnun, hani öfkelenerek gitmişti de… Bizim asla kendisini sıkıştıramayacağımızı sanmıştı, derken… karanlıklar içinde: “Senden başka İlah yoktur. Sen’i tenzih ederim. Ben gerçekten zalimlerden oldum.” diye yalvardı.

21: ENBİYA / 88. Biz de duasını kabul ettik. Kendisini üzüntüden kurtardık. Biz müminleri işte böyle kurtarırız.

22: HAC / 52. (Ey Muhammed!) Biz senden önce hiçbir elçi göndermedik ki o tebliğ etmeyi arzu ettiği zaman, şeytan onu ümitsizliğe düşürmesin. Bunun üzerine Allah şeytanın verdiği ümitsizliği giderir. Sonra da delillerini güçlendirir. Allah hikmet sahibidir, bilir.

Örneğin: Allah, Hz. Meryem’e, Firavunun eşi Hz. Asiye’ye ve Hz. Musa’nın annesine de vahiy etmiştir ama onları peygamber olarak görevlendirmemiştir. Hz. Meryem ve Firavunun eşi Hz. Asiye cennetlik oldukları müjdelenen iki kadındır. Hz. Nuh’un eşi ve Lut’un eşinin ise cehennemlik olduğu bildirilmiştir. Allah’ın yanında kadınla erkeğin arasında ayrıcalık bulunmaz. Allah, sadece erkeklerden peygamberler gönderdiğini bildiriyor. Bunun nedeni her peygamberin fiziki güce ihtiyacı olmuş olmasıdır. İnanmayanlar inanmamakla kalmayıp onlara karşı savaş açmışlar ve birçok peygamberi de katletmişlerdir.

16: NAHL / 43. (Ey Peygamber!) Senden önce de kendilerine vahiy ettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsan Tevrat ve İncil’in âlimlerine sor.

21: ENBİYA / 7. (Ey Muhammed!) Biz, senden önce de sadece kendilerine vahiy ettiğimiz birtakım erkekleri elçi olarak gönderdik. Şayet bunu bilmiyorsan Kitap Ehli olanlara sor.

12: YUSUF / 109. Biz, beldelerin halkına senden önce de erkeklerden başkasını vahiy ile göndermedik. Onlar arzı dolaşmıyorlar mı ve görmüyorlar mı kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğunu? Ahiret yurdu takva sahipleri için daha hayırlıdır. Hala, aklınızı kullanmayacak mısınız?

KISKANÇLIĞIN BEDELİ

Fatma Hanım çalışkan bir kadındı. Hem bahçe işi hem ev işi hem de hayvan larının bakımıyla uğraşıyordu. Evde beş kişiydiler: Kocası, kızı, oğlu, kayınvalidesi. Kimseye muhtaç olmayalım, çocuklarımızı okutalım sevdasıyla gücünün üstünde emek sarfediyordu. Çok ama çok çalışıyordu.

Onu takdir edecek ne bir koca ne de bir kayınvalide vardı. Kayınvalide tansiyon hastasıydı. Tuzlu gıdalardan uzak durması gerekiyordu. Her akşam yemeğinde kızıl kıyamet kopuyordu. Kayınvalide: “Oğlum, bu gelin beni öldürmek istiyor, yemeğe olan tuzu basmış yine!” diyordu. Yemekler gerçekten çok tuzlu oluyordu.

Adam inşaat işçisiydi zaten eve yorgun geliyordu. Olup bitene sinirleniyor ve: “Ben sana tuzlu yapmayacaksın demiyor muyum, sen hala akıllanmayacak mısın, kasıtlı mı yapıyorsun?..” diye karısını dövmeye başlıyordu.

Aradan üç beş yıl geçti. Kadın çaresizdi. Boşansa iki çocuğu vardı. Devam etse canından bezmişti. Onu hayata bağlayan tek şey evlatlarıydı. Bir gün ocağa yemekleri koydu ve süt sağmak için dışarı çıktı. Yemeklerin altını kısmayı unuttum galiba, ben dönesiye yanabilirler diye düşündü. Geriye döndü. Kayınvalidesi mutfakta ocağın başındaydı. Yerinden zor kalktığını söyleyen suyunu bile içmeye kalkmayan kadının, ocağın başında ne işi vardı?..

Fatma Hanım, mutfak kapısında onu izlemeye başladı. Kocasının da gelmesi yakındı. Kayınvalidesi yemeklere tuz atıyordu. Fatma Hanım şoke oldu: “Allah’tan korkmaz kadın!.. Yemeklere tuz atıp da her gün beni kocama dövdürüyordun ve bundan büyük bir zevk alıyordun demek, yazıklar olsun sana!.. Sana hizmet ediyor, yemeğini, suyunu önüne getiriyordum. Çamaşırını yıkıyordum. Seni annem biliyordum!.. ” diye avazının çıktığı kadar bağırıyordu. Kocası merdivenlerden çıkarken bağrışmaları işitti. Koşarcasına mutfağa geldi. “Ne oluyor burada?.. diye haykırdı!

İşte şimdi olup biten anlaşılmıştı. Adamcağız; yaşlı, yanımızda rahat eder düşüncesiyle onu yanlarına almıştı. Annesi ise onu eşine karşı çok mahcup etmişti. Annesinin neden böyle yaptığına bir anlam verememiş ve çok sinirlenmişti.

Yaşlı kadın: “Ben kendi evimde kalayım.” dedi ve merdivenlere doğru yürüdü artık oğlunun da gelininin de torunlarının da yüzüne bakacak yeri kalmamıştı. Gelinini çok kıskanıyordu. Hilesinin bir gün ortaya çıkacağını hiç hesaba katmamıştı. Bitişikteki gece kondu ona aitti. Anahtarını alıp indi gitti. Arkasından gitme, kal demelerini bekledi fakat kimsenin gıkı çıkmadı

UYKU, RÜYA, ÖLÜM VE KABİR AZABI.

Uyku ve gece, canlıların dinlenmesi için yaratılmıştır. Bütün canlılar uyuyup dinlenmeye ihtiyaç duyar. Bir canlı olarak insanlar da mutlak surette uyur. Uyku anında bazı rüyalar görürüz. Çoğumuz rüyalarımızın etkisi altında kalırız.

Rüyalar, bazen insanı uyarı mahiyetinde olur. Dini vazifelerimizi yerine getirmediğimiz zaman böyle bir uyarı alabiliriz ya da gördüğümüz rüya, ileride başınıza gelecek bir felaketin uyarısı olabilir. Başımıza felaket gelmeden önce Allah’a sığınmanız ve dua ederek yardım istemeniz için bize gösterilmiş bir rüya olabilir. Biz dua ederiz. Allah, merhamet sahibidir ve dualarımızı kabul eder. Yine bazı rüyalar da başımıza veya yakınlarımızın başına gelecek ölüm vs. gibi bir felakete bizleri hazırlar. Üzücü olaylar karşısında sabırlı olup bir anda şoke olmamamızı sağlar. Bazı rüyalar ise bizim yatağımızı kirletmememize yardım eder: Rüyamızda tuvalet arar dururuz, uygun bir tuvalet bulamayız. Bulduğumuz tuvaletin kimi zaman çatısı akar kimi zaman dışarıdan tuvaletin içi gözükür kimi zaman lağımı taşmıştır. İhtiyacımızı gideremez, sıkıntıyla uyanır, tuvalete koşarız. Rüyamızda uygun bir tuvalet bulduğumuzu düşünelim… Yatak, yorgan, üstümüz… Bütün bu rüyalar Rabbimizin bize olan rahmetinden kaynaklanır. Bir de şeytani rüyalar vardır. Bunlar genellikle kabus olarak görülür. Amacı insanı korkutmaktır. Bu tip rüyaları görünce şeytanın şerrinden Allah’a sığınırız çünkü Allah bizim dostumuzdur.

17: İSRA / 85. Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindedir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.”

39: ZÜMER / 42. Allah insanların ruhlarını, takdir edilmiş ölüm vakitleri geldiği zaman alır. Allah, insanların ruhlarını uykuda iken de alır. Ecel vakti gelmiş olanların ruhlarını alıkoyar. Ecel vakti gelmemiş olanların ruhlarını, takdir edilmiş “ecel vakti” gelinceye kadar geri salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

Allah bize ruhlarımızı uykuda iken de aldığını fakat eceli henüz gelmemiş olanlarınkini  ecel vakti gelinceye kadar geri salıverdiğini Zümer Suresi 42. Ayette bildirmektedir. Ayetten anlayabildiğimiz kadarıyla ruhlarımız çok kısa sürelerle fiziki bedenlerimizden uzaklaşıyor. Bu uzaklaşma uyku anında vuku buluyor. Vuku bulan önemli rüyaların görülmesi, ruhun bedenden uzaklaşmış olduğu durumlarda gerçekleşiyor olabilir çünkü bazen rüyamızda dünyanın öbür ucunda vuku bulmuş ya da vuku bulacak bir olayı görebiliyoruz. Rüya görmek çok kısa sürelerde, saniyeler hatta saliseler içinde gerçekleşiyor. Rüya, insan iradesi dışında gelişen, bazen görüldüğü gibi aynen gerçekleşen, bazen yoruma ihtiyaç duyan, bazen de hiç gerçekleşmeyen bir durumdur.

Bazı rüyalar ise ruh bedenden uzaklaşmadan görülüyor olabilir çünkü bu tür rüyaları görmekte olan kimseler, rüya görme anında, bazı fiziki tepkiler verirler. Bu tür rüyalar genellikle kafamızın meşgul olduğu şeylerle ilgili olabilir. Böyle rüyaların bir anlamı yoktur, gerçekleşmezler.

Rüyaya rağbet edilir mi diye düşünenler olabilir. Buna cevabı yine Kuran’ı Kerim’de bulabilirsiniz. Yusuf Sure’sini okumanızı tavsiye ederim.

12: YUSUF / 4. Hani bir vakitler Yusuf, babasına demişti ki: “Babacığım, ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı bana secde ederken gördüm.”

12: YUSUF / 5. (Babası:) “Yavrucuğum, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma sonra sana bir tuzak kurarlar çünkü şeytan, insanın düşmanıdır.” dedi.

Hepimizin de bildiği gibi Hz. Yusuf’un rüyası çıkmaya başladı ve en sonunda kardeşleri onun önünde secdeye kapandılar.

12: YUSUF / 99. Ne zaman ki onlar Yusuf’un yanına vardılar, işte o zaman Yusuf anasını ve babasını kucakladı, yanına aldı: “Buyurun Allah’ın dilemesiyle güven içinde Mısır’a girin.” dedi.

12: YUSUF / 100. Anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine oturttu ve hepsi birden Yusuf için secdeye kapandılar. Bunun üzerine Yusuf dedi ki: “İşte bu durum, o rüyamın çıkmasıdır. Gerçekten Rabbim onu “doğru rüya” kıldı. Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra Rabbim, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle ihsanda bulundu. Doğrusu, Rabbim dilediğine lütfunu ihsan eder. Şüphesiz O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

İnsan bazen rüyasında kendini cennet bahçelerinde bulur. Çok mutludur, uyanmak istemez. Bazen kendini bir canavarın kovaladığını görür. Nefes nefese kalır, uyanır. Koşmaktan kan ter içinde kalmış, yorgun düşmüştür. Bazen yangın içinde kalır, yanar. Çok acı duyar fakat uyandığı zaman rüyanın etkisiyle aynı ıstırabı bir müddet daha çekmeye devam etmesine rağmen fiziki bir yanığa sahip değildir. Rüyanın etkisinde kalmıştır. Rüya insan yaşamının bir parçasıdır. 

ÖLÜM VE KABİR AZABI

İnsanlar gerçek ecelleri geldiği zaman ruhlarını teslim ederler fakat ölüm anında hissettikleri ve gördükleri şeyler farklı farklı olur. Mü’min olarak ruhunu teslim eden biri, tıpkı uyurken olduğu gibi ruhunun ondan uzaklaşmasını fark etmez. O anda ona cennetteki makamı gösterilir ve onun ruhu kolayca fiziki bedeninden ayrılır.

16: NAHL / 32. Takva sahipleri o kimselerdir ki melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar: “Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennete!” derler.

Kâfir olarak ruhunu teslim eden birine de cehennemdeki yeri gösterilir ve ruhu vücudundan ayrılmak istemez. Melekler, onların sırtlarına ve yüzlerine vura vura canlarını alırlar.

8: ENFAL / 50. Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve “Tadın bakalım cehennem azabını!” diye diye canlarını alırken onların hallerini bir görmeliydin…

32: SECDE / 11. De ki: “Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz.”

50: KAF / 19. Ölüm sarhoşluğu gerçek olarak gelmiştir: “Ey insan işte bu kendinden kaçıp durduğun şeydir!” denilir.

56: VAKIA / 83,84,85,86,87. Sonunda ömür bitip can boğaza dayandığı zaman… O vakit siz bakar kalırsınız. Biz, ona sizden daha yakınız ama siz göremezsiniz. Mademki cezalandırılmayacağınızı İddia ediyorsunuz… Doğru söyleyenlerseniz hadi o canı geri çevirsenize…

6: ENAM / 93. Allah’a karşı yalan uyduran yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: “Bana vahyolundu ya da Allah’ın indirdiği gibi bir kitap da ben indireceğim.” diye iddiada bulunandan daha zalim kim olabilir? O zalimlerin halini, ölüm şiddeti içindeyken bir görsen… Melekler, onlara ellerini uzatırlar ve derler ki: “Ruhunuzu teslim edin. Bugün, Allah’a karşı haksız şeyler söylediğinizden ve O’nun ayetlerine karşı kibirlenmenizden dolayı alçaltıcı bir ceza ile cezalandırılacaksınız.”

16: NAHL / 28. Kendilerine zulmederken, meleklerin canlarını aldığı kimseler: “Biz kötü bir şey yapmıyorduk.” diyerek canlarını teslim ederler. Halbuki Allah, sizin yaptığınız şeyleri biliyor!

75: KIYAMET / 27, 28, 29, 30. Can köprücük kemiklerine dayandığı zaman insanlar: “Onu kim kurtaracak?” derler. Ölecek olan kişi, ayrılık zamanının geldiğini anlar. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk, Rabbinedir.

75: KIYAMET / 31, 32, 33, 34, 35. Çünkü o, namaz kılmadı, sadaka vermedi ve yalanlayıp sırtını döndü sonra kibirlenerek ailesine gitti. Layıksın sen bu azaba layık! Tekrar yine layıksın sen bu azaba layık!

4: NİSA / 48. Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Onun dışındaki günahlardan dilediğini bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah işlemiş ve Allah’a iftira etmiş olur.

4: NİSA / 17. Allah’ın kabul edeceği tövbe ancak bilmeden bir kötülük edip de sonra hemen tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbesini kabul eder. Allah, hikmet sahibidir ve her şeyi bilir.

4: NİSA / 18. Kötülükleri yapıp yapıp da nihayet kendilerine ölüm gelip çatınca: “Ben şimdi tövbe ettim.” diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tövbesi geçerli değildir. Onlar için elim bir azap hazırladık.

Uykumuzda ruhumuz, vücudumuzdan kısa sürelerle uzaklaşır ve sonra Allah’ın izniyle vücudumuza tekrar geri döner. Ölümün, ruhun bedenden ayrılmasıyla gerçekleştiğini hepimiz bilmekteyiz. Kabir azabının ise ruhun çektiği bir sıkıntı ile gerçekleşiyor olması muhtemeldir. Tıpkı rüyalarımızda olduğu gibi gerçekleşiyor olabilir: Rüyalarımızda yandığımız zaman çok canımız yanar fakat uyandığımız zaman fiziki bir yanığa sahip olmadığımız görülür.

Bunu şöyle izah edebiliriz: Kabirlerde kemiklerin yerli yerinde durması, insanın kabir azabı çekmediğini göstermez çünkü ölen insanın ruhu bedeninden ayrılmıştır. Öyleyse kişi ölürken nasıl cehennemdeki yerini görüyor ve ıstırap duyuyorsa; öldükten sonra da ruhu cehennemde yanmakta olduğunu görmeye devam eder ve ıstırap duyar. Kabir hayatı boyunca, günahkar bir ruhun bu tür kabuslarla cezalandırılıyor olması muhtemeldir. Mü’minün Suresi 45. ve 46. ayette Firavun ailesinin sabah ve akşam ateşe sokuldukları bildirilmektedir. Kesinlikle kabir azabı vardır. Biz bu ayeti inkar edemeyiz.

23: MÜ’MİNÜN / 45, 46. Nihayet Allah, onların kurdukları tuzaklardan bu zatı korudu. Firavunun kavmini ise kötü bir azap kuşatıverdi. Onlar sabah, akşam ateşe sokuluyorlar. Kıyametin kopacağı gün de: “Firavun ailesini azabın en çetinine sokun!” (Denilir.)

Bu ayette, henüz kıyamet kopmadan önce de “firavun ailesinin sabah akşam ateşe sokulduğundan” bahsedilmektedir. Kıyametin kopacağı gün ise onlara yapılacak olan azabın “daha da çetin” olacağı bildirilmektedir. İnsan uykusunda nasıl kabus görüp huzursuz oluyorsa günahkar insan da öldüğü zaman kabir hayatı boyunca kabuslar görüp huzursuz olur. Ölüm bir tür uykudur. Kıyamet günü bu uykudan uyandırılacağız. 

Şöyle düşünenler olabilir: Erken ölenle geç ölen kişinin kabir azabı çekmesi eşit olmayacaktır. Burada bir adaletsizlik yok mudur? Düşünecek olursak gece boyunca rüya görmüş olsak bile uykudan uyandırıldığımız zaman son gördüğümüz rüyayı hatırlarız veya hiçbir şeyi hatırlamayız. Böyle olunca “mezarda kalınan sürenin ve görülen kabusların” kişiler açısından hiçbir anlamı kalmaz.

Kâfir insanlar, uyandırıldıkları zaman kabirlerinde çok kısa bir süre kaldıklarını zannederler. Uyanıp gerçekle yüz yüze gelince gördüklerinin birer rüya olduğunu anlarlar: “Kim kaldırdı bizi yattığımız yerden?” derler.

79: NAZİ’AT / 46. Kıyamet gününü gördüklerinde (kabirlerinde) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.

36: YASİN / 52. “Eyvah!” derler: “Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Peygamberler doğru söylemişler! Rahmanın vaat ettiği şey bu!” 

18: KEHF / 100, 101. Gözlerini ona karşı kapatan ve onu işitmeye tahammül edemeyenlere; hesap günü geldiğinde, cehennemi alenen göstereceğiz.

11: HUD / 123. Göklerin ve yerin SIRRI yalnız Allah’a aittir. Her iş O’na döndürülür. Öyleyse O’na kulluk et ve O’na güven! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.

Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinizden eksik olmasın. Selam ve sevgiyle kalın. Keyifli okumalar.

EŞCİNSEL VE HÜNSA ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Eşcinsel ve hünsa arasındaki fark: Bazı bebeklerin cinsel organlarında yapısal bozukluklar olabilir. Bu bebekler tedavi edilmezlerse ergen çağa geldiklerinde cinsel problemler yaşamaya başlarlar. Çocuk sahibi olamazlar. Bu durumdaki insanlara hünsa denir. Bunların dış görünüşleri, onların erkek mi dişi mi olduklarını ele verir. Örneğin: Bireyin sakalı vardır, sesi kalındır, fiziki güce sahiptir ama erkeklik organı gelişmemiştir, çocuk sahibi olamaz. Dinen bu kişi erkektir. Diğer bir bireyin sakalı yok, vücudu tüysüz ve narindir. Sesi kadın sesidir. Organı gelişmemiştir, erkek organı gibi anormal bir fazlalık vardır. Dinen bu kişi kadındır. Organ bozukluğu gelişimle ilgili bir bozukluktur.  İki üç yaşından önce çocuktaki bu gelişim  bozukluğu fark edilirse çocuğun cerrahi tedavi ile organı düzeltilebilir ve ileride çocuk sahibi olma şansı artar. Bu insanlar hünsa diye adlandırılır. Bu insanlar normal insanlardır, başka bir kusurları yoktur. Toplumda herhangi bir probleme neden olmaz. 

Dünyada çift cinsiyet taşımakta olan herhangi bir insan yoktur. Öyleyse çift cinsiyetli olma gibi bir durum da söz konusu değildir ancak organlarda gelişim bozukluğundan kaynaklanan bir durum söz konusudur. Bebeğin ailesi, bebeğin  cinsiyeti konusunda yanılabilir. Bebeğin kız mı erkek mi olduğunu tam olarak anlayamayabilir. Bu durumda kız olmasına rağmen erkek ismi verilerek erkek çocuk gibi yetiştirilmeye başlanır. Bu çocuk ergenlik çağına girerken göğüsleri çıkıp sesi ince kalır. Narin ve tüysüz bir vücuta sahip olur. Zaten XX cinsel kromozomuna sahiptir ve hormonları da dişi hormonları olarak salgılanmaktadır. Böyle bir çocuk, kendinin yanlış yetiştirildiğini anladığı zaman gerçek rolünü inkar etmeyecek, kadın olduğunu kabul edecektir ve ortada problem diye bir şey kalmayacaktır. 

Erkek çocuklarda da aynı durum söz konusu olup cinsel gelişim bozukluğundan kaynaklanan bir organ bozukluğu olabilir ve bebeklerin aileleri tarafından fark edilemeyebilir. Kız çocuk gibi yetiştirilir. Ergenliğe ulaşınca hangi cinse ait olduklarını zaten kendileri de diğer insanlar da fark edeceklerdir. Sakalları çıkacak sesleri kalınlaşacak fiziki güce de sahip olacaktır. Burada bir problem gözükmemektedir. Dış görünüş insanın cinsiyetini belirleyen önemli ve görünür faktörlerden biridir.

Bu bebeklere, bebekken kromozom testi yaptırılarak cinsiyetleri belirlenip ona göre yetiştirilebilir. Şimdi artık bu imkanlar mevcuttur. Eşcinsellik tamamen farklı bir olaydır. Normal bir erkeğin ben kendimi kadın hissediyorum diyerek ameliyat olmasıdır. Bir insanın ameliyatla sahte bir görüntüye sahip olması o insanın cinsiyetini asla değiştiremez. İnsan erkek doğduysa hep erkek olarak kalır. Kadın doğduysa kadın olarak kalır. İnsanların hücrelerinin her birinde onların cinsiyetlerini belirleyen kromozomlar (XX,XY) mevcuttur. Bu değişmez ve değiştirilemez. Böyleyken bu kişiler bayan hamamlarına ve tuvaletlerine rahatça girip çıkabilmekte ve cinsel hastalıkların yayılmasına katkıda bulunmaktadır. Dinen de eşcinsellik çok büyük bir günahtır. 

Allah böyle yaratmış diyerek bu kişileri savunan insanlara rastladım. Allah’ı suçladıklarını gördüm. Halbuki Allah, onları kesinkes erkek yaratmıştır, Allah’a iftira atıyorlar. İşin doğrusu yukarıda anlattığım gibidir. Çocuklarınızı eğitirken bu konuları onlara izah ederek onları eşcinsellik gibi sapkın davranışlardan koruyabilirsiniz. 

Ben gençken tanıdığımız ve görüştüğümüz çok mutlu bir aile vardı. Tek eksikleri çocukları yoktu. Onlar kadar birbirini seven bir karı koca daha görmedim desem yeri var. Bir gün annemle babam kısık sesle onların hakkında bir şeyler konuşuyorlardı. O güne kadar hünsa kelimesini işitmemiştim. Adam da kadın da hünsa imiş. Görücü usulü ile evlendirilmişler. Adam din adamıydı. Kadın ise ev hanımı. Adam kırk yaşlarındaki iken hastalanarak öldü. Diyeceğim böyle doğuştan kusurlu insanlardan eşcinseller türemez. Eşcinsel olmak bilinçli bir tercihtir. 

Bir de kromozom bozukluğu diye bir şey vardır. Normal insanlarda cinsel kromozom iki adet olur. Kadınlarda: XX Erkeklerde: XY ama nadiren de olsa bazı bebeklerde bu cinsel kromozom üç adet olabilir. Bu bebeklerde zeka geriliği vs. ire gibi hastalıklar olur ve bunların cinsellikle, uzaktan yakından, bir alakaları olmaz.

Bazı insanlar, erkek oldukları halde sapıklık yapmak için kadın gibi görünmeyi tercih etmekteler. Onlara yararı olmayacak operasyonlar geçirerek kirli bir yaşam sürmekteler. Kendimiz bilinçlenelim ve çocuklarımızı bu konularda bilinçlendirelim ki onların izi sıra gitmesinler. Bu yazımı bir kaç ailenin ricası üzerine yazdım. Rabbim neslimizi böyle sapıklıklardan korur inşallah. Amin!

RABBİM SEN KULLARINA ZULMETMEZSİN!

Rabbim, bizim bilerek ya da bilmeyerek işlemiş olduğumuz günahlarımızı affet. Her türlü şeytanı bizlerden uzak tut. Bizleri ana, babamıza, çocuklarımıza, kardeşlerimize, akraba ve dostlarımıza tekrar kavuştur. Bizleri evlerimizde hapsetme! Evlerimiz sanki birer hapishane oldu. Birbirimize hasret kaldık. Kulların işe gitse hastalık ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Ev de kalsa açlık tehlikesiyle karşı karşıya. Korana virüsten kurtulmamıza yardım et!

Rabbim, biliyorum Sen kullarına zulmetmezsin. Kulların kendi kendilerine zulmediyorsa, günahları arşa yükselipte tövbe etmiyorlarsa onların üzerinden merhametini ve rahmetini kaldırırsın. Onları şeytanlarıyla baş başa bırakırsın.

Rabbim, günahlarımızı bize idrak ettir. Biz, dinimizi namaz kılmak oruç tutmaktan ibaret zannediyoruz. 

Rabbim, sen diyorsun ki bize: “Gelmeyin istemiyorum ibadethanelerime! İstemiyorum sizin samimiyetten uzak ibadetlerinizi! İstemiyorum zenginlerin davet edildiği fakirlerin hatırlanmadığı iftar sofralarını! Ben sizi uyarmadım mı? Münafıklarla müşrikleri dost edinmeyin, yalan söylemekten, iftira atmaktan vazgeçin! İhtiyaç sahiplerini hatırlayın, Allah’ın size verdiği mallardan sizde onlara verin ki merhametinizi göreyim çünkü merhamet edene merhamet ederim. Allah’ın Kitap’ına da sımsıkı sarılın, doğru yol işte budur! Siz benim nasihatlarımı nasıl unuttuysanız bugün ben de sizleri unutup şeytanlarınızla baş başa bıraktım ki belki beni ve nasihatlarımı hatırlarsınız! Belki tövbe edersiniz, ben de tekrar sizi koruyup kollarım.” 

Rabbim, bütün Mü’min kardeşlerimi ve beni affet. Şeytanları ve vesveselerini bizlerden uzak tut. Kitap’ına ve nasihatlarına sımsıkı sarılan onlardan ödün vermeyen yalnız ve yalnız senin rızanı kaybetmekten korkan kullarından eyle, Münafık ve Müşrik kullarından korkanlardan değil. Bizlere iki dünya saadeti ver, Cemal’ini de görmeyi nasip eyle. Amin!