MÜTEŞÂBİH VE MUHKEM AYETLER

Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’deki ayetleri muhkem ve müteşâbih olmak üzere iki bölüme ayırmıştır. Her ikisine de inanmak dini inancın temelini teşkil eder.

1. MUHKEM AYETLER: Her bireyin okuyunca anlayabileceği manası çok açık olan ayetlerdir. Allah’ın varlık ve birliğini algılamak için sunulmuş deliller, gelecekte ortaya çıkması beklenen bilimsel olaylar, ibadetler, güzel ahlak, sosyal dayanışma ve sosyal ilişkiler, yasaklar ve bunların hukuki sonuçları bu kapsamdakilerdendir.

      a. Allah’ın varlık ve birliğinin algılanması için sunulan deliller.

      b. İbadetler: namaz, abdest, oruç, haç, zekât, kurban.

      c. Yasaklar ve hükümleri: Haramlar ve hukuki sonuçlarının nasıl uygulanacağına dair ayetler.

      d. Güzel ahlak, sosyal ilişkiler ve sosyal dayanışmayı içeren ayetler.

      e. Gelecekte tevilinin ortaya çıkması beklenen bilimsel olaylar yani henüz tevili gelmemiş, açıklığa kavuşmamış fakat gelecekte Allah’ın dilediği bir gün açıklığa kavuşacak olan ve inkâr edilmemesi gereken ileride bilimle ortaya çıkabilecek konularda ipucu veren ayetlerdir:

2. MÜTEŞÂBİH AYETLER: İnsanın hayatta iken görmesi mümkün olmayan, gördüğümüz şeylere benzetilerek tasvirlerle anlatılanlar ve bazı surelerin başlarında bulunan harfler bu kapsamdakilerdendir.

      a. Cennet ve cehennem tasvir edilmiştir. İnsan, cennet ve cehennemi henüz görmemiştir fakat tasvir edildiği şekilde onlara inanır.

      b. Melekler ve cinler biz insanlar tarafından görülmemiştir fakat insan onların varlığına, Kur’an’ı Kerim’de ki tasvir edilmiş olduğu gibi inanır.

      c. Bazı surelerin başlarında bazı harfler bulunmaktadır. Bunların neye tekabül ettiğini ancak Allah bilir. Bunların sadece Allah tarafından bilindiğine ve bu harfler konusunda insanların bilgi sahibi olmasına izin verilmediğine inanmak gerekir.

İlgili ayet aşağıdadır:

3: ALİ-İMRAN / 7, 8. Sana bu Kitap’ı O indirdi. Ayetlerinden bir kısmı (muhkem) açıktır. Bu ayetler Kitap’ın anasıdır (İlahi terbiye kısmıdır). Diğer bir kısmı ise (müteşâbih) tasvir edilen ayetlerdir. Bunların tevilini Allah’tan başkası bilmez. Kalplerinde hastalık taşıyan kimseler, kendi keyiflerince tevil edip fitne çıkarmak için ondan müteşâbih olan şeylerin arkasına düşerler. Gerçek ilim ve iman sahipleri: “Rabbimizden gelen bütün ayetlere inandık.” derler. Akılca üstün olanlardan başkası doğru düşünmez.

Allah’ın Kur’an’ı Kerim’de tasvir etmiş olduğu konuları, bir insanın tutup da inkâr etmesi haramdır. O insan art niyetlidir. Bir insanın, bilmediği, görmediği konulara, Kitap’ta bildirilenlerin dışına çıkarak, ilave tasvirler yapması da haramdır ve fitne alametidir. Kitap’taki bize bildirilen kadarıyla yetinmemiz, Allah’ın emir ve yasaklarına en uygun olandır. Fitne alametlerinden bazı örnekler:

Bazı insanlar; Kur’an’daki harfleri ve bazı surelerin başında bulunan harfleri toplayıp, çıkararak bazı rakamlar elde ediyorlar. Bunların, dünyada zuhur etmiş ve edecek olaylarla bağlantısı olduğunu iddia ediyorlar. Akılları sıra, geçmişteki olayların tarihlerini Kur’an’ı Kerim’den bulup çıkarıyorlar. Gelecekteki olacak olayların tarihlerini hesapladıklarını iddia ediyorlar. Hatta falan tarihte Mehdi gelecek filan tarihte kıyamet kopacak gibi şeyler söylüyorlar. Ne yazık ki vermiş oldukları tarihler, şimdiye kadar, hiç ama hiç isabet etmedi ve etmeyecek çünkü bunlar Allah’ın tasvip etmediği ve uyardığı yanlış davranışlardır. Allah bilmemizi dilediği her ne varsa zaten bize apaçık bildirmiştin. Allah’ın bilmemizi dilemiş olduğu bilgilerin dışına çıkarak doğru bilgiye ulaşamayız.

Kur’an’ı Kerim’in on dokuz rakamı üzerine bina edildiğini iddia ediyorlar sanki Allah, Kur’an’ı Kerim’i bir sayı üzerine inşa etmiş de o sayıyı tamamlamak için, ne anlama geldiğini bizim bilmediğimiz bu harfleri surelerin başlarına koymuşmuş. Kendilerince Allah’ın bu harfleri ne için koymuş olduğunu çözdüklerini, Allah’ın gizleyip açıklamadığı şeyi açığa çıkardıklarını insanlara kabullendirmeye çalışıyorlar. Allah’ın bildiği, insanlara bildirmek istemediği sırları açığa çıkarmaya güç yetirebildikleri fitnesini yayıyorlar. Bunu yaparken genellikle ebcet ilmini kullanıyorlar. On dokuz rakamının onların ileri sürdükleri şeylerle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. On dokuz rakamı ile ilgili ayetler aşağıdadır.

74: MÜDDESSİR / 23, 24, 25. Sonra büyüklük tasladı ve arkasını döndü. “Bu sadece bir insan sözüdür, bu başka bir şey değildir, öğretile gelen bir sihirdir.” dedi.

74: MÜDDESSİR / 26, 27. Ben onu sekâra sokacağım! Sekâr nedir, biliyor musun?

74: MÜDDESSİR / 28, 29. Durmadan derileri kavurur. Geriye bir şey bırakmaz.

74: MÜDDESSİR / 30,31. Üzerinde on dokuz (muhafız) bulunur. Biz, o ateşin bütün muhafızlarını meleklerden yaptık. Kendilerine Kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler, kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin imanları artsın (diye). Biz bunların sayılarını kâfirler için bir imtihan kıldık. Kâfirlerle kalplerinde hastalık bulunanlar (münafıklar): “Allah bununla ne demek istedi?” desinler (Bu rakamın peşine düşsünler, diye). Allah, dileyen kimseyi şaşırtır, dileyen kimseyi yola getirir.

Ebcet ilmi dedikleri nedir? Arapların tarihleri boyunca kullandıkları ve adına “cifir ilmi veya ebcet hesabı” denen aslında bir ilim olmayan Arap Alfabesinin harflerine rakamsal değerler yükleyen bu şey, dinen haramdır. Ebcet hesabı; büyü, muska yapılırken ve bazı tarihleri tahmin ederken (fal olarak) kullanılmaktadır. Kur’an’ı Kerim’de surelerin başında bulunan ne anlama geldiği bize bildirilmeyen arka arkaya sıralanmış harflerden, gelecek ve geçmişle ilgili tarihler çıkartırken de ebcet hesabını kullanmaktadırlar. Bu fala bakmakla eş değerdir. Yalan ve yanlıştır.

Ebcet hesabında harflerin yerine, harflerin rakamsal değerleri yazılır. Böylece muska ve büyü gibi şeyler şifrelenerek yapılmış olur ve ebcet hesabını bilmeyen biri, onların içinde ne yazdığını anlayamaz. Rivayetlere göre ebcet hesabını cahiliye devrindeki şairler de kullanıyorlardı. Kur’an’ı Kerim’de de bunun kullanılmış olduğunu iddia edenler oldu. “Hz. Muhammed’e bu şiir okuyan bir şairdir.” dediler. Bu bir iftiradır. İlgili ayetler aşağıdadır.

69: HAKKA / 41. O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

69: HAKKA / 42. Bir kâhin sözü de değildir ne de az düşünüyorsunuz!

69: HAKKA / 43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

Hiçbir İlahi Dinin büyü ve büyücülükle ilgisi yoktur. Allah büyü yapmaktan müminleri men etmektedir. Büyü yapan kimse kâfir olur. Büyü yaptırmak için kâfir olmayı göze almak gerekir Tövbe etmek bir işe yaramaz çünkü bu günah bile bile işlenmiş olur.

2: BAKARA / 102. Onlar, Süleyman’ın mülkü hakkında şeytanların uydurdukları şeylere tabi oldular. Süleyman kâfir olmadı ama şeytanlar kâfir olmuştu. Onlar, insanlara sihri ve Harut, Marut adında iki meleğe indirilen şeyi öğretiyorlardı. O iki melek, ondan hiçbir şey öğretmedikleri gibi hatta “Bize indirilen bu şey, kesinlikle (insanı) küfre götüren bir fitnedir.” diyorlardı. İnsanlar, şeytanlardan yarar veren şeyi değil zarar veren şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onu satın alanlar, onu ne için satın aldıklarını bilerek satın alıyorlardı. Karı ile kocayı ayıracak şeyi öğreniyorlardı fakat Allah’ın izni olmaksızın onlar, onunla hiç kimseye zarar veremezler. Onların ahirette hiçbir nasibi yoktur. Nefislerini sattıkları şey ne kötü! Keşke bilselerdi!

Ak büyü günah değil, kara büyü günah diye bir şey yoktur. Hepsi büyüdür ve haramdır. Büyücüler şeytanlarla iş birliği içinde olur. Gerçek olmayan bir şey gözünüze gerçekmiş gibi gösterilir. Karşı büyü yaptırarak büyü bozulmaz, bunu yaptıran kimse de kâfir olur. Allah bu konuda ayetler indirmiştir. Allah’a sığınırsak büyü ile kimse kimseye zarar veremez. Gerek kendi dilimizde dua ederek gerek Felak, Nas ve Ayetel Kürsi Surelerini okuyarak Rabbimize sığınabiliriz.

Güvenen Allah’a güvensin!

DÜŞÜN…

Hayatım boyunca hiçbir şeyi körü körüne kabullenemedim, her şeyin kaynağına inmek istedim. Gördüm ki her yol Allah’a çıkıyor. Kendimi O zat’ın karşısında çok aciz hissettim. Beni ben yaratmadım, beni sen de yaratmadın! Ne doğumuma ben karar verdim ne de ölümüme ben karar verebileceğim. Gölgem benim istediğim yöne düşmüyor. Doğal felaketlere engel olamıyorum. Ne bir meyve ne de bir sebze yaratabiliyorum. Atmosferi ve yaşayabilmemizi sağlayan bu kusursuz ortamı da ben yaratmadım, sen de yaratmadın. Bizim ilmimiz O’nun ilminin yanında bir hiçtir. Bu gerçeği dilimle inkâr etsem aklımla inkâr edemem, sen de edemezsin. Anladım ki ancak ve ancak böyle bir ilim sahibi böyle bir güç böyle bir merhamet sahibi karşısında boyun eğilebilir. Hürmet ve itaat ancak ona karşı yapılabilir.

Hz. İbrahim iyi kalpli bir insan ve iyi bir gözlemciydi. Etrafına baktığı zaman gördüğü her şeyi mantık süzgecinden geçiriyor ve öyle kabullenebiliyordu. Kavminin gelenek görenekleri ona çok mantıksız geliyordu. O hep düşünüyor, düşünüyordu…

Niçin dünya, gündüz çalışabilmek için aydınlık, niçin gece dinlenebilmek için karanlık oluyordu?

Bütün meyve ve sebzeler aynı topraktan besleniyordu fakat nasıl oluyor da farklı farklı tat ve lezzetlere sahip olabiliyorlardı?

Nasıl olup da bir bitki, topraktan hangi besini alması gerektiğini bilebiliyordu?

Niçin bitkilerin tohumları, yaprakları, çiçekleri ve meyveleri farklı büyüklüklerde farklı modellerdeydi?

Niçin, güneşin sıcağıyla dünya kuraklaşıp gitmiyordu, yağmurlar farklı farklı bölgelere dengeli bir biçimde yağıyordu, dünyayı sel su alıp götürmüyordu?

Niçin denizler daha çok sakin oluyor, sık sık fırtınalar kopmuyor, insanların gemilerde taşınmasına izin veriyordu.

Niçin bütün canlılar eşeyli üremekteydi, onları eşeyli yaratan kimdi?

Niçin bütün canlılar ölünce toprak olup gidiyorlardı? 

Niçin gökteki cisimler birbirleriyle çarpışmıyorlar da uyum içinde hareket edip duruyorlardı?

Niçin, dünya insanın her türlü ihtiyacını karşılayabilecek bir yapıdaydı?

Soru üstüne soru. O bıkıp usanmadan düşünüyordu. Ailesi ve kavmi kendi elleriyle yonttukları taşlara secde ediyorlardı. Halbuki o taşlar cansız varlıklardı. Kendileri canlı varlıklar oldukları halde hiçbir şeye gücü yetmeyen cansız varlıklara tapıyorlardı. İnanılır gibi değildi. Onların bu davranışları ona çok mu çok saçma geliyordu. İbrahim putlara gidip sesleniyor: “Hadi benimle konuşsanız ya… Niçin yemek yemiyorsunuz hadi yeseniz ya…” diyordu. Onlara vuruyordu. Hiçbir tepki alamıyordu.

Bütün bunları bina edip sevk eden, çok akıllı, çok bilgili, çok güçlü, her şeye hâkim biri olmalıydı. Kimdi o? Onu bulmalıydı. Aramaya başladı. Aya dikkatlice baktı ve dedi ki: “İşte bu benim aradığım zat olabilir.” Sabah güneş doğunca ay kayboldu. Hz. İbrahim bundan hoşlanmadı. Sonra güneşe baktı, güneş gelince ay kaybolmuştu: “Bu daha büyük ve daha güçlü, aradığım zat bu olabilir.” dedi fakat akşam olunca güneşte kayboldu. O zaman o dedi ki: “Ben yok olanlardan hoşlanmam, sen aradığım zat olamazsın.”

O kavmine diyordu ki: “Bu yaptığınız iş çok saçma, niçin düşünmüyorsunuz?” Babası dahil bütün kavmi, düşündüğü için ona düşman olup çıktılar ama o vatanından, ailesinden vazgeçti, düşünmekten asla vazgeçmedi. Sonunda Rabbi onu seçti ve onunla konuştu. Aradığı gerçeğe nihayet ulaşmıştı. O ayı, güneşi Rab zannettiği için Rabbi ona küsmedi çünkü o doğruya ulaşmaya çalışıyordu.

Rabbimiz der ki: “Düşünün, doğadaki ahengi, ihtişamı, nizamı! Düşünün gönderdiğim kitaplardaki hükümleri, bu hükümlerin adalete ve sizin menfaatlerinize uygunluğunu! Ben size küsmem, doğruyu bulmanıza yardım ederim. Yeter ki düşünün, ben akıl sahiplerine değer veririm. Varlığımı ve hükümlerimin değerini ancak akıl sahipleri anlar!”

KADINLARDAN PEYGAMBER OLAN OLDU MU?

Kendisine her vahiy gelen kadın olsun erkek olsun kim olursa olsun peygamber olmaz. Peygamber olması için kendine elçilik görevi verilmiş olması gerekir. Elçilik görevi oldukça ağır bir görevdir. Allah, kullarına kaldıramayacağı yükleri yükleyerek zulmetmez. Bu görev için Allah, peygamberleri insanların erkeklerinden seçip görevlendirmiştir. Peygamberler ağır baskılar ve zulümler altında, canları pahasına görevlerini yerine getirebilmişlerdir. Tarih boyunca birçok peygamber öldürülmüştür. Hatırlarsak Hz. Yunus Peygamber görevinin ağırlığından dolayı memleketinden kaçmaya kalkmıştı fakat Allah onu denizde yakalayıp görevini tamamlaması için sıkıştırıvermişti. O, zelle (hata) yaptığını anlayıp tövbekâr olmuştu. Allah’ta onun tövbesini kabul edip onu büyük bir topluluğa peygamber yapmıştı.

21: ENBİYA / 87. Zünnun, hani öfkelenerek gitmişti de… Bizim asla kendisini sıkıştıramayacağımızı sanmıştı, derken… karanlıklar içinde: “Senden başka İlah yoktur. Sen’i tenzih ederim. Ben gerçekten zalimlerden oldum.” diye yalvardı.

21: ENBİYA / 88. Biz de duasını kabul ettik. Kendisini üzüntüden kurtardık. Biz müminleri işte böyle kurtarırız.

22: HAC / 52. (Ey Muhammed!) Biz senden önce hiçbir elçi göndermedik ki o tebliğ etmeyi arzu ettiği zaman, şeytan onu ümitsizliğe düşürmesin. Bunun üzerine Allah şeytanın verdiği ümitsizliği giderir. Sonra da delillerini güçlendirir. Allah hikmet sahibidir, bilir.

Örneğin: Allah, Hz. Meryem’e, Firavunun eşi Hz. Asiye’ye ve Hz. Musa’nın annesine de vahiy etmiştir ama onları peygamber olarak görevlendirmemiştir. Hz. Meryem ve Firavunun eşi Hz. Asiye cennetlik oldukları müjdelenen iki kadındır. Hz. Nuh’un eşi ve Lut’un eşinin ise cehennemlik olduğu bildirilmiştir. Allah’ın yanında kadınla erkeğin arasında ayrıcalık bulunmaz. Allah, sadece erkeklerden peygamberler gönderdiğini bildiriyor. Bunun nedeni her peygamberin fiziki güce ihtiyacı olmuş olmasıdır. İnanmayanlar inanmamakla kalmayıp onlara karşı savaş açmışlar ve birçok peygamberi de katletmişlerdir.

16: NAHL / 43. (Ey Peygamber!) Senden önce de kendilerine vahiy ettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsan Tevrat ve İncil’in âlimlerine sor.

21: ENBİYA / 7. (Ey Muhammed!) Biz, senden önce de sadece kendilerine vahiy ettiğimiz birtakım erkekleri elçi olarak gönderdik. Şayet bunu bilmiyorsan Kitap Ehli olanlara sor.

12: YUSUF / 109. Biz, beldelerin halkına senden önce de erkeklerden başkasını vahiy ile göndermedik. Onlar arzı dolaşmıyorlar mı ve görmüyorlar mı kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğunu? Ahiret yurdu takva sahipleri için daha hayırlıdır. Hala, aklınızı kullanmayacak mısınız?

REHBERİMİZ RABBİMİZ OLSUN! TÜM SORUNLARIMIZ ÇÖZÜM BULSUN!