HZ. AİŞE VALİDEMİZ ALTI YAŞINDA İKEN Mİ EVLENDİ?

Hz. Ebubekir ile Peygamberimiz yakın arkadaştı. Bundan dolayı Hz. Aişe validemiz çocukluğundan beri Peygamberimizin evine gidip geliyordu. Genç kızlığında ise Peygamberimizin eşlerine yardım etmeye başladı. Dini öğrenme ve öğretmeye karşı aşırı bir ilgi gösteriyordu. Onun bu arzusu peygamberimize daha yakın olmasını gerektiriyordu. Hz. Ayşe validemiz Peygamberimize daha yakın olmayı çok arzu etmekteydi. Babası da bu durumun farkındaydı ama Peygamberimiz bunun farkında değildi. Hz. Aişe’nin kalbinden geçeni en iyi bilen Rabbiydi.

HZ. AİŞE VALİDEMİZ ALTI YAŞINDA İKEN Mİ EVLENDİ? yazısının devamı

KURBAN KESİMİNİN DOĞAYA ZARARI DEĞİL YARARI VAR.

Doğada insanlar ve hayvanlar aynı düzen içinde çoğalmaktadır. Hiçbir canlı doğacak yavrusunun cinsiyetine kendisi karar veremiyor. Bununla beraber insanlar, genellikle erkek çocuklarına sahip olmak istiyor. Bazı toplumlardaki bazı insanlar, henüz bebek annesinin karnında iken sırf cinsiyetinden dolayı kız bebekleri aldırtıyor. Tabi ki bu bir katliam ve cinsel ayrımcılıktır. 

İnsanlar genellikle tek çocuk doğurabilmekte iken hayvanlar daha fazla doğuruyorlar. Vahşi hayvanlar birbirlerini yiyerek doğal seleksiyona katkıda bulunuyorlar ve böylece yeryüzünde metan gazının artması doğal yoldan önlenmiş oluyor. Vahşi hayvanlar için geçerli olan bu durum evcil hayvanlar için geçerli değil çünkü insanlar evcil hayvanları vahşi ortamlardan uzak tutarak besleyip onlardan yararlanıyor: Evcil hayvanlardan dişi olanların sütleri içiliyor ve sütlerinden peynir, yoğurt gibi yararlı besinler elde ediliyor. Erkek ve dişi besi hayvanlarının derilerinden ayakkabı ve giysi üretiliyor. Yünlerinden kıymetli giysiler, yatak, yorgan ve yastık yapılıyor. Dışkılarından doğal gübre ve metan gazı elde ediliyor.

İnsanlarımızın büyük bir çoğunluğu yeterli hayvansal gıdaya ulaşamıyor. Maddi imkansızlıkların yanı sıra dünyadaki kaynak kıtlığından dolayı evcil hayvanların yeterli miktarlarda yetiştirilememesi, yeterli hayvansal gıdaların alınamamasına neden oluyor. İnsanların doğaları gereği hayvansal gıdalara da ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Bundan dolayı yeterli sayıda evcil hayvan beslenmeye ihtiyacımız var. Peki, bunu nasıl becereceğiz? Tabi ki kıt olan kaynaklarımızı akıllıca kullanarak. 

Biz insanlar erkek çocuklara sahip olmayı isterken evcil hayvanlar dişi doğurunca sevinmekteyiz çünkü bu bizim menfaatlerimize daha uygun gözükmektedir. Evcil hayvanlar da bütün canlılarda olduğu gibi erkek ve dişi karışık yavrular doğuruyor. Dolayısıyla erkek hayvanları da dişi hayvanlarla beraber beslemek zorunda kalıyoruz. Bu durum doğada metan gazının artmasına neden oluyor. 

Doğada metan gazı, karbondioksit gazı ve su buharı artınca ne olur? Bu sera etkisine yol açar. Atmosferimizi kaplayan bu gazlar ve su buharları, dünyaya çarparak geri yansıyan güneş ısısının uzaya salınımını engeller. Böyle olunca da yeryüzü gereğinden fazla ısınır. Bitkiler kurur, canlılar ölür, genetik yapılarda hasarlar oluşur. Aşırı sıcaklar, suların buharlaşmasıyla genel bir kuraklığa sebep olur. Yeryüzündeki suların gereğinden fazla buharlaşmasıyla yağmur miktarları felaket getiren boyutlara ulaşır. Sel basmaları, toprak kaymaları, depremler kaçınılmaz hale gelir. Kurban bayramlarında hayvanların kurban edilmesi, atmosferde oluşabilecek sera etkisinin engellenmesinde önemli bir role sahiptir.

Kurban bayramları sayesinde genellikle evcil hayvanların erkekleri kurban edilir. Dişi hayvanların gençlerinin kesilmesi tercih edilmez, yaşlılarının ise dişleri falan eksik olur. Hasta olan, organ eksiği olan hayvanlar kurban edilemediği için bu hayvanlar kurban olarak kesilmez. Sağlıklı hayvanlar kurban olarak kesilir. Bu sağlıklı hayvanların etleri fakir insanlarla paylaşılır ve bir sosyal dayanışma oluşturulmuş olur. 

Kurban kesiminin sayısız yararları bulunuyor. Milyonlarca hayvanın birkaç gün içinde kesilmesi doğadaki metan gazının hızla düşmesine sebep oluyor. Bu kesilen hayvanların derileri, yağları ve iç organları da ekonomilere katkıda bulunuyor. Bu sayede hayvan besinlerindeki tüketim miktarları da yarı yarıya düşüyor. Bu durum yeni doğacak yavruların ve annelerinin iyi beslenmesine olanak tanıyor. 

İnsanların % 23’ü Müslüman, % 32’si Hristiyan, % 0,2’si Yahudi’dir. İlahi dinlerin hepsinde kurban kesimi vardır ve bir ibadettir. Dünyada her on kişiden sekizi bir ilahi dine inanıyor. Her dinin kurban kesimi tarihinin farklı farklı tarihlere rastlaması ve kurban kesimlerinin her yıl tekrarlanıyor olması doğadaki metan gazının aşırı artmasını engelliyor. 

108: KEVSER / 1, 2. Muhakkak ki biz sana Kevser’i verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

Bize yol gösteren Yüce Rabbimize hamd olsun. Rahmetini ve merhametini bizden esirgemediği için O’na sonsuz teşekkürler. Kurban Bayramınız mübarek olsun.

İLK İNSANDAN BU YANA İNSAN GENOTİPİNDE BİR DEĞİŞİKLİK OLDU MU?

Sağlıklı insanların kromozom sayısı Hz. Havva ile Hz. Âdem’den bu yana hiç değişmedi. Bazıları bu konuda büyük bir yanılgı içindeler çünkü insanın kromozom sayısındaki sayısal hatalar ve yapısal hatalar onu hasta bir birey yapar. Kromozom sayısındaki artış ve azalışlar ciddi bir önem taşır. Bölünme sırasında kromozomlarda bazı hatalar oluşabilir. Kromozomlar 46 yerine 47 ya da 45 olabilir. Bunlar sayısal hatalardır. Bir de yapısal hatalar vardır: Yapısal hatalar bölünme sırasında gerçekleşen hatalardır. Kopyalanırken kromozomun bir parçası kopabilir, ters yönde olabilir, başka bir kromozoma yapışabilir, bir parçası fazla olabilir. Bu hataların hamileliğin ilk günlerinde olması, çok ciddi problemler yaratır çünkü ilk hücre hatalıysa hatalı bölünmeler gerçekleşecektir. Öyleyse yaratılış inkâr edilemez bir gerçektir. İnsanın döllenmiş ilk hücresi mükemmeldi ve mükemmel kopyalar oluşturmaya devam etti. 

Hücrelerde arada sırada bazı sayısal ve yapısal hatalar oluştu. Bunun nedenini şöyle açıklayabiliriz: Rabbimiz bu hataların oluşmasına izin verdi ve böylece hücrelerdeki ufak tefek hataların bile neye mal olabileceğini bize gösterdi. Alim bir yaratıcı olmadan, sağlıklı bir hücrenin yaratılamayacağını anlamamızı sağladı. Rabbimize sonsuz teşekkürler… Sorun kendi kendinize, hatalı bir kromozomdan sağlıklı nesiller ortaya çıkabilir mi? Bu olasılık yüzde kaçtır?

Bu tip hatalar meydana geldiği andan itibaren hatalı bölünmeler başlayacaktır. Bölünen hücrelerin hepsi hatalı kromozomlar taşıyacaktır. Bugün tedavisi mümkün olmayan üç hastalığı Down sendromu, Edwards sendromu ve Patau sendromunu buna örnek verebiliriz. 

Bu veriler bize şunu göstermektedir: Hücre kompleks bir yapıdır. Kompleks bir yapı bozulduğu zaman tamiri imkânsız gözükmektedir ve bu durum aynen gelecek nesillere taşınmaktadır. Kanser hücreleri tamir edilemediği için onları öldürerek yok etme metodu uygulanmaktadır. Öyleyse ilk insanı meydana getiren o ilk hücre çok mükemmeldi. Mükemmel kopyalar oluşturdu ve canlılar bu günlere kadar sağlıklı olarak gelebildiler. Her canlı tek bir hücre ile yaşama adım atmaktadır. Bir hücrenin kendi kendine bu mükemmelliği yakalaması imkansızdır. Mükemmel bir hücre yaratacak mükemmel bir yaratıcıya ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.

Genotip üzerinde yapılan araştırmalar tamamen çözüme kavuşmuş değildir. Bilim adamları yakın zamana kadar, henüz mevcut araştırmalarıyla çözemedikleri bazı genleri işlevsiz buluyorlar ve onlara çöp muamelesi yapıyorlardı. Halbuki Allah, hiçbir şeyi boş yere yaratmadığını söylemektedir. Doğruların eninde sonunda ortaya çıkma gibi bir huyu vardır çünkü batıl iddialarla gerçekler yok edilemez.

Genotipi insana en yakın olan yaratıklar bile insani özellikleri taşıyamamaktadırlar. Maymunlar ve domuzlar buna örnek olarak gösterilebilir. Dikkat edilirse bu hayvanların genotiplerinin fenotipleri üzerindeki etkileri de insanların genotiplerinin fenotipleri üzerindeki etkilerinden çok farklıdır. Bu hayvanların dış görüntüleri insanlara benzemez. O zaman ilkel bir yapıdan kompleks bir yapıya geçiş söz konusu olamaz. İnsan hem fenotip olarak hem akıl yönünden diğer canlılardan daha mükemmel yaratılmış ve kendisine sorumluluk yüklenmiştir.

Evrimi savunanlar, ilkel ve cansız bir yapıdan kompleks bir yapıya geçişi savunurlar. İlahi dinler, kompleks yapılardan daha ilkel yapılara geçiş olduğunu örneklendirirken maymun ve domuzu örnek verirler. İlk canlıların ilk hücrelerinin mükemmel olduğunu ve mükemmel kopyalar oluşturduğunu savunurlar.

Örneğin: Kur’an’ı Kerim‘de Yahudilerle ilgili bir kıssa anlatılır. Yahudilerin ileri gelenlerinden bir kısım insan, fakirlere, yetimlere, kadınlara, esirlere ve diğer canlılara zulmediyorlardı. İnsanları hayır yapmaktan men ediyorlardı. Kendilerine sizi kim yarattı diye sorsan Allah diyorlardı ama Allah’ın emir ve tavsiyelerine muhalif hareket ediyorlardı. İnançlarında samimi değillerdi. Allah’ın emir ve tavsiyelerine uygun hareket etmek isteyen kimselere zulmediyorlardı. Sözlü vahiy diye uydurdukları hadislerle insanları aldatıyorlardı ve bu yaptıkları şeyleri de Allah’ın emriymiş gibi empoze ediyorlar insanları aldatıyorlardı. 

Cumartesi günü Yahudilerin ibadet günüydü. Allah böyle iki yüzlü insanların ibadetini istemedi. Onların menfaatlerine ne kadar düşkün olduklarını gerçekten inanan insanlar olmadıklarını su yüzüne çıkarmak istedi. İmtihan için onların üzerine gökten bir musibet indirdi. Bu musibet balıkları etkileyen bir musibetti. Arkasından cumartesi günleri balık avlamayı, haram kıldı. Cumartesi günler zalimlerin helâk olmasına neden olacak balıklar akın akın gelmeye başladı. Diğer günler bu kadar çok balık gelmiyordu. Allah uyarmadığı kimseye zulmederek onu cezalandırmaz. Allah, onları uyardı ve cumartesi gün balık yemeyin tavsiyesinde bulundu. İnanan bir insan, Allah’ı dost görür ve onun tavsiyelerinde kendi lehine bir şeyler olduğuna inanır ve bu sebepten Allah’ın tavsiyelerini uygulamaya çalışır. Bundan dolayı inanan Yahudiler, cumartesi gün akın akın gelen balıklara el sürmediler: “Rabbimizin bizi uyarması kesinkes bizim lehimizedir, Rabbimiz bizim dostumuzdur.” dediler. Balıkları yememeleri için kendilerini uyaran Rablerine teşekkür etmek için cumartesi günlerini ibadetle geçirdiler.

İnancında samimi olmayan kimseler Allah’ın emirlerine muhalefet eder ve daima tam tersini yaparlar. Yahudilerin zalimleri ve zorbaları da kendilerine yakışanı yaptı. Allah’ın nasihatine kulak vermediler. Cumartesi akın akın gelen balıkları avlayıp yediler. Bu balıkların etleri, insan genotipini olumsuz yönde etkiledi ve bir müddet sonra balıkları yiyenler maymunlara dönüştüler. 

Bu kıssa insanlara boşu boşuna anlatılmamıştır. Allah dostumuz olduğu için bizleri uyarır ve bu kıssada da Allah balıklar yememeleri için dostlarını uyarmıştır. Yediğimiz şeylerin insanların genotipi üzerindeki yıkıcı etkileri, ciddiyetle araştırılması gereken önemli bir konudur. İnsanların maymunlardan oluşmuş olması bilime aykırıdır ve mantığa uygun değildir. Maymunların bir kısmının, insan genetiğinde hafif bir hasarın meydana gelmesiyle oluşmuş olması mantığa daha uygundur. Allah, bilimle açıklanabilecek olan bu durumlar hakkında insana şöyle hitap etmektedir: “İleride bileceksiniz. Sonra ileride bileceksiniz!”

Bugün domuzların kalp kapakçıkları tıp alanında kullanılmaktadır. Kalp kapakçığı işlevini yitirmiş olan yaşlı hastalara domuzlardan alınan kapakçıklar takılmaktadır. Yaşlı hastalar için en iyi çözüm domuzlardan alınan kalp kapakçıkları gözükmektedir. Maalesef mekanik (metal) kalp kapakları bunun yerini tutamamaktadır. Mekanik kapak takılan hastalar düzenli kan tahlili yaptırmak ve düzenli kan sulandırıcı kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu durum küçük morluklara, mide kanamasına ya da ciddi kanamalara neden olabilir. Domuzların diğer organlarını da hastalara transfer etme çalışmaları henüz araştırma aşamasındadır.

Kur’an’ı Kerim‘de daha önceki yaşamış kavimlerde de benzer örnekler olup, insanlardan hayvanlara dönüşenler olduğu bildirilir. Büyük bir olasılıkla domuz etinin yasaklanması bu sebepten kaynaklanmış olabilir. İnsanlardan ilahi dinlere mensup olmayanların da domuz eti yemediği görülmektedir. Bu insanların ataları, domuza ve maymuna dönüşen insanları görüp de nesillerine bu hikâyeleri aktarmış olabilirler. Domuz etinden iğrenmelerine ve bu eti yememelerine bu durum sebep olmuş olabilir ya da bütün kavimlere uyarıcılar gönderen Allah, bunu yasaklamıştır ve böylece dejenere olan dinlerinden geriye kalmış bir alışkanlık olarak domuz eti yemiyor olabilirler.

Besinlerin, insan genotipi ve fenotipi üzerindeki etkilerine başka bir delil olarak da Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennette yemiş oldukları yasak ağacın meyvelerinin etkileri gösterilebilir. Bu meyveleri yedikten sonra avret mahalleri kendilerine gözükmüş ve cinsel arzulara sahip olmuşlardı. 

İlgili ayet meallerinden bazı örnekler aşağıdadır.

76: İNSAN / 28. Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

7: ARAF / 164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. Onlar da dediler ki: “Rabbimize biz üzerimize düşen görevi yaptık diyelim ve bir de belki günahlardan sakınırlar ümidiyle.”

7: ARAF / 165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık. Zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.

7: ARAF / 166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.

7: ARAF / 168. Onları (Yahudileri) grup grup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler de vardır, aşağılık olanlar da vardır. Belki doğru yola gelirler diye iyiliklerle ve kötülüklerle kendilerini denedik.

38: SAD / 87. Bu Kur’an ancak âlemler için bir öğüttür.

İNSANLAR NASIL YARATILDI VE NASIL ÇOĞALDI?

Dünyada tek bir aile var. Peki, tek bir aileden insanlar nasıl çoğaldı? Bu sorunun cevabı bugüne kadar mantıklı bir yanıt bulamamıştır. Bu konu, bütün dinlerde din adamlarının kâbusu olmuş ve akla mantığa uygun bir açıklama getirememişlerdir. Yahudilerin hadis kitabı olan Talmud’dan yararlanarak bir şeyler toparlayıp yazmışlardır: Adem ve Havva’nın çocuklarının hep ikiz olduğunu ve ikizlerin biri kız biri erkek doğduğunu, bunların çaprazlama evlendiğini, daha sonra şeriatın değiştiğini, kardeş evliliğin yasaklandığını ileri sürmüşlerdir. Bu bir varsayımdır. Allah’ın kitaplarında böyle bir açıklama yoktur. Kardeşin kardeşle evlenmesi helal olmaz. Bunu akla getirmek ve dine mal etmek hoş olmamıştır. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. Allah’ın kitaplarında farklı bir anlatımın söz konusu olduğunu gördüm. Kardeş evliliğinin kesinlikle olmadığı sonucuna ulaştım. Allah, Kur’an’ı Kerim’de bunları bize açıklamış. Ben de bu konuyu, ayetlerle delillendirerek sizlerle paylaşıyorum. Allah’ın dinlerini anlamak ve yaşamak zor değildir. Allah’ın indirdiklerinin üzerinde etraflıca düşünmek lazım. Allah’ın dinleri bir kandil misalidir. Kandil yakılırsa çevresini aydınlatır. Allah’ın dinleri hakiki anlamda yaşanırsa insanlar huzur bulur. Allah’ın indirdiklerinde tutarsızlık, adaletsizlik ve zorbalık yoktur

İlk yaratılan Hz. Âdem’di. Hz. Âdem, kadın ve erkek cinsel (XY) kromozomlarını hücrelerinde taşıyordu yani insanoğlunun tohumu oydu. Her tohum için bir tarla gerekir. İnsanoğlunun çoğalabilmesi için de bir tarla gerekiyordu. Allah, Hz. Âdem’in kendi cinsinden bir eş yarattı yani Hz. Âdem ve Hz. Havva aynı cinsten, iki ayrı döllenmiş kabuklu yumurtadan, birbirlerine eş olarak yaratıldı. Allah, yumurtaları inşa ederken zigotun her türlü ihtiyacını göz önünde bulundurdu: Yumurtayı yaratırken zigotun hava almasına, beslenmesine, beslenme artıklarının dışarı atılmasına, dış etkenlerden korunmasına uygun bir şekilde yarattı. Rabbimiz daha sonra insanları, döllenmiş yumurtalarla rahimlerde yaratmaya devam etti.

İlgili ayet meali Aşağıdadır.

39. ZÜMER / 6. Allah, canlı bir hücreden sizi yarattı. Sonrasında ondan çiftleri yaptı. Sizin için hayvanlardan sekiz çift indirdi. Annelerinizin karnında üç karanlık içindeki yaratmadan sonra bir yaratılışla sizi yaratıyor. İşte, Rabbiniz olan Allah budur, mülk O’nundur, O’ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen batıldan etkileniyorsunuz?

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ ۚ يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ۚ ذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَأَنَّىٰ تُصْرَفُونَ 

مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ : (Canlı tek hücreden.)

Arapçada müennes ve müzekker kelimeler vardır yani kelimeler erkek ve dişi olmak üzere gruplanmıştır. Bugüne kadar bu cümle: “Ondan onu yarattı.” diye meallendirilmiştir yani Âdem’den Havva’yı yarattı anlamında meallendirilmiştir. Bu mealler Allah, kadını Âdem’in kaburgasından yarattı ya da kuyruk kemiğinden yarattı gibi yorumlara sebep olmuştur. Halbuki (مِنْهَا زَوْجَهَا ) her iki kelimede de müennes zamir kullanılmış. Bundan dolayı “Ondan onu yarattı.” ya da “Adem’den Havva’yı yarattı.” diye tercüme edilemez. Burada مِنْهَا kelimesi dişiyi temsil ediyor. Sonunda dişi zamiri olan هَا zamiri var. Âdem’i temsil ediyor olamaz ancak cümlede geçen (müennes) dişi bir kelime olan نَفْس kelimesini temsil edebilir ama bu ayrıntı hep gözden kaçırılmıştır.

نَفْس kelimesi müennes (dişi) bir kelimedir. Bundan dolayı مِنْهَا ve زَوْجَهَا derken هَا zamiri kullanılmıştır. Burada ki bu zamir dişi veya erkek bir insanı temsil etmiyor. Kelimenin cinsi gereği bu zamir kullanılmıştır çünkü kelime müennes bir kelimedir. O zaman bu kelimeye karşılık gelen kelime “zigot” sözcüğüdür. Yıllar önce ilim yeterli değilken yani henüz ayetin tevili gelmemişken böyle anlaşılmıştır. Bugün bunun hücre kelimesini temsil ettiğini anlayabiliyoruz ve tevili ortaya çıkmış olan bir gerçek olduğunu kabullenebiliyoruz

خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَمِنْهَا زَوْجَهَا

 Allah, canlı bir hücreden sizi yarattı. Sonrasında ondan çiftleri yaptı.

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Allah’ın adıyla oku. O, insanı tek bir hücreden yarattı.

75: KIYAME / 39. O, erkek ve dişi çiftleri ondan (aşılanmış yumurtalardan) yarattı.

Bugün her insanın yaşama tek hücreyle başladığı gerçeğine ulaşmış bulunuyoruz. Allah, yeryüzünde ilk zigot insan hücresini yarattı. Bu hücre XY cinsel kromozomlarına sahip bir hücreydi yani Hz. Âdem’in hücresiydi ve bu hücre, insan soyunu sürdürecek ilk ve yegane tohumdu. Daha sonra Allah, insanları birbirlerinden inşa etmek ve kalıtsal çeşni sağlamak için ona bir eş yarattı. Akrabalık bağları kurmak için bir insanın yaratılışını anne ve baba arasında yüzde elli-elli olmak üzere paylaştırdı. O ikisinden bir çok insanı yaratıp yaydı.

PEKİ, İNSANLAR NASIL ÇOĞALDI?

İlk yaratılışta Hz. Allah, Hz. Âdem’i döllenmiş kabuklu bir yumurta içinde geliştirdi. Toprak hem insanın yaratılış malzemesi hem de insanın ilk yaratılışında kuluçka makinası olma vazifesi gördü. Tesadüflerle oluşma diye bir şey doğru olamaz. Her şeyi, Rabbimiz planlayıp gerçekleştirdi. Hz. Âdem, gelişimini tamamlayınca yumurta çatladı, bulunduğu toprak altından toprağın yüzeyine çıktı fakat yapayalnızdı. Rabbi ona kendi cinsinden bir de eş yaratarak yalnızlığını giderdi.

71: NUH / 17.18. Allah, sizi bir ot gibi topraktan çıkarmıştır sonra onun içine döndürülür ve tekrar oradan çıkarılırsınız.

20: TA-HA / 55. Sizi topraktan yarattık yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi topraktan çıkaracağız.

Hz. Âdem ve Havva’yı insanların atası yaptı. İnsan soyu tamamı o ikisinden gelecekti. Böylece erkekler, yaratılıştan gelen ve ergenlik çağında işlevsellik kazanan sperm hücrelerine sahip oldu. Kadınlarda ergenlik çağında işlevsel hale gelecek yumurtalara sahip yaratıldı. Soy nesilden nesile aktarılmaya devam etti.

3: ALİ- İMRAN / 33, 34. Muhakkak ki Allah, birbirinden gelen nesli: Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ve İmran ailesini (Allah’a itaat etmelerinden dolayı) alemler üzerinde seçkin kıldı. Allah, işitir ve yaptıklarınızı bilir.

Ayeti kerimelerde insan soyunun Hz. Âdem’le Havva’dan geldiği apaçık görülmektedir. Hz. Âdem’in ismi de açıkça anılmaktadır. En az on beş ayette Hz. Âdem’in ismi geçmektedir. Hz. Âdem’den başka Âdemler bulunmuş olsaydı elbette Allah onlardan da bahsedecekti ya da Hz. Âdem’den hiç bahsetmeyecekti. Öyleyse Hz. Âdem’den başka Âdemler yoktu. Hz. Âdem’in çocukları biri kız biri oğlan olmak üzere ikizler olarak mı doğmaktaydı? Hayır, bunun doğru olduğunu tasdik eden tek bir ayet yok. Bu din adamlarının kurmuş olduğu basit bir senaryodan ibarettir. Peki, öyleyse insanlar nasıl çoğaldı hem de Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyu olarak. Bunun daha mantıklı bir açıklaması olamaz mıydı? Elbette vardı.

Bütün insanlar Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın soyundan geldi fakat kardeş kardeşle evlenmedi. Rabbimiz dünyada ilk insan olarak Hz. Âdem’i yarattı. Ona eş olarak da sadece Hz. Havva’yı yarattı, istese dilediği kadar eş yaratabilirdi ama yaratmadı. Hz. Âdem’in tek eşli olduğunu ilgili ayetlerde görmekteyiz çünkü Hz. Âdem’in iki eş arasında adaleti sağlaması mümkün değildi. İnsan oğlunun çoğalmaya ihtiyacı olmasına rağmen Allah Hz. Âdem için sadece bir eş yarattı. Allah adildir, adaleti sever.

2: BAKARA / 159. İnsanlar için indirdiğimiz apaçık delilleri ve doğru yolun kendisi olan ayetleri, biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenlere, Allah mutlaka lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.

İlk insan yaratılışa başlarken sadece aşılanmış bir hücreydi. Anne rahmine düştüğünde de sadece aşılanmış bir hücre olarak düşmektedir. İnsan, yeniden yaradılışı inkâr ediyor. Halbuki vücudunda milyonlarca zigot hücre var. Düşen bir saç telinizi veya kesip çöpe attığınız tırnağınızı düşünün… Her birinde kaç tane zigot hücre var? Maalesef insan bunun farkında değil görünüyor. Allah ilk yaradılışlarımızı kayıt altına almıştır. Toprağın insandan eksilttikleri insana geri kazandırılacaktır. Allah bize şöyle bir soru soruyor: “İlk yaradılış mı daha zor yoksa sizi yeniden yaratmak mı?”

Kadın yumurtası ile erkek spermi bir hücre oluşturmazsa ne bir erkek ne de bir kadın dünyaya gelebiliyor. Allah, önce Hz. Âdem’i yarattı sonra Hz. Âdem için bir eş yarattı. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın birlikteliklerinden hep erkek çocuklar dünyaya geldi.

42: ŞURA / 11. O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyorO, her şeyi işitir ve görür. O’nun benzeri olan hiçbir şey yoktur.

Ayetin ilk yaratılışa konu olabilecek kısmı: “O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır.”  Allah, Hz. Havva’yı Hz. Âdem’e eş olarak yarattığı gibi Hz. Âdem’in oğullarının her biri için de bir eş yarattı. Bu eşler Hz. Havva’nın yaratılışına benzer bir şekilde döllenmiş kabuklu yumurtalar olarak toprak altında kuluçka dönemlerini tamamladılar ve yaşama ilk adımlarını attılar. Her biri Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın oğullarından biriyle evlendi ve böylece kız ve erkek çocuklar dünyaya geldi. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın torunları çoğaldı. Hz. Havva, Âdem oğullarının anası ve oğullarının evlenmesiyle de dünyadaki ilk babaanne ve ilk kayınvalide oldu. Hz. Âdem de dünyadaki ilk dede ve ilk kayınbaba olmuş oldu. Hz. Allah, erkek ve kadınları aşk ve merhamet duygularıyla birbirlerine bağladı ve böylece evlenmelerini sağladı. İlk yaradılışı tamamladıktan sonra kadınları ve erkekleri birbirlerinden inşa etti. Rahimlerde bebekler oluştu. İnsanlar Hz. Âdem’in soyu olarak yeryüzüne yayıldılar. İlgili ayet mealleri aşağıdadır:

30. RUM / 21. Sizin, evlenip birlikte yaşamanız için “kendi cinsinizden eşler” yaratmış olması, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuş olması da O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

6. ENAM / 98. Sizi birbirinizden inşa eden, bir karar verme yeri (dünya) ve bir emanet kalacağınız yer (kabir) yaratan O’dur. Anlayan bir toplum için delillerimizi ayrıntılı bir şekilde açıkladık.

Özetlersek, soy kesinlikle Hz. Âdem ve Hz. Havva’dan geldi. Allah, nesillerini sürdürebilmeleri için onlara oğullar bahşetti. Oğulları için de eşler yarattı ve akrabalık bağları kurdurdu. Bu eşlerin yaratılışı da tıpkı Hz. Havva ve Hz. Âdem’in topraktan çıkışı gibi oldu. Onlar da döllenmiş yumurtalardan toprak altında gelişimlerini tamamlayıp toprak üstüne çıktılar. Bu kadınlar farklı farklı ten, göz ve saç renklerinde yaratıldılar. Böylece insanlar farklı ten, göz ve saç renklerine sahip oldular çünkü bir bebek, genlerinin yüzde ellisini babadan yüzde ellisini anneden almaktadır.

Hatırlarsak Allah, Hz. Adem’i topraktan yarattıktan sonra ona her şeyin ismini öğretmişti yani bir dil öğretmişti. Benzer bir şekilde topraktan çıkan kadınlara da Allah, farklı dilleri, okumayı ve kalemle yazmayı öğretti çünkü insan öğrenebilen akıl sahibi bir varlık olarak yaratılmıştı. Önceleri kök boyalardan mürekkep yaparak taşa, deriye, ağaca yazarak yazışan insanlar, madenlerin kullanılmaya başlanmasıyla taşlara kalıcı yazılar da yazmaya başladılar. Alak Suresine bir göz atacak olursak:

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Allah’ın adıyla oku. O, insanı tek bir hücreden yarattı.

96: ALAK / 3, 4, 5. Oku! Kalemle yazmayı öğreten senin ikram sahibi Rabbindir. O insana bilmediği şeyi öğretti.

96: ALAK / 6, 7. Hayır, öyle değil! Muhakkak ki insan azıyorsa her açıdan kendini mükemmel zannetmesindendir.

96: ALAK / 8, 9. Görmedin mi namaz kılacağı zaman bir kulu engelleyeni? Şüphesiz dönüş Rabbinedir… 

Toprakta gelişimini tamamlayıp yaşama adım atan bu kadınlar, kendi cinslerinden olan Hz. Adem’in oğullarıyla evlendiler ve çocuk sahibi oldular. Amca çocukları (kuzenler) birbirleriyle evlendiler. Yeryüzünde insanlar çoğaldılar. Farklı dillere farklı alfabelere ve farklı renklere sahip kavimler oluştu. İnsanlar farklı dilleri onları yetiştiren annelerinden öğrendiler. Böylece her kavmin bir ana dili oldu.

Bütün lisanlarda, yazım kuralları mevcuttur. İsim, zamir, sıfat, edat, fiil… Bu kuralları insanlar koymamıştır. İnsanın bir dili ne kadar sürede ve ne zorlukta öğrendiğini hiç düşündünüz mü? İnsan yeni bir dil yaratmayı denemeye kalkışsa bugün dahi bunda başarılı olamaz. Allah, melekleri yarattığı zaman onlara da lisanlarını öğretmişti çünkü lisan, canlılar arasında bir iletişim aracıdır ve bütün canlılara dil eğitimi yaratıcı tarafından verilmiştir. Yaratıcı kendini tanıtmak için yarattığı canlılara akıl, göz, kulak verdiği gibi iletişim kurmak için de lisan öğretmiştir. Onları eğitmek için kendi içlerinden elçiler göndermiştir. Biz bu eğitime DİN eğitimi diyoruz. Din eğitimi insanlara stressiz bir hayat yaşamanın yollarını gösterirken ilerideki hayatını da garanti altına alır ve böylece iki dünyada da mutlu olmasını sağlar.

2: BAKARA / 31. Allah, Âdem’e eşyaların isimleri öğretti. Sonra onları meleklere göstererek : “Şayet iddianız doğruysa şunların isimlerini bana bildirin.” dedi.

2: BAKARA / 32. Melekler: “Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz âlim ve hakîm olan ancak sensin.” dediler.

2: BAKARA / 33. (Allah:) “Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat.” dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca: “Ben size, muhakkak göklerde ve yerde görülmeyenleri bilirim. Gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim.” dedi.

Allah, kadını tarlaya (rahime) erkeği tohuma (sperme) sahip olmakla onurlandırdı. Doğacak çocukta, eşlerden her ikisini de yüzde ellilik genetik katkı sahibi yaptı. İlk yaratılıştan sonra insanlar toprak altından çıkmadı. Erkek ve kadının cinsel birlikteliğiyle rahimde zigot oluştu ve gelişti sonra bir bebek olarak doğdu. Böylece insanların hepsi Âdem ile Havva’nın soyundan gelmeye devam etti. Tohum sahibi Hz. Âdem’di. Bu eşler vasıtasıyla insanların dilleri ve ten, saç ve göz renkleri belirlendi. Âdemoğulları kabileler ve milletler olarak yer yüzüne dağıldılar. Bu günlere kadar geldiler. En doğru bilgi Allah’ın yanındadır. Allah diyor ki: “Sonra, ilerde bileceksiniz.” Ben de buradan yola çıkarak araştırma yapmaya karar verdim. Bazı ayetlerin tevillerinin ortaya çıkmış olabileceğini düşündüm. İlgili ayetleri bir araya getirerek ve bilimsel yolları kullanarak bu sonuca vardım. Bilimle ayetlerin inkâr edilemeyeceğini tam tersini bilimin ayetleri nasıl tasdik ettiğini gördüm ve mümin kardeşlerimle ulaştığım sonuçları paylaşmak istedim.

22: HAC / 5. Ey insanlar, eğer öldükten sonra diriltilmekten şüphede iseniz şunu iyi bilin ki biz sizi ilk önce topraktan yarattık. Size kudretimizi gösterelim istedik sonra sizi sperm yaptık ve spermle aşılanmış bir yumurta meydana getirip ana rahmiyle bağ kurdurduk. Döllenmiş yumurtayı et parçasına çevirdik sonra ona şekil verip oluşumunu tamamladık. Dilediğimizi bir süre rahimlerde tutarız sonra onu bir bebek olarak çıkarırız sonra sizden bir kısmınız olgunluk çağına ulaştırılır bir kısmınız da erken vefat ettirilir, diğer bir kısmınız da ömrünüzün en zayıf çağına ulaştırılır. Bilirken bilmez olur, güçlüyken güçsüz düşer. Yeryüzü kuruduğu zaman onun üzerine yağmur indirdik. O, kabarıp hareketlendikçe bitkilerden de çiftler yetiştirdik.

Her bir canlının vücut hücresi bir çift cinsel kromozoma sahip yaratılmıştır yani döllenmiş durumdadır ve kendi bünyesi içinde eşleniktir. Bölünebilir ve çoğalabilir. Bölünürken kendi kopyasını oluşturur. Allah bütün canlıları çift yaratmıştır. Bakterilerin ve diğer bazı organizmaların çoğalması da aynen vücut hücrelerinin çoğalmasına benzer. Kendi bünyelerinde eşleniktirler yani çift cinsel kromozoma sahiptirler. Kendi kopyalarını oluşturarak bölünüp çoğalırlar ve bütün canlılar için geçerli olan fiziki ve biyolojik kurallar vardır. Örneğin: Bazı bakterilerde eşeyli üreme benzeri bir durum izlenir ve diğer canlılarda olduğu gibi onlarda da kalıtsal çeşitlilik ortaya çıkar. Bakteriler de diğer canlılar gibi enerjiye ihtiyaç duyarlar. Toprak ve sudan yaratılmış bütün canlılar benzer kurallar içerisinde doğadaki yerlerini almışlardır. Organizmalar ürerken ve beslenirken karşılıklı ilişkiler içerisinde bulunurlar. Yaratıcıyı inkâr etmek yaratana asla zarar vermez. İnkâr ancak ve ancak insan aklına ve mantığına zarar verir.

Güvenen Rabbine güvensin! O, merhameti ve rahmeti bol olandır. Her bir şey O’nun ilminin eseridir. O, dosttur. Kim doğru yolu bulmayı dilerse Rabbi onu doğru yola iletir. Rabbimiz bizi doğru yola ilet. Gören göze, işiten kulağa sahip olan kullarından eyle. Âmin!

(SEVGİLİ OKUYUCULARIM, BU ÖZGÜN İÇERİĞİ SİZLER İÇİN ARAŞTIRIP YAZDIM. BU MAKALENİN BİR BENZERİNİ DAHA ÖNCE HİÇ BİR YERDE OKUMADINIZ.) Keyifli okumalar. Selam ve sevgiyle kalın.

HZ. HAVVA’NIN YARATILIŞI

Allah, hammaddesi toprak ve su olan insanoğlunun atası Hz. Âdem’i canlı ve tek hücreden yarattı. İlk insan Hz. Âdem ana rahminde değil kabuklu bir yumurta içinde gelişti. Allah, toprak altında yumurtanın çatlaması ve gelişmesi için gereken ortamı sağladı yani toprak tıpkı bir kuluçka makinası gibiydi.

Hz. Âdem’e analığı toprak yaptı. Hz. Âdem gelişimini tamamlamış bir birey olarak bir bitki misali topraktan çıktı. Allah, O’na dilini ve dinini öğretti. O meleklerle konuştu. Yeniden yaratılışta işte böyle olacak. İnsanlar birer erişkin olarak mezarlarından kalkacak ve hesap verecek.

6: ENAM / 95. Tohumun ve çekirdeğin çatlamasını sağlayan, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran muhakkak ki Allah’tır. İşte Allah budur. O halde nasıl batıl varsayımlardan etkileniyorsunuz?

76: İNSAN / 2. Şüphesiz biz, insanı döllenmiş bir yumurtadan yarattık. Onu imtihan etmek için işitir ve görür kıldık.

Allah, meleklere Âdem’e secde edin dediği zaman Hz. Âdem hem erkeği hem de dişiyi temsil ediyordu çünkü o, hücrelerinde XY kromozomu taşıyordu. Hz. Havva bu olaydan daha sonra Hz. Âdem’e eş olarak döllenmiş bir yumurta içinde yaratıldı. O da Hz. Âdem misali toprakta gelişimini tamamladı ve topraktan bir bitki gibi çıktı çünkü onu doğuracak bir anne yoktu. Ona da anneliği toprak yaptı. O Âdem’in kaburgasından alınmış bir parça değildi.

75: KIYAME / 39. O, erkek ve dişi iki çifti ondan (aşılanmış yumurtalardan) yarattı.

75: KIYAME / 40. Buna yapan, ölüleri diriltmeye de muktedirdir, değil mi?

Gelecek nesillerdeki genlerin %50’sini etkileyecek olan insan, Allah’ın kulu Hz. Âdem’di. İnsan soyu ondan türeyecekti. Hz. Âdem tohum vazifesini Hz. Havva tarla vazifesini görecek ve böylece iki insanın birlikteliğinden yeni insanlar oluşacaktı. Daha önce de değindiğimiz gibi Hz. Havva ile Hz. Âdem aynı kromozom sayısına sahipti. Kromozom sayıları 2N=46’ıydı. Onlar, 22 adet otozom ve bir çift cinsel kromozoma sahiplerdi. Otozom kromozomlar cinsiyet tayininden sorumlu değillerdi. Hz. Havva’nın hücreleri XX cinsel kromozomu, Hz. Âdem’in hücreleri XY cinsel kromozomu taşımaktaydı. Bu kromozomlar insanların cinsiyetlerini yani kadın mı erkek mi olduklarını belirliyordu. Vücut hücrelerinin tamamında XY kromozomu taşıyan bireyler erkek, XX kromozomu taşıyan bireyler kadındı. Allah erkekten kadını kadından erkeği çıkardı. Bu birbirinden bağımsız iki insan için Allah iki ayrı zigot hücre yarattı. Sonra da onları birbirlerinden inşa etti. Gelelim cinsel kromozomların eksikliği ve fazlalığının sebep olduğu bazı sorunlardan örnekler vermeye: 

         1. Kadınlarda görülen Turner Sendromu: Genetik bir hastalıktır. Kız bebeklerde X kromozomlarından bir tanesinin eksik olması ya da bir kısmının hasar görmesi sonucu oluşmaktadır. Cinsel gelişme olmaz. Kısırlık görülür. Boy kısalığı gibi etkileri mevcuttur. Sebebi bilinmemektedir. Tıbbi destek ile çocuk sahibi olabilirler. Sağlıklı doğum yapabilirler.

         2. Erkeklerde görülen Kllnefelter Sendromu: Kromozom sayısı 47’dir.  Kromozom dizilişleri XXY şeklinde olur. Kısırlık görülür. Tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olma şanları %50’leri bulmaktadır.

         3. Erkeklerde görülen Süper Erkek Sendromu: Kromozom sayısı 47’dir. Kromozom dizilişleri XYY şeklinde olur. Uzun boyluluk dışında bir etkisi görülmez. Sağlıklı bireylerin elde edilebilmesi için tıbbi desteğe ihtiyaç duyarlar. Tıbbi müdahale olmazsa 47 kromozomlu yani XYY karyotip bozukluğu olan çocuklara sahip olurlar.

         4. Kadınlarda da erkeklerde de görülen Frajil X Sendromu: Kızlarda kavrama ve davranış sorunları; kısırlık ve erken menopoz gibi bazı sorunlara yol açar. Erkeklerde zihinsel gerilik ve otizme neden olur.

İnsan evrimleşmiş olamaz. Görüyorsunuz işte, insanın genetik yapısındaki en ufak bir kusur bile nelere mal olabiliyormuş. İnsanın uçarak kaçarak şimdiki haline geldiğini iddia etmek doğru değildir. Bütün canlıların ilk yaratılışı mükemmeldi ve mükemmel kopyalar oluşturarak bugünlere kadar geldi. İnsanı ilim sahibi Allah yarattı. 

İnsanların, beyaz kan hariç, her bir hücresi birer zigot olarak yaratılmıştır. Bu zigot hücreleri kullanarak insanoğlu klonlama yapabilir ve aynı insandan milyonlarca üretebilir fakat bu mümkün değil. Bunu yapabilmek için aynı zamanda besi görevi de gören dişi insan yumurtalarına ve dişi yumurtasından X kromozomunun ayrılıp çıkarılmasına ihtiyaç vardır. İnsanın bunları yapabilmesi oldukça zordur. Klonlamayı gerçekleştirebilmek için Allah’ın yarattığı zigot hücrelere ve dişi yumurtalara ihtiyaç duyar. Dişi yumurtası elde etmek biraz zordur çünkü kadınlar ayda bir defa yumurtlarlar. Belki ilerde bu deneylerde kanatlıların yumurtaları kullanılabilir çünkü onlar her gün yumurtluyor hem de kuluçka dönemleri oldukça kısadır. Klonlama bilim insanlarının işidir. Benim bu konuda bilgilerim nazaridir.

Bilim insanları, klonlamayı denedi ve zor da olsa sonuçlar aldı. Bu deneyler, özel eğitim görmüş kişilerce, özel laboratuvarlarda, Allah’ın yarattığı dişi yumurtasını ve zigot hücreyi kullanarak yapılabildi. Sizce insanın yaratılışı bir tesadüf eseri olabilir mi? Akılsız doğa eşeyli, mükemmel hücreler inşa etmiş ve onları çoğalmaya programlamış olabilir mi? Onların yaşamak için ihtiyaç duyacağı ortamı önceden düşünüp, tasarlayıp, inşa etmiş olabilir mi? 

Hz. Âdem ve Hz. Havva ayrı ayrı yumurtalardan ve aynı cinsten birbirlerine eş olarak yaratılmışlardır. Böylece genetik farklılıklar oluşmuştur. Allah böyle dileyip böyle yapmıştır. Bunu da varlığının delillerinden biri kılmıştır.

Keyifli okumalar. Sevgiyle kalın.

KUR’AN’I KERİM’İN ANLAŞILAMAZ BİR KİTAP OLDUĞU DOĞRU MU?

İnsanların, Allah’ın hükümlerini sindire sindire kavraması için Kur’an’ı Kerim yirmi üç yılda tamamlanmıştır. Cahiliye devrinin hükümlerinin ortadan kaldırılması uzunca bir zamana yayılmıştır çünkü insanlar yeniliklere karşı direnç gösterirler. Yeniliklerin, geleneksel inançlarını silip süpürmesinden korkarlar. Yenilikler toplum nazarında güç kazanmaya başladığı zaman aşırı direnç gösterenler yeni bir kimliğe bürünürler. Halkın kutsallarını kullanarak kabul görmüş yeniliklere zarar vermeye çalışırlar. Müslümanlıkta da bu böyle olmuştur, peygamber sevgisi istismar edilmiş Kur’an’ı Kerim’in içeriği ört bas edilmeye çalışılmıştır.

Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmaksızın herhangi bir ayeti kendiliğinden getiremez. Allah, elçisinin kendi nefsine göre hüküm vermesine müsaade etmemiştir. Devrinin geleneksel hükümlerine ses çıkaramamış, susmuş olması o hükümleri peygamber tasdik ediyordu anlamına gelmez. Peygamberler vahye göre hareket etmek zorundadır. Aşağıdaki ayet meallerine bakarsanız Hz. Peygamberin kendi kendine bu Allah tarafındandır, bu Allah’ın emridir demesinin ne kadar imkânsız olduğunu görürsünüz. 

69: HAKKA / 41. O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

69: HAKKA / 42. Bir kâhin sözü de değildir ne de az düşünüyorsunuz!

69: HAKKA / 43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

69: HAKKA / 44. O (peygamber), bize isnaden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı.

69: HAKKA / 45. Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.

69: HAKKA / 46. Sonra da onun şah damarını keser atardık.

69: HAKKA / 47. O vakit sizden hiçbiriniz de ona siper olamazdınız.

69: HAKKA / 48. O Kur’an, hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.

69: HAKKA / 49. Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar da var.

23: MÜ’MİNÜN / 78. Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, anlatmadığımız kimseler de var. Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmaksızın herhangi bir ayeti kendiliğinden getiremez. Allah’ın emri gelince hak uygulanır ve o zaman bâtılı seçenler hüsrana uğrayacaklardır.

20: TAHA / 2, 3,4. Biz, Kuran’ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik. Bu Kitap yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir.

Dinlerin bozulmasında hadisler önemli bir yer tutar. Çoğu zaman siyasi amaçlarla hadisler yazdırılmış, piyasaya sunulmuştur. Allah, bu konularda insanları ayetlerle uyarmış daha önce yapılan hataların tekrarlanmamasını istemiştir. Bütün bu uyarılara rağmen Müslümanız elhamdülillah diyenler aynı hataya düşmüşlerdir. “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak içinden sadece bir tanesi cennete girecek.” diye uydurma bir hadis ortaya sürülmüş ve bu hadisle Müslümanlar kolayca parça parça edilmişlerdir. Hizipleşenlerden her biri cenneti garantilemiş diğer yetmiş iki fırkayı cehenneme göndermiştir. Halbuki Allah’ın dostum dediği Hz. İbrahim bile cenneti garantiledim dememiş, sadece umduğunu söylemiştir.

Kur’an’ı Kerim basılı bir kitap olarak inmedi. Peygamber Allah’ın o konuda ne indireceğini ne hüküm vereceğini bilmezken kendiliğinden bir hüküm vermesi ve kendiliğinden bir olaya mâni olması düşünülemezdi. Bundan dolayıdır ki peygamber sadece Kur’an’ı Kerim’i kayıt altına aldırmıştır. Kendi sözlerinin yazılmasına izin vermemiştir. Bundan bir buçuk asır sonra hadis ilmi diye bir ilim ortaya atılmış rivayet yoluyla toplanan sözlerden kitaplar üretilmiş ve maddi menfaatler elde edilmiştir. Kur’an’ın Arapçasının anlaşılamadığını ileri sürenler ne hikmetse rivayetlerin Arapçasını anlaşılır bulmuşlardır. Kur’an’ı Kerim’de ki hükümleri de rivayetlere göre açıklamışlardır. 

2: BAKARA / 174. Muhakkak ki Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir şeyi gizleyip de karşılığında biraz para alanlar, işte onların karınlarına ateşten başka bir şey girmez. Kıyamet günü Allah onlarla ne konuşur ne de kendilerini temize çıkarır. Onlar için elim bir azap vardır.

İnsanlar, hadisleri aktarırken cahiliye devrinde peygamberin, onların yaptıklarına ses çıkarmayışını peygamber tasdiklemiş gibi bir algı yaratma yoluna gitmişlerdir. Hadis aktarımlarında sıkça gördüğümüz aktarım şekli şudur: “Biz peygamber zamanında böyle yapardık.” Bir şeyi peygamber zamanında yapmış olmak Allah’ın indinde hiç bir şey ifade etmez. Vahiy tamamlanmış ve Allah hidayet nasıl bulunacak adresi belirtmiştir. O adres Kur’an’ı Kerim’dir.

Peygamber, Allah’ın vahiy yoluyla indirdiği hükümlere göre konuşmak mecburiyetinde idi. Kendisine inen hükümleri yazdırmakta ve ezberletmekteydi. Kur’an’ı Kerim ince deri üzerine satır satır yazılmıştı. Vahyin dışındaki uygulamalar cahiliye devrinin uygulamalarıydı. Allah elçisine der ki, “Sen onlara sert davranırsan etrafından dağılıp giderler.” İşte bu sebepten vahiy sindire sindire indirilerek tamamlanmıştır. 

52: TUR / 1, 2. Andolsun Tûr’a, yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış Kitaba!

52: TUR / 4, 5. Mamur eve, yükseltilmiş tavana. (Kâbe ve semaya)

54: KAMER / 22. Andolsun, biz Kur’an’ı öğüt almaları için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

24: NUR / 46. Andolsun, biz açıklanmış ayetler indirdik. Kim ki hidayeti diler, Allah onu doğru yola iletir.

2: BAKARA / 159. İnsanlar için indirdiğimiz ve doğru yolun kendisi olan apaçık ayetleri, biz Kitap’ta açıkladıktan sonra insanlardan gizleyenlere Allah mutlaka lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.

Allah, okuma yazması olan her bireyi, Kur’an’ı Kerim’i okumaya ve ondan öğüt almaya davet etmiştir.  Bir insan, Allah’ın varlığına inanmıyorsa ve Allah’tan doğru yolu talep etmiyorsa Kur’an’ı Kerim’i okuduğu zaman ondaki hikmetleri göremez çünkü inanmadığı için ön yargılıdır. İman etmiş bir insan Kur’an’ı Kerim’i okuduğu zaman ondaki hikmetleri görür ve Rabbine karşı içten içe bir yakınlık ve saygı duyar. 

Hadislere dayanarak hüküm verilince ortaya çıkan uygulamalar Kur’an’a Kerim’e aykırı düşmektedir. Cahiliye devrinin uygulamalarından örnekler verebiliriz: Bu örneklerden bir tanesi de Müt’a nikahıdır. İslam’da Müt’a nikahı var iddiasını ele alalım: “Biz peygamber zamanında geçici (birkaç günlük) nikah yapardık, İbni Ömer yasakladı.” Bu hadis gibi hadis kitaplarında gördüğümüz şeyler cahiliye devrinin alışkanlıklarından kaynaklanan henüz Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan uygulanan ve peygamberimizin gördüğü halde susmuş olduğu konulardan bir tanesidir. Peygamberimiz susmuştu çünkü kendisine o konuda henüz bir ayet indirilmemişti. Kur’an’ı Kerim’in yirmi üç senede indiğini hatırlamalıyız.

İslam’da (Kur’an’da) boşamak ve boşanmak üzerine kurulmuş süresi belli, “kadın kiralamak” gibi bir evlilik türü yoktur. Evlilik kurumu ciddi bir kurumdur. Hz. Peygamber kendisine gelen vahye paralel olarak tebliğ yapmakla yükümlü kılınmıştır. Boşamanın ve boşanmanın kuralları Yüce Kitap’ta açıkça belirtilmiş olduğu halde insanlar bu kuralları delmek ve cahiliye devrindeki alışkanlıkları sürdürebilmek isterler. Bunun için de peygamberimizin vahiy gelmeden susmuş olmasını emellerine ulaşmak için kullanırlar. Hadislerle emellerini desteklemeye çalışırlar. Kitap’taki emir ve yasakları görmezden gelirler. Peygamberler vahye paralel konuşur. 

Örneğin: Bazı hadislerle ayetler arasında birçok tutarsızlıklar görürsünüz. Bunun nedeni Allah’ın Kitap’ı tamamlanmamış olduğu zamanlarda yaşanmış olan ve Hz. Peygamberin görüp de susmuş olduğu olayların Kuran’ı Kerim’in tamamlanmasından sonraki zamana aktarılmasındandır demiştik. Allah’ın ayetlerinde tutarsızlık bulunmaz. Kur’an’ı Kerim’i cahiliye devrinde yaşanmış olayların katkısı ile yorumlarsanız, Allah’ın ayetlerini kendi içinde çelişkili ve anlaşılmaz bir duruma sokmuş olursunuz. Nitekim de öyle olmuştur. 

33: AHZAB / 49. Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâh edip de sonra dokunmadan onları boşarsanız sizin onların üzerlerinde iddet hakkınız yoktur. Derhal mehirlerini verip onları güzel bir şekilde salıverin.

2: BAKARA / 237. Eğer temas etmeden önce onları boşamış olursanız onlar için takdir edilmiş olan mehrin yarısını onlara vermeniz size farz kılındı. Ancak boşamış olduğunuz kadın veya kadının yetkilendirdiği şahıs mehir borcunuzu bağışlarsa başka fakat sizin bağışlamanız takvaya daha yakın olur. Aranızdaki fazileti unutmayın. Şüphesiz Allah ne iş yaptığınızı görür. 

Örneğin: Tamamlanması sona ermiş olan Kur’an’ı Kerim’de şu hüküm vardır: Gerdeğe girmeden boşanan erkek, boşandığı kadına anlaştıkları mehrin yarısını vererek özür dileyip gönlünü alır. Beraber olmadıkları için kadının iddet beklemesine de gerek yoktur. Erkek bu konuda herhangi bir hak iddia edemez. Bu statüde olan boşanmış kadınlar, iddet beklemeden başkasıyla evlenebilir. Böylece kadına haksızlık edilmemiş olur.

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi Allah, bizden ne istediğini gayet açık ve net bir şekilde bize açıklamıştır. Temas etmeden boşama durumunda uygulanması gereken hükümler açıkça belli olmuştur. Burada anlaşılmayacak bir durum ve herhangi bir adaletsizlik yoktur.

Şimdi bu konuyla ilgili bir hadisi ele alalım: Bu hadiste anlatılan durumun, Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan çok önce yaşanmış bir olaya değindiği çok belirgindir çünkü Kur’an’ı Kerim’in aksine hükümler içeriyor. Böyle hadisler dikkate alınıp hüküm çıkarılamaz. Bu hadis uydurulmuş da olabilir. Ayrıca bazı hükümler, Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan önce, Allah tarafından kaldırılmış veya değiştirilmiştir. Kur’an’ı Kerim’in tamamlanmış halindeki hükümler göz önünde bulundurulmalıdır. Kaldırılmış ayetlerden ve hadislerden hüküm çıkarmaya çalışmak doğru değildir. Aşağıda Kur’an’ı Kerim’e ters düşen bir hukuk örneği görmektesiniz. 

Ravi: İbnu Mes`ud

Hadis: Ravinin anlattığına göre ona, kocası ölen bir kadından soruldu, kocası ona mehir tespit etmemiş, henüz kendisiyle gerdek de yapmamış. Kadına şu cevabı verdi: “Kadın mehrin tamamını alır, iddet bekler ve mirasa da iştirak eder. Ma`kıl İbnu Sinan söz alarak dedi ki: “Resulullah (s.a.v.)`ı işittim, Berva` Bintu Vaşık için bunun misli bir hüküm vermişti.” Bu açıklamaya İbnu Mes`ud sevindi.

Hadis No: 3464

Kur’an’ı Kerim’deki hükümleri dikkate alırsak yukardaki hüküm tamamen yanlıştır.  Mehir tespit edilmemiş olan bir nikah Allah’ın hükmünde haram olduğuna göre bu hadiste bahis konusu olan bu nikah geçerli bir nikah olamaz. Bu sebepten dolayı kadın mirasa iştirak edemez. Mehir tayin edilmemiş olduğu için mehir de alamaz. Gerdek yapmamış olduğu için iddet de beklemez. Mirasçılar haklı olarak bu durumdaki kadının mirasçı olmasına da itiraz edebilir.

Mehiri belirlenmiş ve nikahı ilan edilmiş bir kadının kocası eğer gerdeğe girmeden gerdek öncesi ölecek olursa o kadın her türlü kanuni haktan yararlanır çünkü evliliğin şartları yerine getirilmiştir ve kocası onu boşamamıştır. Kadın kocasını ölüm nedeniyle kaybettiği için gerdek yapılamamıştır. Mehir alır, mirasa iştirak eder. Gerdek yapmamış olduğu için de iddet beklemeden bir başkasıyla evlenebilir. Dilerse bu haklarından vaz geçede bilir.

Buradan şu gerçeğe ulaşabiliriz. Kur’an’ı Kerim’in hükümlerine paralellik göstermeyen hadisler Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan önce yaşanan olayları kapsar. Böyle hadislerden yararlanmaya kalkmak doğru bir yöntem olamaz. Kur’an’ın Kerim’in hükümleri dikkate alınmalıdır fakat açıklanmaya çalışılan konuları açıklarken insanların hafızasında pekiştirmek için vahye paralellik gösteren hadislerden de yararlanıla bilinir. Bunun da bir sakıncası vardır. İnsan üzerinden zaman geçince ya bu hadis miydi yoksa ayet miydi diye hadis ve ayeti karıştırmaya başlayabilir. Hadise ayet diyebilir ve Allah’a iftira atması nedeniyle küfre gidebilir. Allah’ın bu konulardaki tavsiyelerini aşağıda görmektesiniz.

5: MAİDE/ 101. Ey iman edenler, her aklınıza gelen konuda soru sormayın. Kur’an indirilirken gerekli açıklamalar yapılıyor. Kur’an haricindeki yapılan açıklamalar sizin yoldan çıkıp helak olmanıza sebep olur. Allah daha önceki hatalarınızı affetmiştir. Allah çok merhametli olan ve kusurları bağışlayandır.

5: MAİDE/ 102. Yapılan bu tür hatalar, sizden önceki bir kavmin yoldan çıkarak kâfir olmasına sebep oldu.

Hadislerin sahih olma veya olmama ihtimallerini araştırmak gerekir. İhtimal diye söz ediyorum çünkü kesin bu bir hadistir denemez. Rivayet yoluyla gelmiştir. Sadece sahih olma ihtimalinin veya olmama ihtimalinin yüksek olduğu gözüküyor denebilir. Bunun bir vebali olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Hadislerin peygamberimizin ağzından çıktığı gibi bize gelmiş olma ihtimalleri çok düşüktür çünkü kişiden kişiye rivayet edilerek gelmişler ve kayda geç alınmışlardır. 

Kur’an’ı Kerim’in tamamlanması ile cahiliye devrindeki uygulamaların hepsi sona ermiş oldu. Hz. Peygamber kendiliğinden hüküm vermediğine ve vahye göre konuştuğuna göre vahiy de kitaplaştığına göre dilden dile aktarılmış fazla söze de çok ihtiyaç yoktur. İşte bu Kitap, bir Müslüman’ın bilmesi gereken, uyması gereken her hükmü içermektedir. Allah, indirdiği Kitap’ın üzerine yemin etmiş: “Andolsun, biz Kur’an’ı öğüt almaları için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?” demiştir. Kur’an eksik kalmış, tamamlanması gereken bir kitap değildir. “Allah, Kur’an’ı Kerim indirilirken indirilen ana hükümlerin dışında kalan hükümleri kanun yapıcılara bırakmıştır: Kanun yapıcıların da adaleti gözeterek hükümler vermeleri gerektiğini bildirmiştir.” Öyleyse serbest bırakılmış olan uygulamalarda adalet gözetilmelidir. Cahiliye devrindeki uygulamalara gitmek, onlardan hüküm çıkarmaya çalışmak doğru değildir. 

Maalesef, Allah’ın kanun yapıcılara bıraktığı konularda cahiliye devrinden gelen rivayetlerden yararlanma yoluna gidilmiştir. Her bir konuda birbiriyle çelişen rivayetlerin olması mezhepleri ortaya çıkarmıştır. Bu durum Müslümanları parçalamıştır. O kadarına ki birbirlerini sapıklıkla suçlayanlar olmuştur. Halbuki akıl ve mantıkla hareket etselerdi ve Allah’ın vermiş olduğu bu ruhsatı yerli yerince kullanmış olsalardı, Müslümanlar yer yüzünde adalet örneği olacaktı. Aynı hatalar diğer İlahi dinlerde de yapılmıştır.

İslam: Sosyal, siyasal, ekonomi, bilim, inanç, ibadet, temizlik, ahlak, adalet, yeme ve içmeyi düzenleyen ilahi bir terbiyedir. Ana kaideler, kesin hükümler Kur’an’ı Kerim’de açık bir şekilde bildirilmiştir. En ağır ceza cana kıyanın cezasıdır. Bildirilmeyen konular ise ihtiyaca göre düzenlenmek üzere serbest bırakılmıştır. Örneğin: Allah, zina edenlere, hırsızlık yapanlara, cana kıyanlara nasıl bir ceza verilmesi gerektiğini bildirirken; içki içenin, kumar oynayanın cezasını kanun yapıcılara bırakmıştır. Allah’ın inşa edilmesine izin verdiği hükümlerin inşasında adalete dikkat edilmesi gerekir. Kanun yapıcılar, kesin hükümlerin dışında kalan konularla ilgili bütün hükümleri ihtiyaca göre inşa edebilir. Bu hükümler değişmez değildir. Ana konular dışında kalan konulardaki hükümler ihtiyaca göre yeniden düzenlenebilir. Bu uygulama, insanları dinden çıkarıp Müslümanları parça parça etmez. Kanun yapıcılar, Allah’ın kesin hükümlerini dikkate almazlarsa ve adaletten ayrılırlarsa ancak o zaman kafir olurlar. Kur’an’ı Kerim’de ana hükümler açıkça belirtilmiştir. Çok söze ihtiyaç yoktur. 

4: NİSA / 82: Hala Kur’an üzerinde gerektiği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o Allah’tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı onda birçok tutarsızlıklar bulurlardı.

KÖLELİK VE CARİYELİĞİN DİNDEKİ YERİ NEDİR?

Cahiliye devrindeki kavimler, kendilerine hiçbir zararı dokunmayan gözlerinden kestirdikleri, zayıf kavimlere savaş açarlardı. Cahiliye devrindeki savaşlar, toprak genişletmek, ganimet toplamak, köle ve cariye elde etmek için yapılırdı. Savaş esnasında zayıf düşen kavimlerin kadın ve çocuklarına hatta erkeklerine tecavüz ediyorlardı. İnsanları kuyulara atarak, idam ederek, diri diri toprağa gömerek boğuyorlardı ya da toplu halde yakıyorlardı. İşe yarayanlarını da esir alıyorlardı. İnsanlar, Allah’ın hükümlerinden uzaklaştıkça vahşileşiyorlardı. Üstelik yapmış oldukları vahşetleri Allah’a nispet ederek yapıyorlardı. Bugün de insanlar bu vahşeti din adına yapıyorlar. Maalesef, Allah’ın men ettiği kölelik ve cariyelik müessesesini helal görüyorlar. 

Cahiliye devrinde köleler köle pazarlarında alınıp satılıyordu. Merhamet yoksunu insanlar, esir düşen aileleri parçalayarak ayrı ayrı müşterilere satıyorlardı. Esirlerin çocuklarını, annelerinden ayırmakta hiçbir sakınca görmüyorlardı. Köle sahibi kölesini dilediği gibi kullanıyordu. İstediği zaman cariyesine tecavüz ediyor, bebek dünyaya getirirse bebeği anneden ayırıp satıyordu. Köle sahibi, kölesini ve cariyesini fuhşa zorluyor, bu yolla maddi menfaat sağlıyor veya ikram amacıyla onları arkadaşlarının da kullanmasına izin veriyordu. Kölelerin çocukları köle statüsündeydi. Köleler eşyadan bile değersizdi. Hiçbir hakları yoktu. Kölesini öldüren ceza giymezdi.

Allah, bu tür savaşlardan ve etik olmayan davranışlardan bütün müminleri (Müslüman, Nasrani, Musevi) men etti. Ganimet toplamak için savaş açmayı, savaş sırasında insanları yakarak ve boğarak öldürmeyi yasakladı. Müminler arası (Müslüman, Nasrani, Musevi) savaşları yasakladı. Allah: “Mümin bir kavim haksız yere diğer mümin bir kavime savaş açarsa buna göz yummayın. Tüm mümin kavimler bir araya gelerek haksızlık eden kavimi ortadan kaldırsın çünkü o kavim yer yüzünde fesat çıkarmıştır. Müşrik de olsa dost davranan, fesat çıkarmayan insanlarla iyi geçinin.” dedi. Peygamberlerine: “Siz bir diktatör değilsiniz, ben dileseydim, insanların hepsini mümin yapardım ama onları irade sahibi yaptım. Kim ki Rabbini tanımak ister, ona müjdemi ve uyarılarımı iletin fakat Ehli Kitap’tan ayrılıp kâfir olanlardan ve müşriklerden kim müminleri yok etmeye çalışır, zorbalık yapar, insanların ibadet etmesine engel olacak olursa onları yok edinceye kadar savaşın, bu nefsi müdafaadır, günah değildir.” dedi.

Kuran’ı Kerim inmeye başladıktan sonra köleler (esirler) lehine pey der pey hükümler gelmeye başladı: İlk etapta, bir aile esir düştüğü zaman onları parçalayarak ayrı ayrı satmak yasaklandı. Çocukların ailesinin elinden alınıp başkasına satılması yasaklandı. Köle sahiplerinin, kölelerine tecavüzü yasaklandı. Genç kızların erkeklere para karşılığı satılması yasaklandı. Allah, evlenme imkânı bulamayan mehir vermeye gücü yetmeyen erkeklerin namuslarını korumalarını emretti. Fuhuş yapmak ve genelevler yasaklandı: “Ellerinizin altında bulunanlar (esirler) yanınızda ücretli çalışmak isterlerse siz de onlarda iyi hal görüyorsanız onlarla anlaşma yapın. Allah’ın size vermiş olduğu mallardan siz de onlara verin, onları maaşa bağlayın.” denildi. 

24: NUR / 33. Evlenme imkânı bulamayanlara gelince Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye genç kızlarınızı namuslu kalmak isterlerken, fuhşa zorlamayın. Kim onları zorda bırakırsa, bilinmelidir ki, Allah çok merhametlidir. Tecavüze uğradıkları için onların kusurlarını bağışlar (fakat sizin kusurunuzu bağışlamaz). Ellerinizin altında bulunanlar (esirler) yanınızda ücretli çalışmak isterlerse, siz de onlarda iyi hal görüyorsanız onlarla anlaşma yapın. Allah’ın size vermiş olduğu mallardan siz de onlara verin.

Köleleri hürriyetine kavuşturmak için bazı uygulamalara gidildi. Cahiliye devrindeki uygulamalara son verilip kölelik sistemi ortadan kaldırıldı. O dönemdeki mevcut savaş esirleri hürriyetlerine kavuşturuldu. Kölelere kötü muamelenin bir insanlık suçu olduğu, müminlerin bu günahtan uzak durması gerektiği vurgulandı. Bundan sonra esir alınanlara nasıl muamele edileceği ve esirlerin hakları ile ilgili yeni hükümler getirildi. Köleliğin nasıl tasfiye edilmiş olduğunu aşağıdaki ayet meallerinde birebir görmektesiniz: 

5: MAİDE / 89. Allah, bilmeyerek yaptığınız boş yeminlerinizden sizi sorumlu tutmaz ancak bile bile kendinizi bağladığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bunun da keffareti çoluk-çocuğunuza yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri doyurmak yahut giydirmek veya bir köle azat etmektir. Bunlara gücü yetmeyen üç gün oruç tutar. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur! Bununla beraber, yeminlerinizi gözetin. Allah size hükümlerini böylece açıklıyor ki teşekkür edesiniz.

4: NİSA / 92. Hata dışında bir mümin diğer bir mümini öldüremez. Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır. Eğer öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin bir köle azat etmesi gerekir. Eğer öldürülen sizinle aralarında antlaşma olan bir kavimden ise öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve bir köle azat etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından tövbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir (her şeyi bilendir), hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir).

58: MÜCADELE / 1. Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah sizin konuşmanızı işitir çünkü Allah işitendir, bilendir.

58: MÜCADELE / 2. İçinizde zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadındır. Şüphesiz onlar çirkin ve yalan bir söz söylüyorlar. Kuşkusuz Allah affedici ve bağışlayıcıdır.

58: MÜCADELE / 3. Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerine pişman olup eşlerine geri dönmek isteyenler, eşleriyle temastan önce bir köleyi hürriyetine kavuşturmalıdır. Bağışlanmanız için size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

58: MÜCADELE / 4. Buna imkân bulamayan kimse, temas etmeden önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurmalıdır. Bu, Allah’a ve Resulüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah’ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.

Görüldüğü gibi her fırsatta kölelerin hürriyetlerine kavuşturulması için farklı kapılar açılmıştırİlahi dinlerde zayıflar, yetimler, kadınlar, köleler ve fakirler korunur. Köleler de birer insandır. Unutmayın siz de bir gün esir düşebilirsiniz. Bugünkü savaşlarda da insana yakışmayacak davranışlar sergilenmektedir. Böyle davrananlar kendilerinin mümin olduklarını iddia etmektedirler. Hz. Muhammed’e, Hz. İsa’ya ve Hz. Musa’ya inen hükümlere inandıklarını söyleyenlerin hepsi, müşrikler gibi bu çirkin davranışları helal görmektedir. Müşrikler yeniden dirilip hesap vermeyeceklerine inanıyor ve şeytanın emirlerini yerine getiriyor diyelim… Peki, mümin olduklarını iddia eden kimseler bu vahşetin affedileceğini mi zannediyor? Din adamlarından bazıları insanları uyarmadıkları gibi bu çirkin davranışları Allah’ın emriymiş gibi lanse etmekte ve Allah’a iftira atmaktadırlar. Savaşlarda esir düşen kadınları seks köleleri olarak görmek insanı insanlıktan uzaklaştırır. Allah buna müsaade etmemiştir. Bunun aksini söyleyen her kimse kâfir olur. 

İslam’ın gelişiyle esirler, evlere dağıtılmaya, evlerde misafir edilmeye ve evin üyelerinden biri sayılmaya başlandı. Esir sahiplerinin esirler üzerindeki sorumlulukları şunlar oldu: Onların velisi olmak, koruyup kollamak, bekar olanları evlendirmek, haklarına ve namuslarına tecavüz etmemek vs.

Bekar esirler, velilerinin izniyle evlendirilmeye başlandı. Müslümanlar, esirlerin evlendirilmesi ve hürriyetlerine kavuşturulması için maddi yardımlar yapmaya başladılar. Müminler, zekatlarını bir havuzda toplayarak esirleri satın aldılar. Hürriyetlerine kavuşturdular. Bugün, maalesef bu uygulamaların tam tersi yapılıyor. Müminlere yakışmayacak davranışlar sergileniyor. Ey müminler uyanın insafa gelin, tövbe edin ki dünyanız cennete dönüşsün! Merhamet edin ki Allah da size merhamet etsin, sizi ebedi hayatınızda cennetinde misafir etsin!

24: NUR / 32. Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden rüştünü ispat etmiş olanları da evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah, lütfuyla onları zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olan ve (her şeyi en iyi) bilendir.

Hür kadınla evlenmeye gücü yetmeyenlerin, zina etmemiş mümin cariyelerden birisiyle evlenmesine izin verildi. Hür kadınla evlenmeye gücü yetenlerin, cariyeyle evlenmesine izin verilmedi çünkü iki ülke arasında çok kötü bir savaş geçmişti. İki ülkenin insanları arasına kin ve nefret tohumları ekilmişti. Evliliğin sevgiye saygıya dayalı olması gerekiyordu. Anlayan kimse için Allah’ın emirleri hikmet doludur. Yaralar sarılıp esirler memleketlerine döndüğü zaman yani herkes hürriyetine kavuştuğu zaman başka. O zaman onlarla evlenmeye izin verildi.

4: NİSA / 25. Sizden her kim hür mü’min kadınları nikah edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa sahiplerinin rızasını alarak mü’min olan cariyelerden nikahlayabilirsiniz. Siz birbirinizdensiniz. Allah sizin imanınızı çok daha iyi bilir. O halde sahiplerinin izniyle mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Şayet onlar, evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa o zaman hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı ile (elli değnekle) onları cezalandırın. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.

24: NUR / 3. Zina eden erkekle, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası evlenemez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Zina edenle evlenmek, müminlere haram kılınmıştır.

Savaşta esir alınan kimseler evlere, aile yanlarına dağıtılarak oralarda misafir edilmeye başlandı. Okuma-yazma ve meslek bilen köleler öğretmenlik yapma karşılığında hem ücret aldılar hem de hürriyetlerine kavuşturuldular. Bunlar, kaldıkları ailelerin yanında hem İslami yaşantıyı görüp, gözlemleyip, öğreniyorlar hem de Arapça öğreniyorlardı. Ev sahipleri de esirlerin dillerini öğreniyor ve aralarında bir yakınlaşma oluyordu. Hürriyetlerine kavuşanların birçoğu kendi arzularıyla Müslüman oluyor ve ülkelerine birer tebliğ edici olarak dönüyordu. Bazıları ise ülkelerine dönmek istemiyor, İslâm’a hizmet için Hz. Peygamberin yanında yer alıyordu. 

4: NİSA / 26. Allah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin (iyi ve kötü) yollarını size göstermek ve tövbenizi kabul etmek istiyor. Allah her şeyi çok iyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

Kur’an’ı Kerim’in Vahiy Kâtibi Hz. Zeyd idi. O da bir zamanlar köleydi. Allah onu Vahiy Kâtibi seçti. Kur’an’ı Kerim’i ince deri üzerine satır satır yazdı. Allah ondan razı olsun. Âmin! Allah Köle insanların da hür insanların da Rabbidir. Kullarından hiç birisine adaletsizlik yapılsın istemez. 

24: NUR / 58. Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (Çalışanlarınız, köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz erginlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar mahrem halde (soyunmuş olarak) bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. (Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz.) İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Allah, her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Sahiplerinin soyunmuş olabileceği muhtemel olan vakitlerde yatak odalarına aile fertlerinin, çalışanların, köle ve cariyelerin kapıyı çalmaksızın girmeleri yasaklandı. Diğer vakitler dışında yani giyiniklerken görüşmelerine izin verildi. Bu bize şunu gösteriyor: İslâmiyet’te cariyelik diye bir şey yok. Köle (esir) kadınların yatak odasının kapısını çalmadan içeri girmesi ve evin erkeğini mahrem halde görmesi dahi haramdır. Müslüman bir kimsenin bir cariyeyi yatağına alması nasıl helal olabilir ki? Bugün biz bunları helal görüyoruz. Tıpkı cahiliye devrindeki gibi. Kendimizi de Müslüman zannediyoruz. Biz bu davranışlarımızla aşağılanmayı hak ediyoruz. Allah der ki: “Siz durumunuzu düzeltmedikçe Allah sizin durumunuzu düzeltmez.” Bunun anlamı şudur: Biz kendimize çeki düzen verip İslâmiyet’i tam olarak yaşamadıkça halimiz harap olacak ve Allah asla bizlere yardım etmeyecektir. İslâmiyet’i yaşamak içinse gerçek İslâm’ı öğrenmek gerekir. Sultanmış, evliya imiş, şeyhmiş, imammış fark etmez. Allah’a itaat etmeyene itaat edilmez. Allah’a itaat etmeyenin adaletine ve merhametine güvenilmez.

Bu konuda birimizin durumu diğerimizinkinden farklı değildir. Çocuklarımıza gerçekleri öğretemedik çünkü bize de gerçek İslâm öğretilmemiştir. Müslüman Müslüman’a, mümin mümine, Türk Türk’e, kardeş kardeşe düşman edilmiştir. İnsanlığı bu duruma düşürenler vebal altındadır. Tabi ki bizler de bize her söylenenin doğruluğunu sorgulamadan onu doğru kabul ettiğimiz için vebal altındayız. Kendi kendimize şunu sormalıydık: “Allah’ın Kitap’ında çelişki ve adaletsizlik olabilir mi?”  Bu soruyu kendimize soramadık. Gerçek şu ki Allah, zorbalıktan hoşlanmaz ve bize merhameti emreder. Allah’ın emirlerinde çelişki ve adaletsizlik olmaz. İşte, gerçek İslâm budur. 

Güvenen Allah’a güvensin! Allah adildir ve adil davranan kullarını sever!

CANLILAR EVRİMLEŞEMEZ, SOYUMUZ HZ. ADEM VE HZ. HAVVA’DAN GELDİ.

Yeryüzünde hayat nasıl başladı? Allah, Güneş Sistemimizi iki günde yarattı. Üçüncü ve dördüncü günde sırasıyla atmosferimizi, suyumuzu yarattı. Sonra yine sırasıyla küçük virüs, bakteriler gibi canlıları, bitki örtüsünü bundan sonra da hayvanları yarattı ve böylece dünya işlevsel hale geldi. Dünyamız ve bulunduğumuz Güneş Sistemi dört günde tamamlanmış oldu. Bundan sonra duman halindeki gökyüzüne yöneldi. İki günde üstümüze yedi kat gök inşa etti. Toplam bu süreç altı günü buldu. Allah’ın altı gün olarak bize bildirdiği bu süreç insan tarafından ölçülüp değerlendirilemez. Allah, bu süreci ölçebilmemiz için bir ölçü birimi vermedi. İnsanoğlu bu konuda varsayımlardan öteye gidemez.

Bizim zaman ölçü birimi olarak kullandığımız gün, ay ve yıl kavramı: Dünya ve Ay’ın kendi yörüngelerinde kat etmiş oldukları yollar baz alınarak hesaplanır. Katedilen yol zaman olarak karşımıza çıkar.  Buradan yola çıkarsak Kur’an’ı Kerim’de meleklerin katettiği yol, meleklerin ulaşım hızı göz önünde tutularak (bizim anlamamız için) bizim yılımıza çevrilerek bize bildirilmiştir. Melekler buradan elli bin yılda yükselirken işlerin bin yılda yükselmesi, işlerin farklı bir hızla yükseldiğini gösterir. Bu yükseliş meleklerin kat ettiği hızın elli katıdır. Bu iki konuda zaman ölçüsü olarak katedilen yol kullanılmıştır fakat göklerin ve dünyanın yaradılışı sürecinde kullanılmış olan zaman ölçü birimi nedir? Allah, herhangi bir şeyi baz almış mıdır, almışsa neyi baz almıştır? Bilemeyiz. Bu süreci sadece Allah biliyor fakat yer ve göklerin bir süreçte yaratıldığı konusunda bilgi verilmiştir. Ayrıca bu yaratılanların rasgele değil de bir hesapla yaratıldığı ayetlerde bildirilmektedir.

Kıyametin kopması da bir süreç içerisinde gerçekleşecektir. Kıyamete ulaşmak için bir yol katedilmektedir. Biz bu süreç içerisindeyiz. Bu süreç ne kadardır insan tarafından bilinemez. Yüce Allah, bu bilgiyi kullarıyla paylaşmamıştır.

Canlılar aynı ortak atadan gelmezler. Canlıların tek ortak noktası her birinin yaşama tek bir hücreyle başlamış olmasıdır. Her birinin hücre yapıları farklı tasarlanmıştır. Her biri erkek ve dişi olarak inşa edilmiştir. Bu ilk yaratılıştan sonra çiftlerin birleşmeleriyle erkek ve dişi canlılar dünyaya gelmiştir. Canlılar arasında geçiş yoktur. İki farklı canlının birleşmesinden daha farklı bir canlı cinsi meydana gelmez. Tek bir istisna mevcuttur: Atla eşeğin genetik yapıları birbirine çok yakındır. Dişi atla erkek eşeğin birleşmesinden erkek veya dişi katır yavrusu dünyaya gelir fakat bunlar neslini devam ettiremez. Bir katır elde edebilmek için her zaman bir erkek eşekle bir dişi ata ihtiyaç vardır. Birkaç defa dişi katırın doğurduğu gözlenmiştir. Yavru cılız doğmuş ve neslini sürdürememiştir. Bütün bunlar alim bir yaratıcının olduğunu gösterir. Yaratıcı, bu hücreleri toprak-su gibi cansız maddelerden inşa etmiştir. Bundan sonra onları canlı kılmıştır. Bugün hakkında hiçbir bilgimizin olmadığı RUH canlı varlıklarda bulunur. Biz ruh dediğimiz şeyi gözümüzle göremiyoruz. Ruhun bedenden ayrılmasına mâni olamıyoruz. Canı çıkmışları ölü diye isimlendiriyoruz. İlim bu kadar gelişmiş olmasına rağmen biz ölülere hayat veremiyoruz. Yaratıcı ölü malzemeden yarattığına can verebilendir. Yaratıcı yoksa hayat yok demektir. Allah, bütün canlıların atalarının hücrelerini cansız malzemeden, övülmeye layık ilmiyle, çiftler olarak inşa eden ve sonra onlara ruh vererek bölünüp şekil almasını sağlayandır.

Soru: Ölüden alınan taze, bir kemik hücresi, o ölünün genetik yapısını aynen taşır mı taşımaz mı?

Cevap: Evet, taşır.

Soru: Bu hücrede can var mıdır yok mudur?

Cevap: Yoktur.

Soru: Bu hücrede genetik bir dizilim mevcut mudur?

Cevap: Evet, mevcuttur.

Soru: Bu hücre ölü durumdayken bölünebilir mi?

Cevap: Hayır, bölünemez.

Diyelim ki çok çok düşük bir varsayım da olsa evrimi savunanların iddia ettiği gibi doğada kendi kendine tesadüflerle cansız materyallerden bir hücre oluştu. Bu hücrenin bölünüp çoğalabilmesi için bugün “ruh” diye bildiğimiz ve hücreyi bir canlıya dönüştürebilecek olan şeye ihtiyaç olacaktır. Cansız varlıkların bölünerek çoğalamadığını hepimiz görüp gözlemlemekteyiz. 

Sonuç: Ölü bir hücre bölünüp çoğalamıyorsa, çoğalması için ruha ihtiyaç duyuyorsa, bu ruhu ona verecek birine ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.

Evrim teorisinde ısrar edenlerden haklı bir talebimiz olacak. Bilim insanları, hiç olmazsa ilkel diye sınıflandırdıkları hücrelere benzer hücreler inşa etsinler. İnşa ettikleri hücrelere de hayat versinler. Evrim teorisinin ispatlanabilmesi için evrim hakkında makale yayınlamak yeterli değildir. Evrimcilerin bunu, deliller yaratarak örneklendirmeleri gerekiyor.

Onların bu hummalı iddiaları bu mevcut atmosfer içerisinde vuku bulduğuna göre daha ne bekliyorlar? Suni atmosfere falan hiç gerek yok. Atmosfer dahil kullanabilecekleri bütün malzeme doğada mevcuttur. Kopya için hücre örnekleri de mevcuttur. İddia sahibi tüm bilim adamları bir araya gelerek doğadaki cansız malzemelerden erkek ve dişi hücreler inşa etsinler. “Bu hücrelere hayat versinler. Bu hücreler de bölünerek çoğalsınlar.” Un hazır, şeker hazır, hadi helva yapın bakalım, bekliyoruz…

Her yeni ölmüş varlık, genetik yapısını koruyorsa ve eğer bu can verme işini bilim adamları başarabilirlerse ölenleri de diriltmeye güçleri yetecektir. Onlardan ölenlerin diriltilmesi için yardım istenecektir. O zaman insanlar, bunu iddia eden bilim adamlarıyla gurur duyacaklar, onları övülmeye layık bulacaklardır. Evrim teorisini de baş tacı yapacaklardır.

Eğer akıllı bir varlık ve bilim insanları olarak bunu yapamayacak olurlarsa ne olacak? İşte o zaman akılsız kör tabiat, tesadüf eseri en ilkel hücrelerin genetik dizilimlerini inşa etmiş olsa bile bunun “ruh” olmadan bir işe yaramayacağını anlayacaklardır ve evrim teorisini çöpe atacaklardır ya da evrim teorisini ispatlamaya çalışırlarken çelişkilerle dolu yalan denizinde boğulmaya mahkûm olacaklardır.

2: BAKARA / 30. Rabbin: “Muhakkak ki ben yeryüzünde melekler için halef oluşturacağım.” dediğinde melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah: “Sizin bilmiyor olduklarınızı muhakkak ki ben biliyorum.” dedi.

15: HİCR / 29. “Ben onun yaratılışını tamamlayıp ruhumdan üfürdüğüm zaman (saygı için) ona secdeye kapanın.”

Her canlı varlığın tohumu ya da yumurtası vardır. Allah, bu tohumları ve yumurtaları, ilk yarattığında doğadaki toprak ve su gibi cansız malzemeleri kullanmıştır yani ruh verilmeden önce bunların hepsi cansız birer cesetti. Allah onlara ruh verdi. Ruhun yaratıcısı da kullanıcısı da Allah’tır. Ruh, ölü cesedi diri hale getirip harekete geçiren şeydir. Allah, bunu ifade ederken üfürme fiilini kullanmıştır. Üfürme fiili harekete geçirmek, canlandırmak anlamlarında kullanılmıştır.

6: ENAM / 95. Tohumun ve çekirdeğin çatlamasını sağlayan, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran muhakkak ki Allah’tır. İşte Allah budur. O halde nasıl batıl varsayımlardan etkileniyorsunuz?

2: BAKARA / 28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki siz ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek sonra yine diriltecek sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.

49. HUCURAT / 13. Ey Âdemoğulları! Elbette biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için, sizi milletler ve kabileler yaptık. “Allah’ın yanında, sizin en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.” Muhakkak ki Allah alimdir, her şeyden haberdardır.

Allah, insanın erkek ve dişisini ayrı ayrı döllenmiş yumurtalardan yaratmıştır. Çoğalma işinde ise kadın ve erkeğe eşit rol dağıtmıştır. Döllenmiş bir yumurta, taşıdığı özelliklerin yüzde ellisini anneden yüzde ellisini babadan almıştır. Canlıların nesilleri bu nizama uygun olarak çoğalmaktadır. Erkek hücreler XY cinsel kromozomuna dişi hücreler XX cinsel kromozomuna sahiptir.

Allah, gezinebilen canlıların hücrelerini tasarlayıp toprak ve su gibi cansız malzemelerden yaratmıştır demiştik. İlk tasarlanıp yaratıldıklarında bunların hepsi ölü durumda oldukları halde Allah, bunlara ruh vererek harekete geçirmiş ve sonra bu hücreler, kabuklu yumurtalar içerisinde, Allah’ın programlandığı gibi gelişip bölünmeye başlamışlardır. Karadakiler, gelişimlerini tamamladıktan sonra bir canlı olarak topraktan çıkıp, yaşam zincirine katılmışlardır. Sudakiler de gelişimlerini tamamladıktan sonra su içerisinde yaşam zincirine katılmışlardır. Deniz kaplumbağaları gibi bazı canlıların, döllenmiş yumurtalarını toprak altına bırakmalarını ve yumurtaların kuluçka döneminin sona ermesiyle yumurtaları kırıp topraktan çıkarak yeryüzüne dağılmalarını ilk yaratılışa örnek verebiliriz. Allah böylece ölüden diriyi çıkarmıştır.

Canlıları oluşturan organlar vardır. Organları oluşturan hücrelerden her biri ana canlıdan ayrı bir ruha sahiptir yani ayrı ayrı canlılardır. Her hücre döllenmiş bir yumurtadır. Bir hücre öldü diye ana canlı herhangi bir zarara uğramaz fakat ana canlı ölürse bütün organlar ölür. Şöyle bir örnek verecek olursak: İnsanların çocuk yapıp nesillerini devam ettirdikleri ve sonra yaşlanıp öldükleri gibi hücrelerin de bir yaşam serüveni vardır. Bir hücre bölünerek neslini devam ettirir. Hücrenin nesli kendi kopyasıdır. Her hücre bir çift cinsel kromozoma sahiptir yoksa bölünüp çoğalamaz. Hücreler de her canlı gibi doğar, yaşar, ölür ve görevlerini genç hücrelere bırakırlar. Sonuç olarak Allah, diriden ölüyü çıkarmaktadır.

Bugün organ ve deri nakli yapılabilmektedir. Kullanılacak organlar henüz hücre ölümü gerçekleşmeden alınmalıdır. Bu sebepten dolayı her ölenden organ nakli yapılamaz. Hastanın hastanede ve belli şartlarda ölmesi gerekir. Hastanın solunum cihazına bağlı olması, beyin ölümü gerçekleştikten sonra kısa bir süre daha kalp dokusuna oksijen gelmesini sağlar ve böylece beyin öldükten sonra kalp kısa bir süre daha çalışmaya devam eder. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra kalbin solunum makinası ile çalıştırılması, organların “24-36 saat” gibi kısa bir süre daha canlı kalmasına olanak tanır. Organlar fonksiyonlarını kaybetmeden alınarak, hastalara nakledilir. İnsan sağlığında organ bağışında bulunarak bir veya birkaç kişiye hayat verebilir.

5: MAİDE / 32. Kim bir kimseye hayat verirse o bütün insanlara hayat vermiş gibi sevap kazanır.

Canlılar kompleks yapılardır. Bir canlı vücudunda işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz herhangi bir organ yoktur. Bu sebepten hasta organ tedavi edilebilirse tedavi edilir fakat her zaman bu mümkün değildir. Eğer değişmesi mümkün olan bir organsa başka bir canlıdan alınır.

İnsanlar bir gün herhangi bir organı inşa etmeye çalışacaklar ama yine Allah’ın yaratmış olduğu zigot hücrelere başvuracaklardır. Canlıların her hücresi bir zigottur. Allah’tan başka hiç kimse bir hücre yaratıp ona can vermeye muktedir olamaz ve olamayacaktır.

Tıpkı Canlıların organları gibi hücrelerinin de organelleri vardır. Hücreler de kompleks yapılardır. Hücrelerin organelleri arasında işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz bir organel mevcut değildir. Her canlı yaşama döllenmiş tek bir hücreyle başlar. İlk yaratılışta da bu böyle olmuştur.

Konuyu biraz daha açacak olursak: Allah, yaratılış konusunda bizleri bilgilendirdi. Bütün canlılar çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yaratıldı. İlk yaratılışta canlıların annesi babası yoktu. Öyleyse nasıl oluştular? Allah, memelilerin atalarını da çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yarattı. Bu hücreleri yumurtalar içinde besleyip geliştirdi. Yumurtaları kabuk ve zar ile korudu. Toprağı bir kuluçka makinası gibi kullandı. Böylece memelerin ataları dünyaya geldi. Sürüngenler, kuşlar gibi diğer canlılar da benzer şekilde yumurtaların içinde beslenip gelişimlerini tamamladılar. Deve kuşunun yumurtasıyla karıncanın yumurtası aynı büyüklükte değildir fakat her ikisi de tek bir (zigot) hücreden yaratılmış ve yaratılıyor.

Bildiğiniz gibi yumurtaların dışında koruyucu, sert, kalsiyum ağırlıklı bir tabaka bulunur. Onun altında ise zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar canlıyı dış etkenlerden korur, hava almasını sağlar. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yarı sıvı maddeye sitoplazma denir. Yumurtanın içinde gerekli besi mevcuttur. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca yumurtanın içindeki hücre, bölünmeye başlar. Canlı oluşumunu tamamlayınca, yumurtayı kırarak dışarı çıkar. Ömrünü tamamlayınca ölür ve toprak olur. Dünyaya gelmiş olan yavrularıyla ölenin nesli sürmeye devam eder.

Allah, yeryüzünü farklı bitkilerle donattı: Bitkilerin tohumlarını da erkek ve dişi olarak, ayrı ayrı inşa etti. İnşa ederken toprak ve su gibi cansız maddeleri kullandı. Sonra onlara can verdi. Toprak altında ve sularda uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) sağlayarak tohumların çatlamasını sağladı. Topraktan başını çıkaran bitkiler, gelişmelerine uygun hazırlanmış olan ortamda büyüyüp geliştiler. Böylece her bitkinin atası ortaya çıkmış oldu. 

Bitkilerin tohumlarının dışında selüloz adı verilen maddeden oluşmuş bir tabaka ve hemen onun altında da zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar, hücrenin hava almasına ve dış etkenlerden korunmasına olanak verir. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yumuşak maddeye sitoplazma denir. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca çekirdek çatlar. Bundan sonra bitki topraktan başını çıkarmaya başlar. Güneş, hava, su ile topraktan beslenerek gelişimini tamamlar. Ömrünü tamamlayınca çer çöp olur gider. Geriye tohumları kalır. Neslini tohumlarıyla sürdürür.

Allah, yeryüzünde çekirdekler ve yumurtalarla ilk yaratılışı tamamladıktan sonra, bazı canlıları çoğaltmak için rahimleri görevlendirdi. İnsanlar bu canlıların en akıllı olanıdır. Diğer bazı canlıların çoğalması ve kendi neslini sürdürmesi ise vücutlarından dışarı atılan kabuklu yumurtalarla devam etmektedir. Bitkilerinki de tohumlarla devam etmektedir. Dünyanın en akıllı yaratığı olan insanoğlu, bir hücrenin zarını dahi yapmaya muktedir değilken kör tabiatın canlıları inşa etmiş olmasını düşünmek akla mantığa ve bilime ne derece uygun olur?

76: İNSAN / 1. İnsan yaratılmazdan önce (dünya üzerinden) uzunca bir zaman geçmedi mi?

19: MERYEM / 67. İnsan, hiç düşünmez mi ki daha önce o hiçbir şey değilken bizim onu yarattığımızı?

76: İNSAN / 2. Şüphesiz biz insanı bir zigottan yarattık. Onu imtihan etmek için işitir ve görür kıldık.

21: ENBİYA / 35. Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak, kötülük ve iyilik ile deneyeceğiz. Hepiniz sonunda (diriltilip) bize döndürüleceksiniz.

Rabbimizin rahmeti ve merhameti üzerimizde olsun. Kur’an’dan imandan ayırmasın. Âmin!

LİNKİ not alırsanız müsait olduğunuz zaman arzu ettiğiniz yazılarımı okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar dileğiyle. Allah’a emanet olun.

HZ. ADEM’İN OĞULLARI ARASINDAKİ KISKANÇLIĞIN NEDENİ NEYDİ?

Anlatılan hikayelerde Kur’an dışı bir anlatım vardır. Bu hikayelere göre Hz. Havva ikiz doğurmaktadır ve her doğumunda bir kız bir erkek dünyaya getirmektedir. İkizler kız kardeşlerini değiş tokuş ederek evlenmektedirler. Birisi kendi ikizi ile evlenmek ister çünkü kendi ikizi daha güzeldir. Bu sebepten oğlan kardeşini öldürür. Sonuç olarak bu hikâyeyi uyduranlar içine şehvet sokmayı da ihmal etmemiş gözükmektedir. 

Kur’an’ı Kerim’de böyle bir şey anlatılmıyor. Sundukları kurban yüzünden Hz. Âdem’in iki oğlundan biri, diğer kardeşini kıskanarak öldürüyor. Onun ölüsünü nasıl ortadan kaldıracağını bilemiyor. Ne yapacağını kara kara düşünmeye başlıyor. Karga suretinde bir melek geliyor ve ona ne yapması gerektiğini gösteriyor. O kendi kendine: “Şu karga kadar olamadım.” diye hayıflanıyor. Bu olay, insanın eğitilmeye muhtaç olduğunu gösteriyor. Allah, elçiler göndererek insanları eğitiyor çünkü insan eğitilmeye muhtaç bir varlıktır. İnsanın eğitimi beşikte başlar, mezara kadar sürer.

Hz. Âdem’in iki oğlunun ismi Kur’an’ı Kerim’de geçmez. Onların hikayesinin (kıssasının) nasıl vuku bulmuş olduğu, Kur’an’ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: 

5: MAİDE / 27. Âdem’in iki oğluyla ilgili haberi onlara oku. Hani her ikisi de birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşini kıskanarak): “Seni öldüreceğim.” demişti. Diğeri ise şöyle demişti: “Allah, ancak kendisinden korkanlarınkini kabul eder.”

5: MAİDE / 28. “Allah’a yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatmayacağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”

5: MAİDE / 29. “Ben isterim ki sen beni öldürmenin günahını da diğer günahlarını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur.”

5: MAİDE / 30. Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi, onu kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.

5: MAİDE / 31. Derken… Allah, bir karga gönderdi. Karga, kardeşinin cesedini ne yapacağını ona göstermek için toprağı eşeliyordu: “Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olamadım!” dedi. “Kardeşimin cesedini gömmeyi düşünmekten aciz miyim ben?” diyerek nefsini kınayanlardan oldu.

Allah, bu kıssa ile bize, kötü sadakaların kendisi tarafından kabul edilmeyeceğini, iyi sadakalar verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Allah’tan gerçek anlamda korkanların, bayağı şeyleri sadaka olarak veremeyeceğini ima etmektedir. Bu, insanın ilahi terbiyeye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Bu kıssada geçen olay, Allah’tan korkmayan insanların merhametsiz olduğunun ve haksız yere cana kıyabildiğinin de bir delilidir. İnanan bir insan Allah’ın rızasını kaybetmekten korkar ve kötülüklerden uzak durur. Allah iyi kimselerin dostudur.

SELAMÜNALEYKÜM, HOŞ GELDİNİZ!

Sevgili okurlarım, sizi blogum hakkında bilgilendirmek için bu satırları paylaşıyorum. Rabbimizin selamı, rahmeti ve bereketi hepimizin üzerine olsun. Rabbimiz, tavsiyelerini öğrenmemizi ve razı olacağı şekilde yaşamamızı nasip eder inşallah. Amin!

Akıllara takılan güncel konular hakkında bir yazı dizisi hazırlamış bulunuyorum. Yazılarımı az ve öz tutmaya özen gösterdim. Öz Türkçe kullanmaya çalıştım. Sizin de takdir edeceğinizi umduğum dört yıllık araştırma çalışmalarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. İhtilaflı dini mevzuları nasıl çözdüğümü bir de benden duymaya hazırsanız biraz zaman ayırın yeter. Maddi bir beklenti içinde değilim. Allah rızası için yapılmış bir çalışmadır. Dualarınız kafidir.

Evren nasıl oluşmuştur? Canlıların, tesadüflerle oluşma olasılığı nedir? İnsan kime halef yaratıldı? İlk insan kimdi? İnsan nasıl yaratıldı? İnsanlar nasıl çoğaldı? Genetik farklılıklar nasıl oluştu? Evrende insandan başka akıllı varlıklar da mevcut olabilir mi? Niçin dünyaya geldik? Dünya bir imtihan yeri midir? Niçin imtihan ediliyoruz? Alın yazısı var mı? Allah kullarına zulmeder mi? Namazları kazaya bırakmak veya tamamen terk etmek doğru mu?

Kıyamet alametleri geldi mi? Mehdi gelecek mi? Hayata yeniden dönüş olacak mı? Dinde zorlama var mı? Kadınlardan peygamber oldu mu? Evlenirken mehir vermek, sözleşme yapmak ve evliliği ilan etmek farz mı sünnet mi? Zıhar ve hüllenin dindeki hükmü ne? Kadınların dışarda çalışması günah mı? Kur’an’ı Kerim’e göre mal rejimi uygulaması nasıl  yapılıyor? Rüştünü ispat etmemiş çocuklarla evlenmenin dinde yeri var mı? Hz. Aişe validemiz kaç yaşında evlendi? Bir Müslüman, kimlerle evlenebilir kimlerle evlenemez?

Ehli Kitap ne demek? Hristiyan ve yahudiler Ehli Kitap mıdır, Ehli Kitap kaça ayrılır? Kur’an’ı Kerim’in taşlara, hurma yapraklarına ve bezlere yazılıp sonra toplatılarak mushaf haline getirildiği eksik ayetler olduğu doğru mu? Kafirlik alametleri nelerdir? Hadis inkar eden kafir olur mu? Hz. Adem ismi Kur’an’ı Kerim’de kaç defa geçiyor? Daha fazlasını bilmek istiyor musunuz? Sizler için araştırmış ve hazırlamış olduğum özgün bilgilere, yazılarımı takip ederek ulaşabilirsiniz. Hayırlı okumalar, selam ve sevgiyle kalın!

Rehberimiz Rabbimiz olsun! Tüm sorunlarımız çözüm bulsun! Amin!

SİZİN İLÂHINIZ SİZİ YARATAN ALLAH’TIR.

Allah, ilk insanın heykelini yapıp içine ruh üfürmemiştir. Allah, Hz. Havva’yı Hz. Adem’in herhangi bir yerinden koparıp alarak yaratmamıştır. Bunu ima eden ya da açıktan açığa tasdik eden hiçbir ayet yoktur. Bu inanış, insanların kurmuş olduğu bir senaryodan ibarettir. Hala bu senaryolar kurulmaya devam etmektedir. Mealler çok dikkatsizce ve çok hatalı yapılmaktadır. Böyle hatalar, Allah’ın ayetlerini birbiriyle çelişkiliymiş gibi göstermektedir. Allah’ın ayetlerinde bir tutarsızlık göremezsiniz. Allah, her canlının erkek ve dişisini ayrı ayrı yaratmıştır. Bütün canlı çiftler döllenmiş çekirdeklerden, tohumlardan, yumurtalardan oluşmuş ve oluşmaktadır. 

20: TA-HA / 98. Sizin İlahınız ancak kendisinden başka İlah olmayan Allah’tır. İlmiyle her bir şeyi kuşatmıştır.”

38: SAD / 88. “O’nun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok daha iyi öğreneceksiniz.”

54: KAMER / 49. Muhakkak ki biz, yaratırken her bir şeyi hesaba katarak yarattık.

96: ALAK / 1, 2. Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı aşılanmış bir yumurtadan yarattı.

42: ŞURA / 11. O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O, sizin için kendi cinsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyor. O, her şeyi işitir ve görür. O’nun benzeri olan hiçbir şey yoktur.

30: RUM / 21. Sizin evlenerek birlikte yaşamanız için kendi cinsinizden eşler yaratmış ve aranıza bir sevgi ve bir merhamet koymuş olması da O’nun delillerindendir. Muhakkak ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler var. 

71: NUH/ 17. Allah sizi topraktan bir bitki gibi çıkarttı.

Bitkilerin topraktan nasıl çıktığını düşünecek olursak… Tohumun erkeği ve dişisi olur. Her bitki bir adet tohumdan çıkar. Bitkinin çıkabilmesi için tohum toprakla buluşmalıdır. Uygun ortam, sıcaklık ve nem gereklidir. İşte, insanın topraktan çıkışı da bunu benzer: İnsan ilk yaratılışında bugün ana rahmindeki yaratılışı gibi döllenmiş bir yumurtadan yaratıldı. İlk yaratılışında kabuklu bir yumurta içerisindeydi ve ana rahminde değil, bir çekirdek gibi toprak altında gelişip yaşama adım attı yani bu ilk yaratılış toprak altında uygun ortamın oluşmasıyla gerçekleşti. Diğer gezinebilen canlıların her birinin atalarının yaratılışları da kabuklu bir yumurta içerisinde gerçekleşti.

20: TA-HA / 55. Sizi topraktan yarattık. Sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi topraktan çıkaracağız.

39. ZÜMER / 6. O, sizleri canlı bir hücreden yarattı. Sonrasında hücrenin eşini de canlı bir hücreden yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz çift indirdi. O, sizi ananızın karnında, üç karanlık içinde, halden hale geçirerek yaratıyor. İşte, Rabbiniz olan Allah budur, mülk O’nundur, O’ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen batıldan etkileniyorsunuz. 

Temsilde hata olmaz: Döllenmiş bir tavuk yumurtasını kısaca ele alalım. Dişi tavuğun yumurtası bir civcivi oluşturabilecek yeterli besine ve bir X cinsel kromozomuna sahiptir. Horozun spermi tavuğun yumurtasını dölleyince içinde tam bir hücre oluşur. Bu tek hücre bölünüp çoğalmaya hazırdır. İlk adımlarını henüz tavuğun vücudundan dışarı atılmadan atar yani daha uterusta iken zigotta bölünmeler başlar fakat tavuğun vücudundan dışarı çıkan yumurtada bölünme durur. Uygun ortamı, gerekli sıcaklık ve nemi bulunca tekrar bölünme başlar. Yirmi bir günlük kuluçka dönemi üçe ayrılır: Morula, Blastula, Gastrula. Bu dönemlerde embriyoda birçok değişiklikler olur. İlk etapta kan damarları ve kalp oluşur. Zigotun içinde yüzdüğü zigotun çevreleyen yumurta akından alınmış su ile dolu ve oksijenle doyurulmuş vaziyette olan “amnion” kesesi oluşur. Yumurta sarısı üzerinden gelen kan damarları solunum işini yüklenmiş olur. Bundan sonra gıda alma işlemi başlamış olur. Sindirilen besin artıklarının dışarı atılması gerekir. Artıkların dışarı atılması ikinci ve dördüncü gün arasında gelişimini tamamlayan allantois aracılığıyla gerçekleşir. Sonunda zigot, gelişimini tamamlamış artık bir civciv olmuştur. Allah’ın izniyle yumurtayı kırıp çıkar. Yaratılış, yaratanın planladığı gibi yürümektedir. Bunların hiç birisi tesadüf olamaz.  Her canlıdan çiftler oluşmuş olmasını nasıl açıklayabilirsiniz ki?  Milyonlarca çift canlı oluşmuş olması asla tesadüf olamaz. 

Erkek olsun dişi olsun bütün canlıların yaşama serüveni, tek bir hücreyle başlar. Her canlının döllenmiş yumurtası farklı kalıtsal bilgilerle donatılmıştır. Kalıtsal bilgilerin yüzde ellisi anneden, yüzde ellisi babadan gelir.

Bir yumurtanın döllenip bir civciv olarak ortaya çıkabilmesi için tavuk cinsinden bir erkek ve bir dişiye ihtiyaç vardır. Döllenmiş bir yumurtadan ya erkek ya da dişi bir civciv çıkar. Demek ki tavuk ve horozu elde edebilmek için iki ayrı yumurtaya ihtiyaç vardır. Peki, dünyada hiç tavuk ve horoz yokken ilk yumurta çifti nasıl oluştu? İlk yaratılışta bu iki döllenmiş yumurtayı ilim, kudret ve hikmet sahibi olan Yüce Allah inşa etti. Hareket edebilen bütün canlıların yaratılışı da benzer şekilde iki çift döllenmiş yumurta ile oldu. Yeryüzünde dolaşabilen bütün canlılar eşeyli olarak toprak, su gibi cansız malzemelerden yaratılmış ve kendilerine ruh verilmiştir. İlk yaratılışta bazı canlıların yumurtaları toprakta bazı canlıların yumurtaları suda gelişip çatlamıştır. Böylece hem erkek hem de dişi canlıların ataları ortaya çıkmıştır. Bu ilk yaratılıştan sonra hareket edebilen canlılar, çiftleşerek çoğalmaya başlamışlardır. Allah, bitkilerin tohumlarını, ağaçların çekirdeklerini de toprak ve su gibi cansız malzemelerden yaratmış, onlara can vermiştir. Bitkileri ve ağaçları da eşeyli olarak yaratmıştır. Döllenmelerini rüzgarlar ve arılar vasıtasıyla sağlamıştır.

İlk yaratılışta yumurta, çekirdek ve tohumun tesadüflerle hem de çiftler olarak oluşmuş olmasını aklın kabul etmesi mümkün değildir. Su ve topraktan yaratılmış bütün canlıların hayat serüveni aşılı bir hücreyle başlamıştır. Bütün canlıların ataları döllenmiş kabuklu yumurtalardan, çekirdeklerden ve tohumlardan yaratılmıştır. Canlılar çift cinsel kromozom taşırlar. Erkek hücresi XY kromozomu, dişi hücresi XX cinsellik kromozomu taşımaktadır. 

Kromozomların sayısı türden türe değişiklik gösterir ama hemen hemen tümünde çifttir. İnsanlarda kromozom sayısı 2N=46’dır yani 22 adet otozom ve bir çift cinsel kromozom bulunmaktadır. Bugün şunu biliyoruz ki “akyuvarlar hariç” erkeklerin organizmalarındaki bütün hücreler XY kadınların organizmalarındaki bütün hücreleri XX cinsel kromozomu taşımaktadır. Her hücre bölünürken kendi hücresinin bir kopyasını oluşturarak bölünür. Bu da bize, kadının erkeğin herhangi bir uzvundan yaratılmadığını göstermektedir. Eğer kadın erkeğin herhangi bir uzvundan yaratılmış olsaydı şu anda XY cinsel kromozomu taşıyor olmalıydı fakat görüyorsunuz ki XX cinsel kromozomu taşımaktadır. Kadın ve erkek aynı cinsten birbirlerine eş olarak yaratılmışlardır. Bütün canlıların erkeği ve dişisi de benzer şekilde birbirlerine eş olarak yaratılmışlardır. Bu durum, ayetlerde açık açık bildirilmiştir. Görmezden gelinemez.

Kadın hücresi XX cinsel kromozomu taşımaktadır. Dişiler cinsiyet belirleme özelliğine sahip değillerdir ama bir erkek hücresinde dişiliği belirleyen X kromozomu ve erkekliği belirleyen Y kromozomu bulunmaktadır. Dünya kuruldu kurulalı aşılanmış her yumurtada erkeklik ve dişiliği belirleyen yine erkeklerdeki cinsel kromozomlardır. Bir canlının dünyaya gelebilmesi için hem anneye hem de babaya ihtiyacı vardır. Tarımsal toplumlarda erkek gücüne ihtiyaç duyulur ve kız çocuklar istenmezdi. Cahiliyet devrinde insanlar doğacak çocuğun cinsiyetini annenin belirlediğini düşünmekteydiler. Kız çocuk doğuran kadınlara kötü davranmakta ve onları kakalamaktaydılar. Bugün de Çin ve Hindistan gibi bazı ülkelerde kız çocuklarına karşı ayrımcılık yapılmakta daha ana rahminde yaşam hakkı ellerinden alınmaktadır. Aynı zamanda bu gibi ülkelerde aynı işi yapan erkek ve kadın arasında ayrımcılık yapılmakta ve kadınlara hak ettikleri ücretlerin yarısı ödenmektedir. Bu büyük bir haksızlık ve zulümdür. 

2: BAKARA / 223. Müminleri bilgilendir: “Kadınlarınız sizin için bir tarladır (tohum atan sizlersiniz). Dilediğiniz zaman kendilerinizi onlara takdim edin ve tarlalarınıza yaklaşın. Allah’a kavuşacağınızı bilin ve onlara güzel davranın. 

75. KIYAME / 36. İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?

75: KIYAME / 37. O, akıtılan meninin içinde bir sperm değil miydi?

75: KIYAME / 38. Sonra da aşılanmış bir zigot olmuş, derken… Allah onu yaratıp şekillendirmişti.

75: KIYAME / 39. Spermden iki çifti, erkek ve kadını yaratan O’dur.

75: KIYAME / 40. O halde Allah’ın ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?

Bütün hücreleri XY kromozomu taşıyan bir erkeğin ameliyatla cinsel organının değiştirilmesi onun cinsiyetini değiştiremez çünkü cinsel organı değiştirilmiş bir erkeğin, tükürüğü dahi XY cinsel kromozomu taşımaya devam edecektir. Maalesef bazı insanlar, duygu sömürüsü yaparak cahil insanları aldatmaktadır: “Allah böyle yaratmış, kendini kadın gibi hissediyormuş bundan dolayı ameliyat olup cinsiyet değiştirmiş vs.”  Halbuki hormonlar cinsiyet kromozomlarının etkisi altındadır. Kadına kadınlığını hissettiren, erkeğe erkekliğini hissettiren hormonlarıdır. Hücrelerinde XY cinsel kromozomu taşımakta olan bir erkek kendini kadın hissedebilir mi? Öyleyse bunun başka bir açıklaması olmalı.

79: NAZİ’AT / 27, 28, 29. Sizi yaratmak mı daha güç yoksa gökyüzünü yaratmak mı? Gökyüzünü Allah bina etti. Yükseltip düzene koydu, gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.

79: NAZİ’AT / 30, 31, 32, 33. Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendinizin ve hayvanlarınızın faydalanması için yerden suyu ve bitkileri çıkardı. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.

2: BAKARA / 29. O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı sonra semaya yöneldi, onu yedi gök olarak yaratıp düzenledi. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

64: TEĞABUN / 3. Zira gökleri ve yeri kusursuz yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O’nadır.

23: MÜ’MİNÜN / 57. Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

Kısacası Allah, canlı ve cansız her şeyi emrine itaatkâr olarak yarattı. Âdem ve Havva’nın malzemesi de diğer canlılar gibi toprak ve suydu. İlk yaratılışta toprak, döllenmiş bir yumurtayı olgun bir canlıya dönüştürebilecek uygun ortama sahip kılınmış ve kuluçka makinası vazifesini üstlenmişti. Allah’ın iradesiyle atalarımız kabuklu yumurtalar içerisinde toprakta geliştiler ve bir bitki gibi toprağın içinden çıktılar. Daha sonra işler, Allah’ın dilediği düzende yürüdü.

Yaşamın başlangıcında ilk canlıların yumurtalarının çatlaması için uygun bir ortam, sıcak ve nem gerekliydi. Yaratıcı, bu ilk yumurtaların çatlayıp vücut bulmalarını, toprak ya da su da gerçekleşebilecek şekilde programlamıştı. Bundan dolayı bütün canlıların yumurtalarının çatlaması ve yaşama adım atması toprak ya da suda gerçekleşmişti. İlk yaratılış tamamlandıktan sonra canlılardan bazıları rahim dışında bazıları ise rahimlerde gelişimlerini tamamlayarak yaşama adım atmışlardır. 

6. ENAM / 95. Şüphesiz Allah, tohumu ve çekirdeği çatlatandır, ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkarandır. İşte Allah budur. O halde Allah’tan niçin yüz çeviriyorsunuz?

Yeryüzündeki bütün canlılar toprak ve su karışımından yaratılmıştır demiştik. Kısaca özetleyecek olursak: İlk yaratılışta ve ilk yaratılıştan sonra da bitkiler aşılanmış tohumlarla toprak ve suda yetişmeye devam etmişlerdir fakat hareket halindeki canlıların bazıları aşılanmış yumurtalarla toprakta, suda, annelerinin ısıttığı ortamlarda ya da kuluçka makinalarında; canlılardan bazıları ise aşılanmış yumurtalarla anne rahimlerinde gelişmektedir. Aşılanmış her bir yumurta hayatı boyunca ihtiyacı olabilecek programlarla donatılmış kalıtsal bir çekirdeğe sahiptir. Değişen koşullara uyum sağlayabilmektedir. Her bir canlının erkeği ve dişisi mevcuttur. Cinsel XY kromozomu ile erkek ve dişi belirlenmiştir. Her canlının erkek ve dişisi olması Allah’ın varlığının delillerindendir.

Özetlersek Allah, her canlı çiftin aşılanmış yumurtalarını yaratıyorken onlara bir ömür tayin etmiş ve hayat serüveni boyunca ihtiyacı olabilecek her türlü programı da yüklemiştir. Canlıların ölümü yaratıcı tarafından programlanmış kaçınılmaz bir gerçektir. İlk yaratılışta toprak ve su bir kuluçka makinası gibiydi. Karalardaki ilk canlı çiftlere toprak, sulardaki ilk canlı çiftlere ise su analık yaptı. Bunca kompleks canlı, bunca kompleks sistem tesadüf eseri değildi. O, bütün canlıları ölü malzemelerden yaratıp onlara can verdi. Bütün canlılar tekrar ölüyorlar ve toprak, su gibi ölü malzemelere dönüşüyorlar. İnsanlar başka bir yaratılışla ölümsüz olarak, ikinci defa toprak, su gibi cansız malzemelerden yaratılacaklardır. Allah’ın insana vadi var. Allah vadinden dönmez, muhakkak tekrar yaratacaktır. İman edip iyilik yapanları cennetlerde misafir edeceğine söz vermiştir. 

Güvenen Allah’a güvensin çünkü varlığının delilleri aşikârdır. Bizleri gören göze, işiten kulağa, ölçüp tartacak akla sahip kılar inşallah. Âmin! 

İNSAN KİME HALEF YARATILDI?

Bazı din adamlarının iddia ettiği gibi Hz. Âdem’den önce yeryüzünde başka Âdemler yoktu. Bu varsayım, mantık dışıdır. Allah’ın Kitap’ında buna delil gösterebilecekleri herhangi bir ayet yoktur. Bütün insanlar Hz. Âdem’in soyundan geldi. İlk insan olan Hz. Âdem uzun yıllar yaşadı. Bunu Hz. Nuh’un ömründen yola çıkarak anlayabiliyoruz. Hz. Nuh dokuz yüz elli yıl tufandan önce elli yıl da tufandan sonra yaşamıştır, bu bize bir ayetle bildirilmektedir. Doğada  olumsuz koşulların gelişmesiyle İnsan ömrü kısaldı ve fiziki gücü de asgariye indi fakat insan evrim geçirmedi. Genetik yapısında bir değişiklik olmadı. İnsanların ömürleri yavaş yavaş kısaldı. Bugün doksan, yüz yıl yaşayanları parmakla gösterir olduk.

Bir zamanlar yeryüzünde melekler dolaşıyor, Allah’a itaat ve ibadet ediyorlardı. Yeryüzü sakin huzur içinde, Allah’ın çok anıldığı, övülerek tesbih ve takdis edildiği; çok temiz ve çok güzel bir yerdi. Melekler canlı ve akıllı yaratıklardı. Allah’ın izin verdiği her yerde dolaşmaya muktedir yaratılmışlardı. Allah, yeryüzünde insanı yaratmayı murat etti ve Âdem’i yarattı. İnsanlar Âdem’in soyundan geldiler ve yeryüzünde meleklerin yerini aldılar. Allah insanlara insanlardan peygamberler gönderdi. Dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını, şeytanların şerrinden nasıl korunabileceklerini de bildirdi. İnsanların yaratılışından sonra melekler yeryüzüne görevleri icabı inip çıkar oldular. Eğer yer yüzünde dolaşan melekler olsaydı Allah, meleklere meleklerden bir peygamber gönderecekti. 

22: HAC / 75. Allah hem meleklerden hem de insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah, her şeyi işitir ve görür.

17: İSRA / 95. Onlara söyle: “Eğer yeryüzünde huzur içinde gezinip duran melekler olsaydı, elbette gökten, peygamber olarak bir melek indirirdik.”

2: BAKARA / 30. Senin Rabbin: “Muhakkak ki ben, yeryüzünde meleklere halef oluşturacağım.” dedi. Onlar: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz, sen orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. O: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi.

“Neden insan meleklere halef yaratıldı?” gibi bir soru aklınıza gelebilir. Allah, kendini övsün, kendine itaat ve ibadet etsin diye insanı yaratmayı diledi. Melekler, kendilerine halef yaratılacak olan insanların, Allah’ın emirlerine itaat etmeyerek yeryüzünde kan dökebileceklerinden endişe ediyorlardı. Melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah onlara: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi. 

Melekler, Allah’ın insanı yaratmaktaki hikmetlerini tam olarak bilmiyorlardı. Biliyor olmaları da mümkün değildi çünkü kalplerdekini ancak Allah biliyordu. Bu sebepten Allah onlara: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi.

Melekler, Allah’ın yarattığı ve bazı görevlerden kendilerini sorumlu tuttuğu kullarıdır. Onların aralarında İblis adında bir melek vardı. Bu cinlerdendi ve insanın meleklere halef yaratılacak olmasından hoşlanmadı. Kıskanmaya başladı. Allah, İblis’in kalbinde kibir ve kıskançlık gibi bir hastalık olduğunu biliyordu fakat meleklerin bunu bilmesi imkânsızdı. İblis içlerinden biri olduğu için ona güvenmekteydiler. Allah, İblis’in gerçek yüzünü ortaya çıkarmayı, melekleri ve insanı da buna şahit tutmayı dilemekteydi. İşte, Allah’ın muradından birisi de buydu çünkü Allah, şahitsiz hiçbir kulunu cezalandırmayan, adaleti seven, Yüceler Yücesi İlah’tı.

38: SAD / 71. Rabbin meleklere demişti ki: “Ben muhakkak ki toprak ve sudan bir insan yaratacağım.” (Salsalden)

38: SAD / 72. “Onu tamamlayıp, ona ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın!”

2: BAKARA / 31. Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti sonra onları meleklere arz edip: “Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin.” dedi.

2: BAKARA / 32. Melekler: “Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakîm olan ancak sensin.” dediler.

2: BAKARA / 33. (Allah:) “Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat.” dedi. Âdem, onların isimlerini onlara anlatınca: “Ben size, muhakkak göklerde ve yerde görülmeyenleri bilirim hatta daha ilerisini, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim?” dedi.

2: BAKARA / 34. Hani biz, meleklere: “Âdem’e secde edin.” demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O, yüz çevirdi ve büyüklük tasladı. Böylece kâfirlerden oldu.

Cebrail Aleyhisselâm Allah’ın en seçkin, en büyük meleklerinden biridir. Allah, insanın yaratılışından daha önce, yaratmış olduğu meleklerine de dillerini ve dinlerini öğretmişti. Böylece melekler Rableriyle konuşabiliyor ve O’na ibadet ve itaat ediyorlardı. Daha sonra insanı yarattı. İlk insan Hz. Âdem’e de iletişim aracı olacak olan dilini ve ona rehberlik edecek olan dinini öğretti. Okumayı ve kalemle yazmayı öğretti çünkü insan, meleklere halef yaratılmış, akıllı, öğrenebilen bir varlıktı. Allah ve melekler insanların dostuydu. Hz. Âdem ve eşi bize bildirilmeyen bir süre yeryüzünde yaşadı. Yeryüzünde yaşamak yorucuydu. Allah, Hz. Âdem ve eşini cennete davet etti ama bir şartı vardı:

2: BAKARA / 35. Biz: “Ey Âdem! Sen ve eşin beraberce cennete yerleşin. Dilediğiniz zaman dilediğiniz yerdeki cennet nimetlerinden yiyin ve şu ağaca yaklaşmayın. Bundan yerseniz zalimlerden olursunuz.” dedik.

20: TA-HA / 117. Akabinde: “Ey Âdem!” dedik: “Şeytan hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır sakın sizi cennetten çıkarmasın sonra yorulur, sıkıntı çekersiniz.”

20: TA-HA / 118. “Kuşkusuz burada ne aç kalır ne de çıplak kalırsınız.”

20: TA-HA / 119. “Kesinlikle burada susuzluk çekmeyecek ve sıcaktan da bunalmayacaksınız.”

20: TA-HA / 120. Derken… Şeytan ona vesvese verip aklını karıştırdı: “Ey Âdem!” dedi: “Ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı sana göstereyim mi?”

20: TA-HA / 121. Nihayet o ağaçtan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. Âdem, Rabbine âsi olunca, olup bitene şaştı kaldı.

Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın ne kadar süre cennette kaldığı bize bildirilmemiştir. Sadece cennetten çıkarıldıktan sonra yeryüzünde ne kadar yaşadıkları bildirilmiştir. Onlar cennetteyken sadece birbirilerini çok seven iki iyi arkadaştılar ancak “yasak meyveyi yedikten sonra” avret mahalleri kendilerine gözükmüş ve şehevi duygulara sahip olmuşlardı. Büyük ve küçük abdest bozmaya ihtiyaç duymuşlardı. Hz. Âdem, kendisini affetmesi için Rabbine çok yalvarmıştı fakat cennette kalmalarına, cenneti kirletmelerine izin verilmemişti.

Cennetteki lanetli ağaç insanı imtihan için yaratılmıştı. Şeytan Hz. Âdem’i kandırdı. Böylece Âdem, Rabb’ine asi oldu. Atalarımız Âdem’le Havva, şeytanın hilesine yenik düşüp yasak ağacın meyvesinden yediler. Üçü de suçluydu, cennetten çıkarılarak hep beraber yeryüzüne indirildiler ve yeryüzünde hapsedildiler. Onların; uzayı aşamaması, ikinci uzay katına ulaşamaması için uzay içinde türlü türlü tuzaklar yaratıldı.

20: TA-HA / 122, 123, 124. Sonra Rabbi Âdem’i seçkin kıldı, tövbesini kabul edip onu doğru yola yöneltti ve dedi ki: “Bazınız bazınıza düşman olarak hepiniz oradan (cennetten) inin! Benden size bir hidayet geldiğinde artık içinizden kim benim hidayetime uyarsa o, sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.”

Allah, Hz. Âdem’in tövbesini kabul ettikten sonra onu kendi soyu içinde peygamber yaptı. Âdem’in nesline de peygamberler göndermeye devam etti. İnsanlardan bir kısmı, iman edip Allah’ın hidayetine uydu, dünya ve ahiretini bedbaht etmedi fakat çoğunluk şeytanın ardından gitti, kendi kendine zulmederek cehennemi hak etti.

81: TEKVİR / 19. Kur’an kuşkusuz değerli bir elçinin sözüdür.

Allah yeryüzünü insanların kullanımına verdi. Rabbimiz Hz. Âdem’in tövbesini kabul etmekle ona ve zürriyetine merhametini göstermiş oldu. Elçiler gönderip o elçilere uyanları cennetinde ebedi misafir edeceğine dair Hz. Âdem’e söz verdi çünkü insana iyiyi kötüyü ayırt edebilmesi için akıl nimeti vermişti. O gündür bu gündür birçok peygamberler gelip geçti. Nihayet peygamberlerin sonuncusu ve kıyamet alametleri geldi.

47: MUHAMMED / 18. Kıyamettin ansızın kendilerine gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Halbuki onun alametleri gelmiştir fakat kıyamet başlarına geldiği zaman ders almaları, kendilerine ne fayda verecek?

Rabbim sen İncil’de kıyametin yaklaştığını Kur’an’ı Kerim’de de kıyamet alametlerinin geldiğini bildiriyorsun ama biz, bin dört yüz senedir kıyamet alametlerinin gelmesini bekliyoruz yoksa şeytan, gözlerimizi kör, kulaklarımızı sağır mı etti? Rabbim, bizleri şeytanın şerrinden emin eyle. Gözlerimizi görür, kulaklarımızı işitir eyle! Günahlarımızı affeyle. Bize dinimizi öğrenmeyi ve rızana layık olarak yaşamayı nasip eyle. Cehaleti bizden uzak tut. Amin!

REHBERİMİZ RABBİMİZ OLSUN! TÜM SORUNLARIMIZ ÇÖZÜM BULSUN!