UYKU, RÜYA, ÖLÜM VE KABİR AZABI.

Uyku ve gece, canlıların dinlenmesi için yaratılmıştır. Bütün canlılar uyuyup dinlenmeye ihtiyaç duyar. Bir canlı olarak insanlar da mutlak surette uyur. Uyku anında bazı rüyalar görürüz. Çoğumuz rüyalarımızın etkisi altında kalırız.

Rüyalar, bazen insanı uyarı mahiyetinde olur. Dini vazifelerimizi yerine getirmediğimiz zaman böyle bir uyarı alabiliriz ya da gördüğümüz rüya, ileride başınıza gelecek bir felaketin uyarısı olabilir. Başımıza felaket gelmeden önce Allah’a sığınmanız ve dua ederek yardım istemeniz için bize gösterilmiş bir rüya olabilir. Biz dua ederiz. Allah, merhamet sahibidir ve dualarımızı kabul eder. Yine bazı rüyalar da başımıza veya yakınlarımızın başına gelecek ölüm vs. gibi bir felakete bizleri hazırlar. Üzücü olaylar karşısında sabırlı olup bir anda şoke olmamamızı sağlar. Bazı rüyalar ise bizim yatağımızı kirletmememize yardım eder: Rüyamızda tuvalet arar dururuz, uygun bir tuvalet bulamayız. Bulduğumuz tuvaletin kimi zaman çatısı akar kimi zaman dışarıdan tuvaletin içi gözükür kimi zaman lağımı taşmıştır. İhtiyacımızı gideremez, sıkıntıyla uyanır, tuvalete koşarız. Rüyamızda uygun bir tuvalet bulduğumuzu düşünelim… Yatak, yorgan, üstümüz… Bütün bu rüyalar Rabbimizin bize olan rahmetinden kaynaklanır. Bir de şeytani rüyalar vardır. Bunlar genellikle kabus olarak görülür. Amacı insanı korkutmaktır. Bu tip rüyaları görünce şeytanın şerrinden Allah’a sığınırız çünkü Allah bizim dostumuzdur.

17: İSRA / 85. Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindedir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.”

39: ZÜMER / 42. Allah insanların ruhlarını, takdir edilmiş ölüm vakitleri geldiği zaman alır. Allah, insanların ruhlarını uykuda iken de alır. Ecel vakti gelmiş olanların ruhlarını alıkoyar. Ecel vakti gelmemiş olanların ruhlarını, takdir edilmiş “ecel vakti” gelinceye kadar geri salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

Allah bize ruhlarımızı uykuda iken de aldığını fakat eceli henüz gelmemiş olanlarınkini  ecel vakti gelinceye kadar geri salıverdiğini Zümer Suresi 42. Ayette bildirmektedir. Ayetten anlayabildiğimiz kadarıyla ruhlarımız çok kısa sürelerle fiziki bedenlerimizden uzaklaşıyor. Bu uzaklaşma uyku anında vuku buluyor. Vuku bulan önemli rüyaların görülmesi, ruhun bedenden uzaklaşmış olduğu durumlarda gerçekleşiyor olabilir çünkü bazen rüyamızda dünyanın öbür ucunda vuku bulmuş ya da vuku bulacak bir olayı görebiliyoruz. Rüya görmek çok kısa sürelerde, saniyeler hatta saliseler içinde gerçekleşiyor. Rüya, insan iradesi dışında gelişen, bazen görüldüğü gibi aynen gerçekleşen, bazen yoruma ihtiyaç duyan, bazen de hiç gerçekleşmeyen bir durumdur.

Bazı rüyalar ise ruh bedenden uzaklaşmadan görülüyor olabilir çünkü bu tür rüyaları görmekte olan kimseler, rüya görme anında, bazı fiziki tepkiler verirler. Bu tür rüyalar genellikle kafamızın meşgul olduğu şeylerle ilgili olabilir. Böyle rüyaların bir anlamı yoktur, gerçekleşmezler.

Rüyaya rağbet edilir mi diye düşünenler olabilir. Buna cevabı yine Kuran’ı Kerim’de bulabilirsiniz. Yusuf Sure’sini okumanızı tavsiye ederim.

12: YUSUF / 4. Hani bir vakitler Yusuf, babasına demişti ki: “Babacığım, ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı bana secde ederken gördüm.”

12: YUSUF / 5. (Babası:) “Yavrucuğum, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma sonra sana bir tuzak kurarlar çünkü şeytan, insanın düşmanıdır.” dedi.

Hepimizin de bildiği gibi Hz. Yusuf’un rüyası çıkmaya başladı ve en sonunda kardeşleri onun önünde secdeye kapandılar.

12: YUSUF / 99. Ne zaman ki onlar Yusuf’un yanına vardılar, işte o zaman Yusuf anasını ve babasını kucakladı, yanına aldı: “Buyurun Allah’ın dilemesiyle güven içinde Mısır’a girin.” dedi.

12: YUSUF / 100. Anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine oturttu ve hepsi birden Yusuf için secdeye kapandılar. Bunun üzerine Yusuf dedi ki: “İşte bu durum, o rüyamın çıkmasıdır. Gerçekten Rabbim onu “doğru rüya” kıldı. Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra Rabbim, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle ihsanda bulundu. Doğrusu, Rabbim dilediğine lütfunu ihsan eder. Şüphesiz O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

İnsan bazen rüyasında kendini cennet bahçelerinde bulur. Çok mutludur, uyanmak istemez. Bazen kendini bir canavarın kovaladığını görür. Nefes nefese kalır, uyanır. Koşmaktan kan ter içinde kalmış, yorgun düşmüştür. Bazen yangın içinde kalır, yanar. Çok acı duyar fakat uyandığı zaman rüyanın etkisiyle aynı ıstırabı bir müddet daha çekmeye devam etmesine rağmen fiziki bir yanığa sahip değildir. Rüyanın etkisinde kalmıştır. Rüya insan yaşamının bir parçasıdır. 

ÖLÜM VE KABİR AZABI

İnsanlar gerçek ecelleri geldiği zaman ruhlarını teslim ederler fakat ölüm anında hissettikleri ve gördükleri şeyler farklı farklı olur. Mü’min olarak ruhunu teslim eden biri, tıpkı uyurken olduğu gibi ruhunun ondan uzaklaşmasını fark etmez. O anda ona cennetteki makamı gösterilir ve onun ruhu kolayca fiziki bedeninden ayrılır.

16: NAHL / 32. Takva sahipleri o kimselerdir ki melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar: “Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennete!” derler.

Kâfir olarak ruhunu teslim eden birine de cehennemdeki yeri gösterilir ve ruhu vücudundan ayrılmak istemez. Melekler, onların sırtlarına ve yüzlerine vura vura canlarını alırlar.

8: ENFAL / 50. Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve “Tadın bakalım cehennem azabını!” diye diye canlarını alırken onların hallerini bir görmeliydin…

32: SECDE / 11. De ki: “Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz.”

50: KAF / 19. Ölüm sarhoşluğu gerçek olarak gelmiştir: “Ey insan işte bu kendinden kaçıp durduğun şeydir!” denilir.

56: VAKIA / 83,84,85,86,87. Sonunda ömür bitip can boğaza dayandığı zaman… O vakit siz bakar kalırsınız. Biz, ona sizden daha yakınız ama siz göremezsiniz. Mademki cezalandırılmayacağınızı İddia ediyorsunuz… Doğru söyleyenlerseniz hadi o canı geri çevirsenize…

6: ENAM / 93. Allah’a karşı yalan uyduran yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: “Bana vahyolundu ya da Allah’ın indirdiği gibi bir kitap da ben indireceğim.” diye iddiada bulunandan daha zalim kim olabilir? O zalimlerin halini, ölüm şiddeti içindeyken bir görsen… Melekler, onlara ellerini uzatırlar ve derler ki: “Ruhunuzu teslim edin. Bugün, Allah’a karşı haksız şeyler söylediğinizden ve O’nun ayetlerine karşı kibirlenmenizden dolayı alçaltıcı bir ceza ile cezalandırılacaksınız.”

16: NAHL / 28. Kendilerine zulmederken, meleklerin canlarını aldığı kimseler: “Biz kötü bir şey yapmıyorduk.” diyerek canlarını teslim ederler. Halbuki Allah, sizin yaptığınız şeyleri biliyor!

75: KIYAMET / 27, 28, 29, 30. Can köprücük kemiklerine dayandığı zaman insanlar: “Onu kim kurtaracak?” derler. Ölecek olan kişi, ayrılık zamanının geldiğini anlar. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk, Rabbinedir.

75: KIYAMET / 31, 32, 33, 34, 35. Çünkü o, namaz kılmadı, sadaka vermedi ve yalanlayıp sırtını döndü sonra kibirlenerek ailesine gitti. Layıksın sen bu azaba layık! Tekrar yine layıksın sen bu azaba layık!

4: NİSA / 48. Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Onun dışındaki günahlardan dilediğini bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah işlemiş ve Allah’a iftira etmiş olur.

4: NİSA / 17. Allah’ın kabul edeceği tövbe ancak bilmeden bir kötülük edip de sonra hemen tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbesini kabul eder. Allah, hikmet sahibidir ve her şeyi bilir.

4: NİSA / 18. Kötülükleri yapıp yapıp da nihayet kendilerine ölüm gelip çatınca: “Ben şimdi tövbe ettim.” diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tövbesi geçerli değildir. Onlar için elim bir azap hazırladık.

Uykumuzda ruhumuz, vücudumuzdan kısa sürelerle uzaklaşır ve sonra Allah’ın izniyle vücudumuza tekrar geri döner. Ölümün, ruhun bedenden ayrılmasıyla gerçekleştiğini hepimiz bilmekteyiz. Kabir azabının ise ruhun çektiği bir sıkıntı ile gerçekleşiyor olması muhtemeldir. Tıpkı rüyalarımızda olduğu gibi gerçekleşiyor olabilir: Rüyalarımızda yandığımız zaman çok canımız yanar fakat uyandığımız zaman fiziki bir yanığa sahip olmadığımız görülür.

Bunu şöyle izah edebiliriz: Kabirlerde kemiklerin yerli yerinde durması, insanın kabir azabı çekmediğini göstermez çünkü ölen insanın ruhu bedeninden ayrılmıştır. Öyleyse kişi ölürken nasıl cehennemdeki yerini görüyor ve ıstırap duyuyorsa; öldükten sonra da ruhu cehennemde yanmakta olduğunu görmeye devam eder ve ıstırap duyar. Kabir hayatı boyunca, günahkar bir ruhun bu tür kabuslarla cezalandırılıyor olması muhtemeldir. Mü’minün Suresi 45. ve 46. ayette Firavun ailesinin sabah ve akşam ateşe sokuldukları bildirilmektedir. Kesinlikle kabir azabı vardır. Biz bu ayeti inkar edemeyiz.

23: MÜ’MİNÜN / 45, 46. Nihayet Allah, onların kurdukları tuzaklardan bu zatı korudu. Firavunun kavmini ise kötü bir azap kuşatıverdi. Onlar sabah, akşam ateşe sokuluyorlar. Kıyametin kopacağı gün de: “Firavun ailesini azabın en çetinine sokun!” (Denilir.)

Bu ayette, henüz kıyamet kopmadan önce de “firavun ailesinin sabah akşam ateşe sokulduğundan” bahsedilmektedir. Kıyametin kopacağı gün ise onlara yapılacak olan azabın “daha da çetin” olacağı bildirilmektedir. İnsan uykusunda nasıl kabus görüp huzursuz oluyorsa günahkar insan da öldüğü zaman kabir hayatı boyunca kabuslar görüp huzursuz olur. Ölüm bir tür uykudur. Kıyamet günü bu uykudan uyandırılacağız. 

Şöyle düşünenler olabilir: Erken ölenle geç ölen kişinin kabir azabı çekmesi eşit olmayacaktır. Burada bir adaletsizlik yok mudur? Düşünecek olursak gece boyunca rüya görmüş olsak bile uykudan uyandırıldığımız zaman son gördüğümüz rüyayı hatırlarız veya hiçbir şeyi hatırlamayız. Böyle olunca “mezarda kalınan sürenin ve görülen kabusların” kişiler açısından hiçbir anlamı kalmaz.

Kâfir insanlar, uyandırıldıkları zaman kabirlerinde çok kısa bir süre kaldıklarını zannederler. Uyanıp gerçekle yüz yüze gelince gördüklerinin birer rüya olduğunu anlarlar: “Kim kaldırdı bizi yattığımız yerden?” derler.

79: NAZİ’AT / 46. Kıyamet gününü gördüklerinde (kabirlerinde) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.

36: YASİN / 52. “Eyvah!” derler: “Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Peygamberler doğru söylemişler! Rahmanın vaat ettiği şey bu!” 

18: KEHF / 100, 101. Gözlerini ona karşı kapatan ve onu işitmeye tahammül edemeyenlere; hesap günü geldiğinde, cehennemi alenen göstereceğiz.

11: HUD / 123. Göklerin ve yerin SIRRI yalnız Allah’a aittir. Her iş O’na döndürülür. Öyleyse O’na kulluk et ve O’na güven! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.

Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinizden eksik olmasın. Selam ve sevgiyle kalın. Keyifli okumalar.

EŞCİNSEL VE HÜNSA ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Eşcinsel ve hünsa arasındaki fark: Bazı bebeklerin cinsel organlarında yapısal bozukluklar olabilir. Bu bebekler tedavi edilmezlerse ergen çağa geldiklerinde cinsel problemler yaşamaya başlarlar. Çocuk sahibi olamazlar. Bu durumdaki insanlara hünsa denir. Bunların dış görünüşleri, onların erkek mi dişi mi olduklarını ele verir. Örneğin: Bireyin sakalı vardır, sesi kalındır, fiziki güce sahiptir ama erkeklik organı gelişmemiştir, çocuk sahibi olamaz. Dinen bu kişi erkektir. Diğer bir bireyin sakalı yok, vücudu tüysüz ve narindir. Sesi kadın sesidir. Organı gelişmemiştir, erkek organı gibi anormal bir fazlalık vardır. Dinen bu kişi kadındır. Organ bozukluğu gelişimle ilgili bir bozukluktur.  İki üç yaşından önce çocuktaki bu gelişim  bozukluğu fark edilirse çocuğun cerrahi tedavi ile organı düzeltilebilir ve ileride çocuk sahibi olma şansı artar. Bu insanlar hünsa diye adlandırılır. Bu insanlar normal insanlardır, başka bir kusurları yoktur. Toplumda herhangi bir probleme neden olmaz. 

Dünyada çift cinsiyet taşımakta olan herhangi bir insan yoktur. Öyleyse çift cinsiyetli olma gibi bir durum da söz konusu değildir ancak organlarda gelişim bozukluğundan kaynaklanan bir durum söz konusudur. Bebeğin ailesi, bebeğin  cinsiyeti konusunda yanılabilir. Bebeğin kız mı erkek mi olduğunu tam olarak anlayamayabilir. Bu durumda kız olmasına rağmen erkek ismi verilerek erkek çocuk gibi yetiştirilmeye başlanır. Bu çocuk ergenlik çağına girerken göğüsleri çıkıp sesi ince kalır. Narin ve tüysüz bir vücuta sahip olur. Zaten XX cinsel kromozomuna sahiptir ve hormonları da dişi hormonları olarak salgılanmaktadır. Böyle bir çocuk, kendinin yanlış yetiştirildiğini anladığı zaman gerçek rolünü inkar etmeyecek, kadın olduğunu kabul edecektir ve ortada problem diye bir şey kalmayacaktır. 

Erkek çocuklarda da aynı durum söz konusu olup cinsel gelişim bozukluğundan kaynaklanan bir organ bozukluğu olabilir ve bebeklerin aileleri tarafından fark edilemeyebilir. Kız çocuk gibi yetiştirilir. Ergenliğe ulaşınca hangi cinse ait olduklarını zaten kendileri de diğer insanlar da fark edeceklerdir. Sakalları çıkacak sesleri kalınlaşacak fiziki güce de sahip olacaktır. Burada bir problem gözükmemektedir. Dış görünüş insanın cinsiyetini belirleyen önemli ve görünür faktörlerden biridir.

Bu bebeklere, bebekken kromozom testi yaptırılarak cinsiyetleri belirlenip ona göre yetiştirilebilir. Şimdi artık bu imkanlar mevcuttur. Eşcinsellik tamamen farklı bir olaydır. Normal bir erkeğin ben kendimi kadın hissediyorum diyerek ameliyat olmasıdır. Bir insanın ameliyatla sahte bir görüntüye sahip olması o insanın cinsiyetini asla değiştiremez. İnsan erkek doğduysa hep erkek olarak kalır. Kadın doğduysa kadın olarak kalır. İnsanların hücrelerinin her birinde onların cinsiyetlerini belirleyen kromozomlar (XX,XY) mevcuttur. Bu değişmez ve değiştirilemez. Böyleyken bu kişiler bayan hamamlarına ve tuvaletlerine rahatça girip çıkabilmekte ve cinsel hastalıkların yayılmasına katkıda bulunmaktadır. Dinen de eşcinsellik çok büyük bir günahtır. 

Allah böyle yaratmış diyerek bu kişileri savunan insanlara rastladım. Allah’ı suçladıklarını gördüm. Halbuki Allah, onları kesinkes erkek yaratmıştır, Allah’a iftira atıyorlar. İşin doğrusu yukarıda anlattığım gibidir. Çocuklarınızı eğitirken bu konuları onlara izah ederek onları eşcinsellik gibi sapkın davranışlardan koruyabilirsiniz. 

Ben gençken tanıdığımız ve görüştüğümüz çok mutlu bir aile vardı. Tek eksikleri çocukları yoktu. Onlar kadar birbirini seven bir karı koca daha görmedim desem yeri var. Bir gün annemle babam kısık sesle onların hakkında bir şeyler konuşuyorlardı. O güne kadar hünsa kelimesini işitmemiştim. Adam da kadın da hünsa imiş. Görücü usulü ile evlendirilmişler. Adam din adamıydı. Kadın ise ev hanımı. Adam kırk yaşlarındaki iken hastalanarak öldü. Diyeceğim böyle doğuştan kusurlu insanlardan eşcinseller türemez. Eşcinsel olmak bilinçli bir tercihtir. 

Bir de kromozom bozukluğu diye bir şey vardır. Normal insanlarda cinsel kromozom iki adet olur. Kadınlarda: XX Erkeklerde: XY ama nadiren de olsa bazı bebeklerde bu cinsel kromozom üç adet olabilir. Bu bebeklerde zeka geriliği vs. ire gibi hastalıklar olur ve bunların cinsellikle, uzaktan yakından, bir alakaları olmaz.

Bazı insanlar, erkek oldukları halde sapıklık yapmak için kadın gibi görünmeyi tercih etmekteler. Onlara yararı olmayacak operasyonlar geçirerek kirli bir yaşam sürmekteler. Kendimiz bilinçlenelim ve çocuklarımızı bu konularda bilinçlendirelim ki onların izi sıra gitmesinler. Bu yazımı bir kaç ailenin ricası üzerine yazdım. Rabbim neslimizi böyle sapıklıklardan korur inşallah. Amin!

RABBİM SEN KULLARINA ZULMETMEZSİN!

Rabbim, bizim bilerek ya da bilmeyerek işlemiş olduğumuz günahlarımızı affet. Her türlü şeytanı bizlerden uzak tut. Bizleri ana, babamıza, çocuklarımıza, kardeşlerimize, akraba ve dostlarımıza tekrar kavuştur. Bizleri evlerimizde hapsetme! Evlerimiz sanki birer hapishane oldu. Birbirimize hasret kaldık. Kulların işe gitse hastalık ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Ev de kalsa açlık tehlikesiyle karşı karşıya. Korana virüsten kurtulmamıza yardım et!

RABBİM SEN KULLARINA ZULMETMEZSİN! yazısının devamı

REHBERİMİZ RABBİMİZ OLSUN! TÜM SORUNLARIMIZ ÇÖZÜM BULSUN!