Etiket arşivi: Ayet

KUR’AN’I KERİM’İN ANLAŞILAMAZ BİR KİTAP OLDUĞU DOĞRU MU?

İnsanların, Allah’ın hükümlerini sindire sindire kavraması için Kur’an’ı Kerim yirmi üç yılda tamamlanmıştır. Cahiliye devrinin hükümlerinin ortadan kaldırılması uzunca bir zamana yayılmıştır çünkü insanlar yeniliklere karşı direnç gösterirler. Yeniliklerin, geleneksel inançlarını silip süpürmesinden korkarlar. Yenilikler toplum nazarında güç kazanmaya başladığı zaman aşırı direnç gösterenler yeni bir kimliğe bürünürler. Halkın kutsallarını kullanarak kabul görmüş yeniliklere zarar vermeye çalışırlar. Müslümanlıkta da bu böyle olmuştur, peygamber sevgisi istismar edilmiş Kur’an’ı Kerim’in içeriği ört bas edilmeye çalışılmıştır.

Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmaksızın herhangi bir ayeti kendiliğinden getiremez. Allah, elçisinin kendi nefsine göre hüküm vermesine müsaade etmemiştir. Devrinin geleneksel hükümlerine ses çıkaramamış, susmuş olması o hükümleri peygamber tasdik ediyordu anlamına gelmez. Peygamberler vahye göre hareket etmek zorundadır. Aşağıdaki ayet meallerine bakarsanız Hz. Peygamberin kendi kendine bu Allah tarafındandır, bu Allah’ın emridir demesinin ne kadar imkânsız olduğunu görürsünüz. 

69: HAKKA / 41. O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

69: HAKKA / 42. Bir kâhin sözü de değildir ne de az düşünüyorsunuz!

69: HAKKA / 43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

69: HAKKA / 44. O (peygamber), bize isnaden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı.

69: HAKKA / 45. Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.

69: HAKKA / 46. Sonra da onun şah damarını keser atardık.

69: HAKKA / 47. O vakit sizden hiçbiriniz de ona siper olamazdınız.

69: HAKKA / 48. O Kur’an, hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.

69: HAKKA / 49. Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar da var.

23: MÜ’MİNÜN / 78. Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, anlatmadığımız kimseler de var. Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmaksızın herhangi bir ayeti kendiliğinden getiremez. Allah’ın emri gelince hak uygulanır ve o zaman bâtılı seçenler hüsrana uğrayacaklardır.

20: TAHA / 2, 3,4. Biz, Kuran’ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik. Bu Kitap yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir.

Dinlerin bozulmasında hadisler önemli bir yer tutar. Çoğu zaman siyasi amaçlarla hadisler yazdırılmış, piyasaya sunulmuştur. Allah, bu konularda insanları ayetlerle uyarmış daha önce yapılan hataların tekrarlanmamasını istemiştir. Bütün bu uyarılara rağmen Müslümanız elhamdülillah diyenler aynı hataya düşmüşlerdir. “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak içinden sadece bir tanesi cennete girecek.” diye uydurma bir hadis ortaya sürülmüş ve bu hadisle Müslümanlar kolayca parça parça edilmişlerdir. Hizipleşenlerden her biri cenneti garantilemiş diğer yetmiş iki fırkayı cehenneme göndermiştir. Halbuki Allah’ın dostum dediği Hz. İbrahim bile cenneti garantiledim dememiş, sadece umduğunu söylemiştir.

Kur’an’ı Kerim basılı bir kitap olarak inmedi. Peygamber Allah’ın o konuda ne indireceğini ne hüküm vereceğini bilmezken kendiliğinden bir hüküm vermesi ve kendiliğinden bir olaya mâni olması düşünülemezdi. Bundan dolayıdır ki peygamber sadece Kur’an’ı Kerim’i kayıt altına aldırmıştır. Kendi sözlerinin yazılmasına izin vermemiştir. Bundan bir buçuk asır sonra hadis ilmi diye bir ilim ortaya atılmış rivayet yoluyla toplanan sözlerden kitaplar üretilmiş ve maddi menfaatler elde edilmiştir. Kur’an’ın Arapçasının anlaşılamadığını ileri sürenler ne hikmetse rivayetlerin Arapçasını anlaşılır bulmuşlardır. Kur’an’ı Kerim’de ki hükümleri de rivayetlere göre açıklamışlardır. 

2: BAKARA / 174. Muhakkak ki Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir şeyi gizleyip de karşılığında biraz para alanlar, işte onların karınlarına ateşten başka bir şey girmez. Kıyamet günü Allah onlarla ne konuşur ne de kendilerini temize çıkarır. Onlar için elim bir azap vardır.

İnsanlar, hadisleri aktarırken cahiliye devrinde peygamberin, onların yaptıklarına ses çıkarmayışını peygamber tasdiklemiş gibi bir algı yaratma yoluna gitmişlerdir. Hadis aktarımlarında sıkça gördüğümüz aktarım şekli şudur: “Biz peygamber zamanında böyle yapardık.” Bir şeyi peygamber zamanında yapmış olmak Allah’ın indinde hiç bir şey ifade etmez. Vahiy tamamlanmış ve Allah hidayet nasıl bulunacak adresi belirtmiştir. O adres Kur’an’ı Kerim’dir.

Peygamber, Allah’ın vahiy yoluyla indirdiği hükümlere göre konuşmak mecburiyetinde idi. Kendisine inen hükümleri yazdırmakta ve ezberletmekteydi. Kur’an’ı Kerim ince deri üzerine satır satır yazılmıştı. Vahyin dışındaki uygulamalar cahiliye devrinin uygulamalarıydı. Allah elçisine der ki, “Sen onlara sert davranırsan etrafından dağılıp giderler.” İşte bu sebepten vahiy sindire sindire indirilerek tamamlanmıştır. 

52: TUR / 1, 2. Andolsun Tûr’a, yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış Kitaba!

52: TUR / 4, 5. Mamur eve, yükseltilmiş tavana. (Kâbe ve semaya)

54: KAMER / 22. Andolsun, biz Kur’an’ı öğüt almaları için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

24: NUR / 46. Andolsun, biz açıklanmış ayetler indirdik. Kim ki hidayeti diler, Allah onu doğru yola iletir.

2: BAKARA / 159. İnsanlar için indirdiğimiz ve doğru yolun kendisi olan apaçık ayetleri, biz Kitap’ta açıkladıktan sonra insanlardan gizleyenlere Allah mutlaka lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.

Allah, okuma yazması olan her bireyi, Kur’an’ı Kerim’i okumaya ve ondan öğüt almaya davet etmiştir.  Bir insan, Allah’ın varlığına inanmıyorsa ve Allah’tan doğru yolu talep etmiyorsa Kur’an’ı Kerim’i okuduğu zaman ondaki hikmetleri göremez çünkü inanmadığı için ön yargılıdır. İman etmiş bir insan Kur’an’ı Kerim’i okuduğu zaman ondaki hikmetleri görür ve Rabbine karşı içten içe bir yakınlık ve saygı duyar. 

Hadislere dayanarak hüküm verilince ortaya çıkan uygulamalar Kur’an’a Kerim’e aykırı düşmektedir. Cahiliye devrinin uygulamalarından örnekler verebiliriz: Bu örneklerden bir tanesi de Müt’a nikahıdır. İslam’da Müt’a nikahı var iddiasını ele alalım: “Biz peygamber zamanında geçici (birkaç günlük) nikah yapardık, İbni Ömer yasakladı.” Bu hadis gibi hadis kitaplarında gördüğümüz şeyler cahiliye devrinin alışkanlıklarından kaynaklanan henüz Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan uygulanan ve peygamberimizin gördüğü halde susmuş olduğu konulardan bir tanesidir. Peygamberimiz susmuştu çünkü kendisine o konuda henüz bir ayet indirilmemişti. Kur’an’ı Kerim’in yirmi üç senede indiğini hatırlamalıyız.

İslam’da (Kur’an’da) boşamak ve boşanmak üzerine kurulmuş süresi belli, “kadın kiralamak” gibi bir evlilik türü yoktur. Evlilik kurumu ciddi bir kurumdur. Hz. Peygamber kendisine gelen vahye paralel olarak tebliğ yapmakla yükümlü kılınmıştır. Boşamanın ve boşanmanın kuralları Yüce Kitap’ta açıkça belirtilmiş olduğu halde insanlar bu kuralları delmek ve cahiliye devrindeki alışkanlıkları sürdürebilmek isterler. Bunun için de peygamberimizin vahiy gelmeden susmuş olmasını emellerine ulaşmak için kullanırlar. Hadislerle emellerini desteklemeye çalışırlar. Kitap’taki emir ve yasakları görmezden gelirler. Peygamberler vahye paralel konuşur. 

Örneğin: Bazı hadislerle ayetler arasında birçok tutarsızlıklar görürsünüz. Bunun nedeni Allah’ın Kitap’ı tamamlanmamış olduğu zamanlarda yaşanmış olan ve Hz. Peygamberin görüp de susmuş olduğu olayların Kuran’ı Kerim’in tamamlanmasından sonraki zamana aktarılmasındandır demiştik. Allah’ın ayetlerinde tutarsızlık bulunmaz. Kur’an’ı Kerim’i cahiliye devrinde yaşanmış olayların katkısı ile yorumlarsanız, Allah’ın ayetlerini kendi içinde çelişkili ve anlaşılmaz bir duruma sokmuş olursunuz. Nitekim de öyle olmuştur. 

33: AHZAB / 49. Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâh edip de sonra dokunmadan onları boşarsanız sizin onların üzerlerinde iddet hakkınız yoktur. Derhal mehirlerini verip onları güzel bir şekilde salıverin.

2: BAKARA / 237. Eğer temas etmeden önce onları boşamış olursanız onlar için takdir edilmiş olan mehrin yarısını onlara vermeniz size farz kılındı. Ancak boşamış olduğunuz kadın veya kadının yetkilendirdiği şahıs mehir borcunuzu bağışlarsa başka fakat sizin bağışlamanız takvaya daha yakın olur. Aranızdaki fazileti unutmayın. Şüphesiz Allah ne iş yaptığınızı görür. 

Örneğin: Tamamlanması sona ermiş olan Kur’an’ı Kerim’de şu hüküm vardır: Gerdeğe girmeden boşanan erkek, boşandığı kadına anlaştıkları mehrin yarısını vererek özür dileyip gönlünü alır. Beraber olmadıkları için kadının iddet beklemesine de gerek yoktur. Erkek bu konuda herhangi bir hak iddia edemez. Bu statüde olan boşanmış kadınlar, iddet beklemeden başkasıyla evlenebilir. Böylece kadına haksızlık edilmemiş olur.

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi Allah, bizden ne istediğini gayet açık ve net bir şekilde bize açıklamıştır. Temas etmeden boşama durumunda uygulanması gereken hükümler açıkça belli olmuştur. Burada anlaşılmayacak bir durum ve herhangi bir adaletsizlik yoktur.

Şimdi bu konuyla ilgili bir hadisi ele alalım: Bu hadiste anlatılan durumun, Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan çok önce yaşanmış bir olaya değindiği çok belirgindir çünkü Kur’an’ı Kerim’in aksine hükümler içeriyor. Böyle hadisler dikkate alınıp hüküm çıkarılamaz. Bu hadis uydurulmuş da olabilir. Ayrıca bazı hükümler, Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan önce, Allah tarafından kaldırılmış veya değiştirilmiştir. Kur’an’ı Kerim’in tamamlanmış halindeki hükümler göz önünde bulundurulmalıdır. Kaldırılmış ayetlerden ve hadislerden hüküm çıkarmaya çalışmak doğru değildir. Aşağıda Kur’an’ı Kerim’e ters düşen bir hukuk örneği görmektesiniz. 

Ravi: İbnu Mes`ud

Hadis: Ravinin anlattığına göre ona, kocası ölen bir kadından soruldu, kocası ona mehir tespit etmemiş, henüz kendisiyle gerdek de yapmamış. Kadına şu cevabı verdi: “Kadın mehrin tamamını alır, iddet bekler ve mirasa da iştirak eder. Ma`kıl İbnu Sinan söz alarak dedi ki: “Resulullah (s.a.v.)`ı işittim, Berva` Bintu Vaşık için bunun misli bir hüküm vermişti.” Bu açıklamaya İbnu Mes`ud sevindi.

Hadis No: 3464

Kur’an’ı Kerim’deki hükümleri dikkate alırsak yukardaki hüküm tamamen yanlıştır.  Mehir tespit edilmemiş olan bir nikah Allah’ın hükmünde haram olduğuna göre bu hadiste bahis konusu olan bu nikah geçerli bir nikah olamaz. Bu sebepten dolayı kadın mirasa iştirak edemez. Mehir tayin edilmemiş olduğu için mehir de alamaz. Gerdek yapmamış olduğu için iddet de beklemez. Mirasçılar haklı olarak bu durumdaki kadının mirasçı olmasına da itiraz edebilir.

Mehiri belirlenmiş ve nikahı ilan edilmiş bir kadının kocası eğer gerdeğe girmeden gerdek öncesi ölecek olursa o kadın her türlü kanuni haktan yararlanır çünkü evliliğin şartları yerine getirilmiştir ve kocası onu boşamamıştır. Kadın kocasını ölüm nedeniyle kaybettiği için gerdek yapılamamıştır. Mehir alır, mirasa iştirak eder. Gerdek yapmamış olduğu için de iddet beklemeden bir başkasıyla evlenebilir. Dilerse bu haklarından vaz geçede bilir.

Buradan şu gerçeğe ulaşabiliriz. Kur’an’ı Kerim’in hükümlerine paralellik göstermeyen hadisler Kur’an’ı Kerim tamamlanmadan önce yaşanan olayları kapsar. Böyle hadislerden yararlanmaya kalkmak doğru bir yöntem olamaz. Kur’an’ın Kerim’in hükümleri dikkate alınmalıdır fakat açıklanmaya çalışılan konuları açıklarken insanların hafızasında pekiştirmek için vahye paralellik gösteren hadislerden de yararlanıla bilinir. Bunun da bir sakıncası vardır. İnsan üzerinden zaman geçince ya bu hadis miydi yoksa ayet miydi diye hadis ve ayeti karıştırmaya başlayabilir. Hadise ayet diyebilir ve Allah’a iftira atması nedeniyle küfre gidebilir. Allah’ın bu konulardaki tavsiyelerini aşağıda görmektesiniz.

5: MAİDE/ 101. Ey iman edenler, her aklınıza gelen konuda soru sormayın. Kur’an indirilirken gerekli açıklamalar yapılıyor. Kur’an haricindeki yapılan açıklamalar sizin yoldan çıkıp helak olmanıza sebep olur. Allah daha önceki hatalarınızı affetmiştir. Allah çok merhametli olan ve kusurları bağışlayandır.

5: MAİDE/ 102. Yapılan bu tür hatalar, sizden önceki bir kavmin yoldan çıkarak kâfir olmasına sebep oldu.

Hadislerin sahih olma veya olmama ihtimallerini araştırmak gerekir. İhtimal diye söz ediyorum çünkü kesin bu bir hadistir denemez. Rivayet yoluyla gelmiştir. Sadece sahih olma ihtimalinin veya olmama ihtimalinin yüksek olduğu gözüküyor denebilir. Bunun bir vebali olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Hadislerin peygamberimizin ağzından çıktığı gibi bize gelmiş olma ihtimalleri çok düşüktür çünkü kişiden kişiye rivayet edilerek gelmişler ve kayda geç alınmışlardır. 

Kur’an’ı Kerim’in tamamlanması ile cahiliye devrindeki uygulamaların hepsi sona ermiş oldu. Hz. Peygamber kendiliğinden hüküm vermediğine ve vahye göre konuştuğuna göre vahiy de kitaplaştığına göre dilden dile aktarılmış fazla söze de çok ihtiyaç yoktur. İşte bu Kitap, bir Müslüman’ın bilmesi gereken, uyması gereken her hükmü içermektedir. Allah, indirdiği Kitap’ın üzerine yemin etmiş: “Andolsun, biz Kur’an’ı öğüt almaları için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?” demiştir. Kur’an eksik kalmış, tamamlanması gereken bir kitap değildir. “Allah, Kur’an’ı Kerim indirilirken indirilen ana hükümlerin dışında kalan hükümleri kanun yapıcılara bırakmıştır: Kanun yapıcıların da adaleti gözeterek hükümler vermeleri gerektiğini bildirmiştir.” Öyleyse serbest bırakılmış olan uygulamalarda adalet gözetilmelidir. Cahiliye devrindeki uygulamalara gitmek, onlardan hüküm çıkarmaya çalışmak doğru değildir. 

Maalesef, Allah’ın kanun yapıcılara bıraktığı konularda cahiliye devrinden gelen rivayetlerden yararlanma yoluna gidilmiştir. Her bir konuda birbiriyle çelişen rivayetlerin olması mezhepleri ortaya çıkarmıştır. Bu durum Müslümanları parçalamıştır. O kadarına ki birbirlerini sapıklıkla suçlayanlar olmuştur. Halbuki akıl ve mantıkla hareket etselerdi ve Allah’ın vermiş olduğu bu ruhsatı yerli yerince kullanmış olsalardı, Müslümanlar yer yüzünde adalet örneği olacaktı. Aynı hatalar diğer İlahi dinlerde de yapılmıştır.

İslam: Sosyal, siyasal, ekonomi, bilim, inanç, ibadet, temizlik, ahlak, adalet, yeme ve içmeyi düzenleyen ilahi bir terbiyedir. Ana kaideler, kesin hükümler Kur’an’ı Kerim’de açık bir şekilde bildirilmiştir. En ağır ceza cana kıyanın cezasıdır. Bildirilmeyen konular ise ihtiyaca göre düzenlenmek üzere serbest bırakılmıştır. Örneğin: Allah, zina edenlere, hırsızlık yapanlara, cana kıyanlara nasıl bir ceza verilmesi gerektiğini bildirirken; içki içenin, kumar oynayanın cezasını kanun yapıcılara bırakmıştır. Allah’ın inşa edilmesine izin verdiği hükümlerin inşasında adalete dikkat edilmesi gerekir. Kanun yapıcılar, kesin hükümlerin dışında kalan konularla ilgili bütün hükümleri ihtiyaca göre inşa edebilir. Bu hükümler değişmez değildir. Ana konular dışında kalan konulardaki hükümler ihtiyaca göre yeniden düzenlenebilir. Bu uygulama, insanları dinden çıkarıp Müslümanları parça parça etmez. Kanun yapıcılar, Allah’ın kesin hükümlerini dikkate almazlarsa ve adaletten ayrılırlarsa ancak o zaman kafir olurlar. Kur’an’ı Kerim’de ana hükümler açıkça belirtilmiştir. Çok söze ihtiyaç yoktur. 

4: NİSA / 82: Hala Kur’an üzerinde gerektiği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o Allah’tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı onda birçok tutarsızlıklar bulurlardı.

İLMİ SAĞLAM OLMAYANIN DİNİ SAĞLAM OLMAZ

Allah, insanı düşünmeye, araştırmaya ve doğa hakkında bilgi sahibi olmaya davet eder çünkü doğanın nasıl büyük bir ilimle yaratılmış olduğunu anlayabilmek, ilmi araştırmalara bağlıdır. Aklını kullanmayan insanlar, Allah’ın varlığını, ilmini ve kudretini idrak edemez. Bundan dolayıdır ki Kur’an Kerim, tarih, fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi konulara da insanların dikkatini çekmeye çalışır. İnsanın ve canlıların yaratılışı, dünyanın yaratılışı, uzay ve uzay dışı konularda bilgiler verir. Uzayımızın dışında başka yaşam alanları olduğunu bize bildirir ve insanları uyarır, iyi insanlar olmaya davet eder. İyi insanların buralarda (cennetlerde) sonsuza kadar misafir edileceğini, müjdeler. Kötü insanların yaptıkları kötülüklerin karşılıksız kalmayacağını, sonsuza kadar en kötü şartlarda hapis edilebilecek mekanlar (cehennemde) bulunduğunu bildirerek insanları uyarır. Kötülüklerden uzaklaştırmaya çalışır.

35: FATIR / 28. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da farlı renklerde olanlar vardır. Allah’ın kulları içinde, Allah’a saygı duyanlar ancak âlim olanlardır. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.

55: RAHMAN / 5. Güneş de ay da (rast gele oluşmamış) bir hesap ile yaratılmıştır.

Güneş sistemi, müşriklerin iddia ettiği gibi kendi kendine hesapsız kitapsız meydana gelmemiştir. İki gün gibi çok uzun bir sürede, ince hesaplarla yaratılmış, korunmakta ve yaratan tarafından yönetilmektedir. Burada ifade edilen gün dünya günü değildir. Henüz yaratılmamış bir sistemin nasıl günü olabilir ki? 

Allah, cisimlerin gölgelerinin kendi etraflarında dönerek seyretmesine insanların dikkatini çekmeye çalışır. İnsanoğlu, gölgenin cismin üzerindeki seyrinin nedenini merak edip deneylere dökecek olsaydı, Güneş sistemi hakkında bir ön bilgiye çok daha erken sahip olabilecekti. Allah’a ve indirdiği kitaplara olan imanları pekişecekti. Astronomide şu andakinden çok daha ileride olabilecekti. Kibir ve yaratıcı düşmanlığı insanları ilerlemekten alıkoymuştur.

25: FURKAN / 45. Görmedin mi Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını? Rabbin dileseydi onu sabit yapardı. Biz güneşi ona delil yaptık.

Güneşin ve dünyanın hareketli olduğunu vurgulayan bu ayeti kerime insanın hiç düşünmediğini, adeta bakar kör olduğunu, Allah’ın varlığının delillerini görmezden geldiğini ima ediyor. Rabbimiz, gölgenin uzayıp kısalmasından dünyanın ve güneşin sabit olmadığını insanın araştırıp anlamasını ve imanını pekiştirmesini arzu ediyor.

39: ZÜMER / 5. O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, (bir yumak gibi) geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ayı (insanın) istifadesine sunmuş, her biri belli bir süreye kadar (Allah’ın belirlediği yöne) akıp gitmektedir. İyi bil ki, çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan ancak O’dur.

Bu ayeti kerimede dünyanın kendi etrafında dönüşüne vurgu yapılıyor. Dünya bir yumağa benzetiliyor. Dünyanın, güneşin, ayın hareket halinde oldukları ve belirlenmiş bir yöne doğru dönmekte oldukları açıklanıyor. Onların bu hareketlerinin belli bir süreye (kıyamete) kadar devam edeceği bildiriliyor. Güneş ve ay yaratılmış, istifadenize verilmiş olmasa yaşamınızı sürdürebilir miydiniz, bunu hiç düşündünüz mü, diyor.

16: NAHL / 48. Görmüyorlar mı Allah’ın yarattığı şeylerden herhangi bir şeyi? O şeyin gölgesi Allah’a secde için sağdan sola dönüyor. Onlar (Allah’ın kudretine) tabidirler.

Allah, insanlara görmüyorlar mı diye bir soru yöneltiyor: Allah’ın yarattığı her şeyin bir gölgesi olduğunu hatırlatıyor. Aklını kullanan bir insanın, Güneş sistemini anlaması için nesnelerin gölgelerinin hareketli olmasının yeterli bir delil olabileceğini vurguluyor. Allah’ın kudretini, ilmini görmek ve anlamak için tek bir şeyin bile gölge hareketinin izlenmesinin yeterli olabileceğini dile getiriyor. İnsanın gözü önünde birçok delil bulunduğu halde bunları araştırmadığını, görmezden geldiğini söylüyor. Dünyanın sağdan sola dönerek yol aldığını, bunu rast gele değil de Allah’ın ilmine, kudretine ve emrine tabi olduğu için böyle yapmakta olduğunu vurguluyor.

İstese insan basit bir deney yapabilirdi: Eline limon gibi bir meyve alıp birkaç çöp çakıp ışık kaynağı karşısında meyveyi sapından tutarak sağdan sola doğru çevirebilirdi. Güneş ışıkları karşısında dünyadaki nesnelerin gölgelerinin sağdan sola nasıl düştüğünü anlayabilir ve buradan dünyanın sağdan sola döndüğünü çıkarabilirdi. Bu basit deneyle gölgelerin neden dolayı uzayıp kısaldığını görebilir gece ve gündüzün oluşumunu kavrayabilirdi. Dünyanın kendi etrafında dönmekte olduğunu da kolayca anlayabilirdi. Dünya ve uzay konusunda bilgilenebilir ve Allah’ın kudret ve hikmetini görebilirdi ama insan ön yargılı ve kördü: Allah’ın gökyüzündeki ve yeryüzündeki delillerini görmüyordu. Sağırdı: Allah’ın söylediklerini işitmiyordu. Akılsızdı: Düşünmüyor, araştırmıyor ve sadece hayvanlar gibi yiyip içiyordu. Kibirli ve inkarcıydı: Canlı, ilim sahibi, akıllı bir yaratıcının var olduğunu kabul etmiyordu. Dünyanın düz olduğunu veya öküzün boynuzları arasında olduğunu hayal ediyordu.

Bugün Dünyanın kendi etrafında ve güneşin etrafında sağdan sola doğru dönerek yol aldığını biliyoruz ama hala inkârcılar bu ayetleri görmezden gelmekteler, yaratıcılarını ve onun bin dört yüz elli sene önce göndermiş olduğu bu ilmi mesajlarını da inkâr etmekteler. Müminlere gerici yobaz diyerek hak etmedikleri hakaretlerde bulunuyorlar. İnsanları koyun gibi gütmek için seküler eğitimden başka bir eğitim istemiyorlar. Düşünüp sorgulayanlardan hoşlanmıyorlar çünkü Allah’a inanıp güveneni koyun gibi güdemeyeceklerini biliyorlar. İşte bu sebepten inananlara zulmediyorlar fakat aslında kendi kendilerine zulmediyorlar. Şuursuzluklarından ve kinlerinden dolayı da bunu fark edemiyorlar.

50: KAF / 6. Üstlerindeki göğe hiç bakmadılar mı ki onu nasıl bina etmişiz ve onu süslemişiz? Hem de hiçbir kusuru yoktur.

36: YASİN / 37. Geceyi gündüzden sıyırdığımız zaman karanlıkta kalıyorlar. Onlar için bu bir delildir.

36: YASİN / 40. Güneş’in Ay’ın yörüngesine girmesi, gecenin gündüzü geçmesi mümkün değil. Hepsi birer yörünge içinde yüzüyor.

50: KAF / 7. Yere hiç bakmadılar mı ki onu nasıl yaydık. Oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada her cins bitkiden bitirdik.

Allah, ey insanlar kör müsünüz, diyor: Göğe hiç bakmadınız mı, onu nasıl bir ilim ve nasıl bir kudretle inşa ettiğimizi görmüyor musunuz? Yere hiç bakmadınız mı, hesapsız kitapsız olabilecek herhangi bir şey görebiliyor musunuz? İlimsiz yaratılabilecek herhangi bir şey göremiyorsunuz değil mi? Öyleyse Allah’ı ve peygamberlerini niçin inkâr ediyorsunuz? Hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyleri inkâr ettiğinizin farkında değil misiniz? Size göz verdik, kulak verdik, akıl verdik, el verdik, ayak verdik. Sizi en güzel surette yarattık. Sizi araştırmaya ve anlamaya muktedir kıldık.  Öyleyse, Allah’ın kudretini görmek ve ona olan imanınızı pekiştirmek için bildirdiğimiz konuları, düşünüp araştırmaktan ve ona saygı duyup teşekkür etmekten sizi alıkoyan nedir? Size yardım elini uzatmış bir dostun elini havada mı bırakacaksınız? O sizi çok seviyor. Onun her şeyi sizin için yarattığını ve sizin yararınıza sunmuş olduğunu görmezden gelmeye devam mı edeceksiniz? Size kendi içinizden seçip gönderdiğimiz elçilerimizi her defasında yalanlayacak mısınız? 

Bizi gözünüzle görmek mi istiyorsunuz? Bizi gözünüzle görseydiniz muhakkak ki biz büyülendik diyecek ve yine inkâr etmeye devam edecektiniz. Biz de o zaman gördüklerinizin bir büyü değil de birer gerçek olduğunu size ispat etmek zorunda kalacaktık ve sizi anında mahvedecektik çünkü inkâr edenlerin Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Rablerinin nezdinde inkârcıların hiçbir değeri olmadığını size hatırlatan elçilerimiz de gelmişti değil mi? Düşünüp inkârdan ve Rabbinizin hoşlanmadığı kötü şeylerden vazgeçesiniz diye size zaman da tanıdık. Şeytanları dost ediniyorsunuz. O şeytanlar insanlardan da olur cinlerden de. Siz de iyilerle birlikte olup Allah’ın dostları olabilirsiniz fakat inkârı seçiyorsunuz. Allah ve dostlarına kin besliyorsunuz. Halbuki güçlü olan Allah’tır. Mülk de onundur. Allah ve meleklerini gördüğünüz gün sizin için çok geç olacak. Uyanın!

Hz. Muhammed’in, yalan söylediğini ve ona vahiy gelmediğini iddia ediyorsanız o zaman Kur’an’ı Kerim’deki bu delilleri çürütmeniz gerekiyor. Bilim insanları isteseler de istemeseler de Allah’ın kudreti karşısında boyun eğiyorlar. Bilimsel çalışmalarıyla Allah’ın varlığının ve delillerinin doğrulanmasında da ön ayak olmuş oluyorlar.

Gökyüzünde bir kusur yoktur. İnsanlar ozon tabakasındaki ufak tefek değişikliklerden bile hemen korkuya kapılıyorlar. Gezegenler kendi aralarındaki mesafeleri koruyorlar. Biri diğerinin yörüngesine girmiyor, birbirleriyle çarpışmıyorlar. Gündüz geceyi, gece gündüzü şaşırmaksızın takip ediyor. Gezegenler, Güneş, Dünya ve Ay tayin edilen yörüngelerinde yüzmekte ve belirlenmiş bir yöne dönmekte devam ediyor. Muhakkak ki hepsinin bir ömrü var. Bilim bunlardan hangilerini yalanlayabiliyor?

35: FATIR / 13. O, geceyi gündüze sokuyor, gündüzü de geceye sokuyor. Güneşi ve ayı emrine itaatkâr kılmıştır. Her biri mukadder bir gayeye akıp gidiyor. İşte bu gördüklerinizi yapan Allah sizin Rabbinizdir. Mülk (hükümranlık) O’nundur. O’ndan başka taptıklarınız ise bir çekirdek zarını bile idare edemez.

36: YASİN / 38. Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.

27: NEML / 88. Bakıp da hareketsiz sandığın dağlar (Uzaydan bakıldığında) bulutlar gibi gelip geçer. İşte bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatı. Şüphesiz O, sizin neyle meşgul olduğunuzdan haberdardır. 

31: LOKMAN / 10. O, gökleri direksiz yarattı, onu da görüyorsunuz. Yeryüzü sizi sarsar diye onun içinde yüksek ve sabitlenmiş dağlar oluşturdu. Hareket edebilen canlıların hepsini yaydı. Biz gökten su indirip, ikram ettiğimiz bitkilerin hepsinden, erkek ve dişi çiftler yetiştirdik.

16: NAHL / 15. Allah, yeryüzü sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yarattı.

74: MÜDDESSİR / 1,2. Büyük haberler hakkında birbirlerine sorular soruyorlar.

74: MÜDDESSİR / 3. Onlar, onda ihtilafa düşüyorlar. (İlk yaratılış ve yeniden yaradılış hakkında.)

78: NEBE / 4. Her ikisini de bilecekler.

78: NEBE/ 5. İleride, her ikisini de bilecekler.

78: NEBE / 6. Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?

78: NEBE / 7. Dağları da birer kazık kılmadık mı?

77: MÜRSELAT / 27. Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size tatlı bir su sunmadık mı?

Bugün, magma tabakasının üstünde oluşmuş bir kabuk üzerinde yaşamakta olduğumuzu, biliyoruz. Dünyadaki kara parçaları ovalardan ve dağlardan oluşmuştur. Ovalar ekilip dikilen ulaşım açısından insana kolaylık sağlayan kısımlardır. Ovalarda yaşamak dağlarda yaşamaktan çok daha rahattır. Ovalar insanların rahat ettikleri ve tercih ettikleri yerlerdir yani ovalar insanlar için tıpkı rahat ettikleri bir döşek gibidir.

Dağlar, yeryüzünün karkası gibidir. Dünyanın çekirdeği ile kabuğu arasında sabitlenmiş birer direk vazifesi görmektedir ve ovalarda depremlerin sık yaşanmasını engellemektedir. Eğer dağlar olmasaydı, ovalar depremlerden dolayı yaşanamayacak halde bulunurdu. Magma, zaman zaman yer kabuğunun zayıf alanlarını zorlayıp dışarı çıkmak için volkan tepeleri oluşturur.  Bu tepeler, ne kadar yüksek olursa olsun, birer dağ olarak nitelendirilemez çünkü bunlar, karkas vazifesi görmez. Tabanları sıvı tabaka yani magmadan oluşmaktadır. Allah, dünyayı yaşama uygun yaratmış ve insanların menfaatine sunmuştur. Buna rağmen çok az insan, Allah’a teşekkür ediyor.

82: İNFİTAR / 7. O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kıldı. Sana ölçülü bir biçim verdi.

82: İNFİTAR / 8. Seni dilediği gibi farklı organlardan oluşturdu.

36: YASİN / 39. Biz aya da evreler takdir ettik de O, böylece kurumuş hurma salkımının dalı gibi oluncaya kadar döndü.

6: EN’AM / 96. O, sabahı aydınlatan ve geceyi dinlenme zamanı yapandır. Güneş ve ayı birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, aziz olan ve pek iyi bilen Allah’ın takdiridir.

Eğer güneş ve dünya hareketsiz olsaydı; gece-gündüz ve zaman kavramı olmayacaktı. İnsanlar güneş ve ayın hareketleri sayesinde vakitleri hesaplayabilmektedir. Güneş ve ay takvimi olmak üzere, iki türlü takvim kullanabilmektedir. İnsanlar ne kadar yaşadıklarını sayabilmektedir. 

50: KAF / 8. Bütün bunlar Rabbine yönelen her insanın basiretini açmak ve ona ibret vermek için yaratılmıştır.

10: YUNUS / 31. De ki: “Size gökten ve yerden kim rızık veriyor, o kulaklara ve gözlere hükmeden kim, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kim, işleri idare eden kim?” Hemen, “Allah’tır” diyecekler. De ki: “O halde Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

41: FUSSİLET / 37. Gece ile gündüz ve güneş ile ay Allah’ın (varlığının) delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer onları yaratana kulluk yapmak istiyorsanız sadece Allah’a secde edin. 

50: KAF / 2, 3. Doğrusu inanmayanlar kendi içlerinden uyarıcı bir peygamber geldiğine şaşırdılar da dediler ki: “Bu şaşılacak bir şeydir! Öldüğümüz ve birer toprak olduğumuz vakit mi dirileceğiz? Bu dönüş (mantıktan) çok uzaktır.”

50: KAF / 4. Biz toprağın onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda her şeyi kaydedip muhafaza eden bir kitap var.

75: KIYAME / 4. Bilakis, onların parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. 

Bin dört yüz yıl önce Allah, bu durumu insanlara bildirdiğinde insanların bunu anlaması mümkün değildi. Allah, insanların parmak uçlarının farklı farklı olduğunun doğruluğunu insanın merak ederek araştırmasını, ileri sürmüş olduğu delillerin doğrulanmasını, insanların Allah’ın varlığından ve gönderdiği mesajlardan böylece daha emin olmasını istiyordu. Allah, boş konuşmuyordu ve konuşmaz. Bugün şunu biliyoruz ki her bireyin DNA dizilimi, tek yumurta ikizleri dahil kendine özgüdür. İnsanlar, parmak uçlarındaki bu sırra bilim sayesinde ulaştı. Bilim yapabilmek için insanın daima Allah’ın yarattığı hayata, zamana, mekâna, materyale ve akla ihtiyacı oldu ve de her zaman olacak. Allah, insanların ilim öğrenmesini zamana yaymıştır ve ileride bileceksiniz, sonra bileceksiniz demektedir. İnsan, ondan ilim sahibi olmayı dilerse Allah, ona yardım eder ve ilmini artırır. Bilim insanları binlerce deney yapar ancak Allah’ın izin verdiği kadarında başarılı olur.

38: SAD / 71. Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak killi toprak ve suyun karışımından bir insan yaratacağım. (Salsaldan)

55: RAHMAN / 14. Allah, insanı topraktan yarattı. İnsan su testisi gibidir.

İnsan, su testisinin yapıldığı toprak gibi nemli ve killi topraktan yaratılmıştır. Vücudu da su testisi gibi su ağırlıklıdır. Allah, insanın dikkatini buna çekmek istemiştir. İnsanın araştırmasını ve inancını pekiştirmesini beklemektedir. Gerçekten insan bir su testisi gibidir: Su testisinin kendisi, kemik ve iskelet yapımızı andırmakta, testinin içindeki su ise vücudumuzdaki suyun iskelet yapıya oranını andırmaktadır: Kanımız %94, beynimiz ve böbreklerimiz %83, gözlerimiz %95, kalbimiz %75, kaslarımız %75, akciğerlerimiz %85 su içerir.

23: MÜ’MİNÜN / 23. Andolsun biz, Nuh’u kavmine gönderdik: “Ey kavmim Allah’a kulluk edin, O’ndan başka İlahınız yoktur. Hâlâ sakınmayacak mısınız?” dedi.

23: MÜ’MİNÜN / 24, 25. Bunun üzerine, kavminin içinden inanmayan kodaman topluluğu: “Bu adam tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah, (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık. Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyleyse, bir süre kadar ona katlanıp, onu gözetleyin bakalım.” dediler.

23: MÜ’MİNÜN / 26. Nuh: “Rabbim! Beni yalancı çıkarmalarına karşı bana yardım et.” dedi.

23: MÜ’MİNÜN / 27. Bunun üzerine: “Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz geldiği zaman gemiye aydınlatacak ve yakacak al. (Etine, sütüne, yününe ihtiyacınız olacak) hayvanların hepsinden çiftler al ve bir de içlerinden, daha önce kendileri aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.” diye ona vahiy ettik.

23: MÜ’MİNÜN / 28. Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun!” de.

11: HUD / 44. Allah, dedi ki: “Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes!” Sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi Dağı üzerine oturdu. O zalim kavme: “Dünyadan uzak olun!” dendi.

11: HUD / 48. “Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte olanlara, soyunuzdan gelecek milletlere bizden selamet ve bereket dileğiyle. İlerde kendilerini birçok nimetten faydalandıracağımız ve sonra da nankörlükleri yüzünden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacak olan nice milletler de olacaktır.” dendi.

Bugün fosillerin büyük bir çoğunluğunun aynı zaman dilimi içerisinde ortaya çıkmış olduklarını görüyoruz. Nuh tufanı ile yeryüzündeki bazı canlıların soyu tükenmiştir ve yeni canlılar dünyaya gelmiştir. 

55: RAHMAN / 29. Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir.

Günler süren yağışlarla birlikte, yeryüzündeki kara parçalarının çoğunluğu sular altında kalmıştır. Altı ay ya da daha uzun sürdüğü tahmin edilen bu süreç sonunda yağmurlar bir anda kesilmiştir. Çok hızlı bir şekilde sular yeryüzünün çukur bölgelerine doğru akmış ve kutuplarda da buzullaşmalar gerçekleşmiştir. Böylece sular karalardan çekilmiş karalar yaşanabilecek bir ortama dönüşmüştür. Suların karalardan hızla çekilmesi bataklıkları oluşturmuştur. Bataklıklara hızla gömülen canlılar, dış etkenlerden süratle uzaklaşmışlardır ve bu sayede fosilleşme koşulları oluşmuş, fosilleşmişlerdir. Her ölen canlı fosilleşemez. Hızlı bir şekilde buzlaşmış sular, denizler, göller ve bataklıklar gibi ortamlar fosilleşmenin en iyi gerçekleşmiş olduğu ortamlardır. Fosiller, magmatik ve metamorfik kayaçlar içerisinde bulunmazlar. Sonradan oluşmuş, tortul kayaçların içinde bulunurlar.

2: BAKARA / 223. Müminlere müjdele: Kadınlarınız sizin için bir tarladır (tohum atan sizlersiniz). Dilediğiniz zaman kendilerinizi onlara takdim edin ve tarlalarınıza yaklaşın. Allah’a kavuşacağınızı bilin ve onlara güzel davranın.

Yıllar yılı kadınların bazıları, erkek çocuk veremedi diye, kocaları tarafından suçlanmış ve çoğu zaman üzerlerine kuma getirilmiştir. Bu suçlamalar hala bugün dahi devam etmekte ve erkekler sırf bu yüzden eşlerine kötü davranmaktadır. Genetik bilimi daha dünkü hikâye ama Allah, cinsiyeti belirleyen kromozomlara erkeklerin sahip olduğunu bin dört yüz sene önce insanlara bildirmiştir ve eşlerine iyi davranmalarını istemiştir. Kur’an’ı Kerimde Allah’ın araştırmamızı ve imanımızı pekiştirmemizi istediği birçok ayet görebiliriz. Allah’ın sünnetinde bir değişiklik göremezsiniz. Bu ayetlerin birçoğu İncil ve Tevrat’ta da mevcuttur. Maalesef Allah’ın kitapları mühürlenmiş gibidir. Açıp okuyan ve düşünen kimse yoktur. İnsanlar, yalan yanlış yorumların arkasına düşmüş ve onları din edinmişlerdir. Yorumlardaki çelişkilerden dolayı da yoldan çıkmışlardır.

Ay yarıldı kıyamet yaklaştı ayetini düşünelim. Bugün NASA’dan gelen bilgiler ışığında ayda çok uzun ve geniş dikdörtgen bir yarık olduğunu biliyoruz. Bunun, kesinlikle göktaşlarının eseri olmadığı yetkililer tarafından açıklanmış bulunuyor. Allah, “İleride bileceksiniz” diyordu ve bugün biliyoruz. Kur’an’daki bu ayet ile NASA’nın keşfi arasında bir çelişki yok. İnkâr edersek her ikisini de inkâr etmiş olacağız. Şayet kabul edecek olursak her ikisini de kabul etmiş olacağız.

21: ENBİYA / 33. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur; her biri bir yörüngede yüzüyor.

21: ENBİYA / 30. Şüphesiz ki gökler ve yer bitişikti de biz ikisini ayırdık. İnkâr edenler, görmüyorlar mı canlı olan her şeyi sudan yarattığımızı? Hala inanmayacaklar mı? (Su olmasaydı yeryüzünde canlılar oluşamayacaktı.)

11: HUD / 7. “Hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, arşı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde yaratan odur.” Yemin ederim ki “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” desen, inanmayanlar derhal, “Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir” derler.

41: FUSSİLET / 11, 12. Sonra Allah, semayı yaratmaya yöneldi. O duman halindeydi. Göklere ve yere: “İsteseniz de istemeseniz de buyruğuma girin” dedi. Onlar, isteyerek girdiklerini söylediler. Allah, onları yedi gök olmak üzere iki gün içinde düzenledi. Her bir semaya vahye uymasını emretti. Dünya semasını kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bunlar, güçlü ve bilgili olan Allah’ın takdiridir.

Allah, bir bütünü parçalamış ve ondan gökleri ve yeri yaratmıştır. Bütün bunları arş su üzerindeyken yapmıştır. Böylece arş bundan etkilenmemiştir. Bir bütünün Allah tarafından duman haline gelinceye kadar parçalanarak bir plan, bir proje ve bir hesap ile yeni baştan düzenlenip yaratılmış olduğunu Kur’an’ı Kerim bize bildirmektedir. 

Bugün bazı bilim insanları, evrenin yaratılışı ile ilgili, büyük bir patlama olduğunu, rastgele kopan parçaların evrendeki gezegenleri ve yıldızları meydana getirdiğini ileri sürer ya da gaz bulutlarının rast gele evreni oluşturduğunu yani bu iddialara göre, bu düzen hesapsız kitapsız meydana gelmiştir. Allah ise bunu bir hesap bir kitap dahilinde yaptığını bildirmektedir. 

İnsan, evrenin yaratılışına şahit olmamıştır. İnsanın bu konudaki ilmi, zandan ileri gidemez. Zan peşine düşen hakikatten nasibini alamaz. İnsan, Allah’ın varlığını kabullenmek istemediği sürece bu saçma iddiaları ileri sürmeye devam edecektir.

Temsilde hata olmaz. Örneğin: Bir kâğıt fabrikası düşünün ki değerlendirmek için eski kağıtları satın almış ve işe yarar hale getirmek istiyor. Aldığı bu eski kâğıtları rasgele parçalara ayırarak mı kullanır yoksa hamur haline getirip yeni baştan ihtiyaca uygun kağıtlar üreterek mi dersiniz? Elbette hamur haline getirip ihtiyaca uygun kağıtlar üretecektir. Allah da bir bütünü en küçük birimlere ayırıp istediği gibi düzenlemiştir. Allah güç ve ilim sahibidir. Allah, düşünmemizi emrediyor.

4: NİSA / 82. Onlar hâlâ Kur’an’ı gereği gibi düşünüp anlamaya çalışmayacaklar mı? Eğer o Allah’tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.

68: KALEM / 51. O inanmayanlar, Kur’an’ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar da “O bir deli” diyorlar.

İnanmayanlar, işittiklerinin bir delinin sözlerine, kesinlikle, benzemediğini görüyorlardı. Hasetlikle Hz. Muhammed’e bakıyorlardı. Hasetliklerinden dolayı “O bir deli” diyorlardı. Kur’an’ı Kerim hem ahlaki hem ilmi niteliklerinden dolayı evrenseldir. Gördüğünüz gibi içeriğindeki bilgilerin doğruluğu kıyamete kadar geçerliliğini sürdürecektir. İşte Allah’ın, “İnsanlar ve cinler bir araya gelse dahi Kur’an’ın bir suresini bile yazamazlar.” demesi bundan dolayıdır.

10: YUNUS / 38. Onu O uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyen kimselerseniz haydi siz de O’nun gibi (yerden ve göklerden, geçmişten ve gelecekten; doğru haberler veren) bir sure getirin  Allah’tan başka, buna güç yetirebilecek olan kimler varsa onları da yardıma çağırın.”

2: BAKARA / 23. Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimizden şüphe içinde iseniz haydi siz de O’nun gibi bir sure getirin. Eğer haklıyız diyorsanız, Allah’tan başka güvendiklerinizin hepsini de yardıma çağırın.

2: BAKARA / 24. Yok bunu yapamadıysanız ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.

Birçok insanın, ilmini kavrayamadıkları şeyleri inkâr ettikleri görülmektedir. Onlar ne göklerin ne yerin ne de canlıların yaratılışına şahit olmuşlardır. Zanlarına göre konuşmayı ve yalan söylemeyi yeğlemektelerdir. Allah der ki: “Bırakın onları, onlar cehennemi görüp de yanıncaya kadar inkâr etmeye devam edecekler.” Melekler onlara diyecekler ki: “İşte bu inkâr ettiğiniz cehennemdir!”

10: YUNUS / 97. Onlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı (cehennemi) görünceye kadar inanmazlar.

53: NECM / 31. Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah’ındır. Sonuç olarak, kötülük yapanları yaptıkları ile cezalandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükafatlandıracaktır.

2: BAKARA / 255. Allah’tan başka İlah yoktur; Diri ve baki olan, her şeyi idare eden O’dur. O’nu ne bir uyku ne de bir uyuklama tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzin verdiği hariç, O’nun huzurunda şefaat edebilecek olan kimdir? O, onların yapmakta olduklarını da yapmış olduklarını da bilir. “Allah’ın dilediğinden başkası O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamaz.” O’nun kürsü (yedinci kat gök) semaları ve yeri kapsadı. Onları korumak O’na zor gelmez. O çok yüce ve çok büyüktür.

İnanmayanlar: “Asıl olan evrim teorisidir. İslam bir inançtan ibarettir. Bu kitap bilimle çelişmekte. Bu bir bilim kitabı değil. İçinde hiç formül yok. Allah inancı bilime aykırıdır” dediler. Kısır bir inkârcılığa takılıp kaldılar.

Allah, her bir şeyi hassas hesaplarla yaratmış ve yaratmaktadır. Her bir şeyin formülü kendi katında kayıt altına alınmıştır. Kur’an’ı Kerim’de açıklanan delilleri anlayamayan bu insanlar, yaratılışın formülleri kendilerine indirilmiş olsaydı acaba bu formüllerin milyarda birini anlayabilecekler miydi? Allah, yarattıkları şeylerin formüllerini kelime kelime insanlara açıklayacak olsa ne kadar kâğıt ne kadar mürekkep gerekecekti?

İşte Allah’ın insanlara verdiği cevaplardan birkaçı:

31: LOKMAN / 27. Eğer yer yüzündeki ağaçlar kalem olsa deniz mürekkep olsa yedi deniz de ona destek olsa yine de Allah’ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.

45: CASİYE / 6. İşte bunlar, Allah’ın delilleridir. Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık onlar, Allah’a ve onun delillerine inanmadıktan sonra daha hangi söze inanacaklar?

44: DUHAN / 38. Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve bir eğlence olsun diye yaratmadık.

18: KEHF / 54. Hakikaten biz bu Kur’an’da insanların anlaması için her türlü delili sayıp döktük fakat tartışmaya en çok düşkün varlık, insandır!

53: EN-NECM / 28, 29, 30. Onların bu konularla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise şüphesiz hakikat bakımından hiçbir şey ifade etmez. İşte onların ilimden erişebilecekleri (son nokta) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, doğru yolda olanı da iyi bilir. Bunun için bizi anmaktan yüz çevirenlerden ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden sen de yüz çevir.