Etiket arşivi: Elçi

İNSAN KİME HALEF YARATILDI?

Bazı din adamlarının iddia ettiği gibi Hz. Âdem’den önce yeryüzünde başka Âdemler yoktu. Bu varsayım, mantık dışıdır. Allah’ın Kitap’ında buna delil gösterebilecekleri herhangi bir ayet yoktur. Bütün insanlar Hz. Âdem’in soyundan geldi. İlk insan olan Hz. Âdem uzun yıllar yaşadı. Bunu Hz. Nuh’un ömründen yola çıkarak anlayabiliyoruz. Hz. Nuh dokuz yüz elli yıl tufandan önce elli yıl da tufandan sonra yaşamıştır, bu bize bir ayetle bildirilmektedir. Doğada  olumsuz koşulların gelişmesiyle İnsan ömrü kısaldı ve fiziki gücü de asgariye indi fakat insan evrim geçirmedi. Genetik yapısında bir değişiklik olmadı. İnsanların ömürleri yavaş yavaş kısaldı. Bugün doksan, yüz yıl yaşayanları parmakla gösterir olduk.

Bir zamanlar yeryüzünde melekler dolaşıyor, Allah’a itaat ve ibadet ediyorlardı. Yeryüzü sakin huzur içinde, Allah’ın çok anıldığı, övülerek tesbih ve takdis edildiği; çok temiz ve çok güzel bir yerdi. Melekler canlı ve akıllı yaratıklardı. Allah’ın izin verdiği her yerde dolaşmaya muktedir yaratılmışlardı. Allah, yeryüzünde insanı yaratmayı murat etti ve Âdem’i yarattı. İnsanlar Âdem’in soyundan geldiler ve yeryüzünde meleklerin yerini aldılar. Allah insanlara insanlardan peygamberler gönderdi. Dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını, şeytanların şerrinden nasıl korunabileceklerini de bildirdi. İnsanların yaratılışından sonra melekler yeryüzüne görevleri icabı inip çıkar oldular. Eğer yer yüzünde dolaşan melekler olsaydı Allah, meleklere meleklerden bir peygamber gönderecekti. 

22: HAC / 75. Allah hem meleklerden hem de insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah, her şeyi işitir ve görür.

17: İSRA / 95. Onlara söyle: “Eğer yeryüzünde huzur içinde gezinip duran melekler olsaydı, elbette gökten, peygamber olarak bir melek indirirdik.”

2: BAKARA / 30. Senin Rabbin: “Muhakkak ki ben, yeryüzünde meleklere halef oluşturacağım.” dedi. Onlar: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz, sen orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. O: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi.

“Neden insan meleklere halef yaratıldı?” gibi bir soru aklınıza gelebilir. Allah, kendini övsün, kendine itaat ve ibadet etsin diye insanı yaratmayı diledi. Melekler, kendilerine halef yaratılacak olan insanların, Allah’ın emirlerine itaat etmeyerek yeryüzünde kan dökebileceklerinden endişe ediyorlardı. Melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah onlara: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi. 

Melekler, Allah’ın insanı yaratmaktaki hikmetlerini tam olarak bilmiyorlardı. Biliyor olmaları da mümkün değildi çünkü kalplerdekini ancak Allah biliyordu. Bu sebepten Allah onlara: “Sizin bilmiyor olduğunuz şeyi ben biliyorum.” dedi.

Melekler, Allah’ın yarattığı ve bazı görevlerden kendilerini sorumlu tuttuğu kullarıdır. Onların aralarında İblis adında bir melek vardı. Bu cinlerdendi ve insanın meleklere halef yaratılacak olmasından hoşlanmadı. Kıskanmaya başladı. Allah, İblis’in kalbinde kibir ve kıskançlık gibi bir hastalık olduğunu biliyordu fakat meleklerin bunu bilmesi imkânsızdı. İblis içlerinden biri olduğu için ona güvenmekteydiler. Allah, İblis’in gerçek yüzünü ortaya çıkarmayı, melekleri ve insanı da buna şahit tutmayı dilemekteydi. İşte, Allah’ın muradından birisi de buydu çünkü Allah, şahitsiz hiçbir kulunu cezalandırmayan, adaleti seven, Yüceler Yücesi İlah’tı.

38: SAD / 71. Rabbin meleklere demişti ki: “Ben muhakkak ki toprak ve sudan bir insan yaratacağım.” (Salsalden)

38: SAD / 72. “Onu tamamlayıp, ona ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın!”

2: BAKARA / 31. Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti sonra onları meleklere arz edip: “Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin.” dedi.

2: BAKARA / 32. Melekler: “Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakîm olan ancak sensin.” dediler.

2: BAKARA / 33. (Allah:) “Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat.” dedi. Âdem, onların isimlerini onlara anlatınca: “Ben size, muhakkak göklerde ve yerde görülmeyenleri bilirim hatta daha ilerisini, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim?” dedi.

2: BAKARA / 34. Hani biz, meleklere: “Âdem’e secde edin.” demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O, yüz çevirdi ve büyüklük tasladı. Böylece kâfirlerden oldu.

Cebrail Aleyhisselâm Allah’ın en seçkin, en büyük meleklerinden biridir. Allah, insanın yaratılışından daha önce, yaratmış olduğu meleklerine de dillerini ve dinlerini öğretmişti. Böylece melekler Rableriyle konuşabiliyor ve O’na ibadet ve itaat ediyorlardı. Daha sonra insanı yarattı. İlk insan Hz. Âdem’e de iletişim aracı olacak olan dilini ve ona rehberlik edecek olan dinini öğretti. Okumayı ve kalemle yazmayı öğretti çünkü insan, meleklere halef yaratılmış, akıllı, öğrenebilen bir varlıktı. Allah ve melekler insanların dostuydu. Hz. Âdem ve eşi bize bildirilmeyen bir süre yeryüzünde yaşadı. Yeryüzünde yaşamak yorucuydu. Allah, Hz. Âdem ve eşini cennete davet etti ama bir şartı vardı:

2: BAKARA / 35. Biz: “Ey Âdem! Sen ve eşin beraberce cennete yerleşin. Dilediğiniz zaman dilediğiniz yerdeki cennet nimetlerinden yiyin ve şu ağaca yaklaşmayın. Bundan yerseniz zalimlerden olursunuz.” dedik.

20: TA-HA / 117. Akabinde: “Ey Âdem!” dedik: “Şeytan hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır sakın sizi cennetten çıkarmasın sonra yorulur, sıkıntı çekersiniz.”

20: TA-HA / 118. “Kuşkusuz burada ne aç kalır ne de çıplak kalırsınız.”

20: TA-HA / 119. “Kesinlikle burada susuzluk çekmeyecek ve sıcaktan da bunalmayacaksınız.”

20: TA-HA / 120. Derken… Şeytan ona vesvese verip aklını karıştırdı: “Ey Âdem!” dedi: “Ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı sana göstereyim mi?”

20: TA-HA / 121. Nihayet o ağaçtan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. Âdem, Rabbine âsi olunca, olup bitene şaştı kaldı.

Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın ne kadar süre cennette kaldığı bize bildirilmemiştir. Sadece cennetten çıkarıldıktan sonra yeryüzünde ne kadar yaşadıkları bildirilmiştir. Onlar cennetteyken sadece birbirilerini çok seven iki iyi arkadaştılar ancak “yasak meyveyi yedikten sonra” avret mahalleri kendilerine gözükmüş ve şehevi duygulara sahip olmuşlardı. Büyük ve küçük abdest bozmaya ihtiyaç duymuşlardı. Hz. Âdem, kendisini affetmesi için Rabbine çok yalvarmıştı fakat cennette kalmalarına, cenneti kirletmelerine izin verilmemişti.

Cennetteki lanetli ağaç insanı imtihan için yaratılmıştı. Şeytan Hz. Âdem’i kandırdı. Böylece Âdem, Rabb’ine asi oldu. Atalarımız Âdem’le Havva, şeytanın hilesine yenik düşüp yasak ağacın meyvesinden yediler. Üçü de suçluydu, cennetten çıkarılarak hep beraber yeryüzüne indirildiler ve yeryüzünde hapsedildiler. Onların; uzayı aşamaması, ikinci uzay katına ulaşamaması için uzay içinde türlü türlü tuzaklar yaratıldı.

20: TA-HA / 122, 123, 124. Sonra Rabbi Âdem’i seçkin kıldı, tövbesini kabul edip onu doğru yola yöneltti ve dedi ki: “Bazınız bazınıza düşman olarak hepiniz oradan (cennetten) inin! Benden size bir hidayet geldiğinde artık içinizden kim benim hidayetime uyarsa o, sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.”

Allah, Hz. Âdem’in tövbesini kabul ettikten sonra onu kendi soyu içinde peygamber yaptı. Âdem’in nesline de peygamberler göndermeye devam etti. İnsanlardan bir kısmı, iman edip Allah’ın hidayetine uydu, dünya ve ahiretini bedbaht etmedi fakat çoğunluk şeytanın ardından gitti, kendi kendine zulmederek cehennemi hak etti.

81: TEKVİR / 19. Kur’an kuşkusuz değerli bir elçinin sözüdür.

Allah yeryüzünü insanların kullanımına verdi. Rabbimiz Hz. Âdem’in tövbesini kabul etmekle ona ve zürriyetine merhametini göstermiş oldu. Elçiler gönderip o elçilere uyanları cennetinde ebedi misafir edeceğine dair Hz. Âdem’e söz verdi çünkü insana iyiyi kötüyü ayırt edebilmesi için akıl nimeti vermişti. O gündür bu gündür birçok peygamberler gelip geçti. Nihayet peygamberlerin sonuncusu ve kıyamet alametleri geldi.

47: MUHAMMED / 18. Kıyamettin ansızın kendilerine gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Halbuki onun alametleri gelmiştir fakat kıyamet başlarına geldiği zaman ders almaları, kendilerine ne fayda verecek?

Rabbim sen İncil’de kıyametin yaklaştığını Kur’an’ı Kerim’de de kıyamet alametlerinin geldiğini bildiriyorsun ama biz, bin dört yüz senedir kıyamet alametlerinin gelmesini bekliyoruz yoksa şeytan, gözlerimizi kör, kulaklarımızı sağır mı etti? Rabbim, bizleri şeytanın şerrinden emin eyle. Gözlerimizi görür, kulaklarımızı işitir eyle! Günahlarımızı affeyle. Bize dinimizi öğrenmeyi ve rızana layık olarak yaşamayı nasip eyle. Cehaleti bizden uzak tut. Amin!

YARATICI GERÇEĞİ

Doğum ve ölüm bir yaratıktır yani sonradan var olmuştur. Olmazsa olmaz değildir. O zaman başka bir boyutta hayatın bir başlangıcı ve bir sonu olmayabilir. Zamanı nasıl belirlemekte olduğumuzu düşünelim. Dünya’mızın Güneş ve kendi etrafında kat ettiği yola göre zamanı belirliyoruz. Öyleyse böyle bir sistemin olmadığı bir boyutta zaman kavramı da olmayacaktır. Zaman kavramının ve ölümün mevcut olmadığı bir boyutta ömür diye bir kavram da olamaz. Başlangıcı ve sonu olmayan bir şeyin gerçekliğini algılamak insan beynine ağır gelebilir çünkü insanın etrafında gördüğü her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır. İnsan her şeyi bu kriterlere göre değerlendirmek ister. Böyle olunca başlangıcı ve sonu olmayan bir yaratıcının varlığını da kabullenemez. Mesela: Kürs’ün (en üsteki göğün) dışında sonsuz bir su, sonsuz maden kütleleri, sonsuz nimetler, sonsuz bir yaşam var dendiği zaman insan yadırgar.  İnsan doğanın en şanslı ve en akıllı varlığının kendisi olduğunu zannederek kibirlenir. Halbuki onun için tayin edilmiş bir ömür ve bir ölüm vardır. Hayalleri hep yarım kalır. Tecrübelerinin birçoğu ölümüyle yok olur gider. İnsan ne kadar çaresiz ve ne kadar zayıf olduğunu ancak ölümle yüz yüze gelince anlar.

67: MÜLK / 2. O, hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O üstündür ve bağışlayıcıdır.

Doğada canlı cansız her şey kendine has fiziki (İlahi) kurallara bağlıdır. Hiçbir şey tesadüflerle oluşmaz. Her şeyin en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmış olduğunu görürsünüz. İnsanoğlu hep bir uzay istasyonu inşa etmeyi düşler ve çalışmalar yapar. Hiçbir insan, böyle bir uzay istasyonunun kendi kendine oluşmasını beklemez. Bu fikri aptalca bulur ama ne kadar gariptir ki milyarlarca insan; uzayın, dünyanın ve içindeki canlıların kendi kendine oluştuğunu düşünmektedir. İlahi kitaplara inananlar, bunun dışında kalır. Onlar akıllı, her türlü bilgiye, güce, materyale sahip; merhameti de şiddeti de çok güçlü bir yaratıcı olduğuna inanırlar. Allah, evrenin hem mimarı hem mühendisi hem de sahibidir.

Görkemli bir saray görsek, mimarını görmediğimiz halde, bunun çok yetenekli bir mimarının eseri olduğunu söyleyebiliriz. Kimse bizim aptalca bir şey söylediğimizi düşünüp sözümüzü yadırgamaz. Bu görkemli sarayın tasarımını yapan mühendisliğini yapan okuma yazması olmayan hesap kitap bilmeyen bir şahıstır dersek herkes bize aptalca konuşma der. Doğanın bunca görkemini gördükten sonra Allah’ı inkâr edersek…

Diyelim ki bu saray kiraya veriliyor ve siz kiralamak istiyorsunuz. Bir kira sözleşmeniz elbette olacaktır. Sözleşme yaptıktan sonra anahtarınızı alıp saraya taşınacaksınız fakat bu sözleşmeyi yapmak için saray sahibine ulaşamıyorsunuz çünkü o çok büyük bir kral. Peki, bu sözleşme işini nasıl halledeceksiniz? Elbette, saray sahibinin velayet verdiği bir kimseyle bu işi yürüteceksiniz ve sözleşmedeki şartları, elçi gönderdiği kimse size bildirecektir. Elçinin sizin önünüze koyduğu sözleşmeyi kabul edip etmemek ise size kalmış bir şeydir. Allah kralların Kral’ıdır. O bizim yaptığımız her şeyden haberdardır ama biz O’na ulaşamayız. O bize elçiler göndermiştir.  Bize düşen sözleşmeyi okuyup üzerinde etraflıca düşünüp bir karara varmaktır.

Biz müminler doğadaki tasarımlara ve inşa edilişlere bakarak güçlü, akıllı ve zevkli bir yaratıcının olduğunda karar kıldık. Gören ve aklını kullanan bir insanın, bunun tersini düşünmesini beklemiyoruz. Allah’ı görmedik ama elçilerini tanıdık. Cennete gidebilmek ve orada yaşayabilmek için sözleşme şartlarını bildik. Bu sözleşmeleri kabul edip etmemek bizim elimizdedir. Allah insanlara zulmetmez. İnsanlar kendilerine zulmederler. Allah’ın rahmet ve merhameti olmasaydı, taş üstünde taş kalmaz, her şey helâk olurdu. Allah tavsiye eder, uyarır, şeytan sizi aldatmasın o sizin düşmanınız, biz sizin dostlarınızız tavsiyelerimi dikkate alın der. 

Allah’ın tavsiyelerini dikkate almazsak bizi hemen helâk etmez çünkü o merhameti çok büyük olandır. Çok uzun bir süre tövbe etmemizi bekler. Rahmetini üzerimizden hiç eksik etmez. İnsan şirk koşsa dahi onu rızıklandırmaya ve korumaya devam eder. Bir tehlike varsa kullarını uyarır. Şeytan gece, gündüz mesaidedir. Kıskandığı için insanlara sürekli vesvese verir zaten  daha başka bir şeye gücü yetmez. 

Örneğin: Allah insanı yiyecekler konusunda uyarmıştır: “Yiyeceklerin temiz olanlarından yiyin.” demiştir. İnsanlar murdar olan şeyleri yemeye devam etmişlerdir. Allah onların helâk olmalarına izin vermemiş ve onları murdar şeylerden gelecek hastalıklara karşı korumaya devam etmiştir. Vahşi hayvanların taşıdıkları, insanlar için tehlikeli olan birçok virüs vardır. Düşünsenize… İnsanlar bu vahşi hayvanları yemişler ama buna rağmen bu virüsler yıllar yılı insanlara atlamamıştır. Bunlardan bir tanesi bile insanlara atladığında başımıza neler geldiğini görüyoruz… Rabbimiz bizi uyarmak için rahmetini üzerimizden birazcık kısmıştır. Bu virüslerden sadece birinin insana bulaşmasına izin vermiştir ve diğer virüsler bulaşmamıştır. Rabbimiz rahmetini ve merhametini üzerimizden tamamen çekmiş olsa başımıza nelerin gelebileceğini bir düşünsenize… Rabbimiz tövbe etmemizi beklemektedir ve üzerimizde rahmeti olmasa başımıza neler gelebileceğini bize hatırlatmaktadır. İmtihan bir zulüm değil bir hatırlatmadır. 

Rabbimiz insana zulüm etmez. Zulüm eden zalimlerden de asla hoşlanmaz. Hesap günü kullarının yaptıklarını değerlendireceğini ona göre cezalandırıp mükafatlandıracağını kullarına bildirmiştir. Günah işleyene günahına karşılık gelecek bir ceza vereceğini iyilik yapana ise on katı mükafat vereceğini bildirmiştir. Dikkat ederseniz günah işleyene on kat ceza vermiyor, adil davranıyor, hak ettiği kadar bir ceza veriyor. İyilik yapana ise yaptığına karşılık on katı ikramda bulunuyor. Bu durumu da önceden kullarına bildirmiş ki aralarında bir haksızlık olmasın. İnsan kendine ona göre çeki düzen versin. Şeytanın arkasından gitmesin.  Rabbine güvensin. Tavsiyelerine uysun, mutlu yaşasın, mutlu ölsün diye.

Rabbimizin Rahmeti ve bereketi üzerimize olsun. Sevgiyle kalın.