Etiket arşivi: Evrim

İLK İNSANDAN BU YANA İNSAN GENOTİPİNDE BİR DEĞİŞİKLİK OLDU MU?

Sağlıklı insanların kromozom sayısı Hz. Havva ile Hz. Âdem’den bu yana hiç değişmedi. Bazıları bu konuda büyük bir yanılgı içindeler çünkü insanın kromozom sayısındaki sayısal hatalar ve yapısal hatalar onu hasta bir birey yapar. Kromozom sayısındaki artış ve azalışlar ciddi bir önem taşır. Bölünme sırasında kromozomlarda bazı hatalar oluşabilir. Kromozomlar 46 yerine 47 ya da 45 olabilir. Bunlar sayısal hatalardır. Bir de yapısal hatalar vardır: Yapısal hatalar bölünme sırasında gerçekleşen hatalardır. Kopyalanırken kromozomun bir parçası kopabilir, ters yönde olabilir, başka bir kromozoma yapışabilir, bir parçası fazla olabilir. Bu hataların hamileliğin ilk günlerinde olması, çok ciddi problemler yaratır çünkü ilk hücre hatalıysa hatalı bölünmeler gerçekleşecektir. Öyleyse yaratılış inkâr edilemez bir gerçektir. İnsanın döllenmiş ilk hücresi mükemmeldi ve mükemmel kopyalar oluşturmaya devam etti. 

Hücrelerde arada sırada bazı sayısal ve yapısal hatalar oluştu. Bunun nedenini şöyle açıklayabiliriz: Rabbimiz bu hataların oluşmasına izin verdi ve böylece hücrelerdeki ufak tefek hataların bile neye mal olabileceğini bize gösterdi. Alim bir yaratıcı olmadan, sağlıklı bir hücrenin yaratılamayacağını anlamamızı sağladı. Rabbimize sonsuz teşekkürler… Sorun kendi kendinize, hatalı bir kromozomdan sağlıklı nesiller ortaya çıkabilir mi? Bu olasılık yüzde kaçtır?

Bu tip hatalar meydana geldiği andan itibaren hatalı bölünmeler başlayacaktır. Bölünen hücrelerin hepsi hatalı kromozomlar taşıyacaktır. Bugün tedavisi mümkün olmayan üç hastalığı Down sendromu, Edwards sendromu ve Patau sendromunu buna örnek verebiliriz. 

Bu veriler bize şunu göstermektedir: Hücre kompleks bir yapıdır. Kompleks bir yapı bozulduğu zaman tamiri imkânsız gözükmektedir ve bu durum aynen gelecek nesillere taşınmaktadır. Kanser hücreleri tamir edilemediği için onları öldürerek yok etme metodu uygulanmaktadır. Öyleyse ilk insanı meydana getiren o ilk hücre çok mükemmeldi. Mükemmel kopyalar oluşturdu ve canlılar bu günlere kadar sağlıklı olarak gelebildiler. Her canlı tek bir hücre ile yaşama adım atmaktadır. Bir hücrenin kendi kendine bu mükemmelliği yakalaması imkansızdır. Mükemmel bir hücre yaratacak mükemmel bir yaratıcıya ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.

Genotip üzerinde yapılan araştırmalar tamamen çözüme kavuşmuş değildir. Bilim adamları yakın zamana kadar, henüz mevcut araştırmalarıyla çözemedikleri bazı genleri işlevsiz buluyorlar ve onlara çöp muamelesi yapıyorlardı. Halbuki Allah, hiçbir şeyi boş yere yaratmadığını söylemektedir. Doğruların eninde sonunda ortaya çıkma gibi bir huyu vardır çünkü batıl iddialarla gerçekler yok edilemez.

Genotipi insana en yakın olan yaratıklar bile insani özellikleri taşıyamamaktadırlar. Maymunlar ve domuzlar buna örnek olarak gösterilebilir. Dikkat edilirse bu hayvanların genotiplerinin fenotipleri üzerindeki etkileri de insanların genotiplerinin fenotipleri üzerindeki etkilerinden çok farklıdır. Bu hayvanların dış görüntüleri insanlara benzemez. O zaman ilkel bir yapıdan kompleks bir yapıya geçiş söz konusu olamaz. İnsan hem fenotip olarak hem akıl yönünden diğer canlılardan daha mükemmel yaratılmış ve kendisine sorumluluk yüklenmiştir.

Evrimi savunanlar, ilkel ve cansız bir yapıdan kompleks bir yapıya geçişi savunurlar. İlahi dinler, kompleks yapılardan daha ilkel yapılara geçiş olduğunu örneklendirirken maymun ve domuzu örnek verirler. İlk canlıların ilk hücrelerinin mükemmel olduğunu ve mükemmel kopyalar oluşturduğunu savunurlar.

Örneğin: Kur’an’ı Kerim‘de Yahudilerle ilgili bir kıssa anlatılır. Yahudilerin ileri gelenlerinden bir kısım insan, fakirlere, yetimlere, kadınlara, esirlere ve diğer canlılara zulmediyorlardı. İnsanları hayır yapmaktan men ediyorlardı. Kendilerine sizi kim yarattı diye sorsan Allah diyorlardı ama Allah’ın emir ve tavsiyelerine muhalif hareket ediyorlardı. İnançlarında samimi değillerdi. Allah’ın emir ve tavsiyelerine uygun hareket etmek isteyen kimselere zulmediyorlardı. Sözlü vahiy diye uydurdukları hadislerle insanları aldatıyorlardı ve bu yaptıkları şeyleri de Allah’ın emriymiş gibi empoze ediyorlar insanları aldatıyorlardı. 

Cumartesi günü Yahudilerin ibadet günüydü. Allah böyle iki yüzlü insanların ibadetini istemedi. Onların menfaatlerine ne kadar düşkün olduklarını gerçekten inanan insanlar olmadıklarını su yüzüne çıkarmak istedi. İmtihan için onların üzerine gökten bir musibet indirdi. Bu musibet balıkları etkileyen bir musibetti. Arkasından cumartesi günleri balık avlamayı, haram kıldı. Cumartesi günler zalimlerin helâk olmasına neden olacak balıklar akın akın gelmeye başladı. Diğer günler bu kadar çok balık gelmiyordu. Allah uyarmadığı kimseye zulmederek onu cezalandırmaz. Allah, onları uyardı ve cumartesi gün balık yemeyin tavsiyesinde bulundu. İnanan bir insan, Allah’ı dost görür ve onun tavsiyelerinde kendi lehine bir şeyler olduğuna inanır ve bu sebepten Allah’ın tavsiyelerini uygulamaya çalışır. Bundan dolayı inanan Yahudiler, cumartesi gün akın akın gelen balıklara el sürmediler: “Rabbimizin bizi uyarması kesinkes bizim lehimizedir, Rabbimiz bizim dostumuzdur.” dediler. Balıkları yememeleri için kendilerini uyaran Rablerine teşekkür etmek için cumartesi günlerini ibadetle geçirdiler.

İnancında samimi olmayan kimseler Allah’ın emirlerine muhalefet eder ve daima tam tersini yaparlar. Yahudilerin zalimleri ve zorbaları da kendilerine yakışanı yaptı. Allah’ın nasihatine kulak vermediler. Cumartesi akın akın gelen balıkları avlayıp yediler. Bu balıkların etleri, insan genotipini olumsuz yönde etkiledi ve bir müddet sonra balıkları yiyenler maymunlara dönüştüler. 

Bu kıssa insanlara boşu boşuna anlatılmamıştır. Allah dostumuz olduğu için bizleri uyarır ve bu kıssada da Allah balıklar yememeleri için dostlarını uyarmıştır. Yediğimiz şeylerin insanların genotipi üzerindeki yıkıcı etkileri, ciddiyetle araştırılması gereken önemli bir konudur. İnsanların maymunlardan oluşmuş olması bilime aykırıdır ve mantığa uygun değildir. Maymunların bir kısmının, insan genetiğinde hafif bir hasarın meydana gelmesiyle oluşmuş olması mantığa daha uygundur. Allah, bilimle açıklanabilecek olan bu durumlar hakkında insana şöyle hitap etmektedir: “İleride bileceksiniz. Sonra ileride bileceksiniz!”

Bugün domuzların kalp kapakçıkları tıp alanında kullanılmaktadır. Kalp kapakçığı işlevini yitirmiş olan yaşlı hastalara domuzlardan alınan kapakçıklar takılmaktadır. Yaşlı hastalar için en iyi çözüm domuzlardan alınan kalp kapakçıkları gözükmektedir. Maalesef mekanik (metal) kalp kapakları bunun yerini tutamamaktadır. Mekanik kapak takılan hastalar düzenli kan tahlili yaptırmak ve düzenli kan sulandırıcı kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu durum küçük morluklara, mide kanamasına ya da ciddi kanamalara neden olabilir. Domuzların diğer organlarını da hastalara transfer etme çalışmaları henüz araştırma aşamasındadır.

Kur’an’ı Kerim‘de daha önceki yaşamış kavimlerde de benzer örnekler olup, insanlardan hayvanlara dönüşenler olduğu bildirilir. Büyük bir olasılıkla domuz etinin yasaklanması bu sebepten kaynaklanmış olabilir. İnsanlardan ilahi dinlere mensup olmayanların da domuz eti yemediği görülmektedir. Bu insanların ataları, domuza ve maymuna dönüşen insanları görüp de nesillerine bu hikâyeleri aktarmış olabilirler. Domuz etinden iğrenmelerine ve bu eti yememelerine bu durum sebep olmuş olabilir ya da bütün kavimlere uyarıcılar gönderen Allah, bunu yasaklamıştır ve böylece dejenere olan dinlerinden geriye kalmış bir alışkanlık olarak domuz eti yemiyor olabilirler.

Besinlerin, insan genotipi ve fenotipi üzerindeki etkilerine başka bir delil olarak da Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennette yemiş oldukları yasak ağacın meyvelerinin etkileri gösterilebilir. Bu meyveleri yedikten sonra avret mahalleri kendilerine gözükmüş ve cinsel arzulara sahip olmuşlardı. 

İlgili ayet meallerinden bazı örnekler aşağıdadır.

76: İNSAN / 28. Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

7: ARAF / 164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. Onlar da dediler ki: “Rabbimize biz üzerimize düşen görevi yaptık diyelim ve bir de belki günahlardan sakınırlar ümidiyle.”

7: ARAF / 165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık. Zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.

7: ARAF / 166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.

7: ARAF / 168. Onları (Yahudileri) grup grup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler de vardır, aşağılık olanlar da vardır. Belki doğru yola gelirler diye iyiliklerle ve kötülüklerle kendilerini denedik.

38: SAD / 87. Bu Kur’an ancak âlemler için bir öğüttür.

CANLILAR EVRİMLEŞEMEZ, SOYUMUZ HZ. ADEM VE HZ. HAVVA’DAN GELDİ.

Yeryüzünde hayat nasıl başladı? Allah, Güneş Sistemimizi iki günde yarattı. Üçüncü ve dördüncü günde sırasıyla atmosferimizi, suyumuzu yarattı. Sonra yine sırasıyla küçük virüs, bakteriler gibi canlıları, bitki örtüsünü bundan sonra da hayvanları yarattı ve böylece dünya işlevsel hale geldi. Dünyamız ve bulunduğumuz Güneş Sistemi dört günde tamamlanmış oldu. Bundan sonra duman halindeki gökyüzüne yöneldi. İki günde üstümüze yedi kat gök inşa etti. Toplam bu süreç altı günü buldu. Allah’ın altı gün olarak bize bildirdiği bu süreç insan tarafından ölçülüp değerlendirilemez. Allah, bu süreci ölçebilmemiz için bir ölçü birimi vermedi. İnsanoğlu bu konuda varsayımlardan öteye gidemez.

Bizim zaman ölçü birimi olarak kullandığımız gün, ay ve yıl kavramı: Dünya ve Ay’ın kendi yörüngelerinde kat etmiş oldukları yollar baz alınarak hesaplanır. Katedilen yol zaman olarak karşımıza çıkar.  Buradan yola çıkarsak Kur’an’ı Kerim’de meleklerin katettiği yol, meleklerin ulaşım hızı göz önünde tutularak (bizim anlamamız için) bizim yılımıza çevrilerek bize bildirilmiştir. Melekler buradan elli bin yılda yükselirken işlerin bin yılda yükselmesi, işlerin farklı bir hızla yükseldiğini gösterir. Bu yükseliş meleklerin kat ettiği hızın elli katıdır. Bu iki konuda zaman ölçüsü olarak katedilen yol kullanılmıştır fakat göklerin ve dünyanın yaradılışı sürecinde kullanılmış olan zaman ölçü birimi nedir? Allah, herhangi bir şeyi baz almış mıdır, almışsa neyi baz almıştır? Bilemeyiz. Bu süreci sadece Allah biliyor fakat yer ve göklerin bir süreçte yaratıldığı konusunda bilgi verilmiştir. Ayrıca bu yaratılanların rasgele değil de bir hesapla yaratıldığı ayetlerde bildirilmektedir.

Kıyametin kopması da bir süreç içerisinde gerçekleşecektir. Kıyamete ulaşmak için bir yol katedilmektedir. Biz bu süreç içerisindeyiz. Bu süreç ne kadardır insan tarafından bilinemez. Yüce Allah, bu bilgiyi kullarıyla paylaşmamıştır.

Canlılar aynı ortak atadan gelmezler. Canlıların tek ortak noktası her birinin yaşama tek bir hücreyle başlamış olmasıdır. Her birinin hücre yapıları farklı tasarlanmıştır. Her biri erkek ve dişi olarak inşa edilmiştir. Bu ilk yaratılıştan sonra çiftlerin birleşmeleriyle erkek ve dişi canlılar dünyaya gelmiştir. Canlılar arasında geçiş yoktur. İki farklı canlının birleşmesinden daha farklı bir canlı cinsi meydana gelmez. Tek bir istisna mevcuttur: Atla eşeğin genetik yapıları birbirine çok yakındır. Dişi atla erkek eşeğin birleşmesinden erkek veya dişi katır yavrusu dünyaya gelir fakat bunlar neslini devam ettiremez. Bir katır elde edebilmek için her zaman bir erkek eşekle bir dişi ata ihtiyaç vardır. Birkaç defa dişi katırın doğurduğu gözlenmiştir. Yavru cılız doğmuş ve neslini sürdürememiştir. Bütün bunlar alim bir yaratıcının olduğunu gösterir. Yaratıcı, bu hücreleri toprak-su gibi cansız maddelerden inşa etmiştir. Bundan sonra onları canlı kılmıştır. Bugün hakkında hiçbir bilgimizin olmadığı RUH canlı varlıklarda bulunur. Biz ruh dediğimiz şeyi gözümüzle göremiyoruz. Ruhun bedenden ayrılmasına mâni olamıyoruz. Canı çıkmışları ölü diye isimlendiriyoruz. İlim bu kadar gelişmiş olmasına rağmen biz ölülere hayat veremiyoruz. Yaratıcı ölü malzemeden yarattığına can verebilendir. Yaratıcı yoksa hayat yok demektir. Allah, bütün canlıların atalarının hücrelerini cansız malzemeden, övülmeye layık ilmiyle, çiftler olarak inşa eden ve sonra onlara ruh vererek bölünüp şekil almasını sağlayandır.

Soru: Ölüden alınan taze, bir kemik hücresi, o ölünün genetik yapısını aynen taşır mı taşımaz mı?

Cevap: Evet, taşır.

Soru: Bu hücrede can var mıdır yok mudur?

Cevap: Yoktur.

Soru: Bu hücrede genetik bir dizilim mevcut mudur?

Cevap: Evet, mevcuttur.

Soru: Bu hücre ölü durumdayken bölünebilir mi?

Cevap: Hayır, bölünemez.

Diyelim ki çok çok düşük bir varsayım da olsa evrimi savunanların iddia ettiği gibi doğada kendi kendine tesadüflerle cansız materyallerden bir hücre oluştu. Bu hücrenin bölünüp çoğalabilmesi için bugün “ruh” diye bildiğimiz ve hücreyi bir canlıya dönüştürebilecek olan şeye ihtiyaç olacaktır. Cansız varlıkların bölünerek çoğalamadığını hepimiz görüp gözlemlemekteyiz. 

Sonuç: Ölü bir hücre bölünüp çoğalamıyorsa, çoğalması için ruha ihtiyaç duyuyorsa, bu ruhu ona verecek birine ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.

Evrim teorisinde ısrar edenlerden haklı bir talebimiz olacak. Bilim insanları, hiç olmazsa ilkel diye sınıflandırdıkları hücrelere benzer hücreler inşa etsinler. İnşa ettikleri hücrelere de hayat versinler. Evrim teorisinin ispatlanabilmesi için evrim hakkında makale yayınlamak yeterli değildir. Evrimcilerin bunu, deliller yaratarak örneklendirmeleri gerekiyor.

Onların bu hummalı iddiaları bu mevcut atmosfer içerisinde vuku bulduğuna göre daha ne bekliyorlar? Suni atmosfere falan hiç gerek yok. Atmosfer dahil kullanabilecekleri bütün malzeme doğada mevcuttur. Kopya için hücre örnekleri de mevcuttur. İddia sahibi tüm bilim adamları bir araya gelerek doğadaki cansız malzemelerden erkek ve dişi hücreler inşa etsinler. “Bu hücrelere hayat versinler. Bu hücreler de bölünerek çoğalsınlar.” Un hazır, şeker hazır, hadi helva yapın bakalım, bekliyoruz…

Her yeni ölmüş varlık, genetik yapısını koruyorsa ve eğer bu can verme işini bilim adamları başarabilirlerse ölenleri de diriltmeye güçleri yetecektir. Onlardan ölenlerin diriltilmesi için yardım istenecektir. O zaman insanlar, bunu iddia eden bilim adamlarıyla gurur duyacaklar, onları övülmeye layık bulacaklardır. Evrim teorisini de baş tacı yapacaklardır.

Eğer akıllı bir varlık ve bilim insanları olarak bunu yapamayacak olurlarsa ne olacak? İşte o zaman akılsız kör tabiat, tesadüf eseri en ilkel hücrelerin genetik dizilimlerini inşa etmiş olsa bile bunun “ruh” olmadan bir işe yaramayacağını anlayacaklardır ve evrim teorisini çöpe atacaklardır ya da evrim teorisini ispatlamaya çalışırlarken çelişkilerle dolu yalan denizinde boğulmaya mahkûm olacaklardır.

2: BAKARA / 30. Rabbin: “Muhakkak ki ben yeryüzünde melekler için halef oluşturacağım.” dediğinde melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah: “Sizin bilmiyor olduklarınızı muhakkak ki ben biliyorum.” dedi.

15: HİCR / 29. “Ben onun yaratılışını tamamlayıp ruhumdan üfürdüğüm zaman (saygı için) ona secdeye kapanın.”

Her canlı varlığın tohumu ya da yumurtası vardır. Allah, bu tohumları ve yumurtaları, ilk yarattığında doğadaki toprak ve su gibi cansız malzemeleri kullanmıştır yani ruh verilmeden önce bunların hepsi cansız birer cesetti. Allah onlara ruh verdi. Ruhun yaratıcısı da kullanıcısı da Allah’tır. Ruh, ölü cesedi diri hale getirip harekete geçiren şeydir. Allah, bunu ifade ederken üfürme fiilini kullanmıştır. Üfürme fiili harekete geçirmek, canlandırmak anlamlarında kullanılmıştır.

6: ENAM / 95. Tohumun ve çekirdeğin çatlamasını sağlayan, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran muhakkak ki Allah’tır. İşte Allah budur. O halde nasıl batıl varsayımlardan etkileniyorsunuz?

2: BAKARA / 28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki siz ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek sonra yine diriltecek sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.

49. HUCURAT / 13. Ey Âdemoğulları! Elbette biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için, sizi milletler ve kabileler yaptık. “Allah’ın yanında, sizin en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.” Muhakkak ki Allah alimdir, her şeyden haberdardır.

Allah, insanın erkek ve dişisini ayrı ayrı döllenmiş yumurtalardan yaratmıştır. Çoğalma işinde ise kadın ve erkeğe eşit rol dağıtmıştır. Döllenmiş bir yumurta, taşıdığı özelliklerin yüzde ellisini anneden yüzde ellisini babadan almıştır. Canlıların nesilleri bu nizama uygun olarak çoğalmaktadır. Erkek hücreler XY cinsel kromozomuna dişi hücreler XX cinsel kromozomuna sahiptir.

Allah, gezinebilen canlıların hücrelerini tasarlayıp toprak ve su gibi cansız malzemelerden yaratmıştır demiştik. İlk tasarlanıp yaratıldıklarında bunların hepsi ölü durumda oldukları halde Allah, bunlara ruh vererek harekete geçirmiş ve sonra bu hücreler, kabuklu yumurtalar içerisinde, Allah’ın programlandığı gibi gelişip bölünmeye başlamışlardır. Karadakiler, gelişimlerini tamamladıktan sonra bir canlı olarak topraktan çıkıp, yaşam zincirine katılmışlardır. Sudakiler de gelişimlerini tamamladıktan sonra su içerisinde yaşam zincirine katılmışlardır. Deniz kaplumbağaları gibi bazı canlıların, döllenmiş yumurtalarını toprak altına bırakmalarını ve yumurtaların kuluçka döneminin sona ermesiyle yumurtaları kırıp topraktan çıkarak yeryüzüne dağılmalarını ilk yaratılışa örnek verebiliriz. Allah böylece ölüden diriyi çıkarmıştır.

Canlıları oluşturan organlar vardır. Organları oluşturan hücrelerden her biri ana canlıdan ayrı bir ruha sahiptir yani ayrı ayrı canlılardır. Her hücre döllenmiş bir yumurtadır. Bir hücre öldü diye ana canlı herhangi bir zarara uğramaz fakat ana canlı ölürse bütün organlar ölür. Şöyle bir örnek verecek olursak: İnsanların çocuk yapıp nesillerini devam ettirdikleri ve sonra yaşlanıp öldükleri gibi hücrelerin de bir yaşam serüveni vardır. Bir hücre bölünerek neslini devam ettirir. Hücrenin nesli kendi kopyasıdır. Her hücre bir çift cinsel kromozoma sahiptir yoksa bölünüp çoğalamaz. Hücreler de her canlı gibi doğar, yaşar, ölür ve görevlerini genç hücrelere bırakırlar. Sonuç olarak Allah, diriden ölüyü çıkarmaktadır.

Bugün organ ve deri nakli yapılabilmektedir. Kullanılacak organlar henüz hücre ölümü gerçekleşmeden alınmalıdır. Bu sebepten dolayı her ölenden organ nakli yapılamaz. Hastanın hastanede ve belli şartlarda ölmesi gerekir. Hastanın solunum cihazına bağlı olması, beyin ölümü gerçekleştikten sonra kısa bir süre daha kalp dokusuna oksijen gelmesini sağlar ve böylece beyin öldükten sonra kalp kısa bir süre daha çalışmaya devam eder. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra kalbin solunum makinası ile çalıştırılması, organların “24-36 saat” gibi kısa bir süre daha canlı kalmasına olanak tanır. Organlar fonksiyonlarını kaybetmeden alınarak, hastalara nakledilir. İnsan sağlığında organ bağışında bulunarak bir veya birkaç kişiye hayat verebilir.

5: MAİDE / 32. Kim bir kimseye hayat verirse o bütün insanlara hayat vermiş gibi sevap kazanır.

Canlılar kompleks yapılardır. Bir canlı vücudunda işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz herhangi bir organ yoktur. Bu sebepten hasta organ tedavi edilebilirse tedavi edilir fakat her zaman bu mümkün değildir. Eğer değişmesi mümkün olan bir organsa başka bir canlıdan alınır.

İnsanlar bir gün herhangi bir organı inşa etmeye çalışacaklar ama yine Allah’ın yaratmış olduğu zigot hücrelere başvuracaklardır. Canlıların her hücresi bir zigottur. Allah’tan başka hiç kimse bir hücre yaratıp ona can vermeye muktedir olamaz ve olamayacaktır.

Tıpkı Canlıların organları gibi hücrelerinin de organelleri vardır. Hücreler de kompleks yapılardır. Hücrelerin organelleri arasında işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz bir organel mevcut değildir. Her canlı yaşama döllenmiş tek bir hücreyle başlar. İlk yaratılışta da bu böyle olmuştur.

Konuyu biraz daha açacak olursak: Allah, yaratılış konusunda bizleri bilgilendirdi. Bütün canlılar çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yaratıldı. İlk yaratılışta canlıların annesi babası yoktu. Öyleyse nasıl oluştular? Allah, memelilerin atalarını da çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yarattı. Bu hücreleri yumurtalar içinde besleyip geliştirdi. Yumurtaları kabuk ve zar ile korudu. Toprağı bir kuluçka makinası gibi kullandı. Böylece memelerin ataları dünyaya geldi. Sürüngenler, kuşlar gibi diğer canlılar da benzer şekilde yumurtaların içinde beslenip gelişimlerini tamamladılar. Deve kuşunun yumurtasıyla karıncanın yumurtası aynı büyüklükte değildir fakat her ikisi de tek bir (zigot) hücreden yaratılmış ve yaratılıyor.

Bildiğiniz gibi yumurtaların dışında koruyucu, sert, kalsiyum ağırlıklı bir tabaka bulunur. Onun altında ise zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar canlıyı dış etkenlerden korur, hava almasını sağlar. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yarı sıvı maddeye sitoplazma denir. Yumurtanın içinde gerekli besi mevcuttur. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca yumurtanın içindeki hücre, bölünmeye başlar. Canlı oluşumunu tamamlayınca, yumurtayı kırarak dışarı çıkar. Ömrünü tamamlayınca ölür ve toprak olur. Dünyaya gelmiş olan yavrularıyla ölenin nesli sürmeye devam eder.

Allah, yeryüzünü farklı bitkilerle donattı: Bitkilerin tohumlarını da erkek ve dişi olarak, ayrı ayrı inşa etti. İnşa ederken toprak ve su gibi cansız maddeleri kullandı. Sonra onlara can verdi. Toprak altında ve sularda uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) sağlayarak tohumların çatlamasını sağladı. Topraktan başını çıkaran bitkiler, gelişmelerine uygun hazırlanmış olan ortamda büyüyüp geliştiler. Böylece her bitkinin atası ortaya çıkmış oldu. 

Bitkilerin tohumlarının dışında selüloz adı verilen maddeden oluşmuş bir tabaka ve hemen onun altında da zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar, hücrenin hava almasına ve dış etkenlerden korunmasına olanak verir. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yumuşak maddeye sitoplazma denir. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca çekirdek çatlar. Bundan sonra bitki topraktan başını çıkarmaya başlar. Güneş, hava, su ile topraktan beslenerek gelişimini tamamlar. Ömrünü tamamlayınca çer çöp olur gider. Geriye tohumları kalır. Neslini tohumlarıyla sürdürür.

Allah, yeryüzünde çekirdekler ve yumurtalarla ilk yaratılışı tamamladıktan sonra, bazı canlıları çoğaltmak için rahimleri görevlendirdi. İnsanlar bu canlıların en akıllı olanıdır. Diğer bazı canlıların çoğalması ve kendi neslini sürdürmesi ise vücutlarından dışarı atılan kabuklu yumurtalarla devam etmektedir. Bitkilerinki de tohumlarla devam etmektedir. Dünyanın en akıllı yaratığı olan insanoğlu, bir hücrenin zarını dahi yapmaya muktedir değilken kör tabiatın canlıları inşa etmiş olmasını düşünmek akla mantığa ve bilime ne derece uygun olur?

76: İNSAN / 1. İnsan yaratılmazdan önce (dünya üzerinden) uzunca bir zaman geçmedi mi?

19: MERYEM / 67. İnsan, hiç düşünmez mi ki daha önce o hiçbir şey değilken bizim onu yarattığımızı?

76: İNSAN / 2. Şüphesiz biz insanı bir zigottan yarattık. Onu imtihan etmek için işitir ve görür kıldık.

21: ENBİYA / 35. Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak, kötülük ve iyilik ile deneyeceğiz. Hepiniz sonunda (diriltilip) bize döndürüleceksiniz.

Rabbimizin rahmeti ve merhameti üzerimizde olsun. Kur’an’dan imandan ayırmasın. Âmin!

LİNKİ not alırsanız müsait olduğunuz zaman arzu ettiğiniz yazılarımı okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar dileğiyle. Allah’a emanet olun.