Etiket arşivi: Kıskançlık

HZ. ADEM’İN OĞULLARI ARASINDAKİ KISKANÇLIĞIN NEDENİ NEYDİ?

Anlatılan hikayelerde Kur’an dışı bir anlatım vardır. Bu hikayelere göre Hz. Havva ikiz doğurmaktadır ve her doğumunda bir kız bir erkek dünyaya getirmektedir. İkizler kız kardeşlerini değiş tokuş ederek evlenmektedirler. Birisi kendi ikizi ile evlenmek ister çünkü kendi ikizi daha güzeldir. Bu sebepten oğlan kardeşini öldürür. Sonuç olarak bu hikâyeyi uyduranlar içine şehvet sokmayı da ihmal etmemiş gözükmektedir. 

Kur’an’ı Kerim’de böyle bir şey anlatılmıyor. Sundukları kurban yüzünden Hz. Âdem’in iki oğlundan biri, diğer kardeşini kıskanarak öldürüyor. Onun ölüsünü nasıl ortadan kaldıracağını bilemiyor. Ne yapacağını kara kara düşünmeye başlıyor. Karga suretinde bir melek geliyor ve ona ne yapması gerektiğini gösteriyor. O kendi kendine: “Şu karga kadar olamadım.” diye hayıflanıyor. Bu olay, insanın eğitilmeye muhtaç olduğunu gösteriyor. Allah, elçiler göndererek insanları eğitiyor çünkü insan eğitilmeye muhtaç bir varlıktır. İnsanın eğitimi beşikte başlar, mezara kadar sürer.

Hz. Âdem’in iki oğlunun ismi Kur’an’ı Kerim’de geçmez. Onların hikayesinin (kıssasının) nasıl vuku bulmuş olduğu, Kur’an’ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: 

5: MAİDE / 27. Âdem’in iki oğluyla ilgili haberi onlara oku. Hani her ikisi de birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşini kıskanarak): “Seni öldüreceğim.” demişti. Diğeri ise şöyle demişti: “Allah, ancak kendisinden korkanlarınkini kabul eder.”

5: MAİDE / 28. “Allah’a yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatmayacağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”

5: MAİDE / 29. “Ben isterim ki sen beni öldürmenin günahını da diğer günahlarını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur.”

5: MAİDE / 30. Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi, onu kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.

5: MAİDE / 31. Derken… Allah, bir karga gönderdi. Karga, kardeşinin cesedini ne yapacağını ona göstermek için toprağı eşeliyordu: “Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olamadım!” dedi. “Kardeşimin cesedini gömmeyi düşünmekten aciz miyim ben?” diyerek nefsini kınayanlardan oldu.

Allah, bu kıssa ile bize, kötü sadakaların kendisi tarafından kabul edilmeyeceğini, iyi sadakalar verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Allah’tan gerçek anlamda korkanların, bayağı şeyleri sadaka olarak veremeyeceğini ima etmektedir. Bu, insanın ilahi terbiyeye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Bu kıssada geçen olay, Allah’tan korkmayan insanların merhametsiz olduğunun ve haksız yere cana kıyabildiğinin de bir delilidir. İnanan bir insan Allah’ın rızasını kaybetmekten korkar ve kötülüklerden uzak durur. Allah iyi kimselerin dostudur.

KISKANÇLIĞIN BEDELİ

Fatma Hanım çalışkan bir kadındı. Hem bahçe işi hem ev işi hem de hayvan larının bakımıyla uğraşıyordu. Evde beş kişiydiler: Kocası, kızı, oğlu, kayınvalidesi. Kimseye muhtaç olmayalım, çocuklarımızı okutalım sevdasıyla gücünün üstünde emek sarfediyordu. Çok ama çok çalışıyordu.

Onu takdir edecek ne bir koca ne de bir kayınvalide vardı. Kayınvalide tansiyon hastasıydı. Tuzlu gıdalardan uzak durması gerekiyordu. Her akşam yemeğinde kızıl kıyamet kopuyordu. Kayınvalide: “Oğlum, bu gelin beni öldürmek istiyor, yemeğe olan tuzu basmış yine!” diyordu. Yemekler gerçekten çok tuzlu oluyordu.

Adam inşaat işçisiydi zaten eve yorgun geliyordu. Olup bitene sinirleniyor ve: “Ben sana tuzlu yapmayacaksın demiyor muyum, sen hala akıllanmayacak mısın, kasıtlı mı yapıyorsun?..” diye karısını dövmeye başlıyordu.

Aradan üç beş yıl geçti. Kadın çaresizdi. Boşansa iki çocuğu vardı. Devam etse canından bezmişti. Onu hayata bağlayan tek şey evlatlarıydı. Bir gün ocağa yemekleri koydu ve süt sağmak için dışarı çıktı. Yemeklerin altını kısmayı unuttum galiba, ben dönesiye yanabilirler diye düşündü. Geriye döndü. Kayınvalidesi mutfakta ocağın başındaydı. Yerinden zor kalktığını söyleyen suyunu bile içmeye kalkmayan kadının, ocağın başında ne işi vardı?..

Fatma Hanım, mutfak kapısında onu izlemeye başladı. Kocasının da gelmesi yakındı. Kayınvalidesi yemeklere tuz atıyordu. Fatma Hanım şoke oldu: “Allah’tan korkmaz kadın!.. Yemeklere tuz atıp da her gün beni kocama dövdürüyordun ve bundan büyük bir zevk alıyordun demek, yazıklar olsun sana!.. Sana hizmet ediyor, yemeğini, suyunu önüne getiriyordum. Çamaşırını yıkıyordum. Seni annem biliyordum!.. ” diye avazının çıktığı kadar bağırıyordu. Kocası merdivenlerden çıkarken bağrışmaları işitti. Koşarcasına mutfağa geldi. “Ne oluyor burada?.. diye haykırdı!

İşte şimdi olup biten anlaşılmıştı. Adamcağız; yaşlı, yanımızda rahat eder düşüncesiyle onu yanlarına almıştı. Annesi ise onu eşine karşı çok mahcup etmişti. Annesinin neden böyle yaptığına bir anlam verememiş ve çok sinirlenmişti.

Yaşlı kadın: “Ben kendi evimde kalayım.” dedi ve merdivenlere doğru yürüdü artık oğlunun da gelininin de torunlarının da yüzüne bakacak yeri kalmamıştı. Gelinini çok kıskanıyordu. Hilesinin bir gün ortaya çıkacağını hiç hesaba katmamıştı. Bitişikteki gece kondu ona aitti. Anahtarını alıp indi gitti. Arkasından gitme, kal demelerini bekledi fakat kimsenin gıkı çıkmadı