Etiket arşivi: Kur’an’ı Kerim

PEYGAMBERİMİZ MÜŞRİKLERDEN DEĞİLDİ.

Peygamberimiz bir tabuyu yerle bir etmiş, kendinden yaşça on beş yaş büyük ve dul bir kadınla evlenmiştir. Peygamberimiz mutlu bir evlilik yapmış, gençliğinin yirmi beş yılını Hz. Hatice validemizle geçirmiştir. Onu kaybettiğinde elli yaşındadır. İbrahim hariç bütün çocukları Hz. Hatice validemizden olmuştur. 

Peygamberimiz mümin bir kimse idi ama hiç bir İlahi Kitap’ı okumamıştı. Hz. Hatice validemiz de mümin bir kimse idi. İncil’in hükümlerine tabi idiler. Kur’an’ı Kerim’de İncil ismi geçer. İncil’e inananlar da Nasraniler olarak geçer. Hristiyan olmakla Nasrani olmak aynı şey değildir. Hristiyanlar, Nasranilere karşı savaş açmışlardır. Nasraniler Ehli Kitap’ın müminleridir. Hristiyanlar kâfirleridir çünkü Allah’a şirk koşmuşlardır. En büyük günah Allah’a şirk koşmaktır. Nasraniler Hz. Muhammed’e peygamberlik gelmiş olmasına çok sevinmişler ve yanında yer almışlardır. Ona muhalif olmamışlardır çünkü Mü’min olanlar Allah’ın peygamberlerinden ve Kitaplarından hiçbirini inkâr etmezler. Nasraniler bütün kitaplara inanırlar. Kendi şeriatlarını yaşamaları onları kâfir yapmaz. Bu, zaten Allah’ın emridir.

Hz. İsa okur yazar bir peygamberdi. İncil’i kendi elleriyle yazdı. Tevrat’ı tasdik etti. Hahamların elleriyle yazmış oldukları tercüme ve tefsirleri eleştirdi çünkü bu kitaplar Allah’a iftiradan besleniyordu. Yahudi Hahamlar eleştirileri hazmedemediler. Onun Allah’ın peygamberi Mesih olduğunu biliyorlardı, buna rağmen onu yok etmeye karar verdiler. Allah onu öldürmelerine izin vermedi. 

Aklınıza şu sorunun takılacağını biliyorum: Peki, Peygamberimiz dünyaya geldiğinde İncil bozulmamış mıydı? Allah’ın hiçbir Kitap’ı bozulmuş değildir. Allah buna izin vermez. Nasıl Allah, Kur’an’ı Kerim’de: “Onu indiren de koruyan da biziz.” demişse Tevrat ve İncil’de de aynı şeyi demiştir. Allah’ın sünneti değişmez. Tercüme ve tefsirler bozuktur. Bugün piyasada gördüğümüz kitaplar İncil değildir. Bunlar; tercüme, tefsir, siyer ve biyografi kitaplarıdır. Bunlara İncil denemez. Bu insanların yazıp yakıştırmalarıdır. Hz. İsa’nın Peygamberliğinden sonraki ilk iki yüz yıl içerisinde yazılmış olan bu kitapların sayısı oldukça uçuktu. Kaosa neden olmaktaydı. Buna bir son vermek için bir konsül toplandı ve bu kitapların içinden dört kitap seçildi. Bu kitaplar kutsal kitap kabul edildi ve her biri yazarlarının adıyla anıldı yine de bunların aralarında yıllar süren mezhep savaşları oldu. Daha sonraları da konsüller toplanmaya devam etti. 

Bu olaylar Hz. İsa’nın doğumundan yaklaşık iki yüz yıl sonra gerçekleşti. İnsanlar bu kitapların peşi sıra gittiler. Allah’a şirk koştular. Hristiyan adıyla anıldılar. Bunda en büyük rolü bir Yahudi Haham olan Nasrani düşmanı Pavlus oynadı. Pavlus Hz. İsa’yı yıllar sonra gördüğüne dair yalan söyledi hatta daha da ileri giderek kendisine vahiy geldiğini ilan etti. Kendisine inananları, Mesih’in “geri döneceğim” dediğine inandırdı. “Mesih Tanrı’nın oğlu, kendini bizim günahlarımız için feda etti.” dedi. 

Peygamberimiz miladi takvime göre 20 Nisan 1571 yılında dünyaya geldi. Allah’ın bir Peygamberi olarak İncil’i ve Tevrat’ı tasdik etti. İncil’e ve Tevrat’a inanan müminler de onun peygamberliğini tasdik etti çünkü zaten geleceğini biliyorlar, gelmesini bekliyorlardı. Müşrikler ve Ehli Kitaptan Allah’a şirk koşanlar peygamberimize karşı savaş ilan etti. İncil’e ve Tevrat’a savaş açanların Kur’an’ı Kerim’e de savaş açmalarından daha doğal bir şey olamazdı. 

5: MAİDE / 66. Eğer insanlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirileni dosdoğru uygulamış olsalardı muhakkak ki onlar hem üstlerinden hem de ayak bastıkları yerlerden bolca rızıklanırlardı. İçlerinde orta yolu tutan bir toplulukta bulunmakta fakat çoğu çok kötü şeyler yapıyor.

5: MAİDE / 69. Şüphe yok ki Müslümanlar, Yahudiler, Sabiiler, Nasranilerden her kim Allah’a ve ahiret gününe iman edip dürüstçe çalışırsa artık onlara korku yoktur ve onlar üzülecek de değiller.

Müminler kardeştir. Peygamberler arasında ayrım yapamayız. Allah her peygambere bir şeriat indirmiştir. Hepsi hak peygamberdir. İnsanlar, hangi peygamberin şeriatına tabi ise ondan imtihan edilmektedir. Ehli Kitap’ın müminleri ile evlenmek, yediklerini ve kestiklerini yemek helaldir. Bu söylediklerimin kaynağı Kur’an’ı Kerim’dir. 

Keyifli okumalar. Allah’a emanet olun

KÖLELİK VE CARİYELİĞİN DİNDEKİ YERİ NEDİR?

Cahiliye devrindeki kavimler, kendilerine hiçbir zararı dokunmayan gözlerinden kestirdikleri, zayıf kavimlere savaş açarlardı. Cahiliye devrindeki savaşlar, toprak genişletmek, ganimet toplamak, köle ve cariye elde etmek için yapılırdı. Savaş esnasında zayıf düşen kavimlerin kadın ve çocuklarına hatta erkeklerine tecavüz ediyorlardı. İnsanları kuyulara atarak, idam ederek, diri diri toprağa gömerek boğuyorlardı ya da toplu halde yakıyorlardı. İşe yarayanlarını da esir alıyorlardı. İnsanlar, Allah’ın hükümlerinden uzaklaştıkça vahşileşiyorlardı. Üstelik yapmış oldukları vahşetleri Allah’a nispet ederek yapıyorlardı. Bugün de insanlar bu vahşeti din adına yapıyorlar. Maalesef, Allah’ın men ettiği kölelik ve cariyelik müessesesini helal görüyorlar. 

Cahiliye devrinde köleler köle pazarlarında alınıp satılıyordu. Merhamet yoksunu insanlar, esir düşen aileleri parçalayarak ayrı ayrı müşterilere satıyorlardı. Esirlerin çocuklarını, annelerinden ayırmakta hiçbir sakınca görmüyorlardı. Köle sahibi kölesini dilediği gibi kullanıyordu. İstediği zaman cariyesine tecavüz ediyor, bebek dünyaya getirirse bebeği anneden ayırıp satıyordu. Köle sahibi, kölesini ve cariyesini fuhşa zorluyor, bu yolla maddi menfaat sağlıyor veya ikram amacıyla onları arkadaşlarının da kullanmasına izin veriyordu. Kölelerin çocukları köle statüsündeydi. Köleler eşyadan bile değersizdi. Hiçbir hakları yoktu. Kölesini öldüren ceza giymezdi.

Allah, bu tür savaşlardan ve etik olmayan davranışlardan bütün müminleri (Müslüman, Nasrani, Musevi) men etti. Ganimet toplamak için savaş açmayı, savaş sırasında insanları yakarak ve boğarak öldürmeyi yasakladı. Müminler arası (Müslüman, Nasrani, Musevi) savaşları yasakladı. Allah: “Mümin bir kavim haksız yere diğer mümin bir kavime savaş açarsa buna göz yummayın. Tüm mümin kavimler bir araya gelerek haksızlık eden kavimi ortadan kaldırsın çünkü o kavim yer yüzünde fesat çıkarmıştır. Müşrik de olsa dost davranan, fesat çıkarmayan insanlarla iyi geçinin.” dedi. Peygamberlerine: “Siz bir diktatör değilsiniz, ben dileseydim, insanların hepsini mümin yapardım ama onları irade sahibi yaptım. Kim ki Rabbini tanımak ister, ona müjdemi ve uyarılarımı iletin fakat Ehli Kitap’tan ayrılıp kâfir olanlardan ve müşriklerden kim müminleri yok etmeye çalışır, zorbalık yapar, insanların ibadet etmesine engel olacak olursa onları yok edinceye kadar savaşın, bu nefsi müdafaadır, günah değildir.” dedi.

Kuran’ı Kerim inmeye başladıktan sonra köleler (esirler) lehine pey der pey hükümler gelmeye başladı: İlk etapta, bir aile esir düştüğü zaman onları parçalayarak ayrı ayrı satmak yasaklandı. Çocukların ailesinin elinden alınıp başkasına satılması yasaklandı. Köle sahiplerinin, kölelerine tecavüzü yasaklandı. Genç kızların erkeklere para karşılığı satılması yasaklandı. Allah, evlenme imkânı bulamayan mehir vermeye gücü yetmeyen erkeklerin namuslarını korumalarını emretti. Fuhuş yapmak ve genelevler yasaklandı: “Ellerinizin altında bulunanlar (esirler) yanınızda ücretli çalışmak isterlerse siz de onlarda iyi hal görüyorsanız onlarla anlaşma yapın. Allah’ın size vermiş olduğu mallardan siz de onlara verin, onları maaşa bağlayın.” denildi. 

24: NUR / 33. Evlenme imkânı bulamayanlara gelince Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye genç kızlarınızı namuslu kalmak isterlerken, fuhşa zorlamayın. Kim onları zorda bırakırsa, bilinmelidir ki, Allah çok merhametlidir. Tecavüze uğradıkları için onların kusurlarını bağışlar (fakat sizin kusurunuzu bağışlamaz). Ellerinizin altında bulunanlar (esirler) yanınızda ücretli çalışmak isterlerse, siz de onlarda iyi hal görüyorsanız onlarla anlaşma yapın. Allah’ın size vermiş olduğu mallardan siz de onlara verin.

Köleleri hürriyetine kavuşturmak için bazı uygulamalara gidildi. Cahiliye devrindeki uygulamalara son verilip kölelik sistemi ortadan kaldırıldı. O dönemdeki mevcut savaş esirleri hürriyetlerine kavuşturuldu. Kölelere kötü muamelenin bir insanlık suçu olduğu, müminlerin bu günahtan uzak durması gerektiği vurgulandı. Bundan sonra esir alınanlara nasıl muamele edileceği ve esirlerin hakları ile ilgili yeni hükümler getirildi. Köleliğin nasıl tasfiye edilmiş olduğunu aşağıdaki ayet meallerinde birebir görmektesiniz: 

5: MAİDE / 89. Allah, bilmeyerek yaptığınız boş yeminlerinizden sizi sorumlu tutmaz ancak bile bile kendinizi bağladığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bunun da keffareti çoluk-çocuğunuza yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri doyurmak yahut giydirmek veya bir köle azat etmektir. Bunlara gücü yetmeyen üç gün oruç tutar. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur! Bununla beraber, yeminlerinizi gözetin. Allah size hükümlerini böylece açıklıyor ki teşekkür edesiniz.

4: NİSA / 92. Hata dışında bir mümin diğer bir mümini öldüremez. Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine (varislerine) teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır. Eğer öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin bir köle azat etmesi gerekir. Eğer öldürülen sizinle aralarında antlaşma olan bir kavimden ise öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve bir köle azat etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından tövbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir (her şeyi bilendir), hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir).

58: MÜCADELE / 1. Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah sizin konuşmanızı işitir çünkü Allah işitendir, bilendir.

58: MÜCADELE / 2. İçinizde zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadındır. Şüphesiz onlar çirkin ve yalan bir söz söylüyorlar. Kuşkusuz Allah affedici ve bağışlayıcıdır.

58: MÜCADELE / 3. Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerine pişman olup eşlerine geri dönmek isteyenler, eşleriyle temastan önce bir köleyi hürriyetine kavuşturmalıdır. Bağışlanmanız için size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

58: MÜCADELE / 4. Buna imkân bulamayan kimse, temas etmeden önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurmalıdır. Bu, Allah’a ve Resulüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah’ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.

Görüldüğü gibi her fırsatta kölelerin hürriyetlerine kavuşturulması için farklı kapılar açılmıştırİlahi dinlerde zayıflar, yetimler, kadınlar, köleler ve fakirler korunur. Köleler de birer insandır. Unutmayın siz de bir gün esir düşebilirsiniz. Bugünkü savaşlarda da insana yakışmayacak davranışlar sergilenmektedir. Böyle davrananlar kendilerinin mümin olduklarını iddia etmektedirler. Hz. Muhammed’e, Hz. İsa’ya ve Hz. Musa’ya inen hükümlere inandıklarını söyleyenlerin hepsi, müşrikler gibi bu çirkin davranışları helal görmektedir. Müşrikler yeniden dirilip hesap vermeyeceklerine inanıyor ve şeytanın emirlerini yerine getiriyor diyelim… Peki, mümin olduklarını iddia eden kimseler bu vahşetin affedileceğini mi zannediyor? Din adamlarından bazıları insanları uyarmadıkları gibi bu çirkin davranışları Allah’ın emriymiş gibi lanse etmekte ve Allah’a iftira atmaktadırlar. Savaşlarda esir düşen kadınları seks köleleri olarak görmek insanı insanlıktan uzaklaştırır. Allah buna müsaade etmemiştir. Bunun aksini söyleyen her kimse kâfir olur. 

İslam’ın gelişiyle esirler, evlere dağıtılmaya, evlerde misafir edilmeye ve evin üyelerinden biri sayılmaya başlandı. Esir sahiplerinin esirler üzerindeki sorumlulukları şunlar oldu: Onların velisi olmak, koruyup kollamak, bekar olanları evlendirmek, haklarına ve namuslarına tecavüz etmemek vs.

Bekar esirler, velilerinin izniyle evlendirilmeye başlandı. Müslümanlar, esirlerin evlendirilmesi ve hürriyetlerine kavuşturulması için maddi yardımlar yapmaya başladılar. Müminler, zekatlarını bir havuzda toplayarak esirleri satın aldılar. Hürriyetlerine kavuşturdular. Bugün, maalesef bu uygulamaların tam tersi yapılıyor. Müminlere yakışmayacak davranışlar sergileniyor. Ey müminler uyanın insafa gelin, tövbe edin ki dünyanız cennete dönüşsün! Merhamet edin ki Allah da size merhamet etsin, sizi ebedi hayatınızda cennetinde misafir etsin!

24: NUR / 32. Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden rüştünü ispat etmiş olanları da evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah, lütfuyla onları zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olan ve (her şeyi en iyi) bilendir.

Hür kadınla evlenmeye gücü yetmeyenlerin, zina etmemiş mümin cariyelerden birisiyle evlenmesine izin verildi. Hür kadınla evlenmeye gücü yetenlerin, cariyeyle evlenmesine izin verilmedi çünkü iki ülke arasında çok kötü bir savaş geçmişti. İki ülkenin insanları arasına kin ve nefret tohumları ekilmişti. Evliliğin sevgiye saygıya dayalı olması gerekiyordu. Anlayan kimse için Allah’ın emirleri hikmet doludur. Yaralar sarılıp esirler memleketlerine döndüğü zaman yani herkes hürriyetine kavuştuğu zaman başka. O zaman onlarla evlenmeye izin verildi.

4: NİSA / 25. Sizden her kim hür mü’min kadınları nikah edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa sahiplerinin rızasını alarak mü’min olan cariyelerden nikahlayabilirsiniz. Siz birbirinizdensiniz. Allah sizin imanınızı çok daha iyi bilir. O halde sahiplerinin izniyle mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Şayet onlar, evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa o zaman hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı ile (elli değnekle) onları cezalandırın. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.

24: NUR / 3. Zina eden erkekle, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası evlenemez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Zina edenle evlenmek, müminlere haram kılınmıştır.

Savaşta esir alınan kimseler evlere, aile yanlarına dağıtılarak oralarda misafir edilmeye başlandı. Okuma-yazma ve meslek bilen köleler öğretmenlik yapma karşılığında hem ücret aldılar hem de hürriyetlerine kavuşturuldular. Bunlar, kaldıkları ailelerin yanında hem İslami yaşantıyı görüp, gözlemleyip, öğreniyorlar hem de Arapça öğreniyorlardı. Ev sahipleri de esirlerin dillerini öğreniyor ve aralarında bir yakınlaşma oluyordu. Hürriyetlerine kavuşanların birçoğu kendi arzularıyla Müslüman oluyor ve ülkelerine birer tebliğ edici olarak dönüyordu. Bazıları ise ülkelerine dönmek istemiyor, İslâm’a hizmet için Hz. Peygamberin yanında yer alıyordu. 

4: NİSA / 26. Allah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin (iyi ve kötü) yollarını size göstermek ve tövbenizi kabul etmek istiyor. Allah her şeyi çok iyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

Kur’an’ı Kerim’in Vahiy Kâtibi Hz. Zeyd idi. O da bir zamanlar köleydi. Allah onu Vahiy Kâtibi seçti. Kur’an’ı Kerim’i ince deri üzerine satır satır yazdı. Allah ondan razı olsun. Âmin! Allah Köle insanların da hür insanların da Rabbidir. Kullarından hiç birisine adaletsizlik yapılsın istemez. 

24: NUR / 58. Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (Çalışanlarınız, köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz erginlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar mahrem halde (soyunmuş olarak) bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. (Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz.) İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Allah, her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Sahiplerinin soyunmuş olabileceği muhtemel olan vakitlerde yatak odalarına aile fertlerinin, çalışanların, köle ve cariyelerin kapıyı çalmaksızın girmeleri yasaklandı. Diğer vakitler dışında yani giyiniklerken görüşmelerine izin verildi. Bu bize şunu gösteriyor: İslâmiyet’te cariyelik diye bir şey yok. Köle (esir) kadınların yatak odasının kapısını çalmadan içeri girmesi ve evin erkeğini mahrem halde görmesi dahi haramdır. Müslüman bir kimsenin bir cariyeyi yatağına alması nasıl helal olabilir ki? Bugün biz bunları helal görüyoruz. Tıpkı cahiliye devrindeki gibi. Kendimizi de Müslüman zannediyoruz. Biz bu davranışlarımızla aşağılanmayı hak ediyoruz. Allah der ki: “Siz durumunuzu düzeltmedikçe Allah sizin durumunuzu düzeltmez.” Bunun anlamı şudur: Biz kendimize çeki düzen verip İslâmiyet’i tam olarak yaşamadıkça halimiz harap olacak ve Allah asla bizlere yardım etmeyecektir. İslâmiyet’i yaşamak içinse gerçek İslâm’ı öğrenmek gerekir. Sultanmış, evliya imiş, şeyhmiş, imammış fark etmez. Allah’a itaat etmeyene itaat edilmez. Allah’a itaat etmeyenin adaletine ve merhametine güvenilmez.

Bu konuda birimizin durumu diğerimizinkinden farklı değildir. Çocuklarımıza gerçekleri öğretemedik çünkü bize de gerçek İslâm öğretilmemiştir. Müslüman Müslüman’a, mümin mümine, Türk Türk’e, kardeş kardeşe düşman edilmiştir. İnsanlığı bu duruma düşürenler vebal altındadır. Tabi ki bizler de bize her söylenenin doğruluğunu sorgulamadan onu doğru kabul ettiğimiz için vebal altındayız. Kendi kendimize şunu sormalıydık: “Allah’ın Kitap’ında çelişki ve adaletsizlik olabilir mi?”  Bu soruyu kendimize soramadık. Gerçek şu ki Allah, zorbalıktan hoşlanmaz ve bize merhameti emreder. Allah’ın emirlerinde çelişki ve adaletsizlik olmaz. İşte, gerçek İslâm budur. 

Güvenen Allah’a güvensin! Allah adildir ve adil davranan kullarını sever!

MÜTEŞÂBİH VE MUHKEM AYETLER

Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’deki ayetleri muhkem ve müteşâbih olmak üzere iki bölüme ayırmıştır. Her ikisine de inanmak dini inancın temelini teşkil eder.

1. MUHKEM AYETLER: Her bireyin okuyunca anlayabileceği manası çok açık olan ayetlerdir. Allah’ın varlık ve birliğini algılamak için sunulmuş deliller, gelecekte ortaya çıkması beklenen bilimsel olaylar, ibadetler, güzel ahlak, sosyal dayanışma ve sosyal ilişkiler, yasaklar ve bunların hukuki sonuçları bu kapsamdakilerdendir.

      a. Allah’ın varlık ve birliğinin algılanması için sunulan deliller.

      b. İbadetler: namaz, abdest, oruç, haç, zekât, kurban.

      c. Yasaklar ve hükümleri: Haramlar ve hukuki sonuçlarının nasıl uygulanacağına dair ayetler.

      d. Güzel ahlak, sosyal ilişkiler ve sosyal dayanışmayı içeren ayetler.

      e. Gelecekte tevilinin ortaya çıkması beklenen bilimsel olaylar yani henüz tevili gelmemiş, açıklığa kavuşmamış fakat gelecekte Allah’ın dilediği bir gün açıklığa kavuşacak olan ve inkâr edilmemesi gereken ileride bilimle ortaya çıkabilecek konularda ipucu veren ayetlerdir:

2. MÜTEŞÂBİH AYETLER: İnsanın hayatta iken görmesi mümkün olmayan, gördüğümüz şeylere benzetilerek tasvirlerle anlatılanlar ve bazı surelerin başlarında bulunan harfler bu kapsamdakilerdendir.

      a. Cennet ve cehennem tasvir edilmiştir. İnsan, cennet ve cehennemi henüz görmemiştir fakat tasvir edildiği şekilde onlara inanır.

      b. Melekler ve cinler biz insanlar tarafından görülmemiştir fakat insan onların varlığına, Kur’an’ı Kerim’de ki tasvir edilmiş olduğu gibi inanır.

      c. Bazı surelerin başlarında bazı harfler bulunmaktadır. Bunların neye tekabül ettiğini ancak Allah bilir. Bunların sadece Allah tarafından bilindiğine ve bu harfler konusunda insanların bilgi sahibi olmasına izin verilmediğine inanmak gerekir.

İlgili ayet aşağıdadır:

3: ALİ-İMRAN / 7, 8. Sana bu Kitap’ı O indirdi. Ayetlerinden bir kısmı (muhkem) açıktır. Bu ayetler Kitap’ın anasıdır (İlahi terbiye kısmıdır). Diğer bir kısmı ise (müteşâbih) tasvir edilen ayetlerdir. Bunların tevilini Allah’tan başkası bilmez. Kalplerinde hastalık taşıyan kimseler, kendi keyiflerince tevil edip fitne çıkarmak için ondan müteşâbih olan şeylerin arkasına düşerler. Gerçek ilim ve iman sahipleri: “Rabbimizden gelen bütün ayetlere inandık.” derler. Akılca üstün olanlardan başkası doğru düşünmez.

Allah’ın Kur’an’ı Kerim’de tasvir etmiş olduğu konuları, bir insanın tutup da inkâr etmesi haramdır. O insan art niyetlidir. Bir insanın, bilmediği, görmediği konulara, Kitap’ta bildirilenlerin dışına çıkarak, ilave tasvirler yapması da haramdır ve fitne alametidir. Kitap’taki bize bildirilen kadarıyla yetinmemiz, Allah’ın emir ve yasaklarına en uygun olandır. Fitne alametlerinden bazı örnekler:

Bazı insanlar; Kur’an’daki harfleri ve bazı surelerin başında bulunan harfleri toplayıp, çıkararak bazı rakamlar elde ediyorlar. Bunların, dünyada zuhur etmiş ve edecek olaylarla bağlantısı olduğunu iddia ediyorlar. Akılları sıra, geçmişteki olayların tarihlerini Kur’an’ı Kerim’den bulup çıkarıyorlar. Gelecekteki olacak olayların tarihlerini hesapladıklarını iddia ediyorlar. Hatta falan tarihte Mehdi gelecek filan tarihte kıyamet kopacak gibi şeyler söylüyorlar. Ne yazık ki vermiş oldukları tarihler, şimdiye kadar, hiç ama hiç isabet etmedi ve etmeyecek çünkü bunlar Allah’ın tasvip etmediği ve uyardığı yanlış davranışlardır. Allah bilmemizi dilediği her ne varsa zaten bize apaçık bildirmiştin. Allah’ın bilmemizi dilemiş olduğu bilgilerin dışına çıkarak doğru bilgiye ulaşamayız.

Kur’an’ı Kerim’in on dokuz rakamı üzerine bina edildiğini iddia ediyorlar sanki Allah, Kur’an’ı Kerim’i bir sayı üzerine inşa etmiş de o sayıyı tamamlamak için, ne anlama geldiğini bizim bilmediğimiz bu harfleri surelerin başlarına koymuşmuş. Kendilerince Allah’ın bu harfleri ne için koymuş olduğunu çözdüklerini, Allah’ın gizleyip açıklamadığı şeyi açığa çıkardıklarını insanlara kabullendirmeye çalışıyorlar. Allah’ın bildiği, insanlara bildirmek istemediği sırları açığa çıkarmaya güç yetirebildikleri fitnesini yayıyorlar. Bunu yaparken genellikle ebcet ilmini kullanıyorlar. On dokuz rakamının onların ileri sürdükleri şeylerle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. On dokuz rakamı ile ilgili ayetler aşağıdadır.

74: MÜDDESSİR / 23, 24, 25. Sonra büyüklük tasladı ve arkasını döndü. “Bu sadece bir insan sözüdür, bu başka bir şey değildir, öğretile gelen bir sihirdir.” dedi.

74: MÜDDESSİR / 26, 27. Ben onu sekâra sokacağım! Sekâr nedir, biliyor musun?

74: MÜDDESSİR / 28, 29. Durmadan derileri kavurur. Geriye bir şey bırakmaz.

74: MÜDDESSİR / 30,31. Üzerinde on dokuz (muhafız) bulunur. Biz, o ateşin bütün muhafızlarını meleklerden yaptık. Kendilerine Kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler, kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin imanları artsın (diye). Biz bunların sayılarını kâfirler için bir imtihan kıldık. Kâfirlerle kalplerinde hastalık bulunanlar (münafıklar): “Allah bununla ne demek istedi?” desinler (Bu rakamın peşine düşsünler, diye). Allah, dileyen kimseyi şaşırtır, dileyen kimseyi yola getirir.

Ebcet ilmi dedikleri nedir? Arapların tarihleri boyunca kullandıkları ve adına “cifir ilmi veya ebcet hesabı” denen aslında bir ilim olmayan Arap Alfabesinin harflerine rakamsal değerler yükleyen bu şey, dinen haramdır. Ebcet hesabı; büyü, muska yapılırken ve bazı tarihleri tahmin ederken (fal olarak) kullanılmaktadır. Kur’an’ı Kerim’de surelerin başında bulunan ne anlama geldiği bize bildirilmeyen arka arkaya sıralanmış harflerden, gelecek ve geçmişle ilgili tarihler çıkartırken de ebcet hesabını kullanmaktadırlar. Bu fala bakmakla eş değerdir. Yalan ve yanlıştır.

Ebcet hesabında harflerin yerine, harflerin rakamsal değerleri yazılır. Böylece muska ve büyü gibi şeyler şifrelenerek yapılmış olur ve ebcet hesabını bilmeyen biri, onların içinde ne yazdığını anlayamaz. Rivayetlere göre ebcet hesabını cahiliye devrindeki şairler de kullanıyorlardı. Kur’an’ı Kerim’de de bunun kullanılmış olduğunu iddia edenler oldu. “Hz. Muhammed’e bu şiir okuyan bir şairdir.” dediler. Bu bir iftiradır. İlgili ayetler aşağıdadır.

69: HAKKA / 41. O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

69: HAKKA / 42. Bir kâhin sözü de değildir ne de az düşünüyorsunuz!

69: HAKKA / 43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.

Hiçbir İlahi Dinin büyü ve büyücülükle ilgisi yoktur. Allah büyü yapmaktan müminleri men etmektedir. Büyü yapan kimse kâfir olur. Büyü yaptırmak için kâfir olmayı göze almak gerekir Tövbe etmek bir işe yaramaz çünkü bu günah bile bile işlenmiş olur.

2: BAKARA / 102. Onlar, Süleyman’ın mülkü hakkında şeytanların uydurdukları şeylere tabi oldular. Süleyman kâfir olmadı ama şeytanlar kâfir olmuştu. Onlar, insanlara sihri ve Harut, Marut adında iki meleğe indirilen şeyi öğretiyorlardı. O iki melek, ondan hiçbir şey öğretmedikleri gibi hatta “Bize indirilen bu şey, kesinlikle (insanı) küfre götüren bir fitnedir.” diyorlardı. İnsanlar, şeytanlardan yarar veren şeyi değil zarar veren şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onu satın alanlar, onu ne için satın aldıklarını bilerek satın alıyorlardı. Karı ile kocayı ayıracak şeyi öğreniyorlardı fakat Allah’ın izni olmaksızın onlar, onunla hiç kimseye zarar veremezler. Onların ahirette hiçbir nasibi yoktur. Nefislerini sattıkları şey ne kötü! Keşke bilselerdi!

Ak büyü günah değil, kara büyü günah diye bir şey yoktur. Hepsi büyüdür ve haramdır. Büyücüler şeytanlarla iş birliği içinde olur. Gerçek olmayan bir şey gözünüze gerçekmiş gibi gösterilir. Karşı büyü yaptırarak büyü bozulmaz, bunu yaptıran kimse de kâfir olur. Allah bu konuda ayetler indirmiştir. Allah’a sığınırsak büyü ile kimse kimseye zarar veremez. Gerek kendi dilimizde dua ederek gerek Felak, Nas ve Ayetel Kürsi Surelerini okuyarak Rabbimize sığınabiliriz.

Güvenen Allah’a güvensin!