Etiket arşivi: Mimar

YARATICI GERÇEĞİ

Doğum ve ölüm bir yaratıktır yani sonradan var olmuştur. Olmazsa olmaz değildir. O zaman başka bir boyutta hayatın bir başlangıcı ve bir sonu olmayabilir. Zamanı nasıl belirlemekte olduğumuzu düşünelim. Dünya’mızın Güneş ve kendi etrafında kat ettiği yola göre zamanı belirliyoruz. Öyleyse böyle bir sistemin olmadığı bir boyutta zaman kavramı da olmayacaktır. Zaman kavramının ve ölümün mevcut olmadığı bir boyutta ömür diye bir kavram da olamaz. Başlangıcı ve sonu olmayan bir şeyin gerçekliğini algılamak insan beynine ağır gelebilir çünkü insanın etrafında gördüğü her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır. İnsan her şeyi bu kriterlere göre değerlendirmek ister. Böyle olunca başlangıcı ve sonu olmayan bir yaratıcının varlığını da kabullenemez. Mesela: Kürs’ün (en üsteki göğün) dışında sonsuz bir su, sonsuz maden kütleleri, sonsuz nimetler, sonsuz bir yaşam var dendiği zaman insan yadırgar.  İnsan doğanın en şanslı ve en akıllı varlığının kendisi olduğunu zannederek kibirlenir. Halbuki onun için tayin edilmiş bir ömür ve bir ölüm vardır. Hayalleri hep yarım kalır. Tecrübelerinin birçoğu ölümüyle yok olur gider. İnsan ne kadar çaresiz ve ne kadar zayıf olduğunu ancak ölümle yüz yüze gelince anlar.

67: MÜLK / 2. O, hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O üstündür ve bağışlayıcıdır.

Doğada canlı cansız her şey kendine has fiziki (İlahi) kurallara bağlıdır. Hiçbir şey tesadüflerle oluşmaz. Her şeyin en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmış olduğunu görürsünüz. İnsanoğlu hep bir uzay istasyonu inşa etmeyi düşler ve çalışmalar yapar. Hiçbir insan, böyle bir uzay istasyonunun kendi kendine oluşmasını beklemez. Bu fikri aptalca bulur ama ne kadar gariptir ki milyarlarca insan; uzayın, dünyanın ve içindeki canlıların kendi kendine oluştuğunu düşünmektedir. İlahi kitaplara inananlar, bunun dışında kalır. Onlar akıllı, her türlü bilgiye, güce, materyale sahip; merhameti de şiddeti de çok güçlü bir yaratıcı olduğuna inanırlar. Allah, evrenin hem mimarı hem mühendisi hem de sahibidir.

Görkemli bir saray görsek, mimarını görmediğimiz halde, bunun çok yetenekli bir mimarının eseri olduğunu söyleyebiliriz. Kimse bizim aptalca bir şey söylediğimizi düşünüp sözümüzü yadırgamaz. Bu görkemli sarayın tasarımını yapan mühendisliğini yapan okuma yazması olmayan hesap kitap bilmeyen bir şahıstır dersek herkes bize aptalca konuşma der. Doğanın bunca görkemini gördükten sonra Allah’ı inkâr edersek…

Diyelim ki bu saray kiraya veriliyor ve siz kiralamak istiyorsunuz. Bir kira sözleşmeniz elbette olacaktır. Sözleşme yaptıktan sonra anahtarınızı alıp saraya taşınacaksınız fakat bu sözleşmeyi yapmak için saray sahibine ulaşamıyorsunuz çünkü o çok büyük bir kral. Peki, bu sözleşme işini nasıl halledeceksiniz? Elbette, saray sahibinin velayet verdiği bir kimseyle bu işi yürüteceksiniz ve sözleşmedeki şartları, elçi gönderdiği kimse size bildirecektir. Elçinin sizin önünüze koyduğu sözleşmeyi kabul edip etmemek ise size kalmış bir şeydir. Allah kralların Kral’ıdır. O bizim yaptığımız her şeyden haberdardır ama biz O’na ulaşamayız. O bize elçiler göndermiştir.  Bize düşen sözleşmeyi okuyup üzerinde etraflıca düşünüp bir karara varmaktır.

Biz müminler doğadaki tasarımlara ve inşa edilişlere bakarak güçlü, akıllı ve zevkli bir yaratıcının olduğunda karar kıldık. Gören ve aklını kullanan bir insanın, bunun tersini düşünmesini beklemiyoruz. Allah’ı görmedik ama elçilerini tanıdık. Cennete gidebilmek ve orada yaşayabilmek için sözleşme şartlarını bildik. Bu sözleşmeleri kabul edip etmemek bizim elimizdedir. Allah insanlara zulmetmez. İnsanlar kendilerine zulmederler. Allah’ın rahmet ve merhameti olmasaydı, taş üstünde taş kalmaz, her şey helâk olurdu. Allah tavsiye eder, uyarır, şeytan sizi aldatmasın o sizin düşmanınız, biz sizin dostlarınızız tavsiyelerimi dikkate alın der. 

Allah’ın tavsiyelerini dikkate almazsak bizi hemen helâk etmez çünkü o merhameti çok büyük olandır. Çok uzun bir süre tövbe etmemizi bekler. Rahmetini üzerimizden hiç eksik etmez. İnsan şirk koşsa dahi onu rızıklandırmaya ve korumaya devam eder. Bir tehlike varsa kullarını uyarır. Şeytan gece, gündüz mesaidedir. Kıskandığı için insanlara sürekli vesvese verir zaten  daha başka bir şeye gücü yetmez. 

Örneğin: Allah insanı yiyecekler konusunda uyarmıştır: “Yiyeceklerin temiz olanlarından yiyin.” demiştir. İnsanlar murdar olan şeyleri yemeye devam etmişlerdir. Allah onların helâk olmalarına izin vermemiş ve onları murdar şeylerden gelecek hastalıklara karşı korumaya devam etmiştir. Vahşi hayvanların taşıdıkları, insanlar için tehlikeli olan birçok virüs vardır. Düşünsenize… İnsanlar bu vahşi hayvanları yemişler ama buna rağmen bu virüsler yıllar yılı insanlara atlamamıştır. Bunlardan bir tanesi bile insanlara atladığında başımıza neler geldiğini görüyoruz… Rabbimiz bizi uyarmak için rahmetini üzerimizden birazcık kısmıştır. Bu virüslerden sadece birinin insana bulaşmasına izin vermiştir ve diğer virüsler bulaşmamıştır. Rabbimiz rahmetini ve merhametini üzerimizden tamamen çekmiş olsa başımıza nelerin gelebileceğini bir düşünsenize… Rabbimiz tövbe etmemizi beklemektedir ve üzerimizde rahmeti olmasa başımıza neler gelebileceğini bize hatırlatmaktadır. İmtihan bir zulüm değil bir hatırlatmadır. 

Rabbimiz insana zulüm etmez. Zulüm eden zalimlerden de asla hoşlanmaz. Hesap günü kullarının yaptıklarını değerlendireceğini ona göre cezalandırıp mükafatlandıracağını kullarına bildirmiştir. Günah işleyene günahına karşılık gelecek bir ceza vereceğini iyilik yapana ise on katı mükafat vereceğini bildirmiştir. Dikkat ederseniz günah işleyene on kat ceza vermiyor, adil davranıyor, hak ettiği kadar bir ceza veriyor. İyilik yapana ise yaptığına karşılık on katı ikramda bulunuyor. Bu durumu da önceden kullarına bildirmiş ki aralarında bir haksızlık olmasın. İnsan kendine ona göre çeki düzen versin. Şeytanın arkasından gitmesin.  Rabbine güvensin. Tavsiyelerine uysun, mutlu yaşasın, mutlu ölsün diye.

Rabbimizin Rahmeti ve bereketi üzerimize olsun. Sevgiyle kalın.