Etiket arşivi: Ölüm

YARINLAR…

Hep hayaller kurar hesaplar yaparız, yarınlar için. Bizim için belki yarın hiç olmayacak. Her şeyin önünde tutarız kendi menfaatimizi. Garibin, yetimin, fakirin, hastanın, yaşlının yerine koymayız hiç kendimizi. Namazlarımızı geçiririz. Ahiretimizi dünyamıza kurban ederiz. Peşin olanı severiz, sürekli olan hiç gelmeyecekmişçesine. Ölüm hep ensemizdedir, sessizcesine. Ölümü getirmeyiz hiç bir gün aklımıza. O gün ayak ayağa dolaşır… Sevenlerimiz başucumuzda ağlaşır. O gün hesap defterimiz kapanır, hesap günü açılmak üzere. Rabbimiz, dinimizi öğrenmeyi ve yaşamayı nasip et bizlere. Rabbimiz, şeytanları bizlerden uzak tut, bizleri kolay hesap verecek, kullarından eyle. Amin!

CANLILAR EVRİMLEŞEMEZ, SOYUMUZ HZ. ADEM VE HZ. HAVVA’DAN GELDİ.

Yeryüzünde hayat nasıl başladı? Allah, Güneş Sistemimizi iki günde yarattı. Üçüncü ve dördüncü günde sırasıyla atmosferimizi, suyumuzu yarattı. Sonra yine sırasıyla küçük virüs, bakteriler gibi canlıları, bitki örtüsünü bundan sonra da hayvanları yarattı ve böylece dünya işlevsel hale geldi. Dünyamız ve bulunduğumuz Güneş Sistemi dört günde tamamlanmış oldu. Bundan sonra duman halindeki gökyüzüne yöneldi. İki günde üstümüze yedi kat gök inşa etti. Toplam bu süreç altı günü buldu. Allah’ın altı gün olarak bize bildirdiği bu süreç insan tarafından ölçülüp değerlendirilemez. Allah, bu süreci ölçebilmemiz için bir ölçü birimi vermedi. İnsanoğlu bu konuda varsayımlardan öteye gidemez.

Bizim zaman ölçü birimi olarak kullandığımız gün, ay ve yıl kavramı: Dünya ve Ay’ın kendi yörüngelerinde kat etmiş oldukları yollar baz alınarak hesaplanır. Katedilen yol zaman olarak karşımıza çıkar.  Buradan yola çıkarsak Kur’an’ı Kerim’de meleklerin katettiği yol, meleklerin ulaşım hızı göz önünde tutularak (bizim anlamamız için) bizim yılımıza çevrilerek bize bildirilmiştir. Melekler buradan elli bin yılda yükselirken işlerin bin yılda yükselmesi, işlerin farklı bir hızla yükseldiğini gösterir. Bu yükseliş meleklerin kat ettiği hızın elli katıdır. Bu iki konuda zaman ölçüsü olarak katedilen yol kullanılmıştır fakat göklerin ve dünyanın yaradılışı sürecinde kullanılmış olan zaman ölçü birimi nedir? Allah, herhangi bir şeyi baz almış mıdır, almışsa neyi baz almıştır? Bilemeyiz. Bu süreci sadece Allah biliyor fakat yer ve göklerin bir süreçte yaratıldığı konusunda bilgi verilmiştir. Ayrıca bu yaratılanların rasgele değil de bir hesapla yaratıldığı ayetlerde bildirilmektedir.

Kıyametin kopması da bir süreç içerisinde gerçekleşecektir. Kıyamete ulaşmak için bir yol katedilmektedir. Biz bu süreç içerisindeyiz. Bu süreç ne kadardır insan tarafından bilinemez. Yüce Allah, bu bilgiyi kullarıyla paylaşmamıştır.

Canlılar aynı ortak atadan gelmezler. Canlıların tek ortak noktası her birinin yaşama tek bir hücreyle başlamış olmasıdır. Her birinin hücre yapıları farklı tasarlanmıştır. Her biri erkek ve dişi olarak inşa edilmiştir. Bu ilk yaratılıştan sonra çiftlerin birleşmeleriyle erkek ve dişi canlılar dünyaya gelmiştir. Canlılar arasında geçiş yoktur. İki farklı canlının birleşmesinden daha farklı bir canlı cinsi meydana gelmez. Tek bir istisna mevcuttur: Atla eşeğin genetik yapıları birbirine çok yakındır. Dişi atla erkek eşeğin birleşmesinden erkek veya dişi katır yavrusu dünyaya gelir fakat bunlar neslini devam ettiremez. Bir katır elde edebilmek için her zaman bir erkek eşekle bir dişi ata ihtiyaç vardır. Birkaç defa dişi katırın doğurduğu gözlenmiştir. Yavru cılız doğmuş ve neslini sürdürememiştir. Bütün bunlar alim bir yaratıcının olduğunu gösterir. Yaratıcı, bu hücreleri toprak-su gibi cansız maddelerden inşa etmiştir. Bundan sonra onları canlı kılmıştır. Bugün hakkında hiçbir bilgimizin olmadığı RUH canlı varlıklarda bulunur. Biz ruh dediğimiz şeyi gözümüzle göremiyoruz. Ruhun bedenden ayrılmasına mâni olamıyoruz. Canı çıkmışları ölü diye isimlendiriyoruz. İlim bu kadar gelişmiş olmasına rağmen biz ölülere hayat veremiyoruz. Yaratıcı ölü malzemeden yarattığına can verebilendir. Yaratıcı yoksa hayat yok demektir. Allah, bütün canlıların atalarının hücrelerini cansız malzemeden, övülmeye layık ilmiyle, çiftler olarak inşa eden ve sonra onlara ruh vererek bölünüp şekil almasını sağlayandır.

Soru: Ölüden alınan taze, bir kemik hücresi, o ölünün genetik yapısını aynen taşır mı taşımaz mı?

Cevap: Evet, taşır.

Soru: Bu hücrede can var mıdır yok mudur?

Cevap: Yoktur.

Soru: Bu hücrede genetik bir dizilim mevcut mudur?

Cevap: Evet, mevcuttur.

Soru: Bu hücre ölü durumdayken bölünebilir mi?

Cevap: Hayır, bölünemez.

Diyelim ki çok çok düşük bir varsayım da olsa evrimi savunanların iddia ettiği gibi doğada kendi kendine tesadüflerle cansız materyallerden bir hücre oluştu. Bu hücrenin bölünüp çoğalabilmesi için bugün “ruh” diye bildiğimiz ve hücreyi bir canlıya dönüştürebilecek olan şeye ihtiyaç olacaktır. Cansız varlıkların bölünerek çoğalamadığını hepimiz görüp gözlemlemekteyiz. 

Sonuç: Ölü bir hücre bölünüp çoğalamıyorsa, çoğalması için ruha ihtiyaç duyuyorsa, bu ruhu ona verecek birine ihtiyaç vardır. O da Allah’tır.

Evrim teorisinde ısrar edenlerden haklı bir talebimiz olacak. Bilim insanları, hiç olmazsa ilkel diye sınıflandırdıkları hücrelere benzer hücreler inşa etsinler. İnşa ettikleri hücrelere de hayat versinler. Evrim teorisinin ispatlanabilmesi için evrim hakkında makale yayınlamak yeterli değildir. Evrimcilerin bunu, deliller yaratarak örneklendirmeleri gerekiyor.

Onların bu hummalı iddiaları bu mevcut atmosfer içerisinde vuku bulduğuna göre daha ne bekliyorlar? Suni atmosfere falan hiç gerek yok. Atmosfer dahil kullanabilecekleri bütün malzeme doğada mevcuttur. Kopya için hücre örnekleri de mevcuttur. İddia sahibi tüm bilim adamları bir araya gelerek doğadaki cansız malzemelerden erkek ve dişi hücreler inşa etsinler. “Bu hücrelere hayat versinler. Bu hücreler de bölünerek çoğalsınlar.” Un hazır, şeker hazır, hadi helva yapın bakalım, bekliyoruz…

Her yeni ölmüş varlık, genetik yapısını koruyorsa ve eğer bu can verme işini bilim adamları başarabilirlerse ölenleri de diriltmeye güçleri yetecektir. Onlardan ölenlerin diriltilmesi için yardım istenecektir. O zaman insanlar, bunu iddia eden bilim adamlarıyla gurur duyacaklar, onları övülmeye layık bulacaklardır. Evrim teorisini de baş tacı yapacaklardır.

Eğer akıllı bir varlık ve bilim insanları olarak bunu yapamayacak olurlarsa ne olacak? İşte o zaman akılsız kör tabiat, tesadüf eseri en ilkel hücrelerin genetik dizilimlerini inşa etmiş olsa bile bunun “ruh” olmadan bir işe yaramayacağını anlayacaklardır ve evrim teorisini çöpe atacaklardır ya da evrim teorisini ispatlamaya çalışırlarken çelişkilerle dolu yalan denizinde boğulmaya mahkûm olacaklardır.

2: BAKARA / 30. Rabbin: “Muhakkak ki ben yeryüzünde melekler için halef oluşturacağım.” dediğinde melekler: “Biz seni överek tesbih ve takdis ediyoruz. Sen orada bozgunculuk yapacak kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah: “Sizin bilmiyor olduklarınızı muhakkak ki ben biliyorum.” dedi.

15: HİCR / 29. “Ben onun yaratılışını tamamlayıp ruhumdan üfürdüğüm zaman (saygı için) ona secdeye kapanın.”

Her canlı varlığın tohumu ya da yumurtası vardır. Allah, bu tohumları ve yumurtaları, ilk yarattığında doğadaki toprak ve su gibi cansız malzemeleri kullanmıştır yani ruh verilmeden önce bunların hepsi cansız birer cesetti. Allah onlara ruh verdi. Ruhun yaratıcısı da kullanıcısı da Allah’tır. Ruh, ölü cesedi diri hale getirip harekete geçiren şeydir. Allah, bunu ifade ederken üfürme fiilini kullanmıştır. Üfürme fiili harekete geçirmek, canlandırmak anlamlarında kullanılmıştır.

6: ENAM / 95. Tohumun ve çekirdeğin çatlamasını sağlayan, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran muhakkak ki Allah’tır. İşte Allah budur. O halde nasıl batıl varsayımlardan etkileniyorsunuz?

2: BAKARA / 28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki siz ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek sonra yine diriltecek sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.

49. HUCURAT / 13. Ey Âdemoğulları! Elbette biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için, sizi milletler ve kabileler yaptık. “Allah’ın yanında, sizin en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.” Muhakkak ki Allah alimdir, her şeyden haberdardır.

Allah, insanın erkek ve dişisini ayrı ayrı döllenmiş yumurtalardan yaratmıştır. Çoğalma işinde ise kadın ve erkeğe eşit rol dağıtmıştır. Döllenmiş bir yumurta, taşıdığı özelliklerin yüzde ellisini anneden yüzde ellisini babadan almıştır. Canlıların nesilleri bu nizama uygun olarak çoğalmaktadır. Erkek hücreler XY cinsel kromozomuna dişi hücreler XX cinsel kromozomuna sahiptir.

Allah, gezinebilen canlıların hücrelerini tasarlayıp toprak ve su gibi cansız malzemelerden yaratmıştır demiştik. İlk tasarlanıp yaratıldıklarında bunların hepsi ölü durumda oldukları halde Allah, bunlara ruh vererek harekete geçirmiş ve sonra bu hücreler, kabuklu yumurtalar içerisinde, Allah’ın programlandığı gibi gelişip bölünmeye başlamışlardır. Karadakiler, gelişimlerini tamamladıktan sonra bir canlı olarak topraktan çıkıp, yaşam zincirine katılmışlardır. Sudakiler de gelişimlerini tamamladıktan sonra su içerisinde yaşam zincirine katılmışlardır. Deniz kaplumbağaları gibi bazı canlıların, döllenmiş yumurtalarını toprak altına bırakmalarını ve yumurtaların kuluçka döneminin sona ermesiyle yumurtaları kırıp topraktan çıkarak yeryüzüne dağılmalarını ilk yaratılışa örnek verebiliriz. Allah böylece ölüden diriyi çıkarmıştır.

Canlıları oluşturan organlar vardır. Organları oluşturan hücrelerden her biri ana canlıdan ayrı bir ruha sahiptir yani ayrı ayrı canlılardır. Her hücre döllenmiş bir yumurtadır. Bir hücre öldü diye ana canlı herhangi bir zarara uğramaz fakat ana canlı ölürse bütün organlar ölür. Şöyle bir örnek verecek olursak: İnsanların çocuk yapıp nesillerini devam ettirdikleri ve sonra yaşlanıp öldükleri gibi hücrelerin de bir yaşam serüveni vardır. Bir hücre bölünerek neslini devam ettirir. Hücrenin nesli kendi kopyasıdır. Her hücre bir çift cinsel kromozoma sahiptir yoksa bölünüp çoğalamaz. Hücreler de her canlı gibi doğar, yaşar, ölür ve görevlerini genç hücrelere bırakırlar. Sonuç olarak Allah, diriden ölüyü çıkarmaktadır.

Bugün organ ve deri nakli yapılabilmektedir. Kullanılacak organlar henüz hücre ölümü gerçekleşmeden alınmalıdır. Bu sebepten dolayı her ölenden organ nakli yapılamaz. Hastanın hastanede ve belli şartlarda ölmesi gerekir. Hastanın solunum cihazına bağlı olması, beyin ölümü gerçekleştikten sonra kısa bir süre daha kalp dokusuna oksijen gelmesini sağlar ve böylece beyin öldükten sonra kalp kısa bir süre daha çalışmaya devam eder. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra kalbin solunum makinası ile çalıştırılması, organların “24-36 saat” gibi kısa bir süre daha canlı kalmasına olanak tanır. Organlar fonksiyonlarını kaybetmeden alınarak, hastalara nakledilir. İnsan sağlığında organ bağışında bulunarak bir veya birkaç kişiye hayat verebilir.

5: MAİDE / 32. Kim bir kimseye hayat verirse o bütün insanlara hayat vermiş gibi sevap kazanır.

Canlılar kompleks yapılardır. Bir canlı vücudunda işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz herhangi bir organ yoktur. Bu sebepten hasta organ tedavi edilebilirse tedavi edilir fakat her zaman bu mümkün değildir. Eğer değişmesi mümkün olan bir organsa başka bir canlıdan alınır.

İnsanlar bir gün herhangi bir organı inşa etmeye çalışacaklar ama yine Allah’ın yaratmış olduğu zigot hücrelere başvuracaklardır. Canlıların her hücresi bir zigottur. Allah’tan başka hiç kimse bir hücre yaratıp ona can vermeye muktedir olamaz ve olamayacaktır.

Tıpkı Canlıların organları gibi hücrelerinin de organelleri vardır. Hücreler de kompleks yapılardır. Hücrelerin organelleri arasında işe yaramaz diye çıkarıp atabileceğimiz bir organel mevcut değildir. Her canlı yaşama döllenmiş tek bir hücreyle başlar. İlk yaratılışta da bu böyle olmuştur.

Konuyu biraz daha açacak olursak: Allah, yaratılış konusunda bizleri bilgilendirdi. Bütün canlılar çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yaratıldı. İlk yaratılışta canlıların annesi babası yoktu. Öyleyse nasıl oluştular? Allah, memelilerin atalarını da çift cinsel kromozoma sahip tek hücreden yarattı. Bu hücreleri yumurtalar içinde besleyip geliştirdi. Yumurtaları kabuk ve zar ile korudu. Toprağı bir kuluçka makinası gibi kullandı. Böylece memelerin ataları dünyaya geldi. Sürüngenler, kuşlar gibi diğer canlılar da benzer şekilde yumurtaların içinde beslenip gelişimlerini tamamladılar. Deve kuşunun yumurtasıyla karıncanın yumurtası aynı büyüklükte değildir fakat her ikisi de tek bir (zigot) hücreden yaratılmış ve yaratılıyor.

Bildiğiniz gibi yumurtaların dışında koruyucu, sert, kalsiyum ağırlıklı bir tabaka bulunur. Onun altında ise zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar canlıyı dış etkenlerden korur, hava almasını sağlar. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yarı sıvı maddeye sitoplazma denir. Yumurtanın içinde gerekli besi mevcuttur. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca yumurtanın içindeki hücre, bölünmeye başlar. Canlı oluşumunu tamamlayınca, yumurtayı kırarak dışarı çıkar. Ömrünü tamamlayınca ölür ve toprak olur. Dünyaya gelmiş olan yavrularıyla ölenin nesli sürmeye devam eder.

Allah, yeryüzünü farklı bitkilerle donattı: Bitkilerin tohumlarını da erkek ve dişi olarak, ayrı ayrı inşa etti. İnşa ederken toprak ve su gibi cansız maddeleri kullandı. Sonra onlara can verdi. Toprak altında ve sularda uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) sağlayarak tohumların çatlamasını sağladı. Topraktan başını çıkaran bitkiler, gelişmelerine uygun hazırlanmış olan ortamda büyüyüp geliştiler. Böylece her bitkinin atası ortaya çıkmış oldu. 

Bitkilerin tohumlarının dışında selüloz adı verilen maddeden oluşmuş bir tabaka ve hemen onun altında da zar bir tabaka vardır. Bu tabakalar, hücrenin hava almasına ve dış etkenlerden korunmasına olanak verir. Zarın içinde sitoplazma vardır. Hücrenin çekirdeğinin ve organellerinin içinde bulunduğu yumuşak maddeye sitoplazma denir. Uygun ortamı (gerekli sıcaklık ve nemi) bulunca çekirdek çatlar. Bundan sonra bitki topraktan başını çıkarmaya başlar. Güneş, hava, su ile topraktan beslenerek gelişimini tamamlar. Ömrünü tamamlayınca çer çöp olur gider. Geriye tohumları kalır. Neslini tohumlarıyla sürdürür.

Allah, yeryüzünde çekirdekler ve yumurtalarla ilk yaratılışı tamamladıktan sonra, bazı canlıları çoğaltmak için rahimleri görevlendirdi. İnsanlar bu canlıların en akıllı olanıdır. Diğer bazı canlıların çoğalması ve kendi neslini sürdürmesi ise vücutlarından dışarı atılan kabuklu yumurtalarla devam etmektedir. Bitkilerinki de tohumlarla devam etmektedir. Dünyanın en akıllı yaratığı olan insanoğlu, bir hücrenin zarını dahi yapmaya muktedir değilken kör tabiatın canlıları inşa etmiş olmasını düşünmek akla mantığa ve bilime ne derece uygun olur?

76: İNSAN / 1. İnsan yaratılmazdan önce (dünya üzerinden) uzunca bir zaman geçmedi mi?

19: MERYEM / 67. İnsan, hiç düşünmez mi ki daha önce o hiçbir şey değilken bizim onu yarattığımızı?

76: İNSAN / 2. Şüphesiz biz insanı bir zigottan yarattık. Onu imtihan etmek için işitir ve görür kıldık.

21: ENBİYA / 35. Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak, kötülük ve iyilik ile deneyeceğiz. Hepiniz sonunda (diriltilip) bize döndürüleceksiniz.

Rabbimizin rahmeti ve merhameti üzerimizde olsun. Kur’an’dan imandan ayırmasın. Âmin!

LİNKİ not alırsanız müsait olduğunuz zaman arzu ettiğiniz yazılarımı okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar dileğiyle. Allah’a emanet olun.

UYKU, RÜYA, ÖLÜM VE KABİR AZABI.

Uyku ve gece, canlıların dinlenmesi için yaratılmıştır. Bütün canlılar uyuyup dinlenmeye ihtiyaç duyar. Bir canlı olarak insanlar da mutlak surette uyur. Uyku anında bazı rüyalar görürüz. Çoğumuz rüyalarımızın etkisi altında kalırız.

Rüyalar, bazen insanı uyarı mahiyetinde olur. Dini vazifelerimizi yerine getirmediğimiz zaman böyle bir uyarı alabiliriz ya da gördüğümüz rüya, ileride başınıza gelecek bir felaketin uyarısı olabilir. Başımıza felaket gelmeden önce Allah’a sığınmanız ve dua ederek yardım istemeniz için bize gösterilmiş bir rüya olabilir. Biz dua ederiz. Allah, merhamet sahibidir ve dualarımızı kabul eder. Yine bazı rüyalar da başımıza veya yakınlarımızın başına gelecek ölüm vs. gibi bir felakete bizleri hazırlar. Üzücü olaylar karşısında sabırlı olup bir anda şoke olmamamızı sağlar. Bazı rüyalar ise bizim yatağımızı kirletmememize yardım eder: Rüyamızda tuvalet arar dururuz, uygun bir tuvalet bulamayız. Bulduğumuz tuvaletin kimi zaman çatısı akar kimi zaman dışarıdan tuvaletin içi gözükür kimi zaman lağımı taşmıştır. İhtiyacımızı gideremez, sıkıntıyla uyanır, tuvalete koşarız. Rüyamızda uygun bir tuvalet bulduğumuzu düşünelim… Yatak, yorgan, üstümüz… Bütün bu rüyalar Rabbimizin bize olan rahmetinden kaynaklanır. Bir de şeytani rüyalar vardır. Bunlar genellikle kabus olarak görülür. Amacı insanı korkutmaktır. Bu tip rüyaları görünce şeytanın şerrinden Allah’a sığınırız çünkü Allah bizim dostumuzdur.

17: İSRA / 85. Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindedir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.”

39: ZÜMER / 42. Allah insanların ruhlarını, takdir edilmiş ölüm vakitleri geldiği zaman alır. Allah, insanların ruhlarını uykuda iken de alır. Ecel vakti gelmiş olanların ruhlarını alıkoyar. Ecel vakti gelmemiş olanların ruhlarını, takdir edilmiş “ecel vakti” gelinceye kadar geri salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

Allah bize ruhlarımızı uykuda iken de aldığını fakat eceli henüz gelmemiş olanlarınkini  ecel vakti gelinceye kadar geri salıverdiğini Zümer Suresi 42. Ayette bildirmektedir. Ayetten anlayabildiğimiz kadarıyla ruhlarımız çok kısa sürelerle fiziki bedenlerimizden uzaklaşıyor. Bu uzaklaşma uyku anında vuku buluyor. Vuku bulan önemli rüyaların görülmesi, ruhun bedenden uzaklaşmış olduğu durumlarda gerçekleşiyor olabilir çünkü bazen rüyamızda dünyanın öbür ucunda vuku bulmuş ya da vuku bulacak bir olayı görebiliyoruz. Rüya görmek çok kısa sürelerde, saniyeler hatta saliseler içinde gerçekleşiyor. Rüya, insan iradesi dışında gelişen, bazen görüldüğü gibi aynen gerçekleşen, bazen yoruma ihtiyaç duyan, bazen de hiç gerçekleşmeyen bir durumdur.

Bazı rüyalar ise ruh bedenden uzaklaşmadan görülüyor olabilir çünkü bu tür rüyaları görmekte olan kimseler, rüya görme anında, bazı fiziki tepkiler verirler. Bu tür rüyalar genellikle kafamızın meşgul olduğu şeylerle ilgili olabilir. Böyle rüyaların bir anlamı yoktur, gerçekleşmezler.

Rüyaya rağbet edilir mi diye düşünenler olabilir. Buna cevabı yine Kuran’ı Kerim’de bulabilirsiniz. Yusuf Sure’sini okumanızı tavsiye ederim.

12: YUSUF / 4. Hani bir vakitler Yusuf, babasına demişti ki: “Babacığım, ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı bana secde ederken gördüm.”

12: YUSUF / 5. (Babası:) “Yavrucuğum, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma sonra sana bir tuzak kurarlar çünkü şeytan, insanın düşmanıdır.” dedi.

Hepimizin de bildiği gibi Hz. Yusuf’un rüyası çıkmaya başladı ve en sonunda kardeşleri onun önünde secdeye kapandılar.

12: YUSUF / 99. Ne zaman ki onlar Yusuf’un yanına vardılar, işte o zaman Yusuf anasını ve babasını kucakladı, yanına aldı: “Buyurun Allah’ın dilemesiyle güven içinde Mısır’a girin.” dedi.

12: YUSUF / 100. Anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine oturttu ve hepsi birden Yusuf için secdeye kapandılar. Bunun üzerine Yusuf dedi ki: “İşte bu durum, o rüyamın çıkmasıdır. Gerçekten Rabbim onu “doğru rüya” kıldı. Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra Rabbim, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle ihsanda bulundu. Doğrusu, Rabbim dilediğine lütfunu ihsan eder. Şüphesiz O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

İnsan bazen rüyasında kendini cennet bahçelerinde bulur. Çok mutludur, uyanmak istemez. Bazen kendini bir canavarın kovaladığını görür. Nefes nefese kalır, uyanır. Koşmaktan kan ter içinde kalmış, yorgun düşmüştür. Bazen yangın içinde kalır, yanar. Çok acı duyar fakat uyandığı zaman rüyanın etkisiyle aynı ıstırabı bir müddet daha çekmeye devam etmesine rağmen fiziki bir yanığa sahip değildir. Rüyanın etkisinde kalmıştır. Rüya insan yaşamının bir parçasıdır. 

ÖLÜM VE KABİR AZABI

İnsanlar gerçek ecelleri geldiği zaman ruhlarını teslim ederler fakat ölüm anında hissettikleri ve gördükleri şeyler farklı farklı olur. Mü’min olarak ruhunu teslim eden biri, tıpkı uyurken olduğu gibi ruhunun ondan uzaklaşmasını fark etmez. O anda ona cennetteki makamı gösterilir ve onun ruhu kolayca fiziki bedeninden ayrılır.

16: NAHL / 32. Takva sahipleri o kimselerdir ki melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar: “Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennete!” derler.

Kâfir olarak ruhunu teslim eden birine de cehennemdeki yeri gösterilir ve ruhu vücudundan ayrılmak istemez. Melekler, onların sırtlarına ve yüzlerine vura vura canlarını alırlar.

8: ENFAL / 50. Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve “Tadın bakalım cehennem azabını!” diye diye canlarını alırken onların hallerini bir görmeliydin…

32: SECDE / 11. De ki: “Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz.”

50: KAF / 19. Ölüm sarhoşluğu gerçek olarak gelmiştir: “Ey insan işte bu kendinden kaçıp durduğun şeydir!” denilir.

56: VAKIA / 83,84,85,86,87. Sonunda ömür bitip can boğaza dayandığı zaman… O vakit siz bakar kalırsınız. Biz, ona sizden daha yakınız ama siz göremezsiniz. Mademki cezalandırılmayacağınızı İddia ediyorsunuz… Doğru söyleyenlerseniz hadi o canı geri çevirsenize…

6: ENAM / 93. Allah’a karşı yalan uyduran yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: “Bana vahyolundu ya da Allah’ın indirdiği gibi bir kitap da ben indireceğim.” diye iddiada bulunandan daha zalim kim olabilir? O zalimlerin halini, ölüm şiddeti içindeyken bir görsen… Melekler, onlara ellerini uzatırlar ve derler ki: “Ruhunuzu teslim edin. Bugün, Allah’a karşı haksız şeyler söylediğinizden ve O’nun ayetlerine karşı kibirlenmenizden dolayı alçaltıcı bir ceza ile cezalandırılacaksınız.”

16: NAHL / 28. Kendilerine zulmederken, meleklerin canlarını aldığı kimseler: “Biz kötü bir şey yapmıyorduk.” diyerek canlarını teslim ederler. Halbuki Allah, sizin yaptığınız şeyleri biliyor!

75: KIYAMET / 27, 28, 29, 30. Can köprücük kemiklerine dayandığı zaman insanlar: “Onu kim kurtaracak?” derler. Ölecek olan kişi, ayrılık zamanının geldiğini anlar. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk, Rabbinedir.

75: KIYAMET / 31, 32, 33, 34, 35. Çünkü o, namaz kılmadı, sadaka vermedi ve yalanlayıp sırtını döndü sonra kibirlenerek ailesine gitti. Layıksın sen bu azaba layık! Tekrar yine layıksın sen bu azaba layık!

4: NİSA / 48. Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Onun dışındaki günahlardan dilediğini bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah işlemiş ve Allah’a iftira etmiş olur.

4: NİSA / 17. Allah’ın kabul edeceği tövbe ancak bilmeden bir kötülük edip de sonra hemen tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbesini kabul eder. Allah, hikmet sahibidir ve her şeyi bilir.

4: NİSA / 18. Kötülükleri yapıp yapıp da nihayet kendilerine ölüm gelip çatınca: “Ben şimdi tövbe ettim.” diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tövbesi geçerli değildir. Onlar için elim bir azap hazırladık.

Uykumuzda ruhumuz, vücudumuzdan kısa sürelerle uzaklaşır ve sonra Allah’ın izniyle vücudumuza tekrar geri döner. Ölümün, ruhun bedenden ayrılmasıyla gerçekleştiğini hepimiz bilmekteyiz. Kabir azabının ise ruhun çektiği bir sıkıntı ile gerçekleşiyor olması muhtemeldir. Tıpkı rüyalarımızda olduğu gibi gerçekleşiyor olabilir: Rüyalarımızda yandığımız zaman çok canımız yanar fakat uyandığımız zaman fiziki bir yanığa sahip olmadığımız görülür.

Bunu şöyle izah edebiliriz: Kabirlerde kemiklerin yerli yerinde durması, insanın kabir azabı çekmediğini göstermez çünkü ölen insanın ruhu bedeninden ayrılmıştır. Öyleyse kişi ölürken nasıl cehennemdeki yerini görüyor ve ıstırap duyuyorsa; öldükten sonra da ruhu cehennemde yanmakta olduğunu görmeye devam eder ve ıstırap duyar. Kabir hayatı boyunca, günahkar bir ruhun bu tür kabuslarla cezalandırılıyor olması muhtemeldir. Mü’minün Suresi 45. ve 46. ayette Firavun ailesinin sabah ve akşam ateşe sokuldukları bildirilmektedir. Kesinlikle kabir azabı vardır. Biz bu ayeti inkar edemeyiz.

23: MÜ’MİNÜN / 45, 46. Nihayet Allah, onların kurdukları tuzaklardan bu zatı korudu. Firavunun kavmini ise kötü bir azap kuşatıverdi. Onlar sabah, akşam ateşe sokuluyorlar. Kıyametin kopacağı gün de: “Firavun ailesini azabın en çetinine sokun!” (Denilir.)

Bu ayette, henüz kıyamet kopmadan önce de “firavun ailesinin sabah akşam ateşe sokulduğundan” bahsedilmektedir. Kıyametin kopacağı gün ise onlara yapılacak olan azabın “daha da çetin” olacağı bildirilmektedir. İnsan uykusunda nasıl kabus görüp huzursuz oluyorsa günahkar insan da öldüğü zaman kabir hayatı boyunca kabuslar görüp huzursuz olur. Ölüm bir tür uykudur. Kıyamet günü bu uykudan uyandırılacağız. 

Şöyle düşünenler olabilir: Erken ölenle geç ölen kişinin kabir azabı çekmesi eşit olmayacaktır. Burada bir adaletsizlik yok mudur? Düşünecek olursak gece boyunca rüya görmüş olsak bile uykudan uyandırıldığımız zaman son gördüğümüz rüyayı hatırlarız veya hiçbir şeyi hatırlamayız. Böyle olunca “mezarda kalınan sürenin ve görülen kabusların” kişiler açısından hiçbir anlamı kalmaz.

Kâfir insanlar, uyandırıldıkları zaman kabirlerinde çok kısa bir süre kaldıklarını zannederler. Uyanıp gerçekle yüz yüze gelince gördüklerinin birer rüya olduğunu anlarlar: “Kim kaldırdı bizi yattığımız yerden?” derler.

79: NAZİ’AT / 46. Kıyamet gününü gördüklerinde (kabirlerinde) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.

36: YASİN / 52. “Eyvah!” derler: “Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Peygamberler doğru söylemişler! Rahmanın vaat ettiği şey bu!” 

18: KEHF / 100, 101. Gözlerini ona karşı kapatan ve onu işitmeye tahammül edemeyenlere; hesap günü geldiğinde, cehennemi alenen göstereceğiz.

11: HUD / 123. Göklerin ve yerin SIRRI yalnız Allah’a aittir. Her iş O’na döndürülür. Öyleyse O’na kulluk et ve O’na güven! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.

Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinizden eksik olmasın. Selam ve sevgiyle kalın. Keyifli okumalar.